2. Bölüm: Perde açılsın.
'Sanırım o, ruhumu duygularla doyuracak ve büyütecek kişiydi.'
---
Denk geliş mi, değil mi anlamadığım tek bir cümleyle başladı hikâyemiz. Değişmek istemiş ve değişime aşkı tadarak başlamıştım. Önce bir süre konuştuk, onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum bile. O bana kendisini anlatıyordu, sevdiği şeyleri, sevmediği şeyleri biliyordum artık. Yeni keşfettiği şarkıları bana gönderiyordu, birlikte dinliyorduk, yeni keşfettiği bir filmden bahsediyordu, birlikte izliyorduk.
İlk kez birinin beni tanımasına izin vermişliğin huzursuzluğu vardı üzerimde, ama hissettirdiği o huzur da bambaşkaydı. Aşk böyle bir şey miydi? İki zıt duyguyu aynı anda kalbinde taşımak mıydı?
Bana değer veriyor ve bunu bir şekilde belli ediyordu. Beni merak ediyordu, ne yaptığımı, neleri sevip sevmediğimi, hayatımı. Beni yargılamayan, beni kibirli bulmayan tek kişi bile olabilirdi.
Hayatımda ilk kez birini özlüyordum, biriyle konuşmak için ilk kez saatleri iple çekiyordum. Biriyle konuşacak olma ihtimali bile beni heyecanlandırıyordu, ilk kez. Sanırım o, ruhumu duygularla doyuracak ve büyütecek kişiydi.
Tek sorun, onunla ne yüz yüze ne de telefonda konuşabilmiştik. Sesini sadece attığı videolarda duymuştum. Telefonla konuşma konusu açıldığında mutlaka bir işi çıkıyordu. Yüz yüze konuşmamız da mümkün değildi, çünkü kısa süreliğine şehir dışına çıktığını söylemişti.
Bunları sorgulamıyordum, çünkü aslında işime geliyordu. Onu görmeye, onunla konuşmaya hazır değildim. Bu beni geriyordu. Görüntülü konuşmalarda çirkin çıkacağımı, sesli konuşursak sesimi beğenmeyeceğini düşünüp duruyordum. Yüz yüze geldiğimizde de yine beni beğenmeyecek olmasından ve benden ayrılma ihtimalinden korkuyordum.
Bu benim ilk ilişki tecrübemdi, belki bütün bu duygularım normaldi, belki de değildi. Bunu zamanla öğrenecektim. Fakat bir ömür yalnız kalmış birine göre, bu dört ayda ona o kadar alışmıştım ki, ilk kez yalnız kalmaktan korkuyordum. Onun hayatımdan çıkışı, benim düşüşüm olacaktı sanki. Ya da ben hissettiğim bağlılık duygusundan dolayı böyle hissediyordum. Ne olduğunu bilmesem de hissettiklerim, onu alttan almamı sağlıyordu.
Bazen bu yüzden kötü hissediyordum. Onun dışında biriyle konuşmak, bunun normal olup olmadığını sormak istiyordum. Fakat hayatımda bunu sorabileceğim, uzun uzun anlatıp, tavsiye isteyebileceğim hiç kimse yoktu. Bense bu şekilde kendime olan saygımı yitirmekten korkuyordum. Yalnız kalma korkum, bu korkumu bastırmasaydı belki de bunun önüne geçebilirdim.
Ama korkumun bastıramadığı da bir şey vardı; güvensizlik. Aslında içten içe güvenmemekte haklı olduğumu da biliyordum. Kendimi kandırmak kolayıma geldiği için bir şey yapmadan bekliyordum. Hayatım boyunca her yanımı saran yalnızlığım beni her şeye inanmaya ya da inanmış gibi yapmaya müsait hâle getirmiş olmalıydı. Sevilmek, benim hiç karşılaşmadığım bir şeydi ve bunun için bazı yalanları yutmaya çalışıyordum. Bunu o kadar iyi yapıyordum ki, o yalanlar benden bile sır gibi saklanabiliyordu.
İlk kez görünmez hissetmiyordum, ilk kez bu dünyada var olduğumu hissediyordum ve bu duygudan hoşlanıyordum. Belki de Rüzgar'dan önce sevilmeyi sevmiştim. Bunu da henüz bilmiyordum. Kendimi dışarıdan izleyebilseydim kesin bir karar verebilirdim, ama olayların içinde bulunduğunuzda aptalı oynamayı tercih edebiliyordunuz.
Yine de yerimde saymaya devam etmek istemiyordum. Yalnız olmamak ve sevilmek hoş duygular hissettirebilirdi, fakat aynı zamanda kafamın içinde koşuşturan belirsizlikler de bulanık hissettiriyordu. Şimdiye kadar hayatımda sadece ben vardım, şimdi kendime olan saygımı da kaybedersem benden geriye hiçbir şey kalmayacaktı. Bu yüzden bir adım atmanın ve 'dur' demenin zamanı gelmişti.
Taşınma işlerini bitirir bitirmez buna bir son verecektim. Rüzgar'la bu konuyu konuşacak, ona gerçek hislerimden ve ona karşı duyduğum bu güvensizlikten bahsedecektim. Bu şekilde yürüyemezdi ya da günün sonunda ben yürüyemez hâle gelirdim. Onu kaybetmemek için kendimi kandırdığım her an kendime olan güvenimi de kaybediyordum.
Düşüncelerim, yüzümdeki gülümsemeyi siyaha boyadı. Gözlerimi evde dolaştırdım, bana yetecek kadar küçük ve şirin bir evdi. Küçük bir salon, bir oda, mutfak ve banyo vardı, bahçeli bir evdi. Ev çok eskiydi, ama idare ediyordu. Ben de zaten bu evi seviyordum, taşınma nedenim başkaydı. Evi tutarken bu işi çok aceleye getirmiş ve sadece kira fiyatlarına odaklanmıştım. Çünkü sokaktaydım ve param çok azdı. O yüzden nereye yakın, nereye uzak umursamamıştım.
Ev hem pastaneye, hem de üniversiteye çok uzak kalıyordu, ayrıca tenha bir yerdeydi. Yakın çevrede ne market, ne eczane vardı. Her şeyi eve gelirken almak zorundaydım, unuttuğum bir şey olursa yeniden uzun uzun yürüyerek geriye dönmem gerekiyordu. Zorlanmaya başladığım için taşınmaya karar vermiştim.
Pastanede çalışırken para biriktirmiş, kendimi toparlayabilmek için elimden geleni yapmıştım ve sonunda üniversiteye de pastaneye de yakın bir apartmanın ikinci katından daire tutmuştum. İki gün sonra taşınacaktım. Taşınacak olmak beni heyecanlandırdığı için tekrar gülümsedim ve Rüzgar'a cevap yazmaya başladım.
Kime: Rüzgar
"Ben de özledim."
İki dakika kadar sonra cevap geldi.
Kimden: Rüzgar
"Taşınma işlerin bitince bana daha fazla zaman ayırırsın diye düşünüyorum."
"Sana bağlı." diye mırıldandım kendi kendime.
Kime: Rüzgar
"Evet."
Her zamanki gibi ikimizi de kandıracak bir cevap vermiştim, her ne kadar huzursuz hissetsem de buna bir son vereceğimi düşününce bir nebze iyi hissediyordum.
Kimden: Rüzgar
"Ne yaptın, ev bulabildin mi?"
Kime: Rüzgar
"Buldum, çok şükür. Taşınıyorum bu pazar."
Kimden: Rüzgar
"Sonunda. Nerede peki ev?"
Kime: Rüzgar
"Yeni olduğu için adresi aklımda kalmadı, ama üniversiteye yakın bir yerde. Taşınınca söylerim artık."
Kimden: Rüzgar
"Anladım canım. Benim şimdi biraz işim var, çıkmam gerek. Seni seviyorum."
Kime: Rüzgar
"Ben de. Görüşürüz."
Kimden: Rüzgar
"Görüşürüz."
Konuşma bittikten sonra sıkıntılı bir nefes verdim ve ayaklandım. Odama geçip telefonu şarja taktıktan sonra yatağıma yattım. Çalıştığım pastane tadilatta olduğu için işe gidemiyordum. Taşınmak için en uygun zamanı seçmiştim. Yetiştirememe durumum olmayacaktı, yine de işi aceleye getirdiğim için fazlasıyla yorulmuştum. Her zaman böyleydim, hayatta sahip olduğum pek bir şey yoktu, fakat hep bir yere yetişmem gerekiyor gibi yaşıyordum hayatımı.
--- 2 gün sonra. (Pazar) ---
Dün eşyalarımı yeni eve aldırmıştım. Bugün artık taşınıyordum. Çağırdığım taksi geldiğinde bavulumu ve kitaplarımı yerleştirdiğim sırt çantamı alıp çıktım. Taksicinin yardımıyla bavulu ve çantayı arabaya yerleştirdikten sonra yola çıktık.
İçimde garip bir mutluluk taşıyordum. Başta taşınma konusunda biraz tereddütlüydüm, çünkü bu yeniliğe alışıp alışamayacağımdan emin değildim. Bir apartmanda yaşamaya karar verdiğimdeyse bu tereddüt daha da artmıştı. Çünkü apartmanda herkes herkesi tanır gibi geliyordu. Bu, beni zorlayacaktı. Yine de içimden bir ses bu şekilde her şeyin daha güzel olacağını fısıldıyordu.
Bir saat kadar süren yolculuğumuzdan sonra taksi apartmanın önünde durdu. Parayı ödedikten sonra aşağı indim, önce çantamı aldım, daha sonra şoförün de yardımıyla bavulu arabadan indirdim. Adama teşekkür ettikten sonra apartmanın girişine doğru adımladım. Attığım her adımda biraz daha heyecanlı hissediyordum.
Ben apartmandan içeriye girmeden, içeriden bir kadın çıktı. Bana gülümseyip baş selamı verdikten sonra yanımdan geçip gitti. Bundan bahsediyordum, burada herkes birbirini bir şekilde tanırdı. Tanımasa bile selam verme nezaketini gösterirler, günün birinde tanışmaya çalışırlardı. En azından bana öyle geliyordu.
Derin bir nefes aldım ve nihayet içeriye girdim. Merdivenleri kullanarak ağır ağır yukarıya çıktım ve kiraladığım dairenin önünde durdum. Yine merdivenlerden bir ses geldi, aşağıdan birileri geliyordu. İstemsizce dönüp kimin geldiğine baktım, bir adam küçük bir kızın elinden tutmuş yukarıya çıkıyordu. Muhtemelen baba kızdı, adam bana bakıp gülümsedi ve az önceki kadın gibi baş selamı verdi. Daha sonra birlikte üçüncü kata çıktılar.
Yeni insanlar ve yaşayacaklarım şimdiden avuç içlerimin terlemesine neden olmuştu. Bir kişiyle daha karşılaşmadan eve girmek istiyordum. Zaten cebimde olan anahtarı çıkardım ve titreyen ellerimle anahtar deliğine soktum. Kapıyı açmaya çalışırken yine bir ses duydum, başka bir kapının açılma sesi. Gözlerimi sıkıca kapattım ve derin bir nefes aldım. Daha sonra gözlerimi açtım ve bu sefer kime selam vereceğimi merak ederek omzumun üzerinden arkaya baktım.
Karşı daireden çıkan kişiyi görünce kaşlarım düz çizgi hâlini aldı, bozguna uğramıştım. Bu, mümkün olabilir miydi? Uzun bir süre şaşkınlıktan tepki veremedim. 1.90 boylarında, ela gözlü, koyu kahverengi saçlara sahip bu adam gerçekten de Rüzgar'dı. Hâlâ şaşkındım, bunun nasıl mümkün olabileceğini sorguladım. Ama tek şaşıran bendim, çünkü o beni fark etmemişti bile.
Baştan aşağı bir kez daha süzdüm. Üzerinde beyaz tişört ve siyah kot bir pantolon vardı. Kaşları çatıktı ve dalgın gibiydi. Evin kapısını aralayıp içeriye doğru seslendi.
"Simay hadi!"
Kaşlarımı çattım. Simay da kimdi? Ve Rüzgar neden hâlâ beni fark etmemişti? Kendime gelmeye çalışarak, beni fark etmesi için boğazımı temizledim ve nihayet dudaklarımı araladım.
"Rüzgar?"
Bakışları anında beni buldu, ela gözleri gözlerimi bulduğunda uzun uzun baktı. Ama yabancı gözlerle. Kalbimin atış hızı biraz daha şiddetlendi, onu görmenin heyecanına şimdi de korku eklenmişti. Neler oluyordu?
"Buyurun?" dedi, nihayet bir şey söyleyebildiğinde.
Peki 'buyurun' ne demekti? Beni tanımamış mıydı? İkinci bir şok dalgası vücuduma yayılırken ne diyeceğimi bilemez hâlde ona bakmayı sürdürdüm.
"Bir şey-"
Söylediği cümleyi yarım bırakmasına neden olan şey, Rüzgar'ın çıktığı daireden çıkan başka biriydi. Liseli olduğunu düşünmüştüm ilk görüşte, sarışın, mavi gözlü olan bu kız masum ve çok tatlı bir yüze sahipti. Onunla göz göze geldiğimizde donakaldı. Afalladım, çünkü Rüzgar'ın gözlerinde görmeyi beklediğim ifadeyi kızın gözlerinde görüyordum. Kız da en az benim kadar şaşkın görünüyordu. Bakışları bizim aramızda mekik dokurken, ben Rüzgar'a döndüm.
Hâlâ benden bir cevap bekliyor olmalıydı. Ben tam ağzımı açıp bir şey söyleyecekken kız aniden Rüzgar'ı kolundan tuttu ve eve doğru çekiştirmeye başladı.
"Abi, içeri gelmen lâzım. Çok önemli, sadece iki dakika. Lütfen."
Rüzgar'ın konuşmasına fırsat vermeden onu eve sokmayı başarmıştı. Çatık kaşlarla Rüzgar'ın söylenerek eve girişini izlerken duyduğum şeyin farkındalığını aniden yaşadım. Rüzgar'ın bir kardeşi mi vardı? Neden ondan hiç bahsetmemişti? Üst üste yaşadığım şoklar kafayı yedirtecek cinstendi. Olduğum yerde öylece kalakalmıştım, resmen hiçbir açıklama yapmadan gitmiş ve beni burada bırakmıştı. Bana bir açıklama borçluydu. Kesinlikle bana bir açıklama borçluydu.
___
Yazarın anlatımıyla.
_
Simay Rüzgar'ın eve girmesini sağladıktan sonra kapıyı kapattı. Salona geçti ve telaşla evin içinde volta atmaya başladı. Düşünceli bir hâli vardı. Rüzgar'sa ne olduğunu asla anlamamıştı, hâlâ durup Simay bir açıklama yapacak diye bekliyordu.
"Abiciğim, volta atmayı öğrendin de beni bunu izlemek için mi çağırdın?"
Simay hiçbir şey söylemeden odanın içinde volta atmaya devam etti.
"Neler oluyor Simay?" Rüzgar bıkkın bir nefes verdi. Kollarını iki yana açtı. "Çok önemli dediğin şey ne, artık açıklayacak mısın?" Aklına gelen şeyle kaşları çatıldı. "Sen o kızı tanıyor musun yoksa? O yüzden mi endişelendin?"
Simay anında abisine döndü ve endişe barındıran cümlelerini art arda sıraladı.
"Sana bir şey mi dedi? Ne dedi? Sen ne dedin? Konuştunuz mu? Ne konuştunuz?"
"Simay, nefes alır mısın?" Simay'ın telaşı abisine de huzursuz hissettirmişti. "Bir şey konuşmadık. Bana seslendi, ben de 'buyurun' dedim sadece. Konuşmamıza izin vermedin ki."
Simay bir anda ağlamaya başladı. Rüzgar neye uğradığını şaşırmış gibiydi, refleksle ellerini kaldırdı sanki Simay'ın gözyaşlarını tutabilecekmiş gibi.
"Neden ağlıyorsun?" diye sordu, gerilmişti. "Neler oluyor Simay, söyle artık?!"
Simay Rüzgar'ın ellerini tuttu.
"Abi bana yardım etmen lâzım. Ne olur abi, yardım et bana." dedi gözyaşları içinde. "Söz veriyorum, her şeyi düzelteceğim."
Rüzgar'ın da artık sabrı kalmamıştı, Simay hiçbir şey açıklamadan ağlıyor ve yardım istiyordu. Üstelik kardeşi on yedi yaşına yeni basmıştı ve en zor dönemleriydi, Simay'sa bunu daha da zorlaştırıyordu.
Rüzgar üzerine gitmemek için sakinleşmeye çalıştı.
"Sakince konuşalım mı abiciğim? Ne yardımından bahsediyorsun? Neyi düzelteceksin?"
Simay'ın sakin olmaya asla niyeti yoktu, ağlamaktan nefes nefese kalmıştı.
"Ben çok kötü bir şey yaptım." diyebildi sadece, gerisini getirmekten korkuyordu.
"Ne yaptın Simay? Söyle ne söyleyeceksen, sinirleniyorum artık."
"Ben.."
"Evet sen?" dedi Rüzgâr, iyice tahammülsüzleşmişti.
Simay gözlerini kapatıp, derin bir nefes aldı ve tekrar açtı. Tek nefeste açıklamaya karar vermişti.
"Ben sahte bir hesap açtım, senin ismin, fotoğrafların ve videolarınla kapının önündeki o kızı kandırdım."
Rüzgar sessizce güldü, birkaç saniye sonra kafasını geriye atıp kahkaha attı. Gülüşleri solunca Simay'a baktı, hâlâ gülümsüyordu.
"Tüm gece bu şakayı mı düşündün?" diye sordu, elini kapıyı işaret eder gibi boşluğa doğru salladı. "O kızı da sen buldun, değil mi? Gerçekçi olsun diye."
Simay dolu gözlerle başını iki yana salladı.
"O kız.." diye mırıldandı, sesi içine kaçmış gibiydi. "Seni sevgilisi sanıyor."
Rüzgar'ın yüzünde kalan son tebessüm kırıntısı da yok oldu, kaşları havalandı. Donakalmış bir şekilde uzun bir süre Simay'ı izledi.
"Çok pişmanım." dedi Simay, abisinin konuşmayacağını anladığında. "Böyle olacağını bilemezdim. Lütfen idare et şimdilik, düzeltmeye çalışacağım. Lütfen. Söz veri-"
Rüzgar aniden bağırdığı için Simay cümlesini tamamlayamadı.
"O kız ne sanıyor dedin?"
Rüzgar'ın takıldığı tek cümle buydu; 'O kız seni sevgilisi sanıyor.'
"Özür dilerim... N'olur bana biraz zaman ver. Bir yolunu bulup anlatacağım, lütfen... Sadece şimdilik idare et, onu tanıyormuş gibi yap. Abi, n'olur..."
Rüzgar dişlerini sıktı, bağırıp çağırmak istiyordu, fakat bunları yapamadı. Öfke ve telaş karışımı bir duyguyla evin içinde volta atmaya başladı. Bu sırada kapı çaldı, Simay hemen kapıya doğru yürüdü ve kapı deliğinden bakınca Yağmur'un hâlâ orada olduğunu gördü. Korkuyla ve yalvaran gözlerle abisine baktı.
"Yağmur geldi..." Abisi ona öfke dolu bakışlar atarak yanına geldi. "Yardım edecek misin bana? Durumu idare edecek misin?"
Rüzgar kardeşinin umutlu gözlerini izledi bir süre, sonra o da kapı deliğinden baktı. Düşünmeye fırsatı kalmamıştı, adını bile daha yeni öğrendiği kız onu sevgilisi sanıyor ve ısrarla kapıyı çalıyordu. Bir cevap bekliyordu, bir açıklama istiyordu.
"Abi, artık bir karar vermen gerekiyor."
Rüzgar Simay'a bakar bakmaz Simay başını önüne eğdi, fazlasıyla utanıyordu yaptıklarından. İşaret parmağını uyarma amacıyla kardeşine doğru salladı abisi.
"Sadece şimdilik Simay. Sadece şimdilik sana zaman veriyorum. Önce bana, sonra da o kıza her şeyi anlatacaksın. Anladın mı?"
Kapı çalmaya devam ederken Simay gözyaşlarını sildi.
"Çok teşekkür ederim abi, çok teşekkür ederim. Söz veriyorum, anlatacağım her şeyi."
Rüzgar gözlerini ondan ayırdı, derin bir nefes aldı, eli kapı kolundaydı ama açmaya cesareti yoktu. Birkaç saniye sonra anlık cesaretle kapı kolunu indirdi ve sonunda Yağmur'la karşı karşıya geldi. Ona öfke ve şaşkın gözlerle bakan kıza, o merakla bakıyordu.
Ne yapacağını düşündü. Sevmediği ve hatta tanımadığı bu kıza nasıl sevgilisiymiş gibi davranacaktı? Gerçekten onu kandırabilecek miydi? Bu oyuna dahil olacak mıydı?
Yağmur bu hikâyenin başlangıcının aylar öncesine dayandığını sanıyordu. Oysa asıl hikâye şimdi başlıyordu.
Perde açılsın.
Oyun başlasın.

