İçeriğe geç

Rüzgarın Gölgesi

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Rüzgarın Gölgesi

Bölüm 1

1.Bölüm: Denk gelişler.

Merhaba.^^

Buraya ilk önce wattpadde yayınladığım ve bunu yazdığımda 199 Bin okunmuş ilk kurgumu yayınlamaya geldim. Sayıyı belki hikâyeye güvenirsiniz diye söylüyorum çünkü burada okunmak çok zor geldi bana ): Umarım beğenirsiniz.

Bu arada bölümleri wattpadden kopyalayıp direkt buraya attığım için paragraflarda sıkıntı olabailir. Maalesef kontrol etmeye zamanım olmadı. Paragraflar wattyde bu kadar yakın değildi. Ben de anlamadım. Burayı henüz çözemedim...

Keyifli okumalar dilerimm.♡

__

1. Bölüm: Denk gelişler.

"Çünkü yağmur yağdığında durdururdu rüzgarı.."

__

Nihayet, kahvemi alıp kendimi koltuğa attım. Çok yorulmuştum. İki gün sonra taşınacaktım ve son güne bırakırsam yetişmez endişesiyle eşyalarımı toplamaya başlamıştım bugün. Başımı geriye atıp gözlerimi kapattığım sırada telefonuma gelen mesaj sesiyle gülümsedim. O olduğuna emindim. Çünkü bana mesaj atacak başka bir tanıdığım yoktu.

Kimden: Rüzgar

Özledim...

Yüzümdeki gülümseme büyüdü. Onunla dört ay önce sosyal medyada tanışmıştık. Onu tanımadan önce bir robottan farksızdım ve fazlasıyla yalnızdım. Hatta dünyada yalnızlık diye bir kavram olmasaydı, muhtemelen ben yine bu kavramın parlamasına neden olurdum.

---4 ay önce---

Çocuk Esirgeme yurdunda büyüdüm ben. Bir şekilde çalışıp üniversiteyi kazandım. On sekiz yaşımda yurttan çıktıktan sonra ev kirası ve ihtiyaçlarımı ödemek için bir pastanede part time çalışmaya başladım. Hem okulu, hem işi aynı anda yürütüyordum. Hayatım hep çalışmakla, bir şeylere çabalamakla geçmişti.

Bu hayatta yapabilecek başka hiçbir şeyim yoktu. Eğlenecek arkadaşlarım, sevebileceğim biri, vakit geçirebileceğim bir ailem...

Ben kendimi bildim bileli yalnızdım. Ve bu yalnızlık, benim kendimi özgüvensiz bir şekilde yetiştirmeme neden olmuştu.

Öyle ki, benimle bütünleşmiş olan bu yalnızlığın zıttından korkuyordum. Kalabalıklardan, yüksek seslerden, insanlardan, onlarla konuşmaktan, onlara ait olan her şeyden. Sanki bütün hislerim, zaman içinde dünyayla aramdaki kapıya bir kilit vurup, anahtarını kırmıştı. Bense kapının arkasında yapayalnız kalmıştım. Dahası, öyle bir noktadaydım ki, o anahtar elime geçse bile kapıyı açma cesaretini gösteremezdim.

Bu durumum nereye gidersem gideyim ayaklarıma dolanmış, ya tökezlememe ya da düşmeme neden olmuştu.

Birisi sadece adres sorduğunda bile cevap veremeyip kaçıyordum. Girdiğim herhangi bir mağazada insanlarla doğru düzgün iletişim kuramadığımdan dolayı ya istemediğim bir şeyi sırf kurtulmak için alırdım, ya da hiçbir şey alamadan yine çıkıp kaçardım.

Dışarıda açlıktan ölsem bile yemek yiyemiyordum. İnsanların gözlerinin içine bakamıyordum. Tanımadığım biriyle telefonda konuşamıyordum. Çok az fotoğrafım vardı, çünkü kendimi görmeye tahammül edemiyordum. Kocaman dünyanın ortasında kalmış, her an üzerine basacakları silik bir böcek gibi hissediyordum.

Bütün bunlar insanların günlük hayatında yaptığı sıradan şeylerdi oysa ki. Benim içinse sadece işkence. Bunların her biri benim boğazımı sıkan, görünmeyen ellerdi. Ben korkaktım. Hayattan korkuyordum, dünyadan ve insanlardan korkuyordum.

Ama ne yazık ki, insanlardan korktuğum için odama kapanma gibi bir şansım yoktu. Ben odama kapandığımda dışarıya çıkıp benim için çalışacak bir ailem de yoktu. Aşmalıydım. Çünkü yalnızdım. Dışarı çıkmalıydım, insanlarla iletişim kurmalıydım, çalışmalıydım, karnımı doyurmalıydım. Nefes alıyorsam, yaşamalıydım. Anahtarı olsa bile açamayacağım o kapıyı kırmak zorundaydım. O kapının arkasında hiçbir şey yapmadan ölmeyi bekleyemezdim.

Dışarıda odaya ışığı yansıyan koca bir dünya vardı, onu görmeye ben ve benim gibilerin de hakkı yok muydu? Belki terk edilmek yerine sevgi dolu bir ailede büyümüş olsaydım, şu an bunları düşünüyor olmazdım. Ama ben bunları düşünmeye mecbur bırakıldım. Ben kendi hapishaneme mecbur bırakıldım. Ben dışarıdaki dünyaya mahrum bırakıldım.

Şimdi hayatımın sayfalarına göz gezdirince görüyorum ki bütün sayfaları boş kalmış. Bir çocukluk arkadaşım olmamış, en sevdiğim masal, en sevdiğim ninni olmamış, çünkü hiç duymamışım duymam gereken kişilerden. Hatırladığımda güldüğüm bir düşme anım olmamış çocukluğumdan kalan, bütün düşüşlerim acıtmış hep. Hem dizlerimi, hem de kalbimi.

Çocukluk aşkım olmamış, ilk aşkım olmamış, uğruna her şeyi göze alabileceğim bir arkadaşım olmamış, okuldan kaçmamışım hiç, kimse benim için ailemden izin almamış, gerçi benim hiç ailem de olmamış. Doğum günü kutlamamışım, hiç doğum günü hediyem olmamış. Aldığım herhangi bir hediye de olmamış. Hiç çiçek almamışım birinden. Kimseye hevesle hediye alıp götürmemişim.

Hiçbir anneler gününe mutlu uyanmamışım. Ben anneme hiç hediye almamışım, ben annemi hiç tanımamışım. Ailemle hiçbir arkadaşımı tanıştırmamışım. Ben aileme küsmemişim bile. Azar yememişim annemden, babamdan. Kalbim kırıldığı için gidip bir köşede oturmamışım. Beni terk ettikleri için kırılmış kalbim, olduğum her yere taşımışım o kırıklıkları, ama yine de oturup beklememişim gelip gönlümü almalarını.

Bir kardeşim olmamış mesela. Ben hiç kardeşimin sırrını saklamamışım. Ben hiç kardeşimle kavga etmemişim. Ben hiç eğlenmemişim. Ben hiçbir şey yapmamışım. Ben hep bir hiçmişim.

Sanki bedenim yaşamış hep, fiziksel olarak var olmuşum sadece. Hayatta kalmak için çalışmışım, çabalamışım. Korkularımı aşmam için yanımda kimse olmadığından dolayı hep onları görmezden gelmek zorunda kalmışım. Korkarak çalışmışım, dışarı korkarak çıkmışım, kalabalığa büyük bir korkuyla girmişim, hayatı hep boğularak yaşamışım. Ruhumun varlığından hiç haberim olmamış benim. Kırılmayı, güvenmeyi,

üzülmeyi, sevmeyi, sevilmeyi hiç hissetmemişim.

Doğduktan sonra insanlara öğretilen temel şeyler nelerdir? Konuşmak, yürümek, giyinmek, koşmak, kendi başına yemek yemek, yazmak, okumak ve daha bir sürü şey. Bunlar bedenlere öğretilenler. Peki ya ruhumuz? Ruhumuz neleri öğrenir? Fiziksel olarak büyüdüğümüz gibi ruhsal olarak da büyümemiz gerekmez mi? Ruhumuzda büyür, ona da duygular öğretilir.

Sanki ben fiziksel olarak büyümüşüm, ama ruhum hep çocuk kalmış.

Peki ya neden? Benim gibi yurtta onlarca çocuk varken, neden sadece ben? Onlar hep birbirlerini aile olarak görmüşlerdi. Oradaki kızların kardeşi değil, kardeşleri olmuştu. Onlar birbirlerine yetmişti ya da kendilerini, birbirlerini ve beni bu yalana inandırmışlardı. Bu yalana inanmış, ama dahil olamamıştım hiç.

Biz aynı şeyleri yaşayıp, farklı tepkiler veren yalnız çocuk kalabalığından ibarettik. Zaman geçmiş, onlar kalabalık kalmış, bense o kalabalıktan sıyrılıp yalnız kalmıştım.

Ben kendime çekilmiştim, onlar da buna saygı duymuştu. Ama okula başladıktan sonra daha büyük bir işkenceyle karşılaşmıştım. Hiç tanımadığım bir kalabalığa girmiş, ilk kez o an öğrenmiştim boğulduğum hâlde ayakta kalmayı. Sonra daha fazla sıkmıştı hayat boğazımı, ayakta kalmam onu huzursuz etmiş gibi.

Bazı çocuklar bizlerle dalga geçmeye başlamıştı, zorbalık görüyorduk. Ailemiz yok diye, paramız yok diye, yalnızız diye... Bizim gördüğümüz işkence, onları eğlendiriyordu. Bizi ağlatan şeyler, onları güldürüyordu. Bizler onları güldürebilecek bir avuç malzemeydik sadece.

Diğerleri kalabalıktı, kendilerini savunurlardı. Kavga ederlerdi. Aynı şartlar altındaydık, ama onlar her zaman dikti. Bense yalnız kalmayı seçmiştim. Onların kalabalığına karışmamış, başka bir kalabalık tarafından ezilmiştim. Bütün bunlar benim daha fazla içime çekilmeme neden olmuştu.

Sonra biraz daha büyümüştüm. Lisede kimse beni ezmeye kalkmamıştı. Çünkü artık onlar da büyümüştü. Beni ezmeseler bile kimseye bir şey yapmamış olmama rağmen, herkes benden nefret ediyordu. Sınfın en çalışkanıydım, derslerimde başarılıydım, hocalar için ideal bir öğrenciydim, ama bu kadar. Kimse benden not isteyemezdi, kimse benden kopya isteyemezdi, kimse benden yardım isteyemezdi. Çünkü kimseyle konuşmazdım. Herkesin nefret ettiği inek öğrenciydim.

Üniversiteye geçtim, yine kimseyle konuşmadım ve kısa sürede herkesin benden nefret etmesine sebep olmayı burada da başardım. Herkese ters davranan, dışarıdan soğuk ve kibirli görünen biriydim. Oysa sadece korkuyordum ve bana yaklaşan insanlara dikenlerimi batırıyordum. Bu, benim için sadece ama sadece bir savunma mekanizmasıydı. Ben sadece kendimi koruyordum.

Okulda zorbalık gören, sürekli aşağılanan, ezilen biri olarak büyümenin de etkisiyle insanlar artık beni daha fazla korkutuyordu. Herhangi biriyle göz göze geldiğimde, kalp atışlarım şiddetleniyor, mideme ağrılar giriyor, avuçlarım terliyor ve nefesim kesiliyordu. Bense kolaya kaçıyordum, bu çizgiyi silip atmak yerine sadece kendime yetecek kadar çizgiyi geçiyordun.

İşime odaklanıyordum, derslerime odaklanıyordum. Dışarıdayken sadece yapmam gerekenleri yapıyor ve sadece söylemem gerekenleri söylüyordum. Daha fazlası için kendime iznim yoktu. Kendime özel belirli repliklerim vardı, dışarıdayken bir tek onları kullanıyordum.

Ama yaşım geçtikçe tam da şu anki gibi hayatımı sorgulamaya başlamıştım. Ne zamana kadar böyle devam edecektim? Ne zamana kadar yalnız kalacaktım? Benimle aynı yaştaki insanların mutluluğunu ne zamana kadar uzaktan izleyecektim?

Üniversitede birini görüyorum, benim yaşımda ve hamile. Çalıştığım pastaneye birileri geliyor, benim yaşımdalar ve çok mutlular. Yine pastaneye birbirlerini çok seven çiftlere servis yapıyorum. Yine pastanede bir adama benim yaşımdaki bir kıza sürpriz yapması için doğum günü pastası hazırlıyorum. İnsanlar görüyorum. Mutlu insanlar. Sevmeyi ve sevilmeyi bilen insanlar. Hiç terk edilmemiş insanlar. Korkak olmayan insanlar. Devam edebilen insanlar.

Bu zamana kadar tercih etmesem bile özeniyordum. Ve her özendiğimde kendime acıyordum. Onları imrenerek izlediğim her an fark ettiler mi diye endişeleniyor, kendimi toparlamaya çalışıyordum. Ve korktuğum o insanlara imrenerek geçirdiğim her günün sonunda odamın camı önünde yıldızları izleyerek tek bir cümle kuruyordum; Keşke benden bir tane daha olsaydı, kendime sarılırdım şimdi.

Bir yolu olmalıydı. O çizgiyi silmemin bir yolu olmalıydı. Dünyayla aramdaki o kapıyı kırmanın bir yolu olmalıydı. Hayata karşı duyduğum bu korkuyu yenmenin bir yolu olmalıydı. Öyle bir raddeye geldim ki internette bununla ilgili araştırmalar yapmaya başladım. Durumumun 'Sosyal anksiyete' denilen bir hastalığa ne kadar benzediğini fark ettim. Ama bunun bir hastalık olduğunu kesinleştirebilmek için psikoloğa ihtiyacım vardı. Benimse o kadar param yoktu. Param sadece karnımı doyurmaya ve evin ihtiyaçlarına yetiyordu.

Bunu kendi başıma aşmamın da bir yolu olmalıydı. İnternetten başka yardım isteyebileceğim biri ya da bir şey olmadığı için birden fazla siteye girdim. Sosyal fobiyle ilgili videolar izledim, bunu yaşayan insanların yorumlarını okudum. Günlerim böyle geçti.

Bir gün yine bu konuyla ilgili bir makale okurken yorumlar ilişti gözlerime. Hepsini okudum, ama bir yorum fazlasıyla ilgimi çekti.

"Ben de asosyal biriydim ama sosyal medya hesapları açtıktan sonra yavaş yavaş insanlarla daha iyi iletişim kurmaya başladım. Artık çevremde benden sosyali yok desem yeridir. Bakın! Çevrem diyorum, artık bir çevrem var."

Böyle bir yorum ve sonunda gülücükler...

Yapabilir miydim? Gerçekten başarabilir miydim? Sosyal medya hesaplarım vardı, fakat hiçbirinde tam anlamıyla aktif değildim. Hiç takipçim yoktu, kimseyi takip etmiyordum. Sanalda bile sadece hayaletten ibarettim. Peki değişmeye sanaldan başlamak gerçekten işe yarar mıydı? Bunu denersem ne kaybedecektim?

Sosyal medya hesaplarıma göz gezdirdim. Kendimi en yakın hissettiğim sosyal mecrayı seçtim ve hiç tanımadığım insanları takip etmeye başladım. Bir çoğundan geri dönüş aldım, kısa sürede tumblr'da takipçilerim oldu. Bu bana umut verdi, görünmez olmaktan kurtulacağıma dair.

Fakat erken umut etmiştim. Çünkü iki ay'ımı aldı. Rahatsız etme korkusuyla kimseye mesaj atamadım. Bu sürede bana mesaj atan birileri oldu, ama onlar da ikinci kez yazmadı. Sıkıcıydım, sohbetim sarmıyordu. Bu işleri beceremiyordum. Hâliyle insanlar da beni istemiyordu. Çünkü kendi dertleri varken bir de benim karamsar tavırlarımla uğraşamazlardı. Bu hayatta ilgi görmek için insanların deyimiyle 'kafa dengi' olmak gerekiyordu.

İki seçenek vardı. Sevilmek için ya değişmeliydim, ya da hiç sevilmemeliydim. Bense üçüncüyü seçtim, beni sevmek için değişmemi beklemeyen insanları beklemeye başladım.

İki ayın sonunda yalnızlığın benim kaderim olduğuna karar verdim. Ben yalnız doğmuştum, bu benim kaderimdi. Hayatımı zorlamamalıydım, onu bu şekilde kabullenmem gerekiyordu. Benim önüme koyulan ömrün tadı acıydı, geri çevirme gibi şansım da yoktu.

Hayatımdan uzaklaşmak için bir kitap seçip okumaya başladım. Her zamanki gibi. Birkaç saat sadece kitap okudum, hatta kitabı bitirmeme az kalmıştı ve bitirmeden uyumamaya kararlıydım. Telefonuma gelen bildirim sesi dikkatimi dağıtınca ofladım. Yeşil renkli ayracı kitabın arasına koyup kapağını kapattım. Uzanıp beyaz renkli komodinin üzerinden telefonumu aldım ve bildirimi açtım.

Kimden: @shadowofthewind

"Çünkü yağmur yağdığında durdururdu rüzgarı.."

Birkaç dakika ekrana boş gözlerle baktım. Mesajı anlamamıştım, öncesinde bir şeyler konuşmuş olsaydık bir anlam verebilirdim. Kaşlarımı çattım ve mesajı atan kişinin bloğuna girdim. Alıntılar, resimler ve de birkaç şarkı paylaşmıştı.

'Gerçek sen kimse seni izlemediğindeki sendir.'

Altına 'müzik' diye not düşmüştü, muhtemelen bir şarkıdan alıntıydı. Biraz daha aşağıya indim. Birkaç kedi resmi vardı, birkaç tane kitaplarla ilgili resimler.

'Unutmayın, insanlar sizi kafalarındaki kalıba sığdıramadığında hasta diye nitelendirir.'

Bu yazının altına herhangi bir not düşülmemişti, muhtemelen kendisi yazmıştı. Ama bu yazı benim de hayatımı sorgulamama neden oldu. Ben bile insanların kafasındaki kalıba sığamadığım için kendimi 'hasta' olarak kabul etmiştim. Ve bu, kendime karşı bir kırgınlık yeşertti içimde.

Blogtan çıkıp mesaj sayfasına döndüm. Mesajdaki cümleyi biraz daha düşündüm, fakat yine de anlam çıkaramadım. Omuz silkip cevap yazmaya başladım.

Kime: @shadowofthewind

"Efendim?"

Bir dakika dolmadan cevap geldi.

Kimden: @shadowofthewind.

"Kendi çapımda etkileyici bir giriş yaparak sohbet başlatmak istemiştim sadece."

Bu dediğine gülümsemeden edemedim, ben edebiyat okuyordum,

yine de bu cümleden etkilenmemiştim.

Kime: @shadowofthewind

"Bence edebiyat konusunda kendini geliştirmelisin. Çünkü hiçbir yağmur, hiçbir rüzgarı durdurmaz."

Kimden: @shadowofthewind

"Bunu zaman gösterecek."

Kaşlarımı çattım. Neden bilmece gibi konuştuğunu soracaktım ki, bir mesaj daha attığı için yazdığımı sildim.

Kimden: @shadowofthewind

"İsmini öğrenebilir miyim?"

Kime: @shadowofthewind

"Yağmur."

Kimden: @shadowofthewind

"Anlaşılan yeterince etkileyici bir cümle kurmuşum Yağmur."

Gerçekten bilmece gibi konuşuyordu.

Kime: @shadowofthewind

"Anlaşılan?"

Kimden: @shadowofthewind

"Anlaşılan..."

Gözlerimi devirdim ve verecek cevap bulamadığım için anlamsızca ekranı izledim bir süre. Gözlerim kullanıcı ismine takıldı. Türkçe rüzgarın gölgesi demekti. Peki rüzgarın gölgesi ne demekti? Ben düşünmeye devam ederken bir mesaj daha geldi.

Kimden: @shadowofthewind

"Genelde klişe başlangıçlarla başlayan sohbetler ilerlemez. O yüzden farklı bir giriş yapmak istedim, ama seninle böyle de ilerlemiyor galiba."

Güldüm. Komik olduğu için değil, sinirlerim bozulduğu için. Başımı iki yana salladım. Denemediğim sürece tabii ki ilerlemezdi. Derin bir nefes verdim ve söylediğini görmezden gelerek yazmaya başladım.

Kime: @shadowofthewind

"Senin ismin ne?"

Benden de sadece bu kadarı beklenirdi. Bir kez daha gözlerimi devirdim, bu sefer kendimeydi.

Kimden: @shadowofthewind

"Rüzgar."

Mesajı görünce kaşlarım havalandı. Aklıma yazdığı ilk cümle geldi;

"Çünkü yağmur yağdığında durdururdu rüzgarı.."

Tesadüflere inanmazdım, zaten pek bulmazdı da beni. Peki ya bu neydi? Denk geliş değildi de, neydi?

-----

Bölüm hakkında düşüncelerinizi belirtirseniz sevinirim ^^

Instagram adı: @lno463l

Bölüm sonu

7 yorum

  • https ://discord.gg /SJtpHRWMFF Merhaba🌺3600+ üyeli yazar ve okur topluluğu adına buradayım. Sizi Discord'ta sohbet eğlence,oyun,dil sohbet (Native Ingilizlerle), kitap, vote, AI resim/sohbet botları temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli, tüm gün aktif sunucumuza davet ediyorum.Sunucumuzda özenle seçilmiş yazarlar ve okurların içinde sizi de görmeye mutlu oluruz.Sunucumuz keşfedilmemiş ve gelişmekte olan yazar ve okurlardan oluşuyor.Haftanın 5 günü sırayla bir yazarın kitabının 3 bölümü okunur yorumlanır,sunucuda isteğe bağlı iki tur var; "eleştiri ve destek"turları,eleştiri turunda yazarın nerede eksiği olduğunu ve iyi olduğunu söylüyoruz.Destek turu ise fazla vakti olmayan,sınavlara hazırlanan üyelerimiz içindir.Bu turda okuma zorunlu değildir ve görevleri fazla zaman almayan görevlerdir Etkileşimi az olan yazarlar için en iyi koşulları oluşturmaya çalışıyoruz.Sunucumuzda yarışmalar düzenliyor,bu yarışmaları kazananlara yorum,vote gibi ödüller veriyoruz.Sunucuda etkinlikler hazırlıyoruz.Bundan başka sunucumuzda 🏆Ayın Yazarı🏆 yarışmasıda geçirilmekte ve kazanana yorum vote ödülleri verilmektedir. Ilave bilgi için yazabilirsiniz Gruptan da bahsedeyim.Şu an 3600+ üyeye sahip her daim aktif. Sunucumuzda 13 yaşından 50 yaşına kadar her yaştan yazar ve misafir üye var. Her gün sosyalleşme etkinlikleri yapıyoruz.Bunlar role play, tiyatro gibi etkinlikler.Oyun kanallarımızda ise üyelerle lol, valorant, mafya,vampir köylü,cinayet çözme, gartic, among us gibi oyunlar da oynuyoruz.Eğlence için owo,satranç,kelime türetmece,adam asmaca gibi oyunlar da var.Her gece üyeler seslide toplanarak müzik dinliyor, sesli sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için burada yukarıdaki linktedi boşlukları bırakmadan oluşturup kopyalayın.Sonra discorda, Instagram'da ya da burada yoruma atın ve üzerine tıklayarak dahil olun. Anlamazsanız bana sorun.Bu linkin süresi asla geçmiyor ve her zaman dahil olabilirsiniz. Linke panomdandan da tıklayabilirsiniz.