37. Bölüm:
"Sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız. Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek. Sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek.."
-Nazım Hikmet Ran
🖤
Ulan bu adam şimdi gelip gece gece spor yapmaya, kaslarına yeni kaslar katmaya gelmez değil mi? Eğer öyle bir şey yaparsa rezilliğimin resmini çizmiş olurum arkadaşlar. Bana da geçmişler olur.
Dante ve diğer 3 adamın sesi koridorda yavaş yavaş uzaklaşırken bulunduğum noktada nefes dahi almadan bekledim. Şimdi ne yapacağım? Gittiklerine emin olduğumu düşündüğüm anda geldiğim gibi kendimi duvara yapıştırarak minik minik adımlarla mutfağa attım. Vücuduma garip bir rahatlama hissi yerleşse de kalp atış hızım normalin üzerindeydi. Hala yakalanma gibi bir riskim olduğu için saçma sapan bir şekilde buzdolabını açıp içindeki yiyecekleri izlemeye başladım. Amaç şu, biri gelirse bahanem olsun. Bahanem mi? Sebze ve meyveleri inceleyip analiz yapmak. Mesela havuç ve mandalina gibi turuncu yiyecekleri aşırı tükettiğinizde vücudunuzun turunculaşmaya başlayacağını biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız hiç sorun değil, çünkü bu gereksiz bilginin şu an bana nereden geldiği hakkında hiç bir fikrim yok.
Korktuğum gibi bir durum olmadı. Ne gelen vardı ne de giden. Ama yine de tedbiri elden bırakmayarak bir elime şipşak hazırladığım sandviçi, bir elime de büyük bir bardak su aldıktan sonra odama çıktım. Utanmasam merdivenleri koşarak çıkacaktım ama şüphe uyandırmak en son isteyeceğim şey. Kapımı açıp karanlık odama girdiğimde zorlukla da olsa ışık düğmesini bulup burnumla açtım. Dip not: Burnum hokka gibi küçücüktür. Hemen koca burunlu diye yakıştırmalar yapmayalım lütfen!
Rahat nefesimin yarısını henüz dışarı vermiştim ki döndüğüm anda penceremin önündeki berjerden bana bakan bir çift gözle karşılaştım. Dante... Bacak bacak üstüne atmış berjerin kolçağına yerleştirdiği kolunun parmaklarını dudaklarında gezdirirken beni kirpiklerinin arasından izliyordu. Anın şokuyla çığlık atacak gibi olsam da alt dudağımı ısırarak bunu engelledim. Hala birbirimize meydan okur bir şekilde bakarken içimdeki öfkeyi yutmaya çalışarak kendime planıma sadık kalmayı hatırlattım.
Oyun mu istiyorsun Dante De Luca? O zaman istediğini alacaksın!
Yüzüme çok abartı olmayan minik bir tebessüm yerleştirdikten sonra cilveli adımlarla yanına gidip elimdekileri önündeki sehpaya bıraktım.
"Geleceğinden haberim yoktu. Bir şey mi söyleyecektin?" 3 kez net bir şekilde göz kırpıştırdıktan sonra yüzümdeki tebessümü bozmadan ağırlığımı bir bacağımdan diğerine verdim. Bu da kalçamın yana doğru çıkmasını sağlamıştı.
"Hayır," diye tok sesiyle mırıldandıktan sonra dudağındaki eli indirip kolçağı tuttu. "Neredeydin?"
Eben güzel mi diye kontrole gitmiştim.
Masada boş bir şekilde duran sürahiyi işaret ettim. "Çok susamıştım ve mutfağa indim. Hazır inmişkende kendime bir sandviç aldım. Aç mısın? Sende ister misin?" Dedikten sonra üzerimdeki sabahlığı çıkartıp koltuğun sırt kısmına attım. Şimdi karşısında mini saten geceliğimleydim. Kendimi fazlasıyla çıplak hissetmem normal mi? Allah kahretsin! Aşırı rahatsız hissediyorum şu an. İçimde verdiğim savaş çok farklı boyutlarda olsa da seksi olduğunu tahmin ettiğim bir edayla karşısındaki berjere oturup bacak bacak üstüne attım ve elime aldığım bardağımdan bir yudum su aldım.
Dante adem elmasını hareket ettirecek kadar sert bir şekilde yutkununca bakışlarım boynuna kaydı. Konuşmadan önce hafifçe öne eğilip dirseklerini dizlerine dayadı. "Gerçekten tesoro, ne yapmaya çalışıyorsun?"
Aptal rolü açılsın. ⚠️
Aptal rolü tamam. 👍🏻
"Ne demeye çalıştığını anlayamadım. Su ve sandviç alıp geldim, o kadar." 3 net göz kırpışın ardından hafif aralık olan dudaklarımın arasından dilimi çıkartıp dudaklarımı ıslattım. Dante'nin bakışları dudaklarıma indikten sonra ani bir hareketle pencereden dışarıya bakmaya başladı.
Ya Dante, öyle köşeye sıkıştırıp kalça sıkmaya benzemiyormuş değil mi? Bunu sen istedin.
"Ondan bahsetmiyorum. Dannazione! (Lanet olsun!)" İtalyanca anlamadığım bir kelime söyledikten sonra sıkıntılı bir şekilde alnını ovuşturdu.
Yüzümdeki sahte şaşkınlığı korurken "Ne oldu tesoro?" diye sordum.
Hızla başını kaldırıp bakınca bana oltama takılan balığı anımsattı. "Tesoro mu?"
"Evet, yanlış mı söyledim? Sen bana hep böyle diyorsun."
Bu sefer yüzünde yamuk bir gülümse oluştu. İşte böyle Dante, yavaş yavaş. "No, doğru söyledin. Sadece uyandığından beri hiç bana böyle bir şey söylememiştin."
"Sanırım yavaş yavaş durumu kabullenmeye başlıyorum. Bu arada sen neyden bahsediyorsun? Ne yapmaya çalışıyorsun derken ne demek istedin?"
"Ah, o konu." Aynen Dante'ciğim o konu. "Önemli değil. Uzun süredir seni böyle görmemiştim. Sadece biraz şaşırdım."
Sandviçimden bir ısırık aldıktan sonra gülümsedim. "Alışsan iyi edersin. Artık iyi bir eş ve iyi bir anne olmak için elimden geleni yapacağım. Ve sen ne istersen..."
Lan Berfu, bu biraz fazla kaçmış olabilir. Ne istersen dedin! Kim bilir ne isteyecek.
Yerinden kalktığında bende onunla birlikte kalktım. Yüzüme öyle bir bakıyordu ki sanki içimi görmeye çalışıyormuş gibi. İçimi görüp numara yapıp yapmadığımı anlamaya çalışıyordu. Bakışlarına mahçup bir tebessümle cevap verdikten sonra "İyi geceler Tesoro." diyerek kapıya doğru yöneldi.
Uzanıp bileğinden yakaladığım anda anında durup yandan bir bakışla kolundaki elime baktı. Temastan hoşlanmıyor muydu? Yoksa benden bu hareketi beklemiyor muydu? "Beraber uyumayacak mıyız? Sabah öyle söylemiştin. Hem beraber uyumak ikimiz için çok büyük bir adım olur."
Benim için küçük ama insanlık için dev bir adım.
"Ah, şey. Gitsem iyi olur. Bir kaç evrak işim vardı."
Yok öyle kaçmak. O iş o kadar kolay olmayacak Dante'cik. "Dur, bende seninle geleyim. Sen evrak işlerini yaparken iki laflarız."
Bir süre saf saf yüzüme bakıp ardından elini yüzünden aşağı kaydırırken yanaklarının ve boynunun kızarmaya başladığını fark ettim. Bıyık altından "hiç yardımcı olmuyorsun ama." diye mırıldandığında kahkahamı patlatmamak için kendimi zor tuttum.
"Bir şey mi dedin?"
"Üzerine bir şey alsan iyi olur. Korumaların seni böyle görmesini istemiyorum." Tabi, en büyük nedenin bu olduğuna eminim.
Aydınlanma yaşamış gibi bir ifade takındıktan sonra başımı sallayarak berjere bıraktığım sabahlığa ilerledim. Sabahlığı sırtıma geçirirken Dante'nin delici bakışları da üzerimdeydi. Oyun oynuyordum ama tehlikeli bir oyundu. Şimdilik kendini frenliyordu ama ya frenler boşalırsa ne yaparım? Sanırım orasını da zamanı gelince düşüneceğim. Şimdilik görev yakınlaş - güvenini kazan - delil topla. Gerçi delil toplamaktan bahsediyorum ama öldürdüğünü zannettiğim adamları sadece bir kaç dakika önce kanlı canlı bir şekilde karşımda görmüştüm. Ama farklı olaylar dönüyor. Merkezinde olduğunu hissettiğim farklı olaylar. Beni manipüle etmeye çalışması, var olmayan şeylere inandırmaya çalışması aklımda şu soruyu doğuruyor, bahsettiği kişi olmayabilir miyim?
Çünkü Dante'ye zerre kadar güvenim yok.
Hazır olduğumu belli eden bir baş hareketinden sonra hızlı adımlarla yanına ilerleyip koluna girdim. İlk etapta biraz duraksasa da kapı koluna uzanıp açtı ve çıktık. Saat kaçtı hiç bir fikrim olmasa da zaten uyuyabileceğimi sanmadığım için gayet enerjik bir şekilde Dante ile birlikte merdivenleri inip ofisine ulaştık.
Geçen sefer yaşadığım durumdan çok dikkat edemediğim için ofisi incelemeye koyuldum. Genellikle koyu kahve ve siyah tonlarında dekore edilmiş ofiste çok büyükte bir kitaplık vardı. Sanırım kitapları seviyorum çünkü gördüğüm anda içimin ısındığını hissederken istemsizce adımlarım kitaplığa gitmiş parmaklarım kitapların üzerinde gezinmişti. Küçük bir gıcırtı sesi duyduğumda başımı çevirip Dante'nin ofis koltuğuna oturduğunu ve pür dikkat beni izlediğini gördüm.
"Kitapları seversin." diye mırıldandığında tebessümle başımı salladım.
"Hissediyorum."
Hissediyorum arkadaşlar, kutumda büyük var. Tövbe estağfurullah...
Bir süre daha kitaplıkta, aslında kitaplık demek biraz "küçük" bir ifade olarak kalıyordu, gözlerimi gezdirdikten sonra farklı dillerde yazılmış bir çok kitap olduğunu gördüm. Türkçe kitaplar olan bölümü fark ettiğimde hemen bir kaç kitabı alıp incelemeye başladım. En çok dikkatimi çekende Uğultulu Tepeler kitabı olmuştu.
"Bunu alabilir miyim?" diye hafifçe Dante'ye kaldırıp gösterdiğimde tebessümle beni onaylayıp önündeki bilgisayarda bir şeyler yazmaya devam etti.
Kitabın sayfalarını incelerken ofis masasının önündeki siyah deri ikili koltuğa oturup bacak bacak üzerine attım. Kasıtlı olarak sabahlığımı yan tarafıma atınca yukarı sıyrılan geceliğimden bacaklarımda ortaya çıkmıştı. Bakmıyordum ama Dante'nin bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum.
"Üşümüyor musun?" dediğinde içimden gooool diye bağırdım.
"Hayır. Hatta oldukça sıcak hissediyorum." dedikten sonra da bir elimle kendime yelpaze yaptım. Çok tehlikeli sularda yüzüyorsun Berfu. Adam üzerine atarsa otur sıç, çünkü ancak öyle bir pislikle kurtulabilirsin.
Dante sessiz kalınca bende elimdeki kitaba başlamaya karar vererek bir kaç sayfa okudum. Kitabın beni içine çekmeye başladığını fark edince etrafımdan bir haber olmamak için gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım. Bakışlarım yerdeki el işlemesi olan siyah kırmızı desenli halıya takılınca da içimdeki öfkeyi hissettim. Benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu. Ama neden?
"Eeee Dante, nasıldık?" Kitabın kapağını kapatıp koltuğa bıraktıktan sonra oturuşumu biraz daha yaydım. "Yani kaza olmadan önce nasıldık? İyi anlaşır mıydık?" Sonra dört parmağımı dudaklarıma bastırıp şaşkın bir ses çıkarttım. "Ah, işin vardı. Daha sonra konuşabiliriz. Ben unuttum, özür dilerim."
Laptop'unun kapağını kapattıktan sonra hafifçe öne eğilip kemikli ellerinin parmaklarını masanın üzerinde birbirine kenetledi. "Senden daha önemli hiç bir işim olamaz tesoro. İstediğin her şeyi sorabilirsin, hatta istersen şu an buradan çıkabiliriz de."
Lan! O tahmin ettiğim şeyi ima etmedi değil mi?
İçimden hatırlayabildiğim tüm duaları ederken dışımdan çok farklı bir imaj sergileyerek sırıttım. "Teşekkür ederim Dante. Senin için değerli olduğumu bilmek hoşuma gitti. Soruma gelecek olursak?" diye aklındaki farklı düşünceleri silmeye çalıştım.
Dudakları sağ tarafa doğru kıvrılırken bakışlarını ellerine indirdi. "Biz... İyi anlaşırdık. Tabi ki her çift gibi zaman zaman anlaşamadığımız konular olsa da iyiydik."
"Peki genelde ne için tartışırdık?"
"Ah, sanırım senin inadın ve dik başlılığın yüzünden. Ve... birazda meraklı oluşun yüzünden."
Zaten insanın başına ya meraktan ya da... değil mi ama?
Hadi Berfu yapabilirsin!
Yerimden nazlı ama bir o kadar da cilveli hareketlerle kalktıktan sonra bir süre garip bir şekilde odanın ortasında dikildim. Cesaretimi topladıktan sonra sol elimin işaret ve orta parmağını kahverengi maun masanın üzerinde gezdirerek Dante'ye doğru ilerledim. Masanın diğer tarafında, tam Dante'nin karşısında dikildiğimde o bana delici bakışlarla oturduğu sandalyeden bakarken bende ona yukarıdan bakıyordum. Gözlerimiz resmen bir savaş halindeyken masanın üzerinde duran elimi kaldırıp Dante'yi omzundan ittirip arkasına yaslanmasını sağladım.
Ay yetişin komşular! İçime şeytan kaçtı.
Bir robot misali arkasına düştüğünde şu an ona her şeyi yaptırabileceğimi fark ettim. Yavaşça arkamı dönüp kendimi kucağına bıraktıktan sonra kollarımı boynuna sardım. Bir an tereddüt etse de yavaş yavaş onun elleride belimi buldu. Hatta bir eli tehlikeli bir şekilde kalçama daha yakındı.
Başımı hafifçe yüzüne doğru yaklaştırdığımda gözleri kapanıp derin bir soluk aldı. Nefes alış verişi hızlanırken bir eli de sırtımda daireler çiziyordu. Hissedebiliyordum, vücudunun tüm hatlarını hissedebiliyordum ve vücudu kucağındaki varlığıma tepki veriyordu. Yüzüm alev alev yanmaya başlasa da kendimi plana sadık kal Berfu diye içimden defalarca kez uyardım. Buraya kadar gelmişken utanıp kaçamazdım. Veya korkup...
Başını hafifçe yana doğru çevirip sıcak nefesini kulak ve boynumun olduğu bölgeye verdiğinde tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Bu iyi bir diken diken olma değil. Gözlerimi kapatıp titrememi engellemeye çalışırken onun titrek ve boğuk sesi kulaklarıma ulaştı. "Ne yapmaya çalıştığını biliyorum sevgilim."
