Hızlıca yatağımın karşısındaki makyaj aynama yöneldim, bordo bir ruj aldığımda makyajımla uyumlu olduğu kanaatindeydim. Hızlıca dudaklarıma sürdüğümde emiştirdim. Telefonumu da aldıktan sonra evden çıkmak için adımladım.
Evden çıktığımda beni bekleyen yaklaşık dört araba olması şaşırtıcıydı. Bu kadar seviliyor muyum, diye düşündüm içimden. Tamam Seren ciddi ol.
Hızlıca apartmanın bahçesinden uzaklaştığımda artık sokaktaydım. En baştaki arabanın kapısı açıldığında içerideki kişilerin hepsinin bakışı bendeydi. Arden, Ardıç, Bora ve Selin. Selin'i gördüğümde kaşlarımın çatmasına engel olamadım. Kızıl saçlarını benim aksime açık bırakmıştı. Üstünde siyah bir yelek ve mavi bir kot vardı. Makyajsız yüzü ile de oldukça tatlıydı. Fakat bu bana nankörlük yaptığı anlamına gelmiyordu.
"Orada bekleyecek misin?" Diye soran kişi Bora'dan başkası değildi. Evet onunla yıldızım asla barışmayacaktı değil mi?
"Belki de beklerdim ama şuan için gelebilirim sanırım," gülerek söylediğim şey ile arabaya bindim. Hızlıca Arden ve Bora'nın ortasına geçtiğimde karşımda Selin ve Ardıç vardı. Ardıç bana zoraki bir şekilde tebessüm ettiğinde ona gülümsedim. Arden ise hiç bakmadı. Kapı kapandığında hızlıca araba ilerlemeye başladı.
"Çok dikkat çekmiyor muyuz arkada bizi takip eden arabalar ile?" Dediğimde Arden bana döndü, zaten bende ona bakarak söylemiştim değil mi? Farkında bile değilim ki.
"Zaten bu yüzden üç araba bizi takip ediyor yoksa daha fazla araba var ama bu üç arabada seyrek bir şekilde gelicek sorun yok," cümlesi bitince hızlıca önüne dönmüştü.
Arden'i boşverip yanımdaki Bora'nın ilgilendiği telefona baktım. Telefonda bir kız vardı, kucağına doğru tuttuğu için görebiliyordum. Beyaz tenli, mavi saçları vardı gözlerinin ela oluşu bile çok güzeldi. Oldukça güzeldi. Fakat küçük olduğu da ortadaydı. On dokuz yaşlarının başında olduğunu düşündüğüm bir kızdı. Elinde tutmuş olduğu sarı bir kediyle çekilmişti fotoğrafı. Arden ve Bora'dan nazaran Ardıç'ı daha çok andırıyordu.
Bora baktığımı farkedince bakışları beni buldu burukça gülümsedi. "Mavi," diyebilmişti. Başımı tebessüm ederek salladım. Önüme döndüğümde Selin'in kaçamak bakışları arada beni buluyordu. Zordu değilmi sana sahip çıkan birine bunu yapmak? Bir süre sonra ortamdaki sessizliği bozdum
"Utanıyor musun?" Diye sorduğumda herkesin bakışları beni buldu fakat benim ise Selin'i. Ardıç kaşlarını çatarak baktı bana. Bilmiyordu değil mi?
"Neyden utanacak?" Diye sorduğunda gülümseyerek ona baktım.
"Ne bileyim tabi herkesi bu şekilde kandırıyorsa utanmasına gerek yok."
Ardıç'ın bakışları Selin'i bulduğunda Selin ona bakamadı bile bakışları kucağındaki ellerindeydi.
"Hadi ama Selin, okadar para verdim ev açtım ablalık yaptım. Bunların hepsini bir hiç uğruna kabul ederken utanmadın şimdi mi utanıyorsun?" Dediğimde bu sefer bakışlarını hızla bana çevirdi.
"Mecburdum," diye fısıldadı dolu gözlerle.
Kahkaha attım.
"Yeter!" Diye bağırdı Arden. Selin irkilerek oturduğu yere çökerken benim bakışlarım ise Arden'i buldu. Oda beni.
"Ona o görevi ben verdim, ki zaten onun görevi bu. Bunun için eğitildi." Öfkeyle söylediği şeylerle gülümsedim.
"Bu onun nankör olmadığı anlamına gelmiyor."
"Seren!" Diye bağıran kişi bu sefer Ardıç'tı.
"Ne var? Kusura bakmayın ben sizin gibi insanlar olmadığım için bana bunları öğretmediler aksine yardım etmeyi öğrettiler, yapılan iyiliğe nankörlük yapmayı değil!" Diye bu sefer ben ona bağırdım.
"Ama sana kendi kanından birini öldürmeyi öğretmişler anlaşılan ne dersin? En azından onun elinde kan yok," Dedi Ardıç. Ben ise hiç bir şey diyemedim. Çünkü hiç kimse bunu anlayamazdı. Ben ise nedenini söyleyemezdim. Göz bebeklerimin titrediğini hissettiğimde oturduğum koltuğa sindim.
"Şuan sizin babanızı öldürmeye gidiyoruz farkındasın umarım," içimde oluşan yaralara rağmen bunu söyleyebilmiştim, canımı yakmıştı. Canı yanmalıydı.
Bu sefer Ardıç sustu boş boş baktı yüzüme aynı benim gibi oturduğu koltuğa sindiğinde artık her türlü ikimizde eşittik.
Buraya ait değilsin Seren. Hiç bir zaman olmuycaksın! Bunu unutmamalıydım. Her ne olursa olsun.
"Bir şeyi uzatmasanız dişimi kıracağım," diyerek ağzının içinde geveledi Bora.
Kimseyi takmamaya çalışarak parmakları kulak hizamdan yanağıma doğru gelen ize doğru sürttüm. Gözlerimi kapattığımda hissetmeye çalıştım.
Annen var Seren, saçlarını okşuyor öpüyor hep var Seren. Hep seninle Seren. Mutlusunuz, yemek yapıyorsunuz eğleniyorsunuz . Sadece siz varsınız kimse yok. Annen ve sen. Aşık olduğun kadın var Seren annen var. Herşeyin var . Seni seven tek kişi var hep olucak. Hep seninle kalacak Seren. Tatile gidiceksiniz eğleneceksiniz. Mutlusunuz Seren.
Zihnim tekrar tekrar tekrarladı sonra tekrar ve tekrar, bunu yaparken birinin bakışları bendeydi. Arabanın durması ile afallayarak gözlerimi açtım. Arabanın kapısı yavaş yavaş açılırken Bora yanımdan kalkıp açılan kapıdan indi. Sonra Selin'e yardımcı olarak onu da indirdi. Arden ve Ardıç'ta indiğinde sadece ben kalmıştım. Oturduğum yerden kalktığımda kimse inmem için yardımcı olmamıştı. Hepsi ilerlemişti. Tam inicektim ki Ardıç'ın sesini duydum.
"Dur!" Diye bağırdığında ona baktım. Hızlıca geldiğinde yerde olan çamura basmamaya çalıştı. Elini uzattı. "Gel, çamurlu ama dikkat et kayma," kaşlarımı çatarak ona baktığımda gülümsedi. "Özür dilerim öyle söylediğim için,ama Selin benim için önemli ona o şekilde yaklaşınca kendimi tutamadım," sesindeki sıcaklığı hissetmiştim ama kanmadım.
"Gerek yok kendim inebilirim," diye dirrettiğimde bakışları soldu. Yüzüne acınası bir ifade takındığında elimi uzatarak elini tuttum. Onun yardımıyla indiğimde çamurdan kaçmayı başarmıştım. Elini hızlıca bıraktım.
"Düş önüme!" Diye söylendim. O gülerek hızlıca ilerlemeye başlayınca kendi kendime ya sabır çekiyordum.
Etrafa baktığımda yol kenarındaydık. Fakat ormana doğru giriyorduk. Toprak bir yol vardı. Araçlar ard arda park edilmeye başlanınca afalladım. Kaç araba olduklarını bile sayamadım. Oldukça çoklardı. Karanlıktı sadece ayın ışığı vardı. Ardıç ile beraber yürüyerek çoktan Arden'leri yakalamıştık. Bizim arkamızda ise kocaman bir ordu daha vardı diyebilirim. Aslında bu kadar adama gerek yoktu. Ben tek başıma bir ordu edebilirdim.
Yol biraz daha devam etti arabaları bıraktığımız yerden uzaklaştığımızda artık ormanın içindeydik. Ve planda Arden'in bahsettiği yerdeydik. Hızlıca arkamızda kalan bir grup sağdaki ağaçların arasına dalarken bir grup da sola girdi. Biz yolumuzda devam etmeye başladık Ardıç yanındaki Selin'in kulağına birşeyler fısıldadı. Sonra ise bana döndü.
"Al şunu," diyerek elime bir silah tutuşturunca geri itekledim.
"Kendi silahım var," göz kırptığımda gülümsedi.
Tekrar Arden durduğunda hepimiz durduk. Ve evet karşımızda kocaman boş bir malikane vardı. Boş dediğime takılmamak gerek çünkü içeride yüzlerce adam ve bir tane genç kız vardı. Malikanenin büyük demir kapısının önündeydik fakat koruma yoktu. Çünkü hepsi pusudaydı. Bilerek kendimizi açık etmiştik. Bize gördükleri zaman zaten sessizce arkadan gönderdiğimiz adamlar başlarına çökeceklerdi. Ve evet silah sesi duyulmadı çünkü hepsi ölmüştü. Fakat daha iç kısımda bir yığın adam vardı.
"Bora, Selin, ve Seren arka kapı," Arden'in dedikleri,ile üçümüzde başımızla onayladık.
"Ardıç sen benlesin. Evin çatısındaki nişancı on dakika sonra yerini alıcak o yerine gelmeden eve girmemiz geliyor yoksa hepimiz," nefesini verdi. "Ölürüz."
Hepimiz birbirimize baktığımızda ben hızlıca belimdeki silahı açığa kavuşturdum. Selin ve Bora peşime takılırken kendimden emin adımlarla malikanin duvarlarının arkasından ilerlemeye başladım. En sonunda arka kısma ulaştığımda bu sefer beyaz ama yüksek demir bir kapı karşılamıştı. Fakat burada iki adam vardı. Hani ölmüştü bunlar?
"İki kişi var , ikiside benim yakından dövüşücem. Ben onları hallederken içeriye girin," dedim. Bu sefer beni onaylamışlardı. Silahımı belime geri koymuştum. Kendimi açığa verdiğimde direkt ellerindeki sigarayı atıp silahlarını bana doğrultular.
"Kimsin?" dedi uzun boylu göbekli adam.
"Yolumu kaybettim yardımcı olur musunuz?" Göz yaşlarımı akıtmaya başladığımda uzun boylu adamın silahı indi. Fakat diğeri hala bana doğru tutuyordu.
"İndir lan silahını," diye yükseldi uzun adam yanındaki cılız herife. Diğeri de silahını indirdiğinde onlara doğru yaklaşmaya başladım.
"Senin için burası tehlikeli olmasın güzellik?" Dediğinde gülümsedim. Yüzümde en çapkın şekilde yaptığım ifade vardı.
"Ozaman yardımcı olun," güldüm.
Yanıma geldiğinde elini yanağıma sürtmek için kaldırdı fakat onun beklemediği şekilde elimi kaldırarak elini sırtına yapıştırdım. Tek elimle onu tutarken hızlıca arka cebimden çıkardığım bıçak ile boğazını kestim. Saniyeler içinde olan şeyle adam yere yığıldı. Elimdeki bıçağı diğer adamın silah tutan adamın eline fırlattığımda tam tutmuştu.
Eline giren bıçak ile inleyen adamın elinden silah anında düştü diğer eli ile tuttu elini. Ben ise hızlıca ona yaklaştım. Karın boşluğuna en sert şekilde bacağımı geçirdiğimde geriye doğru sendeledi. Zayıftı ama güçlüydü. Bıçağı hızlı şekilde çıkardığında yüzünü buruşturdu, bıçağı bana doğru sallarken gülümsedim. Elindeki kanlar yere damlamıştı. Bıçağı beceriksiz şekilde sallarken hızlıca ayağımla bir tekme çaktım yüzüne. Burnu kanamaya başlarken bıçak elinden düşmüştü. Yaralı eli ile yüzünü tutuyordu. Bıçağı hızlıca yerden kaptığım gibi ona yaklaşıp bir kere sırtına sapladım. Sonra ise tam kalbinin üstüne. Adam garip sesler çıkarırken bıçağı çektim ve ondan uzaklaştım. Yere yığılması bir olmuştu. En acımasız şekilde gülümsedim.
Arkama döndüğümde duvarın arkasına baktım fakat yoktular içeri girmişlerdi. Kapıya baktığımda yarım olduğunu fark ettim. Hızlıca içeri girerken bahçede kimse yoktu. Fakat çatıdaki nişancı yerindeydi. Bana arkası dönüktü. En sessiz şekilde çimenlerde ilerledim evin altına girdiğimde artık beni göremeycekti. O gitsin tuğlaların arasında adam arasın. Ben onu sırtından alacağım. Elimdeki bıçağı duvara sürtüğümde kan duvara bulaşmıştı. Gülümsedim.
İçeriye girmek için tam önümdeki kahverengi camı kullanıcaktım. Camdı kırarsam geliceklerdi. En fazla aynı anda kaç kişi alırsın seren? İki? Üç? Tamam üç buçuk alırım tek tek gelirlerse daha fazla alırdım. Çimenlerin arasından hızlıca bir taş kaptım hiç düşünmeyerek içeri attığımda yukarıda bir hareketlilik oldu ama çok umursamadım. Çatıdaki adamın inmesi için evin içine girmesi gerekiyordu atlayamazdı. İçeriye tek elimle destek vererek girdiğimde birtane adam beni karşılamıştı bile. İri yarı olan adama gülümsediğimde hemen bana doğru geldi. Attığı yumruğu havada yakalayarak durdurdum yakalarından tutup kendime çektiğimde kafa attım. Düşmemesi için hızlıca tuttum ensesinden kavradığımda önümüzde duran cam masaya hızlıca kafasını çarptım. İttirdiğimde yere yığılmıştı.
Çok ses çıkmıştı fakat kimse gelmemişti tahminim üzerine bu adam buraya şans eseri gelmişti. Bora ve selin yukarıda hareketlilik yaptıysa bütün adamlar ordaydı. Etrafıma bakındığımda küçük bir oturma odası olduğunu farketmiştim. Fakat çok eski bir düzendi. Televizyon bile 1990'lü yılları anımsatıyordu. Odanın beyaz kapısını açıp çıktığımda direkt beni merdivenler karşılamıştı. Hemen duvarla bitişik olan merdivenlerden ikişer ikişer çıkmaya başladım. Kata geldiğimde boynuma bir el asıldı.
Boynumu kilitlemişti. Nefes sıkıntısı yaşadığımı fark ettiğimde gülümsedim. Kurtulmanın kolay yolu vardı fakat çok sıkı tutuyordu. Hızlıca dirseğimi ve kafamı geçirdigimde geriledi. Elim çoktan bıçağımı bulduğunda arkamdaki adama arkam dönük bir şekilde attım bıçağı. Bıçağı attıktan sonra döndüğümde ise adamın inlemeleri kulağıma doluşmuştu. Sanırım artık kör kalıcaktı. Bıçak sol gözüne saplanmıştı. O yere yığıldığında hızlıca üstüne eğilip bıçağı çektim. İnlemesi daha çok artınca bıçağı kalbine batırdım. Ve