İçeriğe geç

Rüya Gibi Ölüm

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Rüya Gibi Ölüm

Bölüm 4

Leylekler

4. Bölüm: Leylekler

Vazgeç~ Pickpocket

Tepemde ki güneş tenimi yakıyordu. Kaldırımda yavaş yavaş yürüyordum. İnsanlar ordan oraya geçiyor bir türlü bitmiyorlardı. Fareye benzeyen küçük köpeğini gezdiren kadınsa zevkle yürüyordu. Bir grup genç, bazıları ellerinde bazıları sürerek kaykaylarıyla yolun karşısında ilerliyordu. Aralarındaki kızla göz göze gelince gözümü üstlerinden çektim. Issız durağa varınca sırtımı örümcek ağını andıran kırılmış durağın camına yasladım. Gölgeler hâlâ serin ve hoştu. Gözlerim arada kapanıyordu. Uykumu alamamıştım. Bu rüyalar beni hiç uyumuş gibi hissetirmiyordu. Aslında bedenim dinlenmişti. Ruhumun üstünde bir yük hissediyordum. Gözler sanırım gerçekten ruhun aynasıydı. Acaba gözler gerçekten yalan söyler miydi? Okumayı bilmeyene söylerdi elbette. Önce okumayı öğrenecektin. Alfabeyi bilmeden kitap açılır mıydı?

Bir kıpırtı hissettim. Sırtımı yasladığım cam biri daha yaslanmış gibi hafif sarsıldı. Elleri ceketinin cebinde, uzun kıvırcık saçlı bir çocuk kahverengi buklelerinin arasında kaybolmuş kasetli walkmanı ile bir adım uzağımda müzik dinliyordu. Ellerini önü açık ceketinden çıkarıp pantolon cebinden çıkardığı üstündeki deseni tam seçemediğim zippo çakmağı ile sigarasını yaktı. Uzun bir nefes alıp yavaşça üfledi. Göz ucuyla bana keskin bir bakış atınca ürperdim ama yine de izlemeye devam ettim. Elimde değildi. İnsanları ne kadar sevmesemde onları izlemek her zaman bana zevk veriyordu. Şimdiyse içime onu izleme isteği dolmuştu. Kendime hakim olamıyordum. Kontrol benden çıkmıştı. O ise tekrardan müziğine dalmıştı. Biraz daha bakınca sigarasıyla aldığı nefeslerle müziğe değil, düşüncelere dalmış olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu hissettirmişti içimde. Onu rahat bırakıp gökyüzünü seyretmeye başladım. Leylekler üstümüzden geçiyordu. Her biri süzülerek uzaklara uçuyordu. Aralarından biri olmayı o kadar çok isterdim ki... Leylekler özgürce uçuyordu benimse bedenim ruhumu yere hapsediyordu. Bu haksızlık. Ben de gitmek istiyorum buralardan. İçim sıkışıyor bu yalancıların arasında. Bakışlarım çoktan ayaklarıma inmişti. Hâlâ yerdeydim. Az ötemde bir gölge fark ettim. Hemen kafamı kaldırıp kim olduğuna baktım. Kimse yoktu. Tekrar yere baktığımda ise gölge de yoktu. Gözüm şaşırmıştı sanırım yine. Durağın camı hafifçe titreşti. Yanımda ki çocuk bir eli cebinde yavaşça doğruldu. Durağın gölgesinden çıkıp kaldırımın kenarında beklemeye devam etti. Gözüm refleks olarak gölgesine kaydı. Biri daha koyu olan iki gölgesi vardı! Gözlerimi ovaladım. Yoksa yine mi yanılıyordum? Ama gitmiyordu. Hâlâ iki gölgesi vardı. Hatta biri arada ondan bağımsız hareket ediyordu. Bana baktı. Önüme dönüp kafamı sağ sola salladım. Hayır, yanılmıyordum. Bu gerçekti. Belki de değildi. Ahh kafayı yiyeceğim. Uzaktan yaklaşan otobüsü fark ettim. Kafamı kaldırıp ben de güneşe çıktım. Otobüs bir kaç adım uzağımda durdu. Yavaş adımlarla kapıya yaklaştım. Önümdeki iki kişi binince bileti koyma sırası bana geldiğinde çantamı karıştırdım ama bulamıyordum. Bilet koçanım yoktu. İyice karıştırdım. Hâlâ çantanın içinde bir anda var olmamıştı. Yoksa diğer diğer çantamda mı unutmuştum? Aceleyle çantamı karıştırmaya devam ederken bir yandan da şoföre:

" Şey... Sanırım biletimi evde unutmuşum."

" O zaman ya in ya da başkasından bilet bul."

Hay şansıma... Ters adama denk gelmiştim. İnersem derse geç kalırdım. Birinden istemekse.. Bunu yapabilecek kadar cümle kurabileceğimi sanmıyorum. Bir otobüs dolusu insandan bilet dilenmek mi? Cehennem gibi! Bacaklarım titriyordu. Utançtan kafamı çantaya gömüp olmayan biletleri arıyormuş gibi yaparken yanımdan uzanan bir kol hissettim. Korkudan hafif irkilerek önce kutuya iki bilet atan ele ardından sahibine baktım.

"Arkadaşım biletini ben de unutmuş. Dalgınlığım için kusura bakmayın." Dedi kibar bir şekilde kıvırcık saçlı çocuk. Bana döndü. Nazikçe belimden destek çıkarak:

"Gel arkaya doğru oturalım ne dersin?"

Sadece kafa sallayarak cevap verdim. Hiçbir şeye odaklanamıyordum. Onun beni sürüklediği yere karşı gelmeden ilerledim. Herkes bana bakıyormuş gibi hissediyordum. Oturacak yer yoktu. Arka tarafta cam kenarındaki bir boşluğa geçtik. Ben köşeye yaslandım. Daha fazla dayanamayan bacaklarım yere yığıldı. Onları kendime çekip kollarımı etraflarına sardım. Kafamı da dizlerimin üstüne koydum. İnsanlardan nefret ediyorum! Alt tarafı biletimi unutmuştum ama elim ayağıma dolaşmıştı. Ne kadar da aptalım! Omuzlarımın üstünde bir şey hissetmiştim. Sol kulağıma biri:

"Sakin ol... Geçti... Hepsi unuttu bile. İnsanlar böyle aşağılık işte."

Diye fısıldadı sakinleştirici ve bir o kadar ürpertici olan bir sesiyle. Kafamı kaldırıp ona baktım. Bu sefer hayal değildi bu ses. Gerçekti. Yanıma oturmuş kolunu omzuma atmıştı. Onu hissediyordum. Neden bunu yapıyordu? Bana iğrenerek bakıp "şu aptal insinde binelim artık" diye düşünmesi gerekmez miydi? Hatta dalga geçip gülmesi lazımdı! Ama o anlayış - ya da başka bir şey emin değilim - gösterip bana destek çıkmıştı. Öyle etkileneceği biri de değildim ki. Acıdı mı acaba bana? Ona sorsana kızım. Yok yapamam. Yine çok yorgun hissediyordum. Kafamı ona yaslasam kızar mıydı? İçinden ne yılışıkmış diye küfür eder miydi? Ama normalde kimseye deymek bile istemezdim ki. Hiç itiraz edesim de gelmiyordu. Yaklaşımı çok içten gelmişti. Kafamı çekinerek ona doğru yaklaştırınca kendisi beni çekti. Boynuna indirdiği walkmanından Nirvana'nın "Lithium" şarkısı dönüyordu. Cümleler birbiri ardına yankılanıp duruyor, havaya karışıyordu. Kısık bir sesle dudaklarımdan dökülen " teşekkür ederim." in ardından kendimi sadece müziğin yayıldığı sessizliğin içinde şarkıyı mırıldanırken buldum.

Bölüm sonu

3 yorum