İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 9 · 6 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 9

8. Bölüm

8. Bölüm:

"Kahverengi dallardan pembe çiçekler açtığına göre, ümitsizliğe gerek yok. "

- Mevlana

❄️

Uyanmak benim için tam bir işkenceydi. Ötesi yok. Gece, her ne kadar Mert'le mesajlaşmamız bittikten sonra uyumaya çalışsam da, uyuyamamıştım. Bir sevgilisi olduğunu her ne kadar bilsem de, hayaller kurmadan edemedim. Onunla böyle sevgili gibi mesajlaşmak bana hiç iyi gelmemişti. Bir de üzerine uyuyalım demesi, üstüne tuz biber oldu. Benim aklımda böyle çalışıyor işte. Ufacık bir şeyde, ümit edip hayaller kuruyorum.

Artık alarmımı ertelemeye bir son verip yatağımdan kalktım. Rutin işlerimi hallettikten sonra gardrobun başına geçtim. Ben de isterdim böyle renkli renkli ya da çiçekli elbiseler giymek ama ne fıtratımda böyle bir şey var, ne de mesleğim buna müsaade ediyor. Siyah kotumun üzerine düz beyaz bir tişört giydikten sonra, her ne kadar soğuğa dayanıklı olsam da yanıma siyah kot ceketimi aldım. Bugün saçlarımı açık bırakmayı tercih ederek iri dalgalarımı özgür bıraktım. Her zaman ki gibi makyaj yapmayı tercih etmesem de, dudak nemlendiricimi sürdüm. Bu da Mert döndüğünden beri bende adet olmaya başladı.

Ev ahalisi henüz uyuduğu için mutfaktan 1 tane kırmızı elma aldıktan sonra tam ayakkabılarımı almaya gidiyordum ki, aklıma Mert'in de kahvaltı yapmamış olabileceği gelince geri dönüp ona da bir elma aldım. Aşağı indiğimde Mert sabah güneşine karşı önlemini almış bir şekilde, aynalı pilot gözlüklerini takmıştı ve kalçasını arabasına yaslamış, kolları Göğüsünde bağlı bir şekilde beni bekliyordu.

"Günaydın Komiserim." Dün gece ki mesajlaşmamızdan dolayı çekingen ve dışarıdan bakınca çok saçma görünen bir şekilde tek elimi kaldırarak selamladım. Neden böyle hissediyorum hiç bir fikrim yok. Aslında mesajlaşmamız veya konuştuğumuz şeylerde hiç bir gariplik yok. Ama sanırım benim utandığım şey, Mert'in bilmediği, sadece "benim" beynimdeki hayaller.

"Günaydın Berfu." O bana Berfu mu dedi? Neden suratı böyle sirke satıyor? Ne yaptım ki ben şimdi?

Elmanın birini ona uzattıktan sonra diğerinden bir ısırık aldım ve ağzımdaki lokmayı dişimle yanağımın arasına sıkıştırarak konuştum. "Her şey yolunda mı? Ejderyasını kaybetmiş bir çocuk gibi gözüküyorsun."

Başını iki yana sallayarak gülerken bakışları yerdeydi. "Sen ve benzetmelerin kar tanesi, mükemmelsiniz." Sensin o mükemmel şapşik. "Her şey yolunda, sadece sabah insanı değilim. Henüz afyonum patlamadı."

Patlatırız o afyonu bebeğim!

"Anladım komiserim. Tahmin edebileceğin üzere, ben de tam tersiyim."

"Biliyorum. Küçüklüğünden beri böylesin." Bakışları değişmişti. Daha yumuşak ve hüzünlü bakıyordu. Neden böyle hüzünlendi ki şimdi bu?

Mert'in lacivert Subaru XV'sine binip kemerimi taktıktan sonra elim direk radyoya gitti. O da binip kemerini taktı ve arabayı çalıştırırken ben kanallarda gezinmeye başlamıştım bile. Sibel Alaş'ın Adam şarkısını duyduğumda hemen durdum ve şarkıya eşlik etmeye başladım. Mert yola bakarken arada bana dönüp gülümsüyordu. Bende ona aynı şekilde karşılık verirken gözlerinin içine bakıp "Seni bana yar ederler mi? Yanıma korlar mı adam seni?" dediğimde "hayır" diye benim çok zor duyacağım bir şekilde mırıldandı ama ben duydum ve tüm modum birden düştü. Onu bana yar etmezler. En başta da kendisi... Peki neden böyle bir şey söyleme gereği duydu ki şimdi? Aklında benimle ilgili bir birlikteliğin olabileceğini zerre kadar düşünmüyorum.

Çenemi tutamayıp konuştum. "Kız arkadaşın... nasıl biri?" Neden şu çenemi tutamıyorum ki? Adam ya bana şimdi ballandıra ballandıra sevgilisini anlatırsa? Nasıl dayanırım ben buna? Ah salak kafam, ah!

Bir anda neden olduğunu anlamasam da vücudu kaskatı kesildi. Direksiyonu öyle bir sıkıyordu ki eklem yerleri bembeyaz olmuştu. Bir yola bir bana baktıktan sonra nihayet konuştu. "Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum."

Bu konu hakkında konuşmak istemiyor mu? Geçen gün babam sorduğunda hiçte öyle gözükmüyordu. Acaba araları mı bozuk? Ah şimdi ısrar edip zorla söyletmek vardı ama lanet olsun yapamıyorum. Her ne kadar beraber büyümüş olsak da bunu yapacak kadar samimi değiliz. Yoksa ben onu öttürmesini bilirdim.

Adli tıp kurumunun önüne gelip arabayı park ettiğinde usulca ve sessizce arabadan çıkıp binaya doğru ilerledim. Bankodaki memura durumu anlattığımda biraz beklememizi rica ederek telefondan adli tıp uzmanı Alev hanımı aradı. Çok geçmeden geldiğini görünce vücutlarımızı ona çevirdik.

Uzattığı elini sıktığımda konuştu. "Merhaba, bende sizi bekliyordum. Hazırsanız içeri geçebiliriz."

Başlarımızla onaylayıp peşinden yürümeye başladık. Acaba hazır mıyız? Yani Mert'in çok sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum ama daha önce ceset görmeme rağmen böylesini hiç görmemiştim. Yahu adamların kafası kesik, buna nasıl hazır olabilirim ki?

Kusmak yok Berfu!

Kusmak yok Berfu!

Berfu kusmak yok!

Yok Berfu kusmak!

Kusmak Berfu yok!

Bir şeyi kırk defa söylerseniz olurmuş. Mecburen buna ümit bağlayacağım artık, idare edin.

Buz gibi odaya girdiğimizde 3 metal masanın üzerine yatırılmış, beyaz örtüyle örtülmüş, 3 beden vardı. Hayat bu kadar işte. Ne zaman, nerede başınıza ne geleceğini bilmeden günlük hayatınıza devam edersiniz. Sonra bir bakmışsınız, manyağın tekine denk gelmişsiniz ve elinizden yaşam hakkınızı almış. Neden? Neden bir insan, bir insana bunu yapar. Diğerlerini bilemem de, bu katilimizin çok ciddi sorunları olduğuna eminim. Bir insanı öldürmeyi de geçtim, halbuki geçilecek bir durum asla değil. Bu insanlarla ne alıp veremediği vardı da başlarını gövdelerinden ayırabilecek kadar gözünü kan bürümüştü?

"Şaşırt bizi." diyen Mert, ilk masadaki kurbanın masasına yaklaşmış, üzerindeki beyaz örtüyü kaldırarak yüzünü açığa çıkarmıştı.

Görüntü gerçekten dayanılacak gibi değildi ama dayanmak zorundayım. Bu benim hayatım. Olay yeri inceleme fotoğraflarında gördüğümüzün aksine baş bedene dikilmişti. Mosmor olmuş beden gerçekten çok kötü gözüküyordu. Acaba ölmeden önce ne düşündü? Çok korkmuş mudur? Kurtulabilmeyi ümit etmiş midir? Ben olsam sadece ailemi düşünürdüm herhalde. Arkamdan nasıl üzüleceklerini...

Aklıma geçenlerde sosyal medyada denk geldiğim bir söz geldi. "Bazen şikayet ettiğimiz şeyler, bazıları için ufacık bir sorundan başka bir şey değildir." Ne kadar da doğru demiş söyleyen kişi.

"3 kurban, 3'ü de aynı şekilde ve aynı silahla öldürülmüş. Araştırmalarım sonucu silahın bir askeri kasatura bıçak olduğunu anladım. Bakın şu boyundaki kesiği görüyor musunuz?" Üçümüzde kurbanın üzerine eğilmiş inceliyorduk. Ama ben kesinlikle nefesimi tutuyordum. "Başın bedenden ayrıldığı kesik değil, onun üzerindeki." Mert başını salladığında devam etti. "Ölüm nedeni bu. İlk önce şah damarında bir kesik açıyor, ölüm gerçekleştikten sonra başı kesiyor. En son olarak da," çarşafı daha fazla açarak bedeni ortaya çıkarttı. "Sol el üzerine X işaretini çiziyor." Bu işaret de normal bir çizik gibi değildi. Derindi ve ayrılmış olan deri ve pıhtılaşmış olan kan yaranın etrafında toplanmıştı. Her ne kadar kurban temizlenmiş olsa da, pıhtılaşmış olan kan belliydi ve bu da ölümden bir süre sonra X işaretinin yapıldığını belli ediyordu.

"Ayrıca olay yeri incelemeden aldığım rapora göre katilimizin solak olma olasılığı %95, arkadan yapılan saldırıda ilk kesik sağdan sola doğru açılmış ve katilimizin erkek olduğunu düşünüyoruz."

Mert kaşlarını çatmış, gözleri hala kurbanın üzerindeyken konuştu. "Solak olma olasılığını anladım da, erkek olduğu varsayımına nereden ulaştınız?"

Alev hanım çalışma masasına ilerleyip aldığı bir kaç evrakla geri döndü. "İşte, katilimiz tam olmasa da bize yarım bir ayak izi bırakmış. 45 numara, rugan ayakkabı. Beyninizin içindeki soruyu duyabiliyorum. O izin katile ait olduğunu nereden biliyorum? Şöyle açıklayayım," evrakların arasından bir fotoğraf çıkarttı. Bu bir ayak iziydi. "Boğuşmaya ait olduğu belli. İzin ön kısmı daha derin ve izle bütünleşmiş bir kan lekesi var. Oradan aldığımız kan örneği de 3. kurbanımızla eşleşiyor. Zaten iz onun yanında bulundu."

Diğer kurbanlara da bakıp aynı durumun söz konusu olduğunu anladıktan sonra Adli tıp uzmanına teşekkür edip kapıya yöneldik. Dışarı çıktığımızda temiz havayı ciğerlerimin iç duvarına çekip rahatladıktan sonra arabaya doğru yürümeye başladım.

"Aferin kar tanesi, bunun senin ilk seferin olduğunu biliyorum. Başardın."

Yüzündeki gururlu gülümsemeye bakıp bende gülümsedim. "Sen bir de bana sor."

Bir süre gözlerimin içine bakıp duraksadıktan sonra konuşmaya başladı. "Bu mesleğe başladığımda öğrendiğim ilk şey şu oldu; ölmekte doğmak kadar doğal bir şey. Hadi, emniyete gidip durumu diğerleriyle de paylaşalım."

Emniyet kemerimi takarken "Tamam." diye mırıldandım.

Ölmekte, sevmekte doğmak kadar doğal bir şey...

Bölüm sonu

3 yorum

  • Kitabıma bir şans verirmisiniz konusu:mafya,savcı, çocukluk aşkı kitabımın ismi savcim serisi kalbim ihanette💋🎧🍷

  • Bence katil Mert ve abisi kızı uyarmaya çalışıyor hatta Mert'in kardeşi de uyarmaya çalışıyor olabilir, ama bu nokta da ortaya sevgili çıkıyor bu da bir sonraki kurban da olabilir veya Mert'in oyunu olabilir. Eğer Mert masumsa bile kesin bu sevgili olayında bir oyun var. Bu Berfu'nun duygularını anlamak için yapılmış olabilir ama sanmıyorum , ama bana hiç inandırıcı gelmedi bu sevgililik.