O gün kafeden çıkarken hiçbir şey demediler. Ne “görüşürüz” dediler, ne “dikkat et kendine”. Sadece yan yana yürüdüler bir süre. Sanki kelimeler, fazlalıktı artık. Yare’nin bakışları konuşuyordu. Eren de o dili artık az çok anlıyordu.
Kaldırım kenarında durdular.İkisi de gidecek bir yere sahipti ama kalmak istediler. Eren bir an Yare’ye dönüp sordu: “Sen hep böyle miydin? Sessiz ve... bilge?” Yare gülümsedi. Ama yorgun bir gülüştü bu. -“Ben küçükken çok konuşurdum.” dedi.“Sonra insanlar, ne zaman açsam kalbimi, ya güldü ya sustu. Ben de öğrendim susmayı. Sustukça sevilmeyi.”
Eren başını eğdi. O cümle onu kırmıştı. Çünkü kendi sessizliği hep savunma içindi. Ama Yare’nin sessizliği, yaralardan doğmuştu.
Yolun kenarında bir bank vardı. Oturmadılar. Ama orada bir süre birlikte sustular. Ve belki de ilk kez, ikisi de bu kadar görünür olmuştu birbirine.
Yare, çantasından bir kitap çıkardı.Altı çizilmiş bir sayfayı açtı ve uzattı:
> “Bir insanın kalbine bakınca ilk neyi görüyorsan, ona dikkat et.Çünkü sevgi, önce onu büyütür.”
Eren sayfaya uzun uzun baktı. Sonra kitabı geri uzattı. -“Senin kalbine bakınca yorulmuş bir bahar görüyorum.Solmamış ama rüzgârdan çekinen bir bahar.”
O an Yare’nin gözleri doldu.Bu bir iltifat değildi.Tanınmaktı.Görülmekti.
O akşam vedalaşmadılar. Birbirlerinin gözlerinden yavaşça çekildiler. Ama içlerinde aynı düşünce vardı: “Bu bir başlangıç.” Ve bazı başlangıçlar, bir kelimeyle değil, bir bakışla yazılır. ---