Hayatımın hiçbir döneminde olmadığım kadar mutluyum. Çok mutluyum. Çünkü Kamer hayatıma girdi. Kamer’in hayatınızda olması nasıl bir his biliyor musunuz? Sanki kalbinizde bin bir çeşit çiçekler açıyormuş gibi. Sanki o çiçeklerin kokusu kalbinize bir zırh geriyormuş gibi. Sanki on yedi yıldır kalbin atmıyormuş da ilk kez atmaya başlamış gibi. Kamer… bana yaşadığımı hissettiren kişi. Bana beni sevdiren kişi.
Sabah uykuyla uyanıklık arasında gidip geldiğim evrede gelen mesaj sesiyle uykunun huzurlu kollarından ayrıldım. Hala gözlerim kapalı bir şekilde elimi yatağımın yanındaki komodine atıp telefonumu bulmak için yokladım. Telefonum elime çarptığında alıp hala yatar pozisyonda telefonu açtım. Gözlerimin birini aralayıp gelen bildirime baktım. Mesajı okuduktan sonra nefes alış verişlerim hızlandı ve dudaklarımdan küçük bir mutluluk çığlığı firar etti. Mesaj Kamerdendi.
Kamer:
Keşke uyku mahmuru açtığın gözlerinde bir ömür boyu uyusam. Günaydın ahu gözlüm.
Kalp krizi. Sanırım yaşadığım şey tam olarak kalp kriziydi. Az önce bir santim aralayabilmek için kendimi zorladığım gözlerim şuan da fal taşı gibi açılmıştı. Yattığım yerden doğrulup bağdaş kurdum ve yüzümde bir gülümsemeyle attığı mesajı defalarca okudum. Bu kadar güzel duygular olduğunun yeni farkına varıyordum. O kadar güzeldi ki…
Beni seviyordu. Sevilmek çok güzel bir duyguydu. Her yanım da kelebekler dolaşıyordu sanki.
Ahu:
Günaydın romantiklik abidesi.
Kamer:
Bunu yazarken yanaklarında oluşan pembe lekeleri görmek isterdim Ahu’m.
Dediği gibi bu mesajı yazarken domatese döndüğümü hissediyordum ve yanaklarım alev alevdi.
Ahu:
Kızarmadım ki.
Kamer:
Aynen. Benim de babam Cumhurbaşkanı zaten.
Mesajına bakıp sesli şekilde kıkırdarken telefonuma bir mesaj daha düştü.
Kamer:
Ve kızın gülümsemesinin güzelliğini gören yıldızlar gökyüzündeki yerlerini ona bırakıp geri çekildi. Çünkü kızın gülümsemesi hepsinden daha parlaktı.
Gülümsemem dudaklarımda dondu. Bu mesajdan sonra birkaç saniye gözlerimi kapattım. Mesajının güzelliği milyon dolarlara bedeldi.
Ahu:
Kamer…
Kamer:
Ahu gözlüm…
Kamer’in ahu gözlüsü olmak… Ben hep onun ahu gözlüsü olmak istiyordum. Rüya gibiydi. Asla uyanmak istemediğim bir rüya.
Telefonumu da yanıma alıp yemek yemek için mutfağa geçtim. Annem ufak tefek bir şeyler atıştırıyordu. Onun karşısına oturup bende yemeye başladım. Kamer’i anneme anlatmıştım. Bana gülümseyip bu yaşlarda yaşadığım duyguların çok güzel olduğundan bahsetmişti. Ona sadece kafamı sallamıştım. Annemle Kamer’i konuşmak beni utandırmıştı. Ama onunla bir şeyler paylaşmak çok hoşuma gitmişti.
Babamla annem ben çok küçükken boşanmıştı. Babamı en son beş yıl önce görmüştüm. Zaten o ziyaretin sonu da pekiyi bitmemişti. Babamla hiç anım yoktu neredeyse. Aslında yanımda olmasına rağmen annemle de anım yoktu. Ama bana onun sevgisi yetiyordu. Anım olmasa ne olurdu ki.
Bir şeyler yedikten sonra odama çıkıp ders çalışmaya koyuldum. Daha doğrusu ders çalışmaya çalıştım. Yaklaşık iki saatten sonra beynimin uyuştuğunu hissederek yatağıma uzandım. Komodinimin üstündeki polisiye romanı elime aldım. Kaldığım yeri bulup okumaya başladım. Roman o kadar sürükleyici ve heyecanlıydı ki yatarak okumaya başladığımdan yarım saat sonra kendimi yatağımda bağdaş kurmuş kaşlarımı çatmış kitabı tek elimle tutup bir elimi de çeneme yaslamış bir şekilde buldum. Kitabın en can alıcı yerinde telefonum çalmaya başlayınca kitabı okumayı bırakmadan telefonu açıp kulağıma götürdüm.
“Efendim.” Dedim kendimden beklemediğim ciddi bir ses tonuyla.
“Ahu gözlüm.” Kamer’in telefondan gelen sesi kulaklarımı doldurduğunda çatılmış kaşlarım havalandı ve gözlerim yavaş yavaş kitabımdan ayrılıp karşımdaki duvara odaklandı.
“K-kamer” dediğim de şokla çıkan sesim beni kendime getirdi.
“Ahu bir sorun mu var?” dediğinde sesi ciddileşmişti.
“Yok.” Neden kısa cevaplar verdiğimi bende bilmiyordum. Hala şoktan çıkamamış olmalıydım.
“Neden garip davranıyorsun o zaman?” dediğinde sesi hala ciddiyetini koruyordu.
“Ya ben kitap okuyordum. Telefonu açarken kimin aradığına bakmadığım için senin aradığını görmedim. Bir anda sesini duyunca da şey oldum.” Diye açıklamaya başladım kitabı kapatırken.
“Ne oldun?” dediğinde sesindeki ciddiyet kaybolup anında muzip bir hal almıştı.”Heyecanlandın mı?”
“Evet.” Boş bulunup verdiğim cevapla birlikte gözlerim irileşti.”Hayır. Yani evet ama hayır. Of.” Dediğimde yastığı ısırmak istiyordum. Kendimi dana ne kadar rezil edebilirdim?
“Hımm. Anladım.” Muziplik sesinde hala devam ederken kurduğu cümle utanmama ve daha çok elimin ayağıma dolaşmasına neden olmuştu.
“Anladın mı? Neyi anladın? Yanlış anladın. Ben aslında-“
“Ahu’m” dediğinde sesindeki tatlı tını beni susturmaya yetmişti.”Sakin ol. Yanlış anlamadım.”
“Hmm.” Bana seslenme şekli çok hoşuma gidiyordu. Bu da o konuştuğunda süt dökmüş kediye dönmeme sebep oluyordu.
“Aslında ben seni dışarıda gezip biraz kafa dağıtalım mı diye sormak için aramıştım.” Dediğinde sesindeki tatlı tını devam ediyordu.
“Olur. Saat kaçta?” Derken heyecanımı ona yansıtmamak için kendimi zorluyordum. Hem de içimde üçüncü dünya savaşı başladığı halde.
“Saat üçe ne dersin?”
“Bana uyar.”
“Tamam o zaman. Saat üçte seni almaya gelirim.”
“Tamam. Görüşürüz.”
“Görüşürüz ahu gözlüm.” Ahu gözlüm…
Telefonu kapattığımda yüzümü yastığa gömüp çığlık attım. Bir kere daha ve bir kere daha. İçimdeki heyecan dinene kadar böyle devam ettim. Daha sonra başımı yastığa koyup yüzümdeki gülümsemeyle tavana bakıp Kamer’in yüzünü hayalimde canlandırmaya başladım. Hayalimde bile çok yakışıklıydı!
Aynadan kendime bakarken yüzümdeki hoşnutsuz ifade beni bile rahatsız etmişti. Kilomdan dolayı kararsız kalacağım pek bir seçenek yoktu. Siyah bir pantolon ve siyah bir kazak. Onun üstüne de siyah bir ceket. Saçlarımı yukarıdan sımsıkı topladıktan sonra aynadan yüzümü süzdüm. Belki güzel bir yüzüm yoktu fakat bu makyaj yapmama engel değildi. Dudaklarıma parlatıcı sürdükten sonra dudaklarımın ne kadar ince olduğunu bir kez daha fark ettim. Dudaklarımın iki yanı yavaş yavaş aşağı inerken gözümden bir damla yaş aktı. Onu anında silerken dudaklarıma bir gülümseme koymaya çalıştım. Çirkin olmak benim suçum değildi. Kamer’in gelmesine on dakika vardı. Yapmacık gülümsememi anında silip odamdan çıktım. Aşağı indiğimde annem televizyon izliyordu. Beni gördüğünde ne kadar güzel olduğumla ilgili yalanlarına yukarıda prova ettiğim yapmacık gülümsememle karşılık verdim. Annemin yanında otururken Kamer’den mesaj gelmesiyle ona görüşürüz deyip kapıya ilerledim. Siyah botlarımı giydikten sonra evden çıktım. Kamer evimin önünde elinde bir adet gülle duruyordu. Elindeki güle dikkat etmeden önce Kamer’e bir kez daha hayret etmiştim. Üstünde gece mavisi bir gömlek vardı altında ise siyah bir pantolon. Kıvırcık saçlarının birkaç tutamı alnına düşmüştü. O kadar yakışıklı görünüyordu ki…
Yanına yaklaştığımda elindekinin sadece bir gül olmadığını fark etmiştim. Elinde kâğıttan yapılma bir gül vardı. Taç yaprakları kırmızıydı. Çanak yaprakları ve sap kısmı ise yeşil. Yani gerçek bir gül gibiydi. Ona doğru yürürken kalbim o kadar hızlı atıyordu ki neredeyse sesinin duyacaktım. Karşısında durduğumda bana gülümseyip hiç bir şey demeden elindeki gülü uzattı. Uzattığı gülü aldığımda bir şok dalgası beni vurdu. Çünkü gülün taç yapraklarının içi el yazısıyla yazılmış minik minik “seni seviyorum.” Cümleleriyle dolu idi. Şok içinde başımı kaldırdığımda Kamer bana öyle güzel gülümsüyordu ki anlatamam. Onun denizleri kıskandıracak mavi gözlerine bakarken gözlerim dolmaya başladı. Elimdeki paha biçilmez güzellikteki güle bakarken Bir damla yaş sağ gözümden süzülürken bir yandan da gülümsediğimi hissediyordum. O kadar garip durumdaydım ki hem ağlayıp hem gülüyordum. Uzaktan gören biri beni rahatlıkla deli sanabilirdi.
Kamer’in gözleri gözümden yanağıma doğru akan gözyaşını takip ettiğinde bana bir adım daha yaklaşıp ellerini iki yanağıma koydu. Başparmaklarıyla iki gözümden akan birer damla yaşı sildi. Kahverengi gözlerimi mavileriyle buluşturduğumda sağ başparmağı bir kez daha yanağımda gezindi. Sanki daha önce ağladığımda silemediği tüm gözyaşlarımı silermiş gibi…
Onun gözlerindeki mavi denizde kaybolduğumu hissettiğim bir süre boyunca birbirimize baktık. Sonra elleri yanaklarımdan ellerime doğru kaydı. İki elimi de avuçlarının içine aldığında hala gözlerime bakarak dudaklarını araladı.
“Bu gül, sana seni seviyorum diyemediğim her ay her gün ve her saat için. Bu gül, seninle tanışmadan önce acizce atan her kalp atışım için. Bu gül, senin kalbini sevmeden aldığım her nefes için.” Dedi avuçlarının arasına aldığı elimi kalbinin üstüne koyarak. Kalbi çıldırmış gibi atıyordu.
“Ahu… Sana kızarmak çok yakışıyor sevgilim.” Ellerini yanaklarıma koyduğunda nefes almayı unutmuştum ama şuan kalbim durmuştu. Söylediği sözler kalbimde deprem etkisi yaratıyordu. Ama bu deprem yıkmak yerine birleştiriyordu. İnsanların on yedi yıldır yakıp yıktığı parmak izlerini bıraktığı kalbim tabii ki anında iyileşmeyecekti. Ama bana söylediği her cümle insanların paramparça ettiği kalbime küçük küçük dikişler atıyordu.
“Gidelim mi?” Deyip bir elimi serbest bıraktı ve sol yanıma geçti. Hala onun söylediği şeylerin etkisinde olduğum için kafamı sallamakla yetindim. Ve adımlamaya başladık. Nereye gittiğimizle alakalı hiçbir fikrim yoktu ama umrumda da değildi sanırım. Elim Kamer’in elinde yanyana yürüdüğümüz sürece nereye gittiğimizin hiçbir önemi yoktu.
Yarım saat kadar yürüdükten sonra deniz kenarına gelmiştik. Oradaki banklara oturduğumuzda hala elimi sıkı sıkı tutuyordu. Banka oturduğumuzda yüzünü bana döndü. Bense gözlerimi gri bulutlarda dolaştırdım.
“Hava çok güzel.” Diye sessizce mırıldandım gözlerimi Kamer’e çevirmeden. Onun hala bana bakmaya devam ettiğini hissettiğimde bakışlarımı ona çevirme gereği duydum.
“Güzel mi?” diye sordu şaşırmış bir ses tonuyla. Konuşmak için ona dönmemi beklemiş gibiydi.
“Evet. Bulutlu havalara bayılırım. Güneşli havalar fazla neşeli değil mi sencede?” Diye sordum. Cevabını beklemeden konuşmaya devam ettim.”Güneşli havaları sevmem. Belkide Güneşli havalar için fazla griyimdir. Bulutlu havaları ve bulutları çok severim. Hiç güneş batarken bulutların kızıla boyandığı saatte bulutları izledin mi? Çok büyüleyici bir manzara. O saat bana huzur verir. Bulutlar bana huzur verir. “ Dedim. Konuşmamın yarısında gözlerimi tekrar gri bulutlara çevirmiştim. Konuşmam bittikten sonra gözlerimi bulutlardan ayırmadım. Yaklaşık beş dakika sonra derin bir iç çekerek Tekrar gözlerimi Kamer’e çevirdiğimde onu bankın sırtımızı dayadığımız yere dirseğini dayamış kafasını da eline koymuş beni izler halde buldum. Bakışlarımı ona çevirdiğimde bana gülümseyip dudaklarını araladı.
“Katılıyorum.” Dedi sadece. Ve başını eline yaslamış bir şekilde yüzümü izlemeye devam etti. Dudaklarındaki gülümsemenin bir benzeri de benim dudaklarımda can buldu. Bana gülümsemenin yakıştığını söylemişti. Bu yüzden onu silmeye çalışmadım. Ve o an fark ettim ki insanlar benden gülüşümü bile çalmışlardı. Şuan Kamer’e gülümserken içim huzurla doluydu. Gözleri gözlerimdeydi elleri ellerimde. Ve gülüşü gülüşümdeydi.
“Gülümsediğinde kısılan gözlerini seviyorum.” Dediğinde sesi o kadar naif çıkmıştı ki benim içimdeki huzurun onun içinde de olma ihtimali içimdeki huzurun bir kat daha artmasına neden oldu.
“Yanaklarını da seviyorum. Burnundaki kaviside seviyorum. Ahu’m sanırım ben senin her şeyini seviyorum.” Dediğinde elimde olmadan sesli şekilde kıkırdadım. Benimle birlikte o da gülerken yanağında bir gamzesi olduğunu yeni fark etmiştim. O sırada içimde bir deli cesareti peyda oldu. Utanarak ve Yavaş hareketlerle bankta ona doğru yaklaştım ve elimi yanağına koydum. Elimi gamzesinin üstünde gezdirirken sanki rahatlamış gibi derin bir nefes verip gözlerini kapattı. Yüzünü hareket ettirip yanağını elime daha çok yerleştirirken gözleri kapalı olan yakışıklı yüzüne bakmaya doyamıyordum.
Yaklaşık 1 saat kadar konuşup sohbet ettik. Her konudan konuşuyorduk. Sevdiğimiz kitaplar, filmler, diziler ve daha birçok önemsiz konudan. Kamerle konuşurken belli bir çaba sarf etmiyordum. Onunla konuşmak çok kolaydı. Kendimi rezil edecek miyim korkusu olmadan utanmadan sakınmadan en önemlisi kendim olarak. Kendim olarak sohbet etmeyeli o kadar çok olmuştu ki biriyle ben olarak sohbet etmenin verdiği hissi özlemiştim. Bu aralar iç sesim beni rahatsız etmiyordu. Daha doğrusu Kamerden sonra iç sesim beni rahat bırakmıştı. Sanırım iç sesim sadece benim kuruntularımdan ibaretti.
Biraz daha banklarda oturduktan sonra Kamer acıktığını söylediğinde kalktık. Çok şirin, kafe tarzında bir restorana girdik. Caddeye bakan bir masaya oturduğumuzda yanımıza bir garson geldi ve menüleri önümüze bırakıp işinin başına geri döndü. Menüye göz attığımda sevdiğim birçok yemeğin olduğunu gördüm. Kamer’e bir bakış atıp tekrar menüye döndüğümde gerilmeye başlamıştım. Kamer’in gözünde obur biri gibi görünmek istemiyordum. O yüzden sevdiğim birçok yemek varken salata söylemeye karar verdim. Bu beni obur biri gibi göstermezdi değil mi?
Garson tekrar yanımıza geldiğinde Kamer başını menüden garsona çevirdi ve konuşmaya başladı.
“Ben sotelenmiş tavuk ve makarna istiyorum.” Garson Kamer’in söylediklerinin not aldıktan sonra gözlerini tekrar Kamer’e çevirdi.
“İçecek herhangi bir şey arzu eder misiniz?” Dedi nezakette kırılan bir sesle.
“Hayır. Teşekkür ederim.” Kamer ona cevap verdiğinde garson kafasını sallayıp bana döndü.
“Siz ne alırdınız hanımefendi?” diye sordu. O bana soru sorduktan sonra gözlerimi ona çevirmek yerine ellerime diktim. İnsanlarla göz temasında bulunmak benim için çok zordu. Bu Kamer’in istisna olduğu durumlardan biriydi. İlk andan beri onunla göz temasında bulunmakta sorun yaşamıyordum. Hatta onun gözlerine bakmak bana huzur veriyordu. Ama bu diğer insanlar için geçerli değildi. İnsanlarla göz teması kurduğumda çok geriliyordum ve strese giriyordum. İnsanlarla göz teması kurmak benim için işkenceden farksızdı.
“Ben salata almak istiyorum.” Dedim kısık bir sesle. Bunu söyledikten sonra garsondan bir tepki bekledim ama beklediğim tepki gelmedi. Gözümün ucuyla garsona baktığımda bana dikkat kesildiğini gördüm. Bana bu kadar dikkatli bakması beni rahatsız ettiği için yerimde kıpırdandım. Garson bana döndüğünde bakışlarını telefonuna çeviren Kamer masada oluşan sessizlikten dolayı başını kaldırdı. Bakışlarının önce benim üzerimde gezindiğini ve kaşlarının çatıldığını hissettim. Daha sonra bakışlarını garsona çevirdiğinde kaşları sanki daha çok çatılabileceğine inanmadığım bir şekilde çatıldı. Sanki kendini sakinleştirmek ister gibi derin bir nefes verdikten sonra yerinde dikleşerek garsona doğru konuşmaya başladı.
“Bir sorun mu var birader?” diye sert ve yüksek sesle konuştuğunda adeta yerimden sıçradım. Ondan bu kadar sert bir çıkış beklemiyordum. Kamer’in sert sesiyle irkilerek kendine gelen garson Kamer’e döndü.
“H-hayır efendim. Yemekleriniz on dakika içinde size teslim edilecek. Afiyet olsun.” Dedi. Bana son bir bakış atıp masanın önünden çekilirken Kamer hala sert bakışlarını garsonun sırtına dikmişti.
“Kamer. Sorun yok. Sadece gözü dalmış olabilir.” Dedim yatıştırıcı bir sesle. Kamer sert bakışlarını garsonun sırtından çekip bana çevirdi. Bana baktığında sert bakışları an ve an yumuşamaya başlamıştı.
“Gözleri dalacak başka bir yer bulamamış mı yani? Kimse benim sevgilime gözlerini dikip bakamaz.” Dedi siniri sesinden belli olmaya devam ederken. Kıskanmış mıydı? Allah'ım sevdiğim adam tarafından kıskanılıyorum! Bu çok güzel bir duygu!
“S-sevgilim mi?” İçimde havai fişekler patlarken dilimden sadece bir kelime dökülmüştü. Kamer çatılı kaşlarıyla bana bakarken cümlem sonlandığında kaşları normal haline dönmüştü ve dudağının kenarında küçük bir gülümseme belirmişti.
“Evet. Sen benim sevgilim değil misin Ahu’m” Diye naifçe mırıldandığında artık kalbimi zapt edemiyordum. Yerinden çıkacakmış gibi delicesine atarken istemsizce elim kalbime gitti. Kamer gözlerini gözlerimden ayırmazken sağ elini uzatıp kalbimin üstündeki elimi avcuna aldı. Dokunuşuyla beraber kalbim sanki daha fazla hızlanabilirmiş gibi daha da hızlandı.
“Hı hı.” Diye mırıldandığımda resmen dilim tutulmuştu. Konuşamıyordum. Hala gözleri gözlerimde ve elleri ellerimdeyken siparişlerimizi alan garson yemeklerimizi getirdi. Utanarak elimi kendime çekerken garson Kamer’in tabağını önüne koydu. Benim salatamı önüme koyarken gözlerine bakmasam da bana gülümsediğini görmüştüm.
Kamerde görmüş olmalı ki masada ki eli yumruk olmuş gözlerinden ateşler saçarak garsona bakıyordu. Garson bir kez daha afiyet olsun dediğinde hafifçe başımı salladım. Kamer ise hiçbir tepki vermeden aynı şekilde garsona bakmaya devam etti. Ben elime çatalımı alıp salatama batırırken kamerde yumruk olan elini sıkmayı bırakıp kendine gelmek istercesine kafasını iki yana salladı. Ve o da çatalını eline alıp yemeğini yemeye başladı.
Yemeklerimizi bitirdikten sonra Kamer hesabı ödemek için gitti. Bende restorandan çıkıp onu beklemeye başladım. Dışarı çıktığımda güneş batıyordu. Her güneş batışını izlerken olduğu gibi şuan da içimde tarif edilemez bir huzur vardı.
“Gün batımını izlemeyi hala seviyorsun demek.” Dibimden gelen tanıdık olmayan sesle irkilirken yanımda siparişlerimizi alan garsonu görmek beni şaşkına çevirmişti.
“P-pardon.” Dedim şokla yükselmiş sesimle.
“Küçükken de gün batımını izlemeyi severdin Ahu.” Dedi gözlerini gün batımına dikerek.
“Siz benim adımı nereden biliyorsunuz?” Dedim yaşadığım şok azalmaya başlarken.
“Biz küçükken aynı mahalledeydik Ahu. Sanırım hatırlamadın. Zaten bakışlarından anlamıştım. Daha doğrusu bana bakmadığın için pek anlayamadım. Ama sıkıntı değil.” O açıklama yaparken onu hala hatırlayamamıştım. Tam bunu söylemek için ağzımı açmıştım ki biri onun yakalarını toplayıp duvara yapıştırdı. Bunu yapanın Kamer olduğunu görmek başka bir şoka girmeme neden olurken bakışlarımı Kamerden ayıramıyordum.
“Sen kimsin? Ve sevgilimden ne istiyorsun?” Dedi Kamer sinirle sıktığı dişlerinin arasından.” Sen kendini ne sanıyorsun yavşak herif!” Diye bağırdığında yerimden sıçradım. Kamer’i kollarından tutup geri çekmeye çalışırken yakasını topladığı adamı öyle sert duvara bastırıyordu ki onu geri çekmeye gücüm yetmiyordu.
“Seni buraya gömerim! Kız arkadaşımdan uzak duracaksın! Anladın mı beni!” Diye bağırmaya devam ederken etraftaki insanlardan bir kaçı sonunda onları ayırmayı başarmıştı. Kamer kollarını tutan adamları ittirmeye çalışıyordu.
“Bırakın beni. Bırakın dedim. Tamam. Sakinim.” Kamer kollarını sonunda kurtardığında bana döndü. Yanıma gelip elimi tuttu ve hiç konuşmadan yürümeye başladık. Evimin önüne geldiğimizde başparmağıyla yanağımı okşadı. Ve hafifçe gülümsedi. Ona aynı şekilde gülümserken açıklama yapmaya başladım.
“Garson eski mahallemden tanıdığımmış. Ben hatırlamıyorum ama o beni hatırlamış ve selam vermek istemiş. Ortada düşündüğün gibi bir şey yoktu.” Dedim alnına düşen birkaç tutamı arkaya atarken. Saçlarında oyalanan elimi alıp öptüğünde dudaklarımdaki gülümseme biraz daha büyüdü. Onu o kadar çok seviyordum ki…
“Biraz fazla tepki vermiş olabilirim. Özür dilerim ahu gözlüm.” Diye mırıldandı gözlerime bakarak.
“Tamam. Sorun yok.” Dedim hala ona gülümserken.
“O zaman yarın okulda görüşürüz Ahu’m” Dedi puslu çıkan sesiyle.
“Görüşürüz.” Dedim ve utanarak ekledim. ”Sevgilim.” Ona bu şekilde hitap ettiğimde kaşları havaya kalktı ve adeta gözleri parladı.
“Sevgilim mi?” dedi sanki kulaklarına inanamıyormuş gibi.
“Evet. Sevgilim değil misin Kamer.” Dediğimde restorandaki diyaloğumuza yapmış olduğum gönderme ona kahkaha attırmıştı. Kahkahası çok güzeldi…
“Tabii ki sevgilinim.” Deyip yanağıma bir buse kondurdu. Kızardığımı hissederek ona bakarken dudaklarını araladı.
“Görüşürüz sevgilim.”
“Görüşürüz sevgilim.”
Dedikten sonra arkasını dönüp yürümeye başladı. Güneşin kızıllığı Kamer’e vururken bana dönüp gülümseyerek el salladı. Aynı şekilde gülümseyip el salladım. Ve arkamı dönüp evin giriş kapısına doğru adımlamaya başladım.