İçeriğe geç

Rüya Hırsızı

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Rüya Hırsızı

Bölüm 3

Bölüm 3

Zaman, Yaman’ın dünyasında düz bir çizgi değil, kanayan bir yara gibiydi. Lara, bilincinin en karanlık dehlizlerinden birinde, kendi yansımasıyla burun burunaydı. Ancak bu yansıma, aynadaki bir görüntüden çok daha fazlasıydı; gözleri Lara’nınkilerden daha gri, gülümsemesi ise bir infazcının soğukkanlılığına sahipti.

Lara, elini buz gibi cama bastırdı. "Sen ben değilsin," diye fısıldadı, sesi boşlukta yankılanıp ona geri döndü.

Yansıması, Lara’nın dudakları hareket etmediği halde, "Ben senin sahip olmayı reddettiğin her şeyim," diye yanıtladı. Sesi, kadife kaplı bir bıçak gibi zihnini kesti.

Odanın atmosferi ağır, metalik bir kokuyla yüklüydü. Duvarlar sanki nefes alıyor, her genişleyip daraldığında Lara’nın kendi anılarından kopan fragmanları dışarı kusuyordu. Burası Yaman Reis’in laboratuvarıydı; insanın ruhunu atomlarına ayırıp, kendi korkularıyla yeniden inşa ettiği bir cehennem. Lara, bu labirentin merkezinde, Yaman’ın neden onu seçtiğini anlamaya çalışıyordu. Neden o? Neden bu kadar derin, bu kadar acımasızca bir oyun?

Kapı, menteşeleri inleyerek açıldı. İçeriye giren adam, odadaki tüm oksijeni tek bir hamleyle emdi. Yaman Reis; her adımı bir ritüel, her bakışı bir mülkiyet bildirisi olan adam. Üzerindeki siyah kaşmir paltonun yakaları hafifçe kalkıktı, gözlerindeki o karanlık, dipsiz ifade, Lara’nın zihnindeki labirenti bile yönetebilecek bir mutlakiyete sahipti.

"Kendiyle konuşan bir kadın, genelde ya delidir ya da gerçeği görmeye başlamıştır," dedi Yaman. Sesi, bir piyanonun en alt notaları kadar tok ve tehlikeliydi. Yavaş adımlarla Lara’ya yaklaştı, aralarındaki mesafe bir nefeslik alana indiğinde durdu.

Lara, geri çekilmek istedi ama ayakları yere mıhlanmıştı. Yaman’ın varlığı, bir deprem etkisi yaratıyordu. Parmak uçlarıyla Lara’nın çenesini kavradı, başını hafifçe yukarı kaldırdı. Dokunuşu sert değildi, ancak reddedilemeyecek kadar sahipleniciydi. "Söyle bana Lara, aynadaki o kadın sana ne dedi? Senin kaçtığın karanlıktan mı bahsetti, yoksa benim sana sunduğum özgürlükten mi?"

"Özgürlük mü?" Lara, alaycı bir gülüşle karşılık verdi, titreyen nefesini kontrol etmeye çalışarak. "Beni kendi zihnime hapsettin, Yaman. Bu bir özgürlük değil, bu bir otopsi."

Yaman, hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme, yüzünde nadiren beliren ve Lara’nın midesinde bir yerlerde tuhaf, karanlık bir çekim yaratan o nadir ifadedeydi. "Otopsi, bir şeyin nasıl öldüğünü anlamak için yapılır. Ben ise senin nasıl yaşadığını, enkazın altında hangi tutkuların nefes aldığını görmek istiyorum. Sen, benim için sıradan bir hedef değilsin, Lara Erdem."

Lara, adamın gözlerine baktığında, kendi ruhunun yansımasını orada gördü. Yaman sadece bir hırsız değildi; o, başkalarının rüyalarını çalıp onları kendi krallığında birer köleye dönüştüren bir mimardı. Peki, neden Lara? Cevap, Yaman’ın ceketinin iç cebinden çıkardığı eski, kenarları aşınmış bir fotoğrafta gizliydi. Fotoğrafı Lara’nın gözlerinin önüne tuttu.

Lara donup kaldı. Fotoğrafta, çocukluğunda hiç görmediği bir ev, yan yana oturan iki figür ve tam arkalarında, bugün bile hatırladığı o uğursuz simge vardı: Bir labirentin kalbine işlenmiş, kan kırmızısı bir mühür.

"Bu..." diye fısıldadı Lara, elleri titreyerek. "Bu benim ailemle ilgili... Bu yer, annemin rüyalarında bahsettiği o son ev."

Yaman, fotoğrafı geri çekerken sesi buz kesti. "Senin ailen, Lara, benim çok uzun zaman önce temellerini attığım bir düzenin ilk kurbanlarıydı. Ve sen, o düzenin kayıp anahtarısın. Seni buraya getirmem bir tesadüf değil, bir hesaplaşma."

Odanın ışıkları titremeye başladı. Duvarlar, sanki dışarıdan bir baskı geliyormuş gibi içeri doğru büküldü. Lara, Yaman’a doğru bir adım attı, nefret ve hayranlık arasında gidip gelen o tanıdık, tehlikeli çekim daha da güçlendi. "Beni öldürecek misin?"

Yaman, Lara’nın kulağına doğru eğildi. Sıcak nefesi, Lara’nın teninde ürpertici bir iz bıraktı. "Ölüm çok kolay, Lara. Ben seni kendimden, senin benden nefret etmeni istiyorum. Çünkü nefret, en az tutku kadar bağlayıcıdır. Sen benim rüyamda uyandın, şimdi ya benimle bu labirentin sonuna yürüyeceksin ya da kendi yansımana teslim olup silinip gideceksin."

Lara, adamın omuzlarına ellerini koydu, belki itmek için, belki de tutunmak için. Yaman’ın parmakları, Lara’nın beline dolanarak onu kendine çekti. Aralarındaki mesafe artık yoktu; sadece Yaman’ın o sert, otoriter kokusu ve Lara’nın kalp atışlarının düzensiz ritmi vardı.

"Neden ben?" dedi Lara, sesi son bir dirençle.

Yaman’ın gözleri bir anlığına karardı, içindeki o dipsiz boşluk yüzeye vurdu. "Çünkü," dedi fısıltıyla, "senin ruhundaki o parça, benim yıllar önce kaybettiğim tek şey."

Tam o sırada, odanın duvarları büyük bir gürültüyle patladı. Gerçekliğin parçaları etrafa saçılırken, Yaman hızla Lara’yı göğsüne bastırdı ve onu odanın ortasında beliren o karanlık, girdaplı boşluğa doğru çekti.

Lara, boşluğa düşerken Yaman’ın yüzüne baktı; adamın gözlerinde ilk defa bir pişmanlık pırıltısı mı gördü, yoksa bu da labirentin yeni bir illüzyonu muydu?

Boşluk onları yutmadan hemen önce, Yaman kulağına son bir cümle fısıldadı: "Asla unutma Lara, rüya hırsızı çalmaz, sadece emanetini geri alır."

Ve sonra, her şey sessizliğe gömüldü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.