Elif defterin kendi kendine açıldığını görünce bir adım geri çekildi. Sayfalar rüzgâr varmış gibi hızla çevrilmeye başlamıştı ama odanın içinde hiçbir hava akımı yoktu. Mert hemen deftere doğru uzandı fakat eli sayfalara değdiği anda hafif bir elektrik çarpması gibi geri çekildi.
“Yaklaşma,” dedi Mert sert bir sesle. “O şu an aktif.”
Elif nefesini tutmuştu. Ne olduğunu anlamıyordu. “Aktif mi? Ne demek bu?”
Defter bir anda durdu. Açık kalan sayfada tek bir sembol vardı. Daire şeklinde, ortasında ince çizgilerle çizilmiş bir kapı işareti.
Mert bu sembole bakınca yüzü gerildi. İlk kez Elif onun gerçekten korktuğunu gördü.
“Bizi çağırıyor,” dedi Mert kısık bir sesle.
Elif anlamaya çalıştı. “Kim çağırıyor?”
Mert cevap vermedi. Sadece Elif’e döndü.
“Şimdi dikkatli ol. Eğer söylediklerimi yapmazsan, geri dönemeyiz.”
Elif’in kalbi hızla atıyordu ama artık kaçacak yer olmadığını hissediyordu. Başını salladı.
Mert deftere doğru bir adım attı ama bu kez dokunmadı. Sadece yaklaştı.
“Bu kapı gerçek bir yer değil,” dedi. “Rüyaların birleştiği sınır noktası.”
Elif kaşlarını çattı. “Rüya mı? Ben zaten rüya görmüyorum şu an.”
Mert kısa bir bakış attı.
“Emin misin?”
Bu soru Elif’in kafasını karıştırdı. Çünkü son günlerde yaşadığı hiçbir şey normal değildi. Mesajlar, defter, yansıma… Hepsi gerçek gibi ama aynı zamanda rüya gibiydi.
O anda defterden hafif bir ışık çıktı. Sanki sayfaların içinden bir şey nefes alıyordu.
Mert hızlıca konuştu:
“Bunu açarsan, içeride ne varsa seni tanır. Ama dışarı çıkmak zor olur.”
Elif istemsizce deftere baktı. Işık daha da güçleniyordu. Sanki onu içine çekmek istiyordu.
“Ben ne yapıyorum burada?” dedi Elif panikle. “Bu normal değil.”
Mert Elif’e döndü.
“Normal olan hiçbir şey artık yok.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra ışık bir anda patladı.
Oda tamamen beyaza büründü.
Elif gözlerini kapatmak zorunda kaldı. Kulaklarında uğultu vardı. Sanki dünya dönmüyordu… başka bir şey dönüyordu.
Ve o anda Elif yere düşmedi.
Düştüğünü sandı.
Ama aslında ayakta duruyordu.
Gözlerini açtığında oda yoktu.
Mert yoktu.
Defter yoktu.
Sadece sonsuz, gri bir boşluk vardı.
Ve uzaktan aynı ses tekrar duyuldu:
“Hoş geldin.”
Elif yutkundu.
Artık geri dönüş gerçekten yoktu.