İçeriğe geç

Ruhumdaki parmak izleri

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Ruhumdaki parmak izleri

Bölüm 3

Kalbim seni severse

Sabah kalktığımda içimde nedensiz bir neşe vardı. Üstümü giyinip çantamı sırtıma taktım. Okula doğru adımlarken içimdeki nedensiz neşe devam ediyordu. O gün ilk defa kendime tekinlerimi sıralamadan sınıfa girmiştim. Bu garip bir şekilde beni özgür hissettirmişti. Sınıfa girdiğimde gözüm direkt Kamer’in sırasını bulmuştu. Orada oturuyordu. Ve… çok yakışıklıydı. Saçlarının birkaç tutamı alnına düşmüştü. Bir kitap okuyordu. Sınıfa girdiğimde mavi gözlerini bana çevirdi. Gözleri o kadar güzeldi ki…

Bana bakıp gülümsediğinde bende ona gülümsedim. Daha sonra gülümsememi yüzümden hemen sildim. Çirkin olmak böyleydi işte. Gülümsemek bile yasaktı. Gülümsemem yüzümde anında yok olduğunda kaşlarını çatıp bana bakmaya devam etti. O bana bakmaya devam ederken ben bakışlarımı kaçırıp sırama yöneldim. Sırama oturduğumda her zamanki gibi Buse dibimde bitti.

“N’aber yarım dünya?” Sabahki neşem anında yok olurken Buse sesli bir kahkaha attı. “ Saçlarını toplayınca güzel olduğunu falan mı sanıyorsun. Tatlım sen gerçek bir çirkinsin. Kabullen artık bunu.” Derken saçlarımın bir tutamını eline almıştı. Bugün bir değişiklik yapıp saçlarımı atkuyruğu yapmıştım. Aslında saçlarımı beğenmiştim. Beni daha az çirkin gösterdiğini düşünmüştüm. Demek ki öyle değildi…

“Bence çok yakışmış Ahu. Yüzünün güzelliği ortaya çıkmış.” Dediğinde Kamer’in sesi o an ruhumdaki parmak izlerinin birini silmişti.

Başım şaşkınlıkla Kamer’in olduğu tarafa döndüğünde ne zaman sıramın önüne geldiğini anlayamamıştım. Ama şuan tüm içtenliğiyle bana güzel diyordu. Beni güzel buluyordu. Kamer gibi biri beni güzel buluyordu. Ona baktığımda minnetim gözlerime yansımış olmalı ki bana çok güzel bir gülümseme bahşetti. Buse afallamış bir şekilde Kamer’e döndüğünde onun pis gözlerinin Kamer’e bakması beni rahatsız etmişti.

“Ne?” dedi Buse hala afallamış bir şekilde Kamer’e bakarken.

“Diyorum ki bence saçı çok güzel olmuş.” Dedi Kamer Tiksinmiş bakışlarını Buse’ye yöneltirken bana bakarken dudaklarında olan güzel gülümseme yok olmuştu. Buse şaşkınlığını üstünden attığında kaşlarını kaldırıp alay eder gibi Kamer’e baktı.

“Çok ayıp ama.Yalan söylemek çok ayıptır Kamerciğim. Bunu sana kimse öğretmedi mi?” Buse bunu söylediğinde Kamer’in gözleri adeta alev aldı.

“İnsanların dış görünüşleriyle dalga geçip onlarda kapanmayacak yaralar bırakmakta çok ayıptır Buse. Peki bunu sana kimse öğretmedi mi? Hı?” Dediğinde dişlerini sıktığını kasılan çene kaslarından görebiliyordum. Buse bir kez daha aval aval Kamer’in yüzüne bakarken sadece tek bir kelime söyleyebilmişti.

“Ben…”

“Sen, insanların duygularını önemsemeyen, insan olmayı hak etmeyen bir canavarsın sadece. bu dünyada hiçbir zaman yer edinemeyeceksin. Her zaman hiçbir şey olarak kalacaksın. Başka insanların acısından zevk alıyorsun Buse. Bence kendini sorgulamalısın. Gece kafanı yastığa koyduğunda nasıl rahat uyuyabiliyorsun?” Dedi Kamer hala dişlerini sıkarken. Buse sinirle ellerini yumruk yaptığında Kamer’e avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.

“Söylediğin her kelime için pişman edeceğim seni. Dizlerime kapanıp özür dileyeceksin Kamer Eryiğit. Hayatı zehir edeceğim sana.” Dedi Buse hırstan nefes alış verişleri hızlanmış bir şekilde.

“Çok korktum bak şimdi.” Dedi Kamer alayla kaşlarını havaya kaldırıp Buseyle yüz yüze gelmek için eğilirken.”Hadi hayatı bana zehir et Buse. Ama dikkat et de bunun sonunda üzülen sen olma.” Diye fısıldarken ekledi tehditkar bir ses tonuyla. Buse ona iki saniye daha baktıktan sonra ayaklarını yere vura vura sırasına gitti. Ve gözlerini Kamer’e dikti.

Kamer bana baktığında çenesini sıkmayı bırakıp sesli bir nefes verdi. Ve tekrar bana gülümsemeye başladı. O gülümsediğinde refleks olarak benimde dudaklarımın kenarları yukarı doğru kıvrıldı. Daha sonra bu reflekse içimden lanet edip dudaklarımı eski halini alması için zorladım. Kamer gülümsememin dudaklarımı terk ettiğini gördüğünde tekrar kaşlarını çattı ve önümdeki boş sıraya oturup yönünü bana çevirdi.

“Gülümsemek sana çok yakışıyor Ahu. Onu silmeye zorlama.” Bunu fark ettiğini şuan anlıyordum.

İç ses. Duydun mu gülümsememe güzel dedi. Benim gülümsememe.

Duydum. Fazla tepki veriyorsun Ahu. Her insanın gülümsemesi güzeldir.

Benim ki hariç.

“Teşekkür ederim. İltifatın için yani.” Dedim kızarmaya başladığımı hissederek.

“İltifat değil Ahu. Sadece gerçekler.” Dedi tam gözlerimin içine bakarken. O kadar yakışıklıydı ki… Yüreğinin güzelliği yüzüne yansıyan insanlardan biriydi. Ama gözleri… Gözleri apayrı bir dünya barındırıyordu içinde. Lacivert harelerinin arasında gök mavisi damarlar vardı. Ve Göz bebeğinin çevresi tamamen gök mavisiydi. Nasılda güzeldi…

“gözlerin o kadar güzel ki.” Bunu diyen ben değildim Kamer’di. Önce düşüncelerimi sesli dile getirdim sanmıştım. Ama o sadece benim gözlerime güzel diyordu.”Ahu gözlü.” Dediğinde sesi ne kadarda etkileyici ve puslu çıkıyordu.

“S-sadece kahverengi gözler.” Dediğimde kekelemeyi beklemiyordum.

“Ciddi olamazsın Ahu. Gözlerin koyu kahve ama açık kahve damarlar var. Ve güneşe çıktığından yeşil gibi görünüyor. O kadar muhteşem gözlere sahipsin ki…”Dedi sanki büyülenmiş gibi hala gözlerime bakarken. Beni bu kadar detaylı incelediğinin farkında olmadığım için birkaç saniye duraksadıktan sonra sanki benimde iltifat etmem gerekiyormuş gibi hissederek dudaklarımı araladım.

“Senin gözlerinde çok güzel. Daha önce lacivert göz görmemiştim. Ama senin gözünün çevresi lacivert ve gök mavisi damarlar var. Gerçekten resmedilmesi gereken gözlere sahipsin.” Dedim kısık bir sesle. Daha önce hiç kimseye iltifat etmemiştim.

“Teşekkür ederim. Ben o kadarda sevmiyorum.” Dediğinde hala derin derin gözlerime bakıyordu.

“Neden ki. Senin yerinde kaç kişi olmak istiyor biliyor musun?” Dediğimde en güzelinden bir gülümseme dudaklarında can buldu.

“Ben kahverengi gözleri daha çok severim. Aynı senin gözlerinin kahvesindeki gözleri.”

Ahu nefes almalısın.

Beni yalnız bırak iç ses. Bu anın tadını çıkarmak istiyorum.

Sen bilirsin. Ben uyarayım da.

İç ses. Sus!

Hala birbirimize bakarken Türkçe hocası içeri girdi. Kamer en güzel gülümsemelerinden birini daha bana bahşettikten sonra yerine geçti. O gittikten sonra bile bana söylediği cümleleri düşünüp mutlu oldum.

Günlerim ilginç bir şekilde mutluydu. Mutlu uyanıyordum. Okula giderken saçıma daha fazla özen gösteriyordum artık. Kamer saçlarımı topladığımda çok güzel olduğunu söylediği için saçlarımı yukarıdan sımsıkı topluyordum. Onun beğenmesi çok güzel hissettirmişti ama tek neden de bu değildi. Bende saçları topladığımda daha güzel göründüğümü düşünüyordum. Aslında sanırım gerçekten güzeldim. Hala buna pek inanmasam da Kamer bana gözlerimin ve saçlarımın güzel olduğunu söylemişti. Ve bu kendime daha dikkatli bakmamı sağlamıştı. Uzun ve gür saçlara sahiptim. Ama gözlerimin nesini beğendiğini hala çözememiştim. Fakat şu vardı ki. Kamer bana çok güzel bir duyguyu tattırmıştı. Kendini sevmek. Bu duyguyu hiç yaşamamıştım. Ama Kamer saçlarımın güzel olduğunu söylediğinden sonra saçlarıma daha dikkatli bakmıştım. Ve saçlarımı gerçekten sevmiştim. Kamer bana kendimi sevdirmişti…

Daha öncede kendime dikkatle bakmıştım. Ama kendime bakarken hep kusurlarıma dikkat etmiştim. Kendime güzel olma ihtimalini bile tanımamıştım. Kendimi çirkinim olarak şartlamıştım. Ve bunun tek nedeni insanlardı. Onlar beni değersiz olduğuma inandırmışlardı. Kendime onlar gibi bakmaya başlamıştım. Bin insan bunu neden yapar asla anlamayacaktım. Neden bile isteye başkasını incitmek ister? Ama daha öncede söylediğim gibi onların nedeni yoktu. Sadece nefret ediyorlardı işte. Onlar benden nefret etti. Ben kendimden. Ta ki Kamer hayatıma girene kadar. Günler önce Buse’ye benim için sarf ettiği cümleler benim için çok önemliydi. Kamer cümleleriyle insanların ruhumda bıraktığı parmak izlerinin bir kaçını silmeyi başarmıştı. Kamer’in her cümlesinden sonra Ruhumun mutlulukla haykırışı kulaklarımda çınlamıştı.

Mutluydum. Hayatımda gerçekten mutlu olduğumu hissettiğim nadir anlar vardı. Ve Kamerle geçirdiğim çoğu zamanda mutluluğu gerçekten hissediyordum. Artık Kamerle her gün konuşuyorduk. Ve onla konuştukça yüzünün yakışıklılığının çok daha fazlasının kalbinde olduğunu görüyordum. Kalbi gerçekten güzel olan nadir insanlardandı. Onunla konuşurken çirkinliğimi ve kilolu olduğumu unutuyordum. Çünkü bu konular hiç geçmiyordu. Hayvanlardan, havalardan ve daha birçok önemsiz konudan konuşuyorduk. Ama onunla önemsiz konulardan konuşmak bile çok güzeldi. Abarttığımı düşüneceksiniz belki ama bana beni unutturuyordu. Ne hissettiğimi, kim olduğumu, nasıl göründüğümü…

Okula girmek için Yatağımdan kalktım ve üstümü giyindim daha sonra ayna da kendime gülümseyip iki haftadır yaptığım gibi saçımı yukarıdan sımsıkı topladım. Kamer söylediğinden beri gülümsememi de seviyordum. Sanki sesi sihirliydi ve ne söylese ora da çiçekler açıp güzelleşiyordu. Saçımı topladıktan sonra kendime aynadan bir kez daha tebessüm ettim. Çantamı sırtıma alıp okula doğru adımlamaya başladım. Sınıfa girdiğimde gözüm direkt Kamer’in sırasına kaydı. Ona baktığımda bana gülümseyip mavinin en güzel tonu olan gözlerinden birini kırptı. Aynı şekilde ona gülümsedikten sonra sırama geçtim. Kolumdaki saate bir bakış atıp dersin başlamasına daha olduğunu gördüm. Şu iki haftadır alışkanlık haline getirmiş olduğum gibi yine başımı Kamer’e çevirdim ve ne kadar yakışıklı olduğunu görüp bir kez daha hayret ettim. Ona bakarken başını bana çevirdi. Ne yapacağımı bilemeyerek utangaç bir gülümseme dudaklarımda peyda oldu. O da bana gülümsedi. O an daha önce fark etmediğim bir şey fark ettim. Kamer gülümsediğinde gözleri kısılıyordu ve gözlerinin etrafında çizgiler beliriyordu. Ve bu onu daha yakışıklı kılıyordu. Bana bakıp gülümserken gülümsemesi yavaş yavaş solmaya, kaşları çatılmaya başladı. Daha sonra zoraki bir gülümsemeyle bana bakıp önüne döndü. Onun bu hali garibime gitmişti. Ama fazla sorgulamamaya karar verip önüme döndüm. Beş dakika kadar sınıfı izledikten sonra hoca içeri girdiğinde sınıf olarak ayaklandık. Hocanın oturun komutuyla yerlerimize çöktük. Sonrasında hoca ders anlatmaya başladı.

Uzun teneffüste Kamerle yan yana yürürken yanında adeta gülmekten katılıyordum. Bana küçükken bir kobra yılanına nasıl kafa tuttuğunu anlatıyordu. Ama bunu öyle komik mimiklerle yapıyordu ki kahkaha atmamak elde değildi.

“Küçücük bir çocukken kobra yılanına kafa tutamazsın Kamer. Çünkü seni anında ısırır ve zehirlenirsin.” Dedim kahkahalarımın arasında inanmamış bir ses tonuyla.

“Tuttum diyorum Ahu. Neden inanmıyorsun? Kocamandı. Ve bende bir metre kadardım sanırım. Onu boğazında tuttuğum gibi yere çiviledim.” Dediğinde sanki gerçekten bir yılanı yere yapıştırıyormuş gibi hareketler yapıyordu. Onun hareketlerine daha fazla gülerken Kamer’in sessizleştiğini fark edip kahkaha atarken refleksle kapattığım gözlerimi araladım. Ve Kamer’in gözlerinden bile fark edilen bir huzurla bana baktığını gördüm. Ona baktığımı fark ettiğinde mavi gözlerini gülüşümden gözlerime çevirdi. O bana bakarken o an çok garipti. sanki zaman durmuştu ve her şey gerçekliğini yitirmişti. Gerçek olan tek şey Kamer’in güzel mavi gözleriydi. Bana huzurla bakmaya devam ederken dudakları aralandı.

“Sana bir şey sormak istiyorum Ahu.” Dedi sesi hafifçe titrerken.

“Tabii.” Ne soracağını merak etmiştim ama o an çok güzeldi. Kamer’in mavi gözleri çok güzeldi…

“Ahu.” Sertçe yutkunup elini saçlarına geçirip karıştırdı. Ve gözlerini yere çevirdi. Derin bir nefesin ardından gözlerini gözlerime kilitledi. Ben hareketlerine anlam verememiş bir şekilde ona bakarken gözlerini gözlerimden ayırmadan elleri ellerimi kavradı. O an nefes almak benim için çok zordu. Hatta nefes alamadığımı hissettim.

“Ahu… bundan sonraki bütün güzel gülüşlerini bana armağan eder misin?” Ne dediğini idrak edememiş bir şekilde ona bakarken devam etti.”Kahverenginin en güzel tonundaki gözlerinle gözlerimi kalbine hapseder misin?” Dediğinde dudaklarım aralandı ve gözlerim irileşti. “Ahu… Benim ahu gözlüm olur musun?” dedi adeta yalvarırcasına.

Donup kaldım. Hareket edemedim. O an nefes almak benim için imkansızdı. Kamer bana çıkma teklifi ediyordu. Allah’ım Kamer bana beni sev diyordu. Kamer beni sevmek istiyordu.

“Sen-sen bana çıkma mı teklif e-ediyorsun?” Nutkum tutulmuş bir şekilde konuşmaya çabalarken dizlerim titremeye başlamıştı.

“Ben sana çıkma teklif etmiyorum. O hoşlanmayı aşk sanan ergenlerin uydurduğu bir kelime. Ben sana diyorum ki, Kalbim sana atıyor. Ama atmak ona yetmiyor. O, senin kalbini kendisiyle kuşatıp sarmalamak istiyor. Kalbimi avuçlarının arasına bıraka bilir miyim? , diyorum.” Dedi sesi hala hafiften titrerken.

Ona bir cevap vermeliydim. Ama son sözlerinden sonra konuşmayı unutmuş olabilirdim. Bana bakan hevesli mavi gözlerine baktım. o an ona aşık olduğumu fark ettiğim andı. Onun gözlerindeki masmavi denizde boğulsam bile üzülmeyeceğimi fark ettiğim andı. O an Onun maviliklerinde kaybolmayı istediğimi fark ettiğim. Koyu gözlerimi ürkek bir bakışla onun mavi harelerine çevirdim.

“Kamer.” Dediğimde gözlerini kapattı. Derin bir nefes verip tekrar açtı. Ve bende hafiften titreyen sesimle devam ettim. ”Kalbine çok güzel bakacağım.” Dedim kısık ama her kelimeye vurgu yapan bir sesle. Gözlerini önce şaşkınlık sonra tarif edilemez bir mutluluk kaplarken ellerimi ellerine alıp havaya kaldırdı. Avuçlarımı gökyüzüne bakacak şekilde çevirdi ve iki avucuma da iki küçük buse bıraktı. Sonra gözlerini gözlerime çevirdi.

“Kalbim senin kalbini çok sevdi Ahu. Kalbim senin kahve harelerini çok sevdi. Kalbim senin küçük gamzelerine hayran kaldı. Ben kalbim tarafından sana sürgün edildim Ahu.”

Bölüm sonu

2 yorum