Kapıdan gelen adamın kaybolmasından sonra evde uzun süre kimse konuşmadı, çünkü konuşmak sanki olanı açıklamak yerine daha da gerçek yapacakmış gibi bir his yaratıyordu ve bu yüzden herkes aynı noktaya bakarak susmayı seçmişti.
Yusuf elindeki “Başla” yazılı kâğıdı tekrar tekrar çeviriyor ama kelimenin anlamı zihninde netleşmiyor, aksine her okuduğunda biraz daha uzaklaşıyor gibiydi, sanki kelime ona değil de başka bir zamana aitmiş gibi duruyordu.
Elif masanın kenarına oturmuştu ve bakışları boşluğa takılı kalmıştı, Ali ise fotoğraf albümünü kapatmamıştı, çünkü kapatmak sanki gördüklerini yok saymak gibi geliyordu.
Selin ve Pelin ise ilk kez bu kadar sessizdi, çünkü onların sessizliği korkudan değil, anlam verememekten geliyordu.
⸻
Bir süre sonra Ali yeniden fotoğrafı açtı, ama bu kez farklı bir şey arıyormuş gibi daha dikkatli bakıyordu, sanki görüntüde bir detayın sürekli gözden kaçtığını hissediyordu ve gerçekten de birkaç saniye sonra fotoğrafın arka planında daha önce fark edilmemiş bir çizgiye dikkat etti.
Kaza noktasının hemen yanında çok ince bir ışık izi vardı.
Sanki fotoğraf çekildiği anda oradan bir şey geçmişti ama kamera onu tam yakalayamamıştı.
Ali parmağıyla işaret etti.
“Buraya bakın.”
Yusuf eğildi.
Elif de yaklaştı.
⸻
O an fotoğraf değişmedi ama algı değişti.
Çünkü o ince çizgi artık bir detay değil, bir “bozulma” gibi görünmeye başlamıştı, sanki gerçeklik düzgün devam ederken bir yerde hafifçe yırtılmış ve sonra tekrar dikilmiş gibi.
Elif yavaşça konuştu.
“Bu bir kaza fotoğrafı değil…”
Yusuf başını kaldırdı.
“Ney?”
Elif yutkundu.
“Bu bir kırılma anı.”
⸻
Tam o anda evin ışığı çok hafif titredi, neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir değişim oldu ama herkes bunu hissetti, çünkü ışık fiziksel olarak değil, zamansal olarak değişmişti.
Ali bir adım geri çekildi.
“Ben… bunu daha önce de hissettim.”
Yusuf ona döndü.
“Ne zaman?”
Ali birkaç saniye düşündü.
“Hatırlamıyorum.”
Ve bu cevap aslında her şeyin özeti gibiydi.
⸻
Elif ayağa kalktı ve yavaşça konuşmaya başladı, sanki ilk kez kendisi de yüksek sesle düşünüyordu.
“Biz bu kazanın içinde değiliz…”
Bir an durdu.
“Biz bu kazanın dışına düşmüşüz.”
⸻
Bu cümle odada ağır bir sessizlik bıraktı, çünkü dışarıda olmak normalde güvenli bir şey gibi görünürdü ama burada “dışarıda olmak” bir eksiklik anlamına geliyordu.
Yusuf yavaşça defteri aldı.
731 yazılı defteri.
Ve ilk kez gerçekten okumaya başladı.
⸻
Defterin bir sayfasında tek bir cümle vardı:
“Ruhlar ayrıldığında bedenler aynı kalır, ama zaman kendini düzeltmez.”
Yusuf defteri kapattı.
Çünkü bu cümle açıklamıyordu.
Sadece doğruluyordu.
⸻
O an kapıdan bir rüzgâr geçti.
Ama kapı kapalıydı.
Ve rüzgârın içinden çok hafif bir ses geldi, neredeyse fısıltı gibi, ama herkes aynı anda duydu.
“Eksik kalan şey… tamamlanmaya çalışıyor.”
⸻
Ali hemen kapıya baktı.
“Kim var orada?”
Yusuf ayağa kalktı ama bu kez korkudan değil, bir şeyin yaklaşmakta olduğunu hissettiği için kalkmıştı.
Kapıya yaklaştı.
Ama kapı bu kez açılmadı.
Sadece yüzeyi hafifçe titreşti.
⸻
Ve o titreşimle birlikte Yusuf bir şey gördü.
Kısa.
Çok kısa.
⸻
Bir kaza.
Bir ışık.
Ve iki farklı yönde dağılan bir karanlık.
Ama bu görüntü bir anı değildi, bir “bölünme” gibiydi, sanki bir şey aynı anda iki yere ayrılmıştı.
⸻
Yusuf geri çekildi.
Elif nefesini tuttu.
Ali ise çok sessiz bir şekilde konuştu.
“Abi…”
“Biz o kazanın içinde değilsek…”
“neredeyiz?”
⸻
Kimse cevap vermedi.
Çünkü ilk kez gerçekten doğru soru sorulmuştu.
⸻
Ve o anda defter kendi kendine açıldı.
Kimse dokunmamıştı.
Ama sayfalar çevriliyordu.
Yavaşça.
Sanki biri içeriden okuyordu.
⸻
Son sayfada tek bir şey yazıyordu:
“Hatırlayan ilk kişi uyanır.”
⸻
Elif fısıldadı.
“Kim uyanacak?”
⸻
Cevap gelmedi.
Ama evin içinde bir şey değişti.
Bu kez zaman değil…
algı değişmişti.
⸻
Ve Yusuf ilk kez çok net bir şey hissetti:
Bu olay onların başına gelmemişti.
Onlar bu olayın “yan etkisiydi.”
⸻
Ve kapının ardındaki adamın sesi tekrar zihninde yankılandı:
“Siz zaten içerdesiniz.”
⸻
Yusuf deftere baktı.
Sonra Elif’e.
Sonra Ali’ye.
Ve çok sessiz bir şekilde konuştu.
“Biz bir şeyin içindeyiz.”
“Ve henüz çıkmadık.”
⸻
Ama bu cümle bile yanlış gibiydi.
Çünkü içeride olmak, çıkılabilecek bir şey değildi.
⸻
Sadece anlaşılabilirdi.
⸻
Ve o an evin ışığı bir kez daha titredi.
Ama bu sefer daha uzun sürdü.
Sanki gerçeklik bir anlığına nefesini tutmuştu.
Işığın ikinci kez titremesinden sonra evdeki sessizlik artık normal bir sessizlik değildi, daha çok bir şeyin nefes alıp vermeyi bırakması gibi bir boşluk hissi vardı ve bu boşluk içinde herkes aynı anda aynı şeyi hissetti: sanki evin kendisi de bu olanları hatırlamaya çalışıyordu.
Yusuf deftere bakarken sayfaların kendi kendine kapanmış olması gerektiğini düşünüyordu ama defter hâlâ açıktı ve en son sayfa, sanki görünmeyen bir el tarafından tutuluyormuş gibi hafifçe titriyordu.
Elif bir adım attı, sonra durdu.
“Bu defter… bize ait değil,” dedi ama sesi kesin değildi, daha çok kendi kendini ikna etmeye çalışan birine benziyordu.
Ali başını kaldırdı.
“Peki neden bizde?”
⸻
Yusuf cevap vermedi çünkü o an deftere bakarken zihninde ilk kez bir görüntü kırılmaya başlamıştı, çok net değildi ama bir yerlerde bir yol vardı, bir kavşak, sonra ışıklar, sonra sesler… ama bunların hiçbiri net bir anıya dönüşmüyordu, sadece parçalar halinde zihninin yüzeyine vuruyordu.
Ve bu parçalar arasında en rahatsız edici olan şey bir çığlık değildi, bir çarpışma da değildi…
Bir “sessizlikti.”
⸻
Bir anda Yusuf geri çekildi.
Elini şakağına götürdü.
“Bir şey…” dedi.
Ama cümleyi tamamlayamadı.
Çünkü hatırlamak üzere olduğu şey kelimeyle ifade edilebilecek bir şey değildi, daha çok bedenin içine yerleşen bir sarsıntı gibiydi.
Elif hızla yanına geldi.
“Yusuf, ne görüyorsun?”
⸻
Yusuf gözlerini kapattı.
Ve o an, ilk kez, sadece rüya gibi değil… gerçek gibi bir şey gördü.
⸻
Bir yol vardı.
Yağmur yağıyordu ama yağmur normal değildi, damlalar düşmüyordu, sanki havanın içinden akıyordu.
İki araba birbirine doğru geliyordu.
Ama hız yoktu.
Sanki zaman durmuştu ve sadece “olması gereken şey” gerçekleşiyordu.
⸻
Sonra Yusuf çok net bir şey gördü.
Kaza anında bir şey vardı.
Arabalardan önce gelen bir şey.
⸻
İnsan değildi.
Ama insan gibi duruyordu.
⸻
Çöp toplayan adam.
⸻
Yusuf gözlerini açtı.
Nefesi hızlanmıştı.
Ali hemen yanına geldi.
“Abi ne oldu?”
Yusuf cevap vermedi.
Çünkü gördüğü şey bir hayal gibi değildi, bir hatırlama gibiydi.
⸻
Elif yavaşça konuştu.
“Sen de gördün değil mi…”
⸻
Yusuf başını salladı.
Ama “evet” demedi.
Çünkü bu gördüğü şey bir onay değildi.
Bir başlangıçtı.
⸻
Tam o anda defter tekrar açıldı.
Ama bu kez kendi kendine değil…
Sanki Yusuf’un zihniyle birlikte açılıyordu.
⸻
Yeni sayfada tek bir çizim vardı.
Basit.
Ama korkutucu derecede net.
⸻
İki yol.
Ortada bir çatlak.
Ve çatlağın içinde aşağı doğru düşen ışık parçaları.
⸻
Altında tek bir cümle:
“Yanlışlık, tek bir anda olur.”
⸻
Elif fısıldadı.
“Bu kaza… normal değil.”
⸻
Ali başını kaldırdı.
“Zaten hiçbir şey normal değil.”
⸻
Ama Yusuf’un dikkatini çeken şey çizim değildi.
Çizimin kenarındaki küçük işaretti.
Aynı işaret.
Kapının üstünde gördükleri.
⸻
Ve o an Yusuf ilk kez yüksek sesle söyledi:
“Bu adam…”
⸻
Durdu.
Çünkü devamı ağırdı.
⸻
“Bu adam kazanın içinde değil…”
“kazanın yanında.”
⸻
Sessizlik tekrar çöktü.
Ama bu kez farklıydı.
Çünkü artık sadece geçmiş değil…
sebep konuşulmaya başlanmıştı.
⸻
Elif yavaşça konuştu.
“Eğer biri kazanın yanında durduysa…”
“ve biz o kazanın içindeysek…”
⸻
Cümleyi tamamlamadı.
Çünkü tamamlanırsa anlamı değişecekti.
⸻
Ali yutkundu.
“Yani biz… yanlış yerde miydik?”
⸻
Yusuf deftere baktı.
Ve çok sessiz bir şekilde konuştu.
“Belki de yanlış zamanda.”
⸻
Ve o an evin ışığı üçüncü kez titredi.
Ama bu sefer kısa değildi.
Daha uzun sürdü.
Sanki evin kendisi “hatırlamaya başlıyordu.”
⸻
Ve bölüm burada bitmedi…
çünkü dışarıdan bir ses geldi.
çok hafif.
çok eski.
ve ilk kez bu kadar netti.
⸻
“Düzelmeye başlıyor.”