İçeriğe geç

Ruhlardaki İzler

Bölüm 3 · 15 dk okuma

Ruhlardaki İzler

Bölüm 3

3. Bir Başlangıç

Adımlarımız devam ederken yağmur ikimizi de sırılsıklam etmişti, fakat hemen sonra dinmişti. Yani bizi sırılsıklam yaptıktan sonra durmanın anlamı neydi ki. Çıldırmalıktı. Yanımdaki Arden'e göz ucuyla baktığımda elindeki telefon ile ilgilendiğini fark ettim, gerçekten de sıkıcıydı. Hem konuşalım diyordu hemde susup duruyordu, manyak.

Ayaklarım bile ağrımaya başlamıştı, ayağımdaki topuklu botlar bile işkence çektiği için durmam için yalvarıyorlardu resmen. Ama cidden beni bir saate yakındır yürütüyordu. Telefonumda evde çantanın içinde kalmıştı. Evet mükemmel. Ardıç'ı paket etmiş benide peşinden sürüklemişti, fakat gerçekten daha fazla dayanacak gücüm kalmamıştı.

"İçinden bana küfür ettiğini duyuyorum sanki," diye mırıldandı. Olduğum yerde durup yan bir şekilde ona doğru döndüm.

"Evet ediyorum nolmuş? Ayrıca küfür değil alt tarafı manyak falan dedim," şen bir kahkaha attığında kaşlarımı çattım. Dediğim herşeye gülücük miydi?

"Ne gülüyorsun be?" Diye çemkirdim, kahkahası yavaş yavaş kaybolurken yerini tatlı bir gülüş aldı.

"Manyak ha?" Kahkaha attı bir kez daha. "Ukala, bencil ve egoiste noldu?" Kahkahasının arasından söylediği şeylerle kaşlarım daha fazla çatıklaştı. Hemen Arden'in arkasında kalan banka baktım. Islak gözüküyordu ama umrumda değildi. Hemen Arden'in yanından geçip arkasında kalan bankın önünde durdum.

"Oraya oturamazsın," diye seslendi arkamda ama takmadım. Evet bank ıslaktı. Ama olsundu banane. Tam oturmak için eğilicektim ki Arden'in kolumu sıkıca çekmesiyle afalladım.

Kendini filmde falan mı zannediyordu bu herif.

"Senin yüzünden yolumu kaybettim ve ayaklarım ağrıyor," diye bağırdım yüzüne karşı. Sanırım kafamı çok sallamıştım. Yoksa siyah düz saçlarımın Arden'in yüzüne çarpmasının anlamı yoktu. Ve ben bunu bilmem kaç saniye sonra farkediyorum, adamın yüzünde resmen benim saçlarım vardı.

Boyu cidden uzundu, o halde benim saçlarım onun yüzünde ne işi vardı. Nasıl yetiştiler oraya? Aklıma düşen şeyle yere baktım, topuklu botlarımın cidden uzunluğu fazlaydı. Birde biraz Arden eğilmişti sanki, beni kollarımdan tuttuğu için olabilir sanırım.

"Kokusu güzelmiş," diye mırıldandı ağzının içinde duymam sandı ama duydum. Fakat duyduğumu bilmesine gerek yoktu.

"Şöyle yapalım," dedi benimle yerini değiştirince bir anda banka oturduğunda aynı hızla da beni kucağına çekmişti. Tamam bu cidden hızlı oldu. "Böyle hasta olmazsın sanırım," diye konuştu arden. Cidden delirmişti!

"Beni tavlamaya çalışıyorsun. Ben bunları yemem haberin olsun." Cidden şuan onun kucağındaydım. Tam kucak sayılır mıydı bilmiyordum. Sonuçta herkesin kucağına oturmuyorum. Ama şuan Arden'in tek bacağında rahatça oturduğumun farkındayım sanırım. Sanırım değil öyleyim.

"Bence sen seni tavlamamı istiyorsun ay ışığı," nefesini yüzüme üflediğinde sertçe yutkundum.

"Niye böyle birşey isteyeyim?"

"Orasını sadece sen bilebilirsin," göz kırptı. Elimi sokup o gözünü çıkartsam nolurdu? Adam seni saniyesinde öldürürdü Seren.

"Aklından geçenleri tahmin edebiliyorum sanırım, ve bu çok hosuma gidiyor emin olabilirsin," yüzünde oluşan piç gülüşü ile harikaydı cidden.

Seren acaba tam şuanda bu herif sana yürüyor olabilir mi? Bence uçuyor. Nerde senin asla bir erkek bana yaklaşamaz kuralların?

Elini saçlarıma doğru attığında saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. İşin en kötüsü ise bunların hiç birinden rahatsızlık çekmemem idi. Bakışları yanağım ile kulağım arasında kalınca yutkundum. İz ortaya çıkmıştı. Hızlıca kucağından kalktığımda aniden gelişen şey ile oda sanki kocaman bir boşluğa düşmüştü. Yüzünde oluşan boş ifade ve çatık kaşları bunu gösteriyordu.

"O nasıl oldu?" Sorusu karşısında dudaklarımı yaladım, saçlarımı kulağımın arkasından çıkardığımda garip bakışları üstümde gezindi. Fakat aklıma gelen görüntüler ile bir kaç adım geriledim. Bu acı, bu iz peşimi asla bırakmayacaktı değil mi? Her yerde çıkacaktı karşıma.

"Seni alakadar etmiyor emin ol," parmağımı ona doğru doğrulttum. "Sakın bir daha bana yaklaşma!" Kahve gözlerine son kez değdi maviliklerim bakışları solduğunda ona arkamı döndüm. Ve bir daha karşıma çıkmamasını umarak bilmediğim yollarda ilerledim.

***

1 Hafta Sonra

"Kızım az daha kalsan olmaz mı?" Diye nazlanan anneme en kinayeli bakışımı attım. Resmen bir haftadır burada zaman geçiriyor annemle ilgileniyordum tek işimin annemle dedikodu yapmak olması da epey bir yorucuydu sanırım.

Gerçekten işimi özlemiştim, ve Selin'i. Selin'i gerçekten özlemiştim aramızda kıyıcı bir bağ olmamasına rağmen benim için değerli olduğu gayet belliydi.

Anneme cevap vermeyerek sıkıca sarıldım, zaten sadece elimden bu geliyordu. Babam yoktu, bir babam hiç yoktu, ne bir kardeş ne bir dost hiç biri yoktu. Sadece annem vardı bütün eksikliklerimin tek parçası annemdi. Milyonlarca farklı parçanın bir bütünü annemdi. Her şekilde beni seven önemseyen annemdi.

Babam cidden dediğini yaparak 1 hatadır eve gelmemişti dün gece annem babamı aramış babam telefonu, "Gitti mi o?" diye açmıştı. Paramparça olmuştum ama anneme en güzel gülümsememi göndermiştim o an. Annem babama "Kızımız gidiyor. Gel bi gör yeter artık bu küslük." demişti. babam ise "Benim öyle kızım yok, yıllar önce bitti benim için." diyerek telefonu kapatmıştı. Herşey bitmişti, ben bitirmiştim.

Yalanlar ve gerçekler artık ayırt bile edilmiyordu çünkü her gerçeğin içinde bir yalan vardı.

Sırf bu yalanlar uğruna herkesi kaybetmeye devam ediyordum. Fakat babamla aramda ki bağın kopmasının sebebi tamamen oydu.

Yoruluyordum, çok fazla artık bazı şeyleri kendi içimde tutamıyor herkese herşeyi anlatmak istiyordum fakat hemen sonra olucakları düşünüyordum. Herşeyi düşünüyordum .

Annemin kokusunu biraz daha içime çektim, zaten yine uzun bir süre göremeyecektim onu. Arkamda bir hareketlilik hisssettim ama kedi olduğunu düşünerek daha çok sokuldum anneme. Herşey geçsin der gibi sokuldum. Fakat hiç birşey geçmedi,hatta hayat bir darbe daha vurdu. Arkamdan biri konuştu.

"Seren?" Diye şaşkınlıkla konuşan tek ses Melikeydi.

Yutkunarak annemden ayrıldığımda annem kocaman gülümseyerek bakıyordu ona. Ben ise bomboş. Melikeye baktığımda büyümüş bir kız görüyordum. Onu en son cenazede görmüştüm. Ama o gün o cenazde kimse beni görmemişti. Çünkü annem onun ölüm haberini verdiğinde bir şekilde oyalayıp gelmemiştim, en azından onlar öyle biliyordu, fakat onun o mezara girdiğini görmeden benim içimde hiç birşey sönemezdi İkimizde çok fazla değişmiştik Melike ile. Aradan geçen yıllar bizi değiştirmişti. Hemde çok fazla.

Birden gülümseyen suratı ile boynuma atıldığında ben onun gibi yapamadım. Dondum kaldım, zira şuan babasının katilini sarılıyordu. Fakat ben seçmemiştim bunu. O beni mecbur bırakmıştı. Mecbur bırakılmıştım. Melike biraz daha sarıldığında istemeye istemeye uzandı parmaklarım sırtına okadar hafif dokundum ki sarılmak bile denemezdi. Oda bu durumu anlamış olucakki bir süre sonra yüzü düşmüş şekilde ayrıldı benden. Yüzüne boş boş baktığımda ne diyeceğimi bilemiyordum.

Fakat kendimi toparladım, yüzüme kondurduğum sıcak ifade karşısında görmesem bile ben bile afalladım. Özür dilerim Melike. Çok özür dilerim. Herşey için. Belki de masum olan tek şey sensin ve özür dilerim. Bunu sadece kendim için değil, senin içinde yaptım.

"Nasılsın Melike?" dedim samimi bir şekilde oda aynı benim gibi gülümsediğinde bana çok fazla bozulmadığını anladım.

"İyiyim Seren görüşemedik," bakışları yanımda duran valizi buldu. "Gidiyorsun sanırım, keşke haber verseydin gelirdik annem ile."

Gelmeyin Melike.

Tam birşey diyecektim ki annem size girdi. "Kusura bakma kızım."

"Evet, Melike. Cidden üzgünüm telafi ederiz olur mu? Annemle uzun süredir görüşemedik biraz yalnız kalmak istedik," böylelikle sözü annemden almıştım.

"Anlıyorum sıkıntı değil, ben poğaça getirdim annem gönderdi" dedi elindeki poşeti yukarı kaldırıp bize gösterirken.

"Benim gitmem gerekiyor uçağım var malum" yalandan gülümsedim kocaman.

"Sorun değil görüşürüz," dedi gülümseyerek Melike.

"Görüşürüz anne," dedim anneme dönerek.

"Dikkat et kızım," gözleri dolu doluydu. Burukça gülümsediğimde arkamı hızlıca döndüm. Zira bakmaya ne benim gücüm, ne de küçük Seren'in gücü yeterdi. Elime aldığım valiz ile tek tek indim basamakları.

Arkama bakmadan yürümeye devam ettiğimde çok uzaklaşmadan kapı kapanma sesini işittim. Fakat artık benim gücüm de buraya kadardı. Göz yaşlarım usulca akarken olduğum yere çivi saplanmış gibi kaldım. Bacaklarımdaki güç bittiğinde yavaşça çöktüm yere. Kim geçti yanımdan ne diye geçti nasıl baktı umursamadım, ağladım. Çünkü şuan yalnızdım. Kendi içimde ben hep yalnızdım.

Birden sırtımda hissettiğim bir el ile kafamı hızlıca arkaya döndürdüm, yaşlı gözlerle bulanık gördüğüm kişi Ardıç'dan başkası değildi. Önüme geçtiğinde elini sıkıca uzattı bana. Başını " yaparsın der gibi salladığında burukça gülümsedim. Aslında hiç birşey bilmiyorlardı benim hakkımda değil mi? Yüzeysel olarak bilinirdi herşey, iç kısmı kimsenin umrunda olmazdı.

Elini sıkıca kavradığımda ayağa kalktım. Beni kendi vücuduna sardığında göğsünde ağlamaya devam ettim. Zira benim için ilk ve tekti. İlk kez bir başkasının yanında ağlıyordum. Annesinin yanında bile ağlamayan Seren şimdi ağlıyordu.

"Güçlü bir kız olduğunu ikimizde biliyoruz sanırım," gülüş sesini duyduğumda kollarımı beline doladım. Kafam göğsüne gelirken çenesini saçlarımın arasına yaslamıştı. Bir kaç dakikanın ardından yavaş yavaş ayırdık kendimizi.

"Özür dilerim görmemiş gibi yap olurmu?" Hızlıca arkama doğru yöneldiğimde valizi tuttuğum gibi ilerlemeye başladım. Bir kaç adımdan sonra birden kolumdan tutup beni durdurması ile gözlerimi kapattım.

"Aç gözlerini ve bana söyle, neden özür diliyorsun?" Sorusu karşısında afalladım. Özür mü dilemiştim? Babamın her yanında ağladığımda babamdan özür dilediğim gibi mi?

Gözlerimi açtım. Ela gözleri şefkat ile baktı ama kanmadım. Yalancıydı herkes, yada bana öyle geliyordu.

"Sadece," yutkundum. "Bir şey yok tamam mı? Ağlamak istedim ağladım, ve benimle uğraşmak zorunda olduğun için özür diledim." Nefes verdim. "Şimdi sen söyle yine niye buradasın?" Gözlerim hala ıslaktı fakat sözlerim bir okadar kuru.

"Söylesene, hiç mi kimsenin omzunda ağlamadın sen? Kimsenin göğsüne sokulup sıcaklık hissetmedin mi? İzin vermediler mi sana?"

Onun sorduğu soruları kendime sordum. Fakat cevap bulamadım. Onun sorduğu soruları kendime sorarken hiç birşey diyemedim. Cevabını bilmediğim şeyler ile yıllardır yaşamanın acısı, bir ip gibi boğdu beni. Nefesim kesildi ellerim titredi. Göz bebeklerim sarsıntı ile sarsıldığında kendime geldiğimi hissettim. Sanki dediği şeyden pişman olmuş gibi baktı fakat aslında dediği şey kötü değildi. Aksine insanın aklını başına getirecek türdendi. Hiç birşeyden korkmadığıma inansam da hala geçmişden korkuyordum değil mi?

"Ağlamadım, kimseni omzunda ağlamadım. Kimse sevmedi, yanında ağlamamı isteyecek kadar sevmedi," gülümsedim. "Bir annem sevdi işte, babam da seviyormuş gibi yaptı."

Elimde tutmuş olduğum valizi bile tutamıyordum artık. Ellerim valizden koptuğunda aşağıya doğru düştü. Durumumu anlamış olucakki valizi tuttuğu gibi kendine doğru çekti. Beni de kendine doğru çektiğinde diğer eline aldığı valiz, ve omzuma attığı eli ile yürümeye başladık. Eli ile omuzlarıma öyle bir destek veriyordu ki sanki yıkılma der gibiydi. Fakat benim zaten hiç bir zaman yıkılma gibi bir şansım olamazdı.

Biraz daha yürüyüp başka bir sokağa saptığımızda karşımıza hemen siyah bir range rover çıktı sahibinin kim olduğu gayet de belliydi aslında. Yanımdaki Ardıç'a başımın üstünden baktığımda güldü. Sanırım benimle İzmir'e dönecekti. Boş boş ona baktığımda yüzündeki gülümseme soldu. Yerine dokunaklı bir ifade yerleşti. Benim için üzülüyordu değil mi?

"Benim için, sakın ama sakın üzülme." Uyarıcı bir ses tonunda arabaya bakarak konuşmuştum.

Onun kolundan kurtulduğumda arabaya doğru yöneldim. Ardıç arabayı hızlıca açarken ön yolcu koltuğun kapısını açıp arabaya bindim. Emniyet kemerimi de bağladıktan sonra Ardıç'ı beklemeye başladım. Sanırım bir süre daha onlarla görüşücektim. Artemis ile.

***

Bazen bir başlangıç ve bir bitiş vardı değil mi? Ben şuan tam başlangıç noktasındaydım. Ve eğer bir bitiş gerçekleşicekse anca benim ölümüm olabilirdi, yada ölüm kadar sarsıcı bir şey. Aksi halde bu dünyada hala yaşarken bir bitiş yaşayamazdım. Ve şuanda yeni bir başlangıç için adım atıyordum. Adımlarım teker teker Artemis'in giriş kapısına doğru ilerliyordu. Yanımdaki Ardıç bile buraya niye gelmek istediğimi çözemememişti. Fakat ben buraya onların istediği şeyi gerçekleştirmeye, kendi yalanlarımın ortaya çıkmamasını, mecburiyetlerimin insanların canını yakmamasını istediğim için gelmiştim.

"Arden'in burda olduğundan emin değilim," dediğinde ona bakmadan yürümeye devam ettim. İzmir'e geleli daha dakilar olmuşken Ardıç'a buraya gelmemiz gerektiğini söylemiştim. Bazı kararlar vermem gerekiyordu, vermiştim.

Artemis'in önüne geldiğimizde dışarda kimsenin olmaması dikkat çekiciydi. Sanırım hepsi içerideydi yoksa hiç kimsenin dışarıda olmaması dikkat çekiciydi. Güvenlikçi insanlar dışında kimse yoktu. Kapının önünde durduğumuzda iki tarafta da birer koruma vardı. Bize küçük baş selamı verdiklerinde aslında sadece ardıça değil banada vermişlerdi. Artık onlardandım. Kabul etsem de etmesemde ben onlar için onlardandım.

Ardıç beni siklemeden içeriye doğru girerken peşinden takıldım, büyük sensörlü kapı açılırken biz içeriye çoktan girmiştik. Geçende geldiğim için çokta yabancı gelmiyordu. Aynı asansör yoluna doğru girdiğimizde ayakkabı seslerimiz ortamda yankılanıyordu. Boş muydu bana mı öyle geliyordu? Hayır değildi, hepsi onuncu kattaydı. Önemli birşey olduğu belliydi. Eğer kimse olmasaydı güvenlikler söylerdi. Fakat vardı ama hepsi birlikteydi.

Asansöre girdiğimizde Ardıç'a bakmadım oda bana bakmadı. Onuncu kata bastığında yutkundum. İşte şimdi başlıyorduk. Asansör saniyeler sonra durduğunda asansörun kapısı kendi kendine açıldı. Ardıç benim geçmem için yol verirken hemen önden ilerledim. Bilgisayarlar çoğalmıştı. Başındaki insanlar gibi. Televizyon açıktı. Televizyon dört farklı parçaya bölünmüştü hepsi farklı şeyi gösteriyordu. Ama hepsi yukardan gökyüzünden dron ile çekilmişti. Ve büyük ihtimalle canlıydı da. Neresi olduğunu bilmediğim için tahmin yapamıyordum. Bakışlarımı televizyondan çektiğimde bilgisayar başındaki insanları buldu. Hepsinin çıkardığı klavye sesi kulakları deşebilirdi.

Ardıç arkamdan geçip Arden'in odasına doğru olan yolda ilerlemeye başladı. Bakışlarımı diğer şahıslardan çekip onun peşine takılmaya başladım. Üstümdeki deri ceket bile artık bana dar gelmeye başlamıştı. Sanki nefesim kesiliyordu. En sonunda sensörlü kapının önüne gelmiştik. Ardıç elini okuttuğunda kapı açıldı ve biz içeri girdik. Burda aslında dört oda vardı. Bir tanesi en ilerde olandı Arden'in. Fakat diğerleri ne işe yarıyordu bilemiyordum.

Arden'in odasına doğru geldiğimizde Ardıç önüme geçip kapıya eliyle tıkladı, arkasında kaldığım için gözükmüyordum. Ardıç beklemeden kapıyı açtığında içeri göz attı ve sanırsam onay bekledi girmek için.

"Sen miydin Ardıç? Gel. Geldiğin iyi oldu toplantı yapacağız." İçeriden dosya, kağıt sesleri gibi sesler geliyordu. Ardıç'ın birşey demesini beklemeden Ardıç'ı öne doğru ittirip hem onun hem benim girmemi sağladım. İçeride sadece Arden vardı. Kaşları çatık epey sinirli dosyaları karıştırıp duran bize doğru bakmayan bir Arden.

"Otursana Ardıç!" Diye yükseldi Arden. Sanırım beni görmüyordu kör.

Adam bize bakmıyor ki Seren ne körlüğü.

"Arden," diye seslendim ona doğru.

Bakışlarını önündeki dosyalardan kaldırdı, bakışları ilk beni buldu. İlk önce gözlerimde sonra vücudumun her yerinde dolaştı. Bakışları aşağıdan yukarı doğru çıktığında bakışları tekrar gözlerimde durdu. Bir kaç saniye sonra Ardıç'a döndü. Sonra ise yan yana durduğumuzdan olmalı ikimizin arasına baktı ellerimizin arasında küçük bir mesafe vardı fakat vücudumuz birbirine değiyordu. Kaşları çatıklaştı bir anlığına Arden'in, ardından hızlıca topladı ifadesini. Bakışları normal bir şekilde Ardıç'ı bulduğunda oturduğu yerden kalktı ve direkt Ardıç'a bakarak konuştu.

"İkiniz bir arada?" Bunu söylerken bazı şeyleri öğrenmeye çalışıyor bunu yaparken ise bir şeyleri gizliyordu. Doğrudan sormak yerine dolandırıyordu. Benim tam önümde durduğunda hala Ardıç'a bakıyordu.

"Seren gelmek istedi," diyerek topu bana attı Ardıç. Ona tip bir bakış attıktan sonra tekrar önüme dönerek Arden'e baktım. Göz göze geldik, ikimizde çekmedik bakışlarımızı. Fakat konuşmam gerekiyordu bu şekilde olunca konuşamıyordum.

"Seni dinliyorum acelem olduğu belli olmuyor mu?" Sorusu karşısında kendimi toparladım. Nefes aldığımda herşeye hazır olduğumun kanıtıydı.

"Kabul ediyorum," dedim sakince. Ardıç'ın bakışları keskin bir şekilde bana değdiğini fark ettim fakat ona bakmadım. Arden'in gözlerinden bir tereddüt geçti gözlerime bakıyor neden diye soruyordu. Fakat nedeni aslında kendisi bana sunmuştu. Bana güvenmiyordu bende ona. Fakat artık bir planın parçası olucaktık. İyi yada kötü beraber olacaktık. Beraberdik, sonuna kadar.

"Ozaman toplantıya geliyorsun," diyerek yanımdan hızlıca geçti. Arkamdaki kapının açılma sesini duyduğumda yutkundum. Hemen mi?

Ardıç'a baktım. "Bana niye söylemedin?" der gibi bakıyordu. Fakat takmayarak ona arkamı döndüm. Kapıdan dışarı çıktığımda Arden'in bizi sırtı dönük şekilde beklediğini fark edince gülümsedim hatta kahkaha bile atabilirdim. Neden beklediği tahmin edilebilir bir şeydi. Bizi bekliyordu çünkü Ardıç ile aramızda birşey var sanıyordu aptallık. Buradaki kimseyle arkadaşlık bile kuramazdım.

Yerimde Ardıç'ı beklemeye başlayınca Arden derin bir nefes verdi. Ardıç'ı beklediğimi şuan da arkasında olduğumu zaten biliyordu. Neden bilinmez ama burada güvenebilceğim biri olarak Ardıç'ı seçmiştim. Ardıç yanıma ulaşınca Arden hızla yürümeye başladı. Fazla bile dayanmıştı. Biz onun peşine takılırken bu sefer koridorun diğer ucuna doğru yürümeye başlamıştık. Dört oda olduğunu biliyordum. Biri Ardenin biri toplantı odası ise diğer ikisi neydi? Arden birtane kapının önünde durunca afalladım. Duvar camdı. İçeride çok sayıda kişi vardı. Fakat oda baya büyüktü. Benim evimden büyüktü.

Cam olan kapıdan içeri girdiğimizde konuşan herkes sustu. Oturanlar ayağa kalktı. Hepsi saygıyla başını eğdiğinde ikinci bir şok dalgası beynime çarptı. Hadi ama siz köle misiniz? Köle mi idiler bilinmez ama başlarındaki kişiye büyük bir minnetle bağlı oldukları kesindi. Odadakilerin yaşı genç gruplardı. Bizim yaşlarımızdalardı. Onları kaç yıldır egitiyorlardı ki?

Çoğunluğun bakışları Arden ve Ardıç'ın ortasındaki bana değince yüzleri değişmişti. Kin, öfke hırs almıştı, noluyordu? Kalabalığın arasında bir kadın sesi konuştu.

"O niye burada?" Diye soruyordu.

Ya ben sizi daha tanımıyorum siz beni nerden biliyorsunuz?

"Açıklayacağım," diyerek ilerledi Arden. Fakat insanların birbirlerine dönüp fısıldaşmaları yükseldi, benim için "Niye burada?" diyen kadını onaylayan mırıltılar çıkardılar. Ardıç sırtıma dokununca bakışlarımı onlardan çekip Arden'in peşinden gittim. Odanın ortasına dörtlü bir masa kurulmuştu. Bir masa dört sandalye. Masanın başında dikilen Bora gözüme çarpınca yutkundum. En son ona diklenmiştim. Şimdi ise dediklerimi yutarak buraya gelmiştim. Tutarsızlık diz boyuydu.

Arden masanın başına geçtiğinde hemen onun yan kısmında bulunan tarafa Ardıç geçti. Ardenin tam karşısına ise Bora. Ben ise yüzümdeki boş ifade ile baktım onlara. Napacaktım? Fakat tamda aklımdan geçenlerin cevabını söylermişcesine konuştu Arden.

"Otur." diyerek sert çıkan sesiyle bütün odayı sessizlik götürdü. Ben anlamamış gibi baktım Arden'in yüzüne. Zira anlamamıştım. Otur mu dedi bana o? Oraya mı? O masaya mı? O sandalyeye mi? Daha az önce geldim o sandalye nasıl bana ait oluyordu?

Arden'in tek kası havalanınca içimden bir küfür savurdum. Minik adımlarla ilerlemeye Ardıç'ın karşısında durduğumda usulca sindim sandalyeye. Diğer insanlar ise etrafımızda çember oluşturdular. Herkesin bakışlarının üstümde olmasının sebebi ile rahatsızca kıpırdandım. Tamam korkmuyordum ama her yer yerimi bu şekilde süzmeleri rahatsız ediciydi!

"Mavi kaçırıldı." dedi Arden. O kim diye düşünürken Ardıç'ın rengi beyazladı. Masada kalem tutan eli gevşedi. Mavi kimdi ve bağlantıları neydi? Boraya döndüğümde ise alnından ufak ufak terlediğini farkettim. Ama zaten bildiği belliydi. Tepki vermemişti. Fakat Arden ve Ardıç gibi oda diken üstündeydi. Masanın altından salladığı bacağı yakında masayı uçurabilirdi.

Arden'e tekrar döndüğümde göz göze geldik fakat bu sefer o büyüye uğramadım. Ağzımdan sessiz bir şekilde bir kaç kelime döküldü. "O kim?" Diye sordum anlardı değil mi? Zeki adamdı sonuçta. Üstelik yakışıklıydı da.

Tamam Seren ne diyorsun. Milletin bilmem neyi kaçırılmış sen hala yakışıklı diyorsun.

"Kardeşimiz," dedi aynı benim gibi dudaklarını oynatarak. Kardeşimiz? Bora ve Ardeni anlardım. Ardıç o da mı? Benzemiyordu bile Arden ve Boraya. Acaba Mavi nasıldı?

"Ardıç?" Diye sordum aynı şekilde. Bu sefer başını sallamakla yetindi. Hadi ama cidden mi, Neyin içine düştüm ben?

"Onu koruyacağıma söz vermiştim," diye fısıldadı Ardıç. Gözleri öfke ateşi ile yanıp sönüyordu. Kardeşine çok içten şekilde bağlı olduğu belliydi sanırım. Asıl soru şuydu, şimdi ne olacaktı?

Hiç kimseden çıt çıkmıyorken Arden'in sert bakışları tamamen bana döndü.

"Herkes beni dinlesin!" Sert sesi ile Herkes yerinden sıçradı ben hariç. "Serene yapılan saygısızlık bana yapılmış demektir, ona karşı bir ters bir bakışınız bile olursa kim olursa olsun canıyla öder," kelimeleri tükenince bu sefer tükenen ben olmuştum.

İşte şimdi başlıyoruz Seren.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.