7. Bölüm:
"Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim.
Yaşamak: Seni sevmek gibi ciddi bir iştir."
-Nazım Hikmet
❄️
Site sakinleri ile görüşmemiz ancak güneş batmaya yüz tutmuşken bittiği için, Mert beni emniyetin otoparkına bırakıp eve gitti. Ben de kaskımı aldıktan sonra motoruma atlayıp evin yolunu tuttum. Apartmanın önüne geldiğimde Mert'in arabası park yerindeydi. Bu adamın sevgilisi yok mu? Gidip görüşseydi ya biricik sevgilisiyle. Kendi düşüncelerime sinirlenip nefesimi hızla dışarı verdim ve apartmana girip dairemizin katına çıkmaya başladım. Mert'lerin katına geldiğimde hiç duraksamadan geçmeye karar verdim. Mert, Mardin'de görev yaparken bile katlarında durup bir süre kapıya baktıktan sonra çıkardım yukarıya. Başım öne eğik tam yoluma devam ediyordum ki, kapıları açıldı. İster istemez dönüp baktığımda Mert'i gördüm.
Kendimi bazı konularda çok yetersiz, bazı konularda çok güçlü hissediyorum.... Mert'i görmek, beni sadece yetersiz hissettiriyor...
"Geldin mi kar tanesi? Ben de seni merak ettim, biraz geciktin."
Hayır yani bilmesem, yolumu gözlüyorsun diyeceğim...
"Geldim Mert abi. Emniyetten kaskımı aldım. Bir kaç kişiyle de denk gelince ayak üstü sohbet ettik. O yüzden biraz uzadı."
Gülümsediğinde yanağındaki o uğruna ölünesi çukurlar ortaya çıktı. "Tamam güzelim, hadi iyi geceler. Yarın görüşürüz."
"İyi... İyi geceler." Eve girip kapıyı kapatırken ben hala şaşkın şaşkın olduğum yerde durmaya devam ettim.
O, bana az önce güzelim mi dedi?
Yüzümdeki gülümsemeyle hoplaya zıplaya dairemize gidip anahtarımla kapıyı açtım. Kaskımı dresuarın üzerine bıraktıktan sonra, anahtarlarımı bel çantama koyup onu da kaskımın yanına bıraktım. Gelen çatal bıçak seslerine göre benimkiler yemekteydi. Aynı coşkuyla salona gittim.
"İyi akşamlar sevgili Arıkan ailesi. Ailenizin en tatlı, en akıllı, en en en mükemmel insanı geldi. Nasılsınız bakalım?"
"Ne oldu? Neden bu kadar mutlusun? Yeni vaka çok mu iştah açıcıydı." Mutluluğumun kursağımda kalmasının sebebi Burak abimdir. Bunu bir kenara yazın.
"Sen nereden biliyorsun?" Somurtarak her zaman oturduğum sandalyeye bıraktım kendimi.
"Duymayan mı kaldı kızım? Haberlere, sabah programlarına bile çıktı." Annemin endişeli ifadesine göz devirmeden edemedim.
"Evet, zengin muhitte olunca baya ses getirdi. Sizin bürodaki bazı arkadaşlarımda vakayı sizin ekibin aldığını söyledi. Yalnız hiç beklemediğim olay ise, Mert'in de sizin ekipte olduğu."
"Ne?!"
"Evet, en az bende senin kadar şaşırdım Buğra abi."
"Emin ol, benim kadar şaşıramazsın." diyen Buğra abime kaşlarımı çatarak baktım. Derdi neydi bunun? Yoksa Mert'le araları bozulmuştu da haberimiz mi yok? Dün de bir garip davranmıştı.
"Neyse, ben aç değilim. Duş alıp, biraz müzik dinledikten sonra uyumayı planlıyorum. İyi geceler." Bir yandan el sallarken salon kapısından çıkmıştım bile ama Buğra abimin sesiyle olduğum yerde kaldım.
"Odanda sana bir hediyem var."
Koşa koşa geri dönüp yanağına sulu bir öpücük verdim. Hediyelere bayılırım. Hediyelere kim bayılmaz ki? Aynı hızla odama gidip hızla kapıyı açtığımda gördüğüm şeyle birlikte çığlığı bastım. İnanamıyorum! Abim bana bir papağan almış. Lise döneminden beri bir papağanım olsun istiyordum ama annem bir türlü izin vermiyordu. Kafesine yaklaşıp elimi üzerine koydum ve yüzümdeki kocaman gülümsemeyle papağanıma baktım.
"Erkek." Abimin sesini duyunca bakışlarımı ona çevirdim. Kollarını Göğüsünde bağlamış, tek omzuyla kapı pervazına yaslanmıştı. "Bu aralar ona ihtiyacın olabileceğini düşündüm. Annem, odanda olması ve tüm bakımıyla senin ilgilenmen şartıyla kabul etti."
"İlgilenirim." Neden bir papağana ihtiyacım olacağını anlamasam da anın büyüsünü bozmamak için üstelemedim.
Abim odadan çıktıktan sonra sevgiyle ve ilgiyle papağanımla biraz sohbet ettim. Resmen terapi gibiydi ve söylediğim şeylere tepki vermesi inanılmaz bir şey. Papağanların çok zeki olduğu doğru. Adını Şakir koymaya karar verip bir kaç kez söylediğimde hoşuna gittiğini fark ettim. Benim papağanımda böyle isimler beğenir zaten. Ne daha fazlası, ne de daha azı. Şakir...
Şakir'i çekirdeğini çitlerken bırakıp yatağıma uzandım. Telefondan biraz papağanım hakkında araştırma yapmam gerekiyordu. Çünkü nasıl konuşturmam, nasıl bir yol izlemem gerektiği konusunda hiç bir fikrim yok. Ayrıca çiftleştirmem gerekir mi? Ya da neyse, bunu düşünmek için biraz erken. Hem belki o da benim gibi yalnızlığa mahkum olur. Belki de abim o yüzden ona ihtiyacım olduğunu düşündü. Yalnızlığıma ortak olacak bir arkadaş.
Bir sürelik araştırmamın sonunda, Şakir'i önce tek ve kolay kelimelerle konuşturmaya çalışmam gerektiğini, benzettiği kelimelerde ödül vermem gerektiğini ve sabırlı olmam gerektiğini öğrendim. Tek kelimeleri öğrendikten sonra da yavaş yavaş yanına kelimeler ekleyerek cümle kurmasını, hatta şarkı söylemesini sağlayabilirmişim. Mükemmel!
Müzik dinlemeye karar vererek komidinin çekmecesini kulaklıklarımı almak için açtım. Şu an sakin bir şarkı açıp, dinlerken uyuyacak bir havada hissediyorum kendimi. Kulaklıklarımı aldığımda, gözüm altındaki kitaba takıldı. En sevdiğim ve okumaktan her yeri yıpranan kitap. İnce parmaklarımın arasına aldığımda gülümsedim. Sayısız defa okumuştum bu kitabı ama her okuyuşumda ilk defa okuyormuş gibi hissediyorum. Uğultulu Tepeler... Sevgi, kin, nefret, intikam ve tutku...
Rastgele bir sayfa açtığımda okumaya başladım,
"Onu nasıl seviyorsunuz, bunu söyleyin bakalım?"
"-Herkes nasıl severse."
"-Anlatın."
"-Ayağının bastığı yeri, onu saran havayı, dokunduğu her şeyi, söylediği her sözü seviyorum. Her halini, her davranışı, baştan aşağı her şeyini, her şeyini seviyorum."
Derin bir iç çekip kitabı kapattım. Ben de Mert'i böyle seviyorum işte. Her mimiğini, gülüşünü, ağzından çıkan her kelimeyi, her hareketini, her göz kırpışını, her nefes alışını... Şu an canım yanıyor olsa da, onun bir başkasını seviyor olduğunu bilsem de pişman değilim. Sevgilisi olduğunu ilk öğrendiğimde, onu sevdiğim için pişman olduğumu sanıyordum ama değilim. Olsun, yıllardır olduğu gibi tek başıma yine severim onu. Tüm sevgimi vereceğim bir kişi seçmek zorunda kalsaydım, ikinci kez bile düşünmeden onu seçerdim. Hep onu seçerdim...
Kitabı yerine koymak İçin yattığım yerden kolumu uzatınca kitabın arasından bir kâğıt parçası yere süzüldü. Eğilip yerden aldığımda bunun 14 - 15 yaşlarındayken Mert'e yazdığım şiir olduğunu fark ettim. Kulaklıklarımı takıp Model'in Sarı kurdeleler şarkısını açtım. Ne kadar da bana uyan bir şarkı. En sevdiğim kısmı da, "Bak burada küçük bir kız ölmüş. Ruhu büyüyüp kadın olmuş." Oraya geldiğimde mutlaka boğazımda bir şeyler düğümlenir. Şiiri okumadan tekrar katlayıp kitabın arasına sıkıştırdım. Eğer şu an onu da okursam, göz yaşlarıma hakim olabileceğimi sanmıyorum.
Bildirim geldiğinde dinlediğim şarkıdan kopup telefonumu elime aldım. Birden kalp atışlarım hızlanırken saati kontrol ettim, 23:53. Ne ara bu kadar geç olmuştu?
Gönderen: Kocam bey
"Yarın sabah saat 08:00'da binanın önünde ol ufaklık. Adli tıpa gideceğiz. Ve artık uyu 😴"
Emoji koymuş bir de şapşik ya! Çok fena yanaklarını sıkasım geldi. İyi de, bu benim uyumadığımı nereden biliyor? Parmaklarım hızla harflerin üzerinde gezinmeye başladığında yüzümde aptal bir gülümseme vardı.
Gönderen: Berfu Arıkan
"Emredersiniz komiserim. Yalnız bir soru sorabilir miyim? ☝🏻"
Neden sorabilir miyim diyorum ki? Direk sorsaydım keşke. Ya cevap vermezse? Ya sorma derse? Stresten tırnaklarımı yerken bildirim sesi geldi.
Gönderen: Kocam bey
"Sanki sorma desem sormayacaksın kar tanesi. Sor hadi. Sonra da uyuyalım."
Evet, sorma dese de ne yapar ne eder, yarın büroda bile olsa sorarım ben bunu. Ay delireceğim, uyuyalım demiş. Sanki beraber uyuyormuşuz gibi. Sarılıpta uyuyormuşuz gibi.
Gönderen: Berfu Arıkan
"Şey, uyumadığımı nereden bildin? 🤔"
Tekrar hızlıca mesaj gelmesi, beni heyecanla kalp krizi geçirmekten kurtarmıştı. Lan resmen mesajlaşıyoruz şu an, boru mu bu? Yıllardır hayalini kurduğum bir şey.
Gönderen: Kocam bey
"Hemen altındaki oda, benim odam. Yürüme seslerin, çekmece açıp kapatma sesin... hepsini duyuyorum."
Yıllardır evlerine gidip geliyorum ve ben bunu nasıl fark etmem? Ve bunu o nasıl fark etmiş? Şu an kendimi rezil olmuş gibi hissetmem normal mi? Bir süre ne yazacağımı düşündükten sonra yine parmaklarım hızla harflerin üzerinde gezinmeye başladı.
Gönderen: Berfu Arıkan
"Rahatsız ettiysem, Özür dilerim 🥺. Bilmiyordum."
Gönderen: Kocam bey
"Saçmalamaz mısın Berfu? Sen beni rahatsız etmezsin. Hadi uyuyalım artık. Bugün yeteri kadar yorucuydu, yarın da yorucu olacak. İyi geceler."
Ben seni rahatsız etmem değil mi Kocam bey? Ay yerim ben onu. Bu arada adını değiştirmemin daha doğru olacağını fark ederek adını, Mert komiserim diye değiştirdim. Eskiden görmüyordum adamı ama artık neredeyse 7/24 beraberiz. Görür falan rezil olmayalım. Hem de durumu asla açıklayamam.
Gönderen: Berfu Arıkan
"İyi geceler Komiserim."
*Görüldü*
Benim komiserim...
