“Düzelmeye başlıyor.”
Dışarıdan gelen o ses evin içinde yankılanmadı, çünkü yankılanacak kadar yüksek değildi; aksine o kadar sakindi ki insan ilk duyduğunda gerçekten duyup duymadığından emin olamıyordu, fakat odadaki herkes aynı anda başını pencereye çevirdiğinde bunun yalnızca Yusuf’un ya da Elif’in duyduğu bir şey olmadığını anladılar.
Yusuf yavaşça ayağa kalktı ve pencereye doğru yürüdü. Gece çoktan çökmüştü. Karşı apartmanların ışıkları yanıyor, sokak lambaları kaldırımlara solgun bir sarılık yayıyor ve her şey olması gerektiği kadar sıradan görünüyordu. Fakat tam da bu yüzden rahatsız ediciydi.
Çünkü son günlerde en korkutucu şey olağanüstü olaylar değil, olağan görünen şeylerin altında saklanan açıklanamaz boşluklardı.
Pencerenin önünde birkaç saniye durduktan sonra geri döndü. Elif hâlâ deftere bakıyordu. Ali ise koltuğun kenarına oturmuş, sanki birazdan duyacağı cevabın hayatını değiştireceğini hisseden biri gibi sessizce bekliyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Üç yıl.
Yaşanmış ama hatırlanmayan üç yıl.
Bir insanın hayatında üç yıl; dostlukların kurulduğu, alışkanlıkların değiştiği, insanların birbirine bağlandığı, bazen de tamamen koptuğu kadar uzun bir zamandı.
Ve onlar o zamanın içinde yaşamışlardı.
Ama şimdi o zamana dair yalnızca kırıntılar kalmıştı.
⸻
Yusuf masanın üzerine dağılmış fotoğraflardan birini eline aldı.
Fotoğraf bir parkta çekilmişti.
Ağaçların yaprakları sararmaya başlamıştı, muhtemelen sonbahardı. Fotoğrafın ortasında Selin ve Pelin kahkahalarla gülüyor, Ali elinde plastik bir top tutuyor, Elif ise arka tarafta oturmuş bir şey anlatıyordu.
Fotoğrafın sağ köşesinde ise Yusuf vardı.
Gülümsüyordu.
Gerçekten gülümsüyordu.
Yusuf uzun süre kendi yüzüne baktı.
O gülümsemeyi tanımıyordu.
Hayatında ilk kez kendi yüzüne yabancılaşıyordu.
⸻
“Bu günün hiçbir saniyesini hatırlamıyorum.”
Sesi çok alçaktı.
Ama odadaki herkes duydu.
Ali başını kaldırdı.
“Ben hatırlıyorum.”
Yusuf ona baktı.
Ali devam etti.
“Yağmur yağmıştı. Eve dönerken araba bozulmuştu. Selin bütün yolu söylene söylene yürümüştü.”
Selin hemen itiraz etti.
“Ben söylenmemiştim.”
Pelin güldü.
“Hayır, söylenmiştin.”
⸻
Bu küçük tartışma birkaç saniyeliğine ortamı yumuşattı.
Ama Yusuf’un içinde oluşan his daha da ağırlaştı.
Çünkü Ali bunu gerçekten yaşamıştı.
Selin yaşamıştı.
Pelin yaşamıştı.
Belki Elif de yaşamıştı.
Sadece o yaşamamış gibiydi.
Oysa fotoğrafta oradaydı.
⸻
Bir süre sonra Elif sessizce fotoğrafı eline aldı.
Uzun uzun baktı.
Sonra kaşlarını hafifçe çattı.
“Bir dakika…”
⸻
Herkes ona döndü.
Elif gözlerini fotoğraftan ayırmıyordu.
“Burada bir şey garip.”
⸻
Yusuf yanına yaklaştı.
“Ney?”
⸻
Elif parmağını fotoğrafın arka planındaki bir noktaya götürdü.
İlk bakışta sıradan görünüyordu.
Parkın giriş kapısı.
Ağaçlar.
Yürüyen insanlar.
⸻
Ama dikkatli bakınca bir ayrıntı göze çarpıyordu.
Fotoğrafın en arkasında duran yaşlı bir adam vardı.
⸻
Kimse onu fark etmemişti.
Çünkü adam kadrajın dışında kalacak kadar uzaktaydı.
Fakat yüzü seçilebiliyordu.
⸻
Yusuf’un kalbi yavaşladı.
Sonra yeniden hızlandı.
⸻
Çöp toplayan adam.
⸻
Aynı adam.
⸻
Ali hemen fotoğrafı aldı.
Sonra başka bir fotoğrafı açtı.
Bir doğum günü kutlaması.
Yine aynı adam.
Bu kez pencerenin dışında.
⸻
Bir başka fotoğraf.
Sahil.
Yine aynı adam.
Bu kez uzakta yürüyordu.
⸻
Odadaki hava yeniden ağırlaştı.
⸻
Pelin fısıldadı.
“Bu mümkün değil.”
⸻
Kimse ona cevap vermedi.
Çünkü mümkün değildi.
Ama oluyordu.
⸻
Yusuf’un aklına ilk kez rahatsız edici bir ihtimal geldi.
Adam onları takip etmiyordu.
En azından normal anlamda.
Çünkü üç farklı şehirde çekilmiş fotoğraflarda bile görünüyordu.
⸻
Sanki…
Sanki her zaman oradaydı.
⸻
Bu düşünce daha tamamlanmadan Elif’in yüzü birden değişti.
Gözleri bir noktaya kilitlendi.
Nefesi düzensizleşti.
⸻
“Elif?”
⸻
Cevap vermedi.
⸻
“Elif!”
⸻
Bir anda sandalyesinden kalktı.
Ama sanki odayı görmüyordu.
Bakışları başka bir yerdeydi.
Başka bir zamanda.
⸻
Yusuf kolundan tuttu.
“Elif, bana bak.”
⸻
Elif sonunda konuştu.
Ama sesi kendisine ait gibi gelmiyordu.
⸻
“Yağmur yağıyordu…”
⸻
Herkes sustu.
⸻
“Yol kaygandı…”
⸻
Yusuf’un kalbi sıkıştı.
⸻
“Bir araba vardı.”
⸻
Elif gözlerini kapattı.
Yüzünden yaş süzülmeye başladı.
⸻
“Ve birisi ağlıyordu.”
⸻
Odanın içindeki herkes nefesini tuttu.
⸻
Çünkü ilk kez bir anı geliyordu.
Bir rüya değil.
Bir ipucu değil.
Bir sembol değil.
⸻
Gerçek bir anı.
⸻
Elif gözlerini açtığında yüzü bembeyaz olmuştu.
⸻
“Ben o sesi biliyorum.”
⸻
“Kim?”
dedi Yusuf.
⸻
Elif birkaç saniye sustu.
Sanki cevabı söylemekten korkuyordu.
⸻
Sonunda dudakları hafifçe kıpırdadı.
⸻
“Bir kadın sesi.”
⸻
Sonra gözlerini Yusuf’a çevirdi.
⸻
“Ve o kadın…”
⸻
Bir anda durdu.
⸻
Çünkü hatırlama tam gelecekken yeniden kaybolmuştu.
⸻
Ama bu kez farklıydı.
Çünkü ilk kez bir kapı aralanmıştı.
Ve o kapının ardında yalnızca cevaplar değil…
unutulmuş bir hayat bekliyordu.
Elif’in son cümlesinden sonra odadaki hava değişmişti. Çünkü ilk kez bir anı ortaya çıkmış, sonra gözlerinin önünde tekrar kaybolmuştu. Bu durum yeni bir ipucu bulmaktan çok daha ağırdı; çünkü artık cevapların gerçekten var olduğunu biliyorlardı ama ulaşamıyorlardı.
Yusuf o gece uzun süre uyuyamadı.
Salonun ışıkları kapanmış, Selin ve Pelin odalarına çekilmiş, Ali ise saatler önce uyumuştu. Ev sessizdi ama Yusuf’un zihni değildi.
Defter masanın üzerinde duruyordu.
Kapı.
Çöpçü adam.
Kaybolan üç yıl.
Kaza.
Hepsi birbirine bağlıydı ama bağların nereden geçtiği görünmüyordu.
Ne zaman bir parçayı yakaladığını düşünse, diğer üç parça ellerinin arasından kayıp gidiyordu.
⸻
Saat gece üçe yaklaşırken Elif salona geldi.
Sessizce karşısına oturdu.
Gözlerinin altında yorgunluk vardı.
Ama uyumaya çalışmadığı belliydi.
⸻
“Sen de uyuyamadın mı?”
diye sordu Yusuf.
⸻
Elif başını salladı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Biz yanlış yerde arıyoruz.”
⸻
Yusuf kaşlarını çattı.
⸻
“Nasıl yani?”
⸻
Elif masadaki deftere baktı.
“Her ipucunun peşinden gidiyoruz.”
“Her işareti anlamaya çalışıyoruz.”
“Ama hiçbir yere varmıyoruz.”
⸻
Yusuf cevap vermedi.
Çünkü haklıydı.
Son günlerde yalnızca parçalar toplamışlardı.
Ama resim hâlâ görünmüyordu.
⸻
Tam o sırada defterin kapağı kendi kendine açıldı.
Bu artık onları şaşırtmıyordu.
Ama yine de her seferinde içlerini ürpertiyordu.
⸻
Sayfalar ağır ağır çevrildi.
Ve boş bir sayfada durdu.
⸻
Bu kez yazı yoktu.
Çizim yoktu.
Sembol yoktu.
⸻
Sadece bir cümle vardı.
⸻
“Hatırlayamadığın şeyi arayamazsın.”
⸻
Yusuf satıra baktı.
⸻
Elif fısıldadı.
“Yine rüya…”
⸻
Yusuf başını salladı.
⸻
Bu cümleyi daha önce de hissetmişlerdi.
Her büyük ipucu yeni bir oyunun sonunda gelmişti.
Ve şimdi belli ki yeni bir oyun onları bekliyordu.
⸻
O gece uyuduklarında ikisi de neyle karşılaşacaklarını bilmiyordu.
⸻
Yusuf gözlerini kapattı.
⸻
Ve yeniden oradaydı.
⸻
Bu kez bir kapının önünde değil.
Bir şehrin içindeydi.
⸻
Ama şehir sessizdi.
⸻
Binalar vardı.
Sokaklar vardı.
Meydanlar vardı.
⸻
Fakat insan yoktu.
⸻
Rüzgâr bile esmiyordu.
⸻
Şehrin tam ortasında yükselen dev bir kule vardı.
Kulenin tepesinde ise tek bir saat bulunuyordu.
⸻
Saat çalışıyordu.
Ama her tik tak sesi şehirden bir parçayı siliyordu.
⸻
Bir bina.
Bir sokak lambası.
Bir bank.
⸻
Her saniyede bir şey kayboluyordu.
⸻
Yusuf ilerlemeye başladı.
⸻
Birkaç dakika sonra Elif’i gördü.
O da aynı yerdeydi.
⸻
“Sen de geldin.”
⸻
Elif başını salladı.
⸻
Tam o sırada gökyüzünden bir ses duyuldu.
⸻
Ne erkekti.
Ne kadın.
⸻
Ne gençti.
Ne yaşlı.
⸻
Sanki bütün seslerin birleşimiydi.
⸻
“Kayıp Hatıralar Şehri’ne hoş geldiniz.”
⸻
İkisi de durdu.
⸻
Ses devam etti.
⸻
“Aradığınız şey burada saklı.”
⸻
“Ama hatırlamadığınız bir anıyı bulmanız mümkün değil.”
⸻
Yusuf etrafa baktı.
⸻
“Ne yapmamız gerekiyor?”
⸻
Gökyüzü sessizleşti.
⸻
Sonra kulenin tepesindeki saat hızlandı.
⸻
Tik.
Tik.
Tik.
⸻
Ve şehir daha hızlı silinmeye başladı.
⸻
Bu kez ses tekrar konuştu.
⸻
“Kaybolmadan önce bul.”
⸻
Yusuf’un önünde üç kapı belirdi.
⸻
Birincisinin üzerinde:
Ali
⸻
İkincisinin üzerinde:
Elif
⸻
Üçüncüsünün üzerinde:
Yusuf
⸻
Kapıların altında ise aynı cümle yazıyordu.
⸻
“Hatırlamadığın günü bul.”
⸻
Yusuf’un kalbi hızlandı.
⸻
Bu diğer oyunlara benzemiyordu.
⸻
Bu kez koşmaları gerekmiyordu.
Bulmaca çözmeleri gerekmiyordu.
⸻
Bu kez karşılarında kendi hayatları vardı.
⸻
Ama sorun şuydu:
⸻
Hatırlamadıkları bir günü nasıl bulacaklardı?
⸻
Ve daha korkutucu olan başka bir şey vardı.
⸻
Saat her tik tak ettiğinde şehir biraz daha siliniyordu.
⸻
Eğer şehir tamamen yok olursa…
oyunu kaybedeceklerdi.
⸻
Ve kaybederlerse bu kez ne kadar yaşlanacaklarını bilmiyorlardı.
⸻
Çünkü ilk kez oyunun kuralları yazmıyordu.
⸻
Ve bilinmeyen kurallar, her zaman en tehlikeli olanlardı.