İçeriğe geç

Ruhlardaki İzler

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Ruhlardaki İzler

Bölüm 2

2. Acının Tebessümü

Bavulum yere her sürtüğünde çıkan ses kulaklarımı rahatsız ediyordu. Keşke her sürtüğünde şarkı falan söyleseydi. Bu ne böyle, Çatal bıçak gıcırtısı gibi. Bugün sanırım biraz gergindim. Biraz mı? Tamam baya gergindim. Çünkü tam şuan yıllar önce terkettiğim evimin sokağındaydım. Bir kaç dakika sonra annemi hatta belki babamla yüz yüze konuşacak yıllardır hissedemediğim varlıkları hissedicektim. Zordu elbet ama imkansız değildi. Ben mecbur bırakılmıştım. Babam beni gitmeye mecbur bırakmıştı. Fakat şimdi hiç bir mecburiyet olmadan gelmiştim. Niye, niye dönmüştüm? Niye Seren? Niye geldin? Niye kendine acı vermek için buradasın?

Basamaklardan çıkarken bavulumu iki elimle tutarak kaldırdım. Üç tane olan basamağı da bitirdikten sonra kapının tam önündeydim şimdi. Özlemiş miydim? Hayır. Bu ev bana sadece acı vermişti. Sadece katlanılmayan gerçekler vermişti. Bu ev benle birlikte çok sır taşıyordu. Fakat ben gibi güçlüydü. Eski olmasına rağmen yıllardır dimdik ayaktaydı bu ev. Acı verici birşeydi ama güzeldi. Güzel olan tek şey bu evde annemdi. Annemin bana yaptığı yemekler, saçımı örüp okula göndermeliriydi, ona beğendiğim çocukları, yaptığı üzümlü keki yiyerek anlatmalarımdı, her seferinde yavrum diyip bağrına basmasıydı.

Geri kalan herşey acıydı.

Kapıya iki kere tıkladığımda içeriden kapıya doğru yaklaşan ayak sesleri kulaklarıma doluşmuştu, kapıyı babam açacaktı. Bunlar babamın ayak sesleriydi. Geceleri beni kontrol etmek için geldiğinde uyuyo taklidi yaparak dinlediğim ayak sesleriydi. Kapı aniden açıldığında irkildim. evet artık karşımdaydı babam. Hala dinçti. Kaşları hala çatık hala ellerinde o kahverengi tesbih vardı. O tesbih yıllardır elindeydi ve asla değişmezdi. Yüzüme bakakaldığında gözlerindeki o özlem duygusunu hissetmiştim fakat çok kısa süre içerisinde uçup gitmiş özlemin yerini öfke almıştı.

"Niye geldin?" dedi hesap sorar bir edayla.

"Bab-"

"Altı yıl önce sen babanı öldürdün, sen artık benim hiç birşeyimsin Seren , sokakta görsem yüzüne bakmam. Niye geldin?" Dedi soğuk duygusuz sesiyle.

Göz bebeklerimin titrediğini hissettim sanki, paramparça oldum ama belli etmedim. Özlemini öfkesi ile bastıran adama baktım sadece. Kırgın olduğum adama. Oysa kızların ilk aşkı babası değil miydi? Baba sen neden benim acımsın?

Okşadı kızının saçlarını Necla pırıl pırıl siyah saçları vardı kızının, duş aldırmış şimdide saçlarını tarıyordu yavrusunun.

"Anne!" diye seslendi Seren. Annesi tarağı bir kez daha geçirdi küçük kızın saçlarından.

"Söyle güzel yavrum benim."

"Hani sen demiştin ya benim ilk aşkım babamdı sonra senin babanı tanıdım o oldu diye," küçük kızın konuyu nereye getiriceğini anlamadı Necla . Ama evet demişti bunu, lakin zaten öyleydi. Önce babasına sonrada kızının babasına Merdan'a aşık olmuştu Necla.

"Evet kızım."

"Anne peki ben niye babama aşık değilim? Niye benim İlk aşkım o değil? Ben babama karşı sadece acı hissediyorum anne. Benim ilk aşkım sen ol olur mu? Babam benim acım. Babam bana acı veriyor anne", kızının saçlarındaki eli durdu Necla'nın. Sustu lakin birsey diyemedi.

Öyle olmuştu. Merdan Serene acı olmuştu. Kızına acı olmuştu babası. Küçük yavrusuna acı vermişti babası.

Aklıma gelen anı ile sol yanağıma doğru bir yaş süzüldü, fakat babam anlamadı nedenini. Hiç sevgi vermediği tanımadığı kızının neden ağladığını nerden bilecekti ki? Babamın arkasından yükselen annemi görünce buruk bir şekilde gülümsedim, göz yaşımı hızlıca sildiğimde annemin görmesini engellemiştim. Annem ayağındaki ev terlikleri ile çıktı yanıma. Hızlıca sarıp sarmaladı. Kollarımı aynı onun gibi sıkıca ona sardığımda güzel lavanta kokusunu içime çektim. Annem hep lavanta gibi güzel kokardı.

"Yavrum," diye içli içli seslendi annem açıkta kalan saçlarımı okşadığında babamın da bizi pür dikkat izlediğini hissettim. "Ne kadar da büyümüş benim küçük yavrum," diye söylenmeye devam etti en sonunda istemeye istemeye ayrıldık. Annem sırtımı okşadı.Eli ile kapıyı gösterdi. "Geç kızım içeriye." dedi lakin kapıda dev gibi bir adam, babam vardı. Annem durumu farketmiş olacakki yüzü soldu sanki "Merdan kaçılsana kızımız geçsin," diye sitem etti annem.

"Onun evi burası değil," babamın sert sesi aramızdaki bağı tamamen sikip atmıştı sanki. Ama atladığı birşey vardı. Bu ev değil. Babamın olduğu hiç bir yer bana ev değildi zaten. Babam bu evden çıktığı zaman anneme sığınır beraber vakit geçirerek evimde eğlenirdim. Babam geldiği zaman hep bir sessizlik durgunluk olurdu düzenli yaşar ve sert kurallarına uyardım. Sadece anneme Seren idim ben. Babama kukla. Onun daima oynatmak istediği bir Kuklaydım.

"Kızımız bu eve giricek istersen sen gidebilirsin Merdan," annem okadar korka korka söylemişti ki bunu sesi titremişti. Babama yıllardır ilk defa sesini çıkarıyor sözünden dışarı çıkıyordu. Babamın kaşları havalandı. "Öylemi Necla hanım? Kovuyorsunuz demek bunca yıllık eşinizi," vay be der gibi bir ifade vardı yüzünde. Ben ise onları sessizce izliyor babamın çocukken yarattığı kukla gibi davranıyordum. Baban varken sus Seren, ona karşı gelme Seren, onu üzme Seren, onu gururlandır Seren, babanın olduğu yerde saygısızlık etme Seren, o baban Seren.

Babam içeriye girip bir kaç saniye ardından ceketi ve ayakkabılarını giymiş bir halde çıktı ilk bana sonra anneme baktı fakat bana bakarken hissiz bakıyor anneme ise üzgün bakıyordu. "O gidince ara," diye fısıldadı anneme fakat duydum. O ben oluyordum sanırım. Dudaklarım birşey demek için aralandı fakat sustum. Baban varken sus Seren, ona saygısızlık etme Seren, ona karşı gelme Seren.

Sustum.

Babam ağır ağır bizden uzaklaştığında annem içeriye girip beni bekledi. Ona en içten gülümsememi gönderip evime valizimle birlikte girdim. evet şimdi evdi burası. Sadece annem ev yapardı burayı. Fakat bu yinede bana getirdiği acıları kapatmıyordu. Bu ev hala sapasağlamdı. Fakat ben bu evde yıllarca yanarak kül olmuştum. Siyah botlarımı çıkardığımda annem önüme bir çift terlik uzattı. Onları ayağıma sokarken botlarımı köşeye soktum. Üstümdeki siyah montu ve çantayı çıkarıp askılığa asmayı ihmal etmemiştim. Valizimi köşeye koyduğumda zaten tam yan taraf benim odamdı. Evden çıkması kolay olsun diye odamı buraya taşıttırmıştım lisede. Babamdan kaçması kolay olsun diye.

Tam girişte olan bir odaydı küçüktü ama güzeldi. Odanın kapısından bakışlarımı çekip döner merdivenlerden yukarıya çıkan anneme baktım hemen adımlayarak merdivenlere ulaştım, döner şekilde olan bu merdivenlerde de çok güzel anılarım vardı. Lisede babamla notlarım yüzünden kavga ettiğimde tam yukarıda bu merdivenlerin başındaydım sinirden dengemi kaybederek aşağıya doğru yuvarlanmıştım.

"Senin için yaprak sarması yaptım, seversin değil mi?" Ağlamaklı sesine rağmen beni mutlu etmeye çalışan annemin sesi geldi kulağıma. Sonunda merdivenler bittiğinde salona doğru ilerlemeye başladık.

"Severim anne, sen yaptıysan herşeyi severim," görmedi ama kocaman gülümsedim. Benim ilk aşkım annemdi.

"Aç mısın hemen koyayım tabağa ye istersen," diye sordu bana. Dönerek tekli koltuğa geçip oturduğumda kocaman sırıttım.

"Tokum anne otur," elim ile yanımdaki koltuğu işaret ettim. Herşey bıraktığım gibiydi. Eski ama temiz. Hala modern gözüküyordu ama eskiydi. Eski tarihi anımsatan bir evdi. Annem beni süzdüğünde gülümsemeden edemeyerek kocaman gülümsedi. Annem değişmişti, kumral saçlarını küt yapmış biraz da zayıflamıştı. Anlaşılan ben gidince babam anneme sarmıştı.

"Baban da özledi seni, sen yokken durmadan odanda uyudu belli etmiyor sadece. Biliyorsun babanı." bakışları boş boş yerde oyalandı. Sonrasında tekrar bana döndüğünde ise buruk bir şekilde gülümsedim.

Evet babamı bilirdim anne, okadar iyi bilirdim ki bu söylediğin şeylerin yalan olduğunu çok iyi anlayacak kadar bilirdim. O benim odamda uyumayı bırak sesime, kokuma, varlığıma tahammül edemezdi.

"İnsan sevmediği birini nasıl özler anne? O pişmanlıktır. Farkında onun yüzünden gittiğiminin acı çekiyordur belkide kim bilir," dedim zor çıkan sesimle. Herkes hakkında az çok tahminim olurdu fakat babam için olmuyordu. Bana acıdan başka birşey vermeyen adam için olmuyordu işte. Olmuyordu anne, özür dilerim.

"Ne kadar kalıcaksın? Çok kal olurmu hatta mümkünse hiç gitme doyayım sana," onun sözleri karşısında burukça gülümsedim.

"1 hafta kalmayı planlıyorum," yani 1 hafta babam bu eve gelmeyecekti. Başını mutlu bir şekilde salladığında oturduğum yerden kalkıp annemi geride bıraktım. Çıktığım merdivenleri geri indim.

Odamın kapısına geldiğimde içime bir şey oturdu kaldı. Nefesim tükendi sanki. Bütün korkularımı bu odaya sığdırmıştım ben. Babamdan gizli ağlamalarımı, herşeyimi. Odanın kapısını açtım. Yavaşça içeri girdiğimde birşeyler beni ürpertti. Herşey aynıydı hatta herşey. Yatak örtüsü bile hala o günkü gibi aynıydı. Masanın üstündeki kalemler, hatta oraya o gün bıraktığım su şişesi. Hiç birşeye dokunulmamıştı. Kapıyı sıkıca kapattığımda pencereye ilerledim. Pencerenin altında bir koltuk vardı. Sürekli oraya oturur dışarıdaki yağmuru,kuşları çocukları izlerdim. Olmayan özgürlüğümü onlarda arardım. Kaybolmuş bir çocuktum sanki.

Oraya tekrar oturduğumda sanki herşey aynıydı zira dışarıda yağan bir yağmur bile vardı. Evet işte bunu özlemiştim. Babam sürekli uzun görevlere giderdi ben küçükken, fakat geldiğinde bile hiç vakit kaybetmeden beni eğitmeye başlardı. Kuklası ile mutlu olurdu. Ben ise buraya oturur babamın gelmemesi için dua ederdim. Sen bana gelirken nasıl hissederdin baba? Seni mutlu eden kuklana gelirken.

Yağmur damlaları yere bir bir düştüğünde çocukluk anılarım teker teker gözümün önüne düştü. Bu yağmurun altında ıslanmıştım bir kere babam ise ceza olarak iki gün kıyafet dolabımdan çıkarmamıştı. Çünkü kendimi yağmurun altında bırakarak hasta olurmuşum bunu öğrenmem gerekiyormuş. Ne kadar saçma sapan kurallarla büyütmüştü beni. Küçük kızı kafesin dışına çıktığı anda bambaşka biri oluyordu babam. Bambaşka. En acısı da bazı şeyleri korkumdan, babamın korkusundan ona anlatamadığımdı.

Pencereye tül bir perde asılmıştı, hafif bulanık görmemi sağlıyordu dışarıyı ama hala yağmur damlaları epey yoğundu. Odamın kapısının çalınması ile bakışlarım kapıya döndü. Kapı açıldığında içeriye annemin girdiğini farkettim. Bakışları beni bulduğunda gülümsedi.

"Kızım dışarıda bir çocuk var arkadaşınmış herhalde, seni çağırıyor." Annemin yumuşak yüzüne karşı kaşlarımı çattım. Arkadaşım mı? Benim Ankara'da hiç arkadaşım yoktu ki? Aklıma gelen şeyle kaşlarımı çattım.

Hadi ama buraya gelmiş olamazsınız.

"Anne sen yukarıya çık ben bakarım," diyerek ayaklandım oturduğum yerden. Annem kapının yakınından uzaklaşıp giderken bende kapının ucuna gelmiştim. Ve evet görüş alanıma girmişti Ardıç. Cidden gelmişti, gelmişlerdi. Delirmişlerdi. Manyaklardı. Hayırdan anlamayan domuzlardı onlar. Başka açıklaması yoktu. Ardıç bakışlarını yerden kaldırıp bana doğru döndürdüğünde göz göze geldik. Odamın kapısını kapatıp ona doğru adımladım. Elimle evin girişi olan tahta kapısını tuttuğumda hesap sorar gibi başımı salladım.

"Hayırdır niye geldin? Benimi özledin yoksa?" Gözümü kırptım.

"He kız seni özledim, sana birşey aldım," şebek gibi çıkan sesiyle arkaya koyduğu elini ortaya çıkararak aramıza koydu. Elinde iki tane yeşil pamuk şeker vardı. Bayılırdım.

"Nerden buldun bunları?" Heyacanla konuşup elinden bir tane Pamuk şekeri kapmak için hamlede bulundum, fakat elini gülerek geriye çekti. Kendini Maraş dondurmacı mı sanıyordu bu?

"Versene be bana almadın mı?" Kaşlarımı çocuk gibi çatmıştım. neden bilinmez ama kendimi Ardıç'a yakın hissediyordum.

"Dışarıya gel vereceğim," dediğinde başımı hemen salladım. Kapının arkasındaki montumu ve botlarımı hızlıca giyip anneme doğru seslendim.

"Anne! Yarım saate gelirim!" Uzata uzata ve bağırarak söylediğim cümle karşısında Ardıç yüzünü buruşturdu. Kuru kafa Ardıç!

"Tamam kızım dikkat et!" Diye seslenen annemin ardından hızlıca kapıyı çekip çıktım, hızlıca Ardıç'ın eline uzandığımda x dövmesi gözüme çarpmıştı aynı zamanda pamuk şekeri de seve seve vermişti.

Başımı salladım. "Eyvallah," dedim sıcak bir sesle.

"Afiyet olsun," dediğinde gülümsedim. Aynı şekilde oda gülümsediğinde pamuk şekerin poşetini çıkarmaya başlamıştık. Şansımıza yağmur artık dinmişti. Yağmıyordu. Poşetten kurtulup hemen önümüze düşen çöp konteynerına attım aynı şekilde oda çöpünü atmıştı. Çubuğun üstündeki pamuk şekerden bir parça alıp ağzıma attığımda tadının güzelliği karşısında gözlerim kendiliğinden kapanmıştı.

"Niye pamuk şekeri seviyorsun bu kadar?" Ardıç'ın sesi ile gözlerimi açtım fakat birşey diyemedim. Yürümeye devam ettiğimde ardıç da peşime takıldı. "Kolay bir soruydu sanki," kolu kolumu dürtüklediğinde ona bakıp burukça gülümseyip önüme döndüm.

"Babam küçükken benim pamuk şeker yememe izin vermezdi, bende evi terk ettikten sonra ilk kez sahilde oturup yemiştim, çok beğenmiştim," güldüm. "Sanırım ölene kadar yiyeceğim." Ardıç'a baktığımda yüzünü üzüntülü bir ifade kapladı.

"Hadi ama evi terk ettiğimi biliyordun zaten," küçük bir kahkaha attım. "Pardon, biliyordunuz."

"Biliyordum zaten ama bunları gülerek anlattığını göre," nefesini verdi . "Acımıyor mu cidden hiç canın?"

"Acıyan tek şey, ruhum," pamuk şekerden bir parça daha attım ağzıma. Adımlarımız ilerledikçe pamuk şekerlerimiz de bitmişti. Ardıç cebinden çıkardığı ıslak mendilden bir parça uzattığında gülerek elime aldım. Parmaklarımı güzelce temizledikten sonra bulduğumuz ilk çöpe mendilleri attık. Biraz daha yürüdüğümüzde yağmur tekrar çiselemeye başlamıştı.

"Seren, bize katılman gerekiyor" dedi Ardıç. Ellerimi cebime soktuğumda nefesimi zorlukla verdim.

"İnsanları katil yapmak istemiyorum," saçlarıma yağmur damlaları düşmeye başlamıştı bile.

"Onlar bunun için eğitildi, çoğu sokaktan bulundu eğitildi, bunun için yemin ettiler, and içtiler sen yapmazsan başkası yapıcak fakat senin olman daha iyi."

"Niye daha iyi? Acılarımın artsın diye mi? Sağol kalsın Ardıç."

"Masum insanları öldürmeyeceğiz, hepsi birer pislik listeleri var şuanda toplam iki yüz on üç kişi bir yerlerde bizim onları öldürmemizi bekliyorlar, hepsi kendileri için Artemis'in geleceğini biliyorlar."

Yürümeyi bırakıp ona doğru döndüm oda bana döndüğünde en ters bakışımı atmıştım "Şaka mı yapıyorsun? Çocuk oyuncağı mı bu? Hepsini tek gecede mi öldürücez. Plan yapıp sonra uygulamak gerekiyor. Her kişi için en baştan bütün açıkları bulup o şekilde hamle yapmamız gerekicek buda en az bir kişi için uzun süre lazım, oda orta derecede biriyse."

Sırıttı. "Bu bile senin iyi bir lider olduğunu gösteriyor hadi ama Seren bizi tek başımıza mı bırakıcaksın?"

"Siz zaten teksiniz ben daha iki gündür tanıdığım adamlarla iş birliği yapmam!" Ayağımı sinirle yere vurdum. Oflayarak elini ensesine götürdü. Biraz ovduktan sonra çekti elini.

"Eğer kabul etmezsen, herşeyi ilk önce baban sonra herkes öğrenecek Seren."

Bazı gerçekler bazen gizli kalmalıydı. O adamı benim öldürdüğüm gizli kalmalıydı. Bu bir ipti sanki gün geçtikçe boğazıma dolanıyor her defasında ölüme doğru birer adım atıyordum. Fakat bunun sonu gelmiyordu. Öylesine çok istiyordum ki sonunun gelmesini ama gelmiyordu. Bu hayat bana çok fazla şans vermiş olacak ki peşimi bırakmıyordu. Her defasında daha güçlü şekilde beni bu hayata bağlıyordu. Canım yanıyordu, kızıyordum, ağlıyordum ama olmuyordu işte, kurtulamıyordum. Tamamen bitmiyordu.

"Ben seri katil miyim ne yapıcam anlamıyorum ki." Yağmur hızlanmaya başlıyordu, saçlarım ve montum çoktan biraz ıslanmıştı. Ardıç'ın yüzüne doğru damlayan yağmur damlaları onu epey komik gösteriyordu.

"Sen sadece zekiliğini kullansan bile yeter Seren, bize yardım etmen gerekiyor," bakışları masumlaşmıştı hatta utanmasa ayaklarıma kapanıcaktı.

"Düşünücem," diye geveledim ağzımın içinde. Sinsice sırıttığında yüzünde galibiyet kazanmış bir ifade vardı.

"Onlar mı gönderdi seni? Arden denen herif mi? Yoksa Bora denen bunak mı?" diye sordum.

Gıcık tutmuşcasına öksürmeye başladığında kahkaha attım. Sanırım üstünde dinleme cihazı vardı, her zaman takıyor muydu?

Ardıç'a doğru el sallamaya başladım. "Selam Arden bey, selamlar Bora bey," bir kahkaha daha attığımda Ardıç'ın öksürüğü kesilmiş, arkamda bir hareketlilik olmuştu. Cidden siktir ama!

Yağmur yağışı devam ediyordu. omzuma bir el değdiğinde hızlıca arkama dönüp bir kaç adım geriledim. Gördüğüm kişi beni yanıltmamıştı.

Arden Akın Kaya.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.