İçeriğe geç

Ruhumdaki parmak izleri

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Ruhumdaki parmak izleri

Bölüm 2

Nefretlerin en acısı

Okuldan çıkıp evime doğru adımlamaya başladım. Eve girip her zaman yaptığım gibi direkt mutfağa yöneldim. Elime ne geçtiyse tabağa koyup hızlı ve neredeyse nefes bile almadan yemeye başladım. Yemeğim bittikten sonra odama çıkıp üstümü değiştirdim ve bilgisayarımın başına oturdum. Bugün Kamer ismimin anlamını sorduğunda benimde aklıma takılmıştı. Arama motoruna girip ismimin anlamını aradım. Ve karşıma çıkan sonuçla... kahkaha atmaya başladım. Çünkü ismimin anlamı şuydu: İnce, güzel ve zarif kadın.

İç ses şunu görüyor musun?

Daha önce bir insanı bu kadar tanımlamayan başka isim görmemiştim.

Bende. Sanırım annem bana hamileyken benimle ilgili çok farklı hayalleri varmış iç ses.

On saniye kadar kahkahalarla güldükten sonra kahkahalarımdan geriye koskocaman bir hüzün kalmıştı. Dudaklarım kenarları yavaş yavaş aşağı inerken Bir kez daha kendimden nefret ettim. Ayağı kalkıp banyoya gittim ve aynanın karşısına geçtim. Normalin üç katı iri olan yanaklarıma baktım. Yanaklarımdan bir kez daha nefret ettim. Yanaklarımdan dolayı küçülmüş koyu kahve gözlerime baktım. Gözlerimden bir kez daha nefret ettim. Yağ tulumu vücuduma baktım. Vücudumdan bir kez daha nefret ettim. Uzun kahverengi saçlarıma baktım. Saçlarımdan bir kez daha nefret ettim. Her şeyimle bir kez daha kendimden nefret ettim. Ben neden bu kadar çirkindim. Nefretin en acısı kendinden nefret etmektir. Ayna da kendime bakarken Yanaklarımdan çeneme doğru bir gözyaşı süzüldü.

Ertesi gün okul için uyandığımda gözlerim ağladığım için davul gibi olmuştu. Ama bu çok da anormal bir şey değildi. Haftanın iki günü gözlerim şişmiş şekilde gidiyordum. Sınıftakilerin bile gözlerimin şiş olmasına alıştıklarını düşünüyordum. Üstümü giyindim ve okula doğru yürümeye başladım. Günlük telkinlerin ardından sınıfa girip kimseyle göz göze gelmemeye çalıştım. Buse’nin tiksinmiş bakışlarını yok saydım. diğerlerinin aşağılayıcı bakışlarını da…

Siyah çantamı sıraya bırakıp Kamer’e getirdiğim notları çıkardım ve sırasına doğru yürümeye başladım. Bütün gözler benim üzerimdeydi. Çünkü sıramdan başka sınıfta hiç dolaşmazdım. Sırasının önüne geldiğimde Kamer başını kaldırdı ve bana gülümsedi. O zaman fark ettim ki gözlerinin dış tarafı daha koyu bir maviydi. Neredeyse lacivertti. Ama içlere doğru rengi açılıyordu. Gözleri bir mücevher kadar güzeldi.

Ahu!

Sakın bana aşık olma falan deme iç ses. Gözleri ona aşık olmam için gayet yeterli bir sebep. Ama ona aşık falan olmayacağım. Şimdi sus!

Ben susuyorum. Ama sen önce şu kalbini bir sustur. Çünkü kendisi hızlı atma da rekora koşmaya başladı.

Sus dedim!

Bende Kamer’e gülümseyip notları ona uzattım.

“Teşekkür ederim. Sana zahmet oldu.”

“Yok ya. Ne zahmeti.” Dedim. Sesim kısık çıkınca boğazımı temizleyip ona gülümsemeye devam ettim. Ardından ona daha fazla gülümsemeye devam edersem yanlış anlayacağını düşünüp arkamı döndüm. Daha iki adım bile atmamıştım ki adımı seslendi. Yüzümde şaşırmış bir ifadeyle ona döndüm. Bana mahcup bir şekilde bakıp konuşmaya başladı.

“Aslında bana numaranı verebilirsen harika olur. Yani Diğer notları getirmek yerine fotoğrafını çekip atarsın. Böylesi senin için de daha kolay olur hem.”

İç ses. Az önce Kamer benden telefon numaramı mı istedi ?

Evet. Baya baya numaranı istedi. Bak buna şaşırırım işte.

Bende.

Ahu ağzını kapat. Çocuk otuz iki dişinin hepsini gördü.

Tamam.

Tamam mı ? Heh iki gram aklın vardı. O da yok artık. Tebrikler.

Ona şaşkın şaşkın bakmaya devam ederken Kamer de bana bakıyordu. Önce şaşkınlıkla yutkundum. Daha sonra konuşmak için dudaklarımı araladım.

“Telefon numaramı mı istiyorsun ?” Dedim hala dediğini idrak edememiş bir şekilde.

“Yani istersen tabii. Sana kolaylık olsun diye yani. “ Dediğinde elmacık kemiklerinin üstünde kırmızı kırmızı lekeler belirmeye başlamıştı. Kızarıyor muydu ? Hafif kırmızı lekeler Beyaz teninde o kadar tatlı duruyordu ki… Bir erkek tatlı olabilir miydi ? Kamer tatlıydı. Ama bu tatlılığının yanında bir o kadarda yakışıklıydı.

“Şey tamam vereyim.” Dediğimde gözlerindeki neşenin nedenini anlayamadım. Elini cebine atıp telefonunu çıkardı. Ve rehbere girdi. Numaramı ona söylediğimde beni aradı. Bende onu kaydettim. Daha sonra sırama gidip oturdum ve dersin başlamasını bekledim.

Okulun geri kalan saatleri normaldi. Buse’nin aşağılayıcı sözlerine göz yumdum. diğerlerinin tiksinmiş bakışlarını yok saydım. Onların benden nefret etmeleri için ne yaptığımı bilmiyordum. Belki de benden nefret etmeleri için nedene ihtiyaçları yoktu. Sadece nefret ediyorlardı. Eve geldim. Yemek yedim. Ve kendime kahve yaptım. Annem okulumun nasıl geçtiğini sordu. Bende harika geçtiğinden bahsettim. Annem kalp hastasıydı. Onu benim okulumda yaşadıklarımla üzemezdim. Bazenleri düşünürdüm acaba yaşadığım şeyleri birileriyle paylaşmak nasıl olur diye. Mesela annemle. Sonra bu fazla fantastik hayalden vazgeçip tekrar kendimle baş başa kalırdım. Anneme okulumun harika geçtiğiyle ilgili yalanları sıralayıp elimde kahvemle odama gittim. Tam odama gelmiştim ki telefonumdan bildirim sesi geldi. Bu ilginçti çünkü kimse bana mesaj atmazdı. Bir elimde kahvem olduğu için diğer elimle telefonun ekran kilidini açıp kimden mesaj geldiğine baktım. Mesajı görmemle kahve kupasının elimden düşmesi bir oldu. Elimden düşen kupanın tuzla buz olması o an için umrumda değildi çünkü elim çok fena yanmıştı. Lavaboya gidip elimi soğuk suyun altına tuttum. Telefonda Kamerden mesaj geldiğini görmüştüm ve o an nasıl olduğunu anlamadan kupa elimden düşmüştü.

Onun mesaj attığını görünce elin ayağına dolaşıyor aptal kız.

Beni yalnız bırak iç ses.

O zaman ben gideyim sende gerçeklerden kaçıp kendini kandırmaya devam et.

İç sesle yaptığım ufak çaplı tartışmanın ardından elimi soğuk suyun altından çektim. Odamdaki kırık cam parçalarını ve kahveyi temizleyip yatağıma oturdum. Elime telefonumu alırken elim titriyordu.

Kamer:

Merhaba. Ne yapıyorsun ?

Ne yaptığımı merak ediyordu. Mesajını gördüğümde elimdeki titreme azalmıştı ama bu sefer de yüzümde aptal bir gülümseme belirmişti.

Ahu:

Merhaba. Oturuyorum. Sen ne yapıyorsun ?

Mesajı yazarken elimin titremesi tekrar artmıştı. Elim titrerken zar zor yazabilmiştim. Mesajı göndermeden önce defalarca okumuştum. En sonunda gönderdiğimde mesajımdan hala emin değildim. Silsem mi acaba?

Kendini salak gibi göstermek istiyorsan sil

Sen neden geri geldin?

Bensiz çok fazla yaşayamayacağın için.

Yine boş yapmaya başladın iç ses. Tekrar gidersen memnun olurum.

Senin mutluluğunu önemsediğimi nereden çıkardın Ahu?

Ukala şey.

Kendi iç sesine ukala diyorsun farkında mısın? Yani otomatik ola-

Ay tamam sus.

Telefonum bir kez daha bildirim sesiyle titrediğinde neredeyse yataktan sıçradım.

Kamer:

Aynı bende. Matematik notlarını atabilir misin?

Sadece matematik notları için mesaj attığını anladığımda Yüzümdeki aptal gülümseme yerini somurtmaya bırakmıştı.

Ahu:

Tabii.

Yatağımdan kalkıp notlarımın fotoğrafını çektim. Ve Kamer’e gönderdim.

Kamer:

Sağ ol. Zahmet oldu.

Ahu:

Rica ederim.

Kamer:

Ahu.

Ahu:

Efendim.

Kamer:

O gün adının anlamını sormuştum hatırlıyor musun? bana bilmediğini söylemiştin.

Nereden çıkmıştı ki şimdi?

Ahu:

Evet. Hatırlıyorum.

Kamer:

Ben araştırdım.

İsmimin anlamını mı araştırmıştı? Dalga mı geçecekti? Çünkü ismimle olduğum kişi o kadar birbirine zıttı ki.

Kamer:

Ahu, ceylan demekmiş. Bir de gözleri güzel olan kadın demekmiş.

Ahu:

Ya öyle mi demekmiş.

Ben araştırdığımda bu anlamlarını görmemiştim. Bunu bana neden söylemişti ki? Ben bir şeyleri mi kaçırıyordum?

Kamer:

Evet. Öyle demekmiş.

Birkaç dakika boyunca bir şey yazmasını bekledim. Ama hiçbir mesaj gelmedi. Ama çevrimiçi olduğunu görebiliyordum. Mesaj atılmayan bir beş dakikadan sonra artık dayanamayıp yazmaya koyuldum.

Ahu:

O zaman iyi geceler.

Kamer:

Ben… bir şey söylemek istiyorum aslında.

İyice kafam karışmaya başlamıştı.

Ahu:

Seni dinliyorum.

Kamer:

Senin… gözlerin çok güzel.

Sanırım kalbim durmuştu. Gözlerimi güzel mi buluyordu? Benim nefret ettiğim küçük kahverengi gözlerimi. Bu ne demekti? Ellerim artık o kadar çok titriyordu ki telefonu düşürmek üzereydim. Telefonumu bırakıp titreyen ellerimle kendimi yelledim. Hava bir anda neden bu kadar sıcak olmuştu. Ne yazmalıydım?

Ahu:

Benim gözlerim? Güzel?

Kamer:

Hem de çok güzel.

Tamam. Sanırım nefes almayı unuttum. Gözlerime çok güzel diyordu. Neden?

Ahu:

Şey teşekkür ederim.

Kamer:

Gözlerin çok güzel ve bir ceylan kadar ürkek bakıyorlar Ahu. O zaman sen Ahu gözlü oluyorsun öyle değil mi?

Bana ahu gözlü mü diyordu? Ama bu… çok güzeldi. Allah’ım bana ahu gözlü diyordu!

Ahu:

Öyle mi oluyor?

Başka ne yazabilirdim ki?

Kamer:

Öyle oluyor galiba.

Kamer:

İyi geceler Ahu gözlü.

Ahu gözlü…

Ahu:

İyi geceler Kamer.

Telefonun ekranını kapatıp yüzüstü yatağa bıraktım. Bana Ahu gözlü diyordu. Gözlerime Ahu diyordu. Güzel diyordu gözlerime. Kamer gözlerimi sevdi. İşte ben o an nefret ettiğim kahverengi gözlerimi sevdim.

Bölüm sonu

2 yorum