İçeriğe geç

Ruhların Çağrısı

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Ruhların Çağrısı

Bölüm 3

2. Bölüm

Onu sıkı sıkı saran kolların içinde Kath yavaşça gözlerini aralamaya çalıştı. Kısık gözlerle incelediği kadarıyla koyu tenli, kıvırcık saçlı bir adamın kucağındaydı. Adam, keskin bakışlarla karşıya bakıyor ve durmadan ilerliyordu. Kulağının sivriliği dikkatini çeken bir başka unsur olmuştu. Ama adam onu sarstığı için Kath henüz uyanmaya vakit bulamadan yeniden bilincini kaybetti.

Bu kez uyandığı yerdeki boğaz yakan acı koku, Kath’in boş midesinin bulanmasına yetecek kadar kötüydü. Boş bir odaya kapatılmıştı ve taştan bir yatağın üzerine zincirlerle bağlanmış vaziyetteydi. Çırpınsa da bir milim dahi kıpırdayamadı, taşın soğuğu çıplak bırakılmış bedenine adeta işkence ediyordu.

Etrafını incelemeye çalıştı ama oda görüşünü kısıtlayacak kadar karanlıktı. Tepesinde uçan taşın zayıf ışığı, sadece onun çıplak bedenini aydınlatacak kadardı. Bedenini görse de yaşadığı şoku dışa vuramayacak kadar halsiz hissediyordu.

Odaya iri kıyım 3 adam, arkalarından da altın takılar ve altın işlemeli kaftanla bezeli, kısa boylu, sert mizaçlı bir beyefendi girdi. Henüz neler olduğunu soramadan alnına sertçe çarpan beyaz bir ışınla görüşü kadardı.

Beyninin etrafındaki görünmez zincirler onu uyuması için sıkıştırarak zorluyordu. Kath’in zihni artık karşı koymayı denemeden teslim olmaya karar verdi. Zaten başına bunlar gelmemişken de tek emeli hayatına son vermekti. Böyle bir sonu hayal etmemiş olsa da pişmanlık duymuyordu.

Kath kulaklarındaki uğultuyla yeniden gözlerini açtı. Bu kez demir parmaklıkların ardında bir odada, yine soğuk bir zeminde uzanıyordu.

Uğultu arttığında kulaklarını kontrol etti. Sargıların sıkıştırıp canını yaktığını yeni fark ediyordu. Ayağa kalkmak için çabalasa da parmağını bile zar zor oynatırken bu pek mümkün olmuyordu. Demirin çarpışma sesleri parmaklıkların ardını doldurdu ve asker disipliniyle biri Kath’in kapısını açtı.

İçeriye zihninde kalan görüntülerdeki o abartılı giyinimli kısa adam giriş yapmıştı. Duvara asılı ışıltılı taşlar sayesinde bu kez yüzünü daha da net seçebiliyordu.

Sivri ve uzun kulakları suratına oranla gülüç duruyordu. Turuncu sakalları adamın boynunu tamamen kaplasa da başında tek bir tel bile bulunmuyordu. Suratındaki benler çürümeye yüz tutmuş tenini saklamaya çalışır gibiydi. Hareket ettikçe kıyafetindeki altınlar ses çıkartıyordu. Üzerindeki kızıl kadife kumaş suratındaki sertlikle tezat oluşturuyordu. Kalın parmaklı eliyle Kath’in yüzünü kendine çevirdiğinde adamın yüzüne sinsi bir gülümseme kondu. Koyu kahve gözleriyle Kath’in güçten düşmüş bedenini gözden geçirdi.

“Kimsin sen? Beni neden buraya getirdiniz?” diyerek sonunda Kath’in kurumuş dudakları olanlara karşı koymaya başladı. Adam ise sadece gülümsemesini silmeden alt dudağını ısırdı.

“Sen benim gizli silahımsın.” diyen adam Kath’in cevabını beklemeden odadan ayrıldı. Onlar giderken Kath kapıda az önce görmediği bir kadının dikildiğini gördü. Onlar konuşurken gelmiş olmalıydı.

Genç kız gücünü toplayıp yere sertçe tükürdü, tepkisini ancak böyle koyabiliyordu. Kadın acıyan gözlerle Kath’e kaçamak bir bakış atarak az önce giden adamın peşine takıldı. Artık dik durmakta zorlanan Kath kendini yeniden soğuk zemine bıraktı.

Yaşadığı tüm bu saçmalıkların bir rüya olmasını ve bir an önce uyanabilmeyi umdu içsesiyle. Eğer tüm bunlar ölmeye çalıştığı için başına geldiyse bir daha bunu denemeyeceğine dair tüm tanrılara yemin bile edebilirdi. Şu an tek ihtiyacı Maria Hanım’ın demleyeceği bir tas sıcak çaydı.

Bir sıcaklığın elini sıkmasıyla irkilerek uyandı. Hala demir parmaklıkların arkasındaydı ve karşısındaki koridor hala karanlıktı, bomboştu.

Kath bilinçsizce elini cebi olması gereken yere attı ama boşlukla karşılaştı. Maria Hanım’ı arayıp yardım isteyecek durumda değildi. Onu buraya getirenler her kimse, Kath’in eşyalarını almış olmalılardı. Aynı sıcaklık elini yeniden çarpınca istemsizce kısa bir çığlık attı.

“Dur korkma, başımıza toplama şunları.” diye kısık bir ses yankılandı ama Kath karanlık odada yalnız olduğuna adı kadar emindi. Psikiyatriste daha önce gitmediğine pişman oldu, çünkü artık zihnini bu vaziyetten kurtarmak neredeyse imkansız gibi gözüküyordu. Farklı kıyafetler, mekanlar, sesler deneyimliyor ve farklı yaratıklar hayal edip onlarla konuşuyordu. Burada normale dair tek bir parça iz yoktu.

“Sen, bu ses… Seni tanıyorum, sen osun. Beni buraya sen sürükledin.” derken uzandığı yerden çaresizce havaya yumruklar savurdu genç kız. Biri isabet etmiş olmalı ki acılı kısa bir inilti havaya karıştı.

“Ah! Dur bir dakika Kath. Seni getirdim çünkü sen buraya, bana aitsin. Sensizliğe daha fazla dayanamadım.” dedi uğultulu ses. Kath’in doğrulmasına yardım etti ve sıkıca sarıldı. “Seni ne kadar aradığımı tahmin bile edemezsin. Bu yüzden seni bir kez daha kaybetmeyi göze alamadım, özür dilerim.”

Son cümlesinde sesin barındırdığı hüzün Kath’in gözlerinin dolmasına sebep olacak gibiydi. Neler olduğunu bilmiyordu ama onu saran sıcak kollara destek olmak istiyordu.

“B-baba, sen misin yoksa?” diyebildi titreyen sesiyle, aklına mantıklı başka bir açıklama gelmiyordu. Paranormal olaylara inanmasa da şu an babasının yanında olmasına çok ihtiyacı vardı, tıpkı eskiden olduğu gibi.

“Baban değilim, benim kim olduğumu çok yakında öğreneceksin Kath. Şimdi gitmek zorundayım, yine geliyorlar.”derken onu saran kolların da uzaklaştığını hissetti. “Dirayetli olmaya çalış Kath, sana güveniyorum. Buradan kurtulacaksın, ben yanındayım.” dedi ve parmaklıkların arasından bir rüzgâr gibi esip gitti.

Kath aynı soğukluğu yine belinde hissettiğinde öfkesi içinde birikmeye başlamıştı, soğuk sırtındaki yanmanın sızısını da arttırıyordu. Tülden elbisenin altında, yoğunlukla sağda bulunan sıkı bir sargı omzunu ve sağ kürek kemiğini sarıyordu.

İki yanında dikilen aynı iri adamların bedenine dokunduklarını fark etti. Bacağına yaklaşan şırıngayla kan aldıklarını düşündü. Ama Kath gördüğü şırıngaya rağmen hiçbir acı hissetmiyordu. Sağındaki adam elindeki kanı yanındakine uzatıp Kath’in kolunu kavradı.

Adam, kolundaki kan dolaşımını kesecek kadar sıkmıştı genç kızın kolunu. Kath bu çilenin ne zaman biteceğini merak ediyordu.

Adam Kath’in gözlerine uzunca bir süre baktı, bilincinin yerinde olup olmadığını yoklar gibi bir hali vardı. Kath son çare olarak adamın suratına tükürse de adam gözünü bile kırpmadı.

Göz temasını kesmeden sağ koluna sivri bir cisim saplandığında Kath gördüklerinin dehşetiyle sarsıldı. Acıyı hissetmeyişine şükretse de koluna saplanan sivri cisme baktı. Buz mavisi ve tek parça bir ışıltıdan oluşan, mızrak ucuna benzer bir silah gibiydi. Kanların arasından adamın elleri zar zor seçilmeye başlamıştı bile. Silahı kolunda yukarı doğru kaydırdığında kanların arasından ufak parıltılı noktalar silahın üzerinde seçilmeye başladı.

“Bu bir mucize olmalı, inanamıyorum.” dedi kadifeler içindeki o otoriter yüz, sol yanında Kath’in elini sıkıca tutuyordu. Kath de tıpkı diğerleri gibi olanları izliyordu.

Kan durup da beyaz ışık çevreyi kapladığında sert mizaçlı o yaşlı adam onay verdi ve Kath’in kolunu kapatıp sarmaya başladılar. Adamın neye onay verdiğini de, o beyaz ışığın içinden nasıl süzüldüğünü de anlayamıyordu. Görüşü ise yavaş yavaş bulanıklaşmaya başladı.

Kath bayılmadan önce otoriter adamın hapsinden kaçırdığı bakışlarıyla odayı yoklamaya çalıştı. Ona acıyan kadın yine aynı bakışlarıyla kapıda dikiliyordu. Solgun taşların isteksiz ışıkları yüzünü seçmesine engel oluyordu ama büzülmüş kaşları onu ele veriyordu. Madem bana bu kadar acıyor, neden gelip yardım etmiyor?

Onunla konuşmaya çalışmak muhtemelen ikisini de tehlikeye atardı. Kath zaten ona güvenip güvenemeyeceğini de henüz bilmiyordu. Sargısı bittiğinde Kath’i içeri kilitleyen askerlerden biri onu kucakladı. Kath’in boş midesi guruldar guruldamaz bir grup kahkaha odada yükseldi ama Kath aldırış etmedi. Artık bu sürüncemeden kurtulmak istiyordu sadece.

Onu az önceki zindana bıraktıktan sonra odaya bir tas su ve yeşil bir sıvı bıraktılar. Kokusu güzel olsa da Kath önyargı yüzünden içmekte zorlandı, gözlerini kapatmak son çare olmuş, işe yaramıştı. Tası bittiğinde elinden düştü ve kendisi de sert zeminin üzerine bayıldı.

Bu kez koridor boş ve sessizdi. Ne o sinir bozucu ses, ne Kath’e acıyan kadın, ne zalim adam ne de askerleri görünmüyordu.

Kath çorbadan sonra ayakta duracak gücü sonunda kazanmış, tenine adeta renk gelmişti. Parmaklıklara tutunup görebildiği kadarıyla koridoru kolaçan etti. Öncesinde içinde biriken öfke bu kez kaynamaya başladı.

Buraya getirildiğinden bu yana kaç saat veya gün geçtiğini bilmese de artık çıkmanın bir yolunu bulmalıydı. Öfkesi kabardıkça kafasından dumanlar çıktığını hissediyordu, buradan kurtulmalıydı. Evine dönmeli, gücünü kazanıp o sese dersini vermeliydi. Ya da randevusuna gitmeli ve ders verme kısmını psikiyatrına bırakmak daha sağlıklı olabilirdi, buna eve döndüğünde karar verecekti.

Ciğerleri artık daha çok hava alıyor, kasları titriyordu. Ellerinin altındaki demirler yavaşça yumuşayıp erirken Kath’in bedeni şokla donakaldı. Eriyen demir parmaklıklar sayesinde aralık artık onun geçebileceği kadar genişti. Bu erime mucizesi sonradan sorgulanacaklar listesine eklenmişti, önceliği kaçmak olmuştu. Aralıktan süzüldü ve minik zaferini iç sesiyle kutladı.

Koridorun sonunda, merdiven sahanlığının yanına konmuş bir masanın üzerinde kıyafetlerini buldu. Ama telefonu içinde yoktu. Vakti olmadığını bildiği için sadece durumuna küfür ederek kanlı kıyafetlerini kapıp üst kata çıktı.

Bu kat hizmetçi kılıklı bir sürü yaratıkla doluydu ama Kath özellikle merdivenin cephesindeki pencereyi dikizleyen kimseyi görmemişti. Dışarıyı kolaçan etti, bu hizmetçilerin olduğu kat zemin kattı. Arkasına son kez bakıp gizlice camdan dışarı atladı.

Hala aç ve yorgun olmanın etkisiyle biraz savrulsa da ayakta durabiliyordu artık. Bahçe, onu içeri kilitleyen adamlara benzer askerlerle doluydu. En yakınındaki bir çalının ardına saklanıp kanlı kıyafetlerini acı içinde kıvranarak giydi.

Bahçeyi sakince taradı. Solunda geniş ve uzun, koyu ahşaptan yapılmış bir kapı gördü. Yakalanma olasılığı epey yüksekti ama buradan kaçmak için şansını denemeye değerdi. Askerlerse bunu denemesine fırsat tanımayacak sayıda fazlaydı. Yine de başka şansı olmadığı için Kath içinden gelen o küfrü durdurmadı. Siktir!

Bir çalıdan diğerine etrafındakileri kontrol ede ede atlıyordu. Şu anki hale düşeceğini söyleseler hayatta inanmaz, tıpkı şu anki gibi yerde yuvarlanarak gülerdi. Ama hayatın sürprizlerini ne zaman sunacağı hiç belli olmuyordu. Ölmek için çıktığı yolda yaşamak için savaşır olmuştu.

Kapıya çok yaklaşmıştı. Önünden geçen at arabası benzeri bir aracın arkasına saklanıp yakalanmadan buradan çıkması yeterliydi. Çalılıktan çıkıp yola atlayacakken biri onu kolundan tutup planına engel oldu. Kıyafet ve sargı, sırtındaki yaraya sürtündükçe inanılmaz acılar derisinin altında, damarlarının içinde geziniyordu.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen?” Bu, bir kadın sesiydi, biraz öfke biraz da telaşla çıkmıştı fısıltısı. Arkasına dönüp baktığında her seferinde uzakta dikilip konuşmayan o kadınla karşılaştı, gün ışığında parlayan beyaz teni güzel yüzünü daha da ön plana çıkarıyordu. Ses tonu şefkatli bir anneninki kadar yumuşaktı, Maria Hanım’ı anımsatıyordu.

“Bırak beni, sizin bu oyunlarınızdan sıkıldım. Bana ne yaptınız bilmiyorum ama izin verirsen” derken kolunu sertçe çekip kadının hapsinden kurtardı. “evime dönmeyi planlıyorum.” diyerek cümlesini bitirdi Kath.

Dolaşan askerler yaklaştığı için ikili az önce Kath’i koruyan çalılığın arkasına yeniden saklandı. Kath yine de pes etmeden etrafı kolaçan etmeye devam ediyordu, kaçmaktan henüz vazgeçmemişti.

“Onlara yakalanmadan gitmeye çalışırsan dikkatleri daha da üstüne çekmekten başka bir şey yapmazsın. Şimdi çıkabilirsen kaçmayı bırak, muhtemelen 1 gün bile hayatta kalamazsın.” derken kadının bakışları hala endişeli gözüküyordu. Kath ona güvenmek istiyor ama içindeki korku yüzünden emin olamıyordu.

“Ben seni buradan kurtarmanın bir yolunu biliyorum. Ama sessizce beni takip etmelisin.” diye bir teklif sundu kadın Kath’in karşı koymasını beklemeden, kabul edeceğinden neredeyse emin gibiydi. Üstelik bu çaresiz genç kızı da pek bir sevmişe benziyordu.

“Neden sana güveneyim? Sen de onlardan biri değil misin? Ya bu kez de bana sen aynı acıları yaşatırsan?” dedi ama Kath’in iç sesi dahi kadının bunu yapmayacağını biliyordu, yani öyle umut ediyordu.

“Bana güvenmezsen daha ağır işkencelere maruz kalacaksın. Seni kolay kolay salmaya niyeti yok Naskar’ın” dedi ve elini uzattı. “Hala yaşamak istiyor musun, sen bana onu söyle!” dedi. Kath’in eli havada tereddütle titrese de tuttu, kaybedecek bir tek canı kaldığından dolayı savaşmayı tercih etti.

Kadın doğrulup yola atladı ama onları gören kimse ikisine laf atamıyordu. Sanki onlara ulaşamıyor gibiydiler. İkili ellerini kollarını sallayarak kaleye geri döndü ve bu kez kadının önderliğinde en üst kata çıktılar.

Kath’in iç sesi, önünde başı dik yürüyen bu kadını takdir etmeden duramadı. Kath’in aksine o buradakilerden korkmuyor, aksine onlardan saygı görüyordu, demek ki bu kadın onlar için saygın ve önemli biriydi. İkili son kez göz göze geldi. Kadın, Kath’e güç vermek için elinden sıkıca tuttu ve kapıyı çaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.