38. Bölüm:
"Kaderinin, seni doğru yola yönlendirmesi için ona güvenmelisin, çünkü bazı şeylerin kontrolü sende değildir."
- Victoria Michaels
🖤
"Ne yapmaya çalıştığını biliyorum sevgilim."
Kurduğu cümleyle birlikte irkilecek gibi olsam da kendimi son anda frenledim. Ama bu cümle beni kendime getirmişti. Oynadığım oyunu bana hatırlatmıştı. Hiç bozuntuya vermeden oyunumu sürdürmeye devam ettim. Boynumu biraz daha dudaklarına yaklaştırırken onun boynumdaki kollarımı sıktım ve hülyalı bir ses tonuyla mırıldandım. "Ne yapmaya çalışıyorum sevgilim?"
Boğuk bir şekilde kıkırdarken göğüsündeki titreşimleri göğüsümde hissettim. "Beni deniyorsun."
Kaşlarımı çatıp boynundaki tutuşumu bırakmadan geriye çekildim. "Denemek mi? Hangi konuda?" Bu kadar çabuk planım suya düşmüş olamaz değil mi?
Derin soluğu saçlarımı hafifçe uçurduktan sonra bir kaç asi tutamı kulağımın arkasına sokuşturdu. "Sonuçta hafızanı kaybettin ve beni, bizi hatırlamıyorsun. Her ne kadar anlattıklarım sana mantıklı gelse de aklında şüpheler olduğunun farkındayım. Ve aklındaki şüpheler sanırım şu bana ihanet eden adamları infaz ettiğimde filizlendi." Derin bir soluk daha alıp devam etti. "Onlar bana ihanet etti tesoro. Bana zarar verdiler ve bende onlara zarar verdim."
Neyse ki gerçekten zarar vermediğini bildiğim için aşırı bir tepki vermedim. "Bilemiyorum. Sana yakınlaşmamın nedeni bu olmasa da nedense içimde yaptığının doğru olmadığına dair bir his var. Sen benim için, benim gibisin desende bu şekilde hissetmiyorum."
"Zamanla yaptığım şeyleri sorgulamayı bırakacaksın, biliyorum." Tebessüm ettiğinde müthiş bir oyunculukla bende tebessümle karşılık verdim. Bırakacak mıyım? Hiç sanmıyorum. Senin oyununu ortaya çıkaracağıma emin olabilirsin Dante De Luca.
Hafifçe kıpırdandığında hala vücudunun bana verdiği tepkinin geçmediğini fark ederek unuttuğum utangaçlık gün yüzüne çıktı. Yanaklarım alev alev yanmaya başlarken işaret parmağının tersini yanağımdan çeneme doğru sürttü. "Sanırım artık kalkman gerekiyor. Şu an sabrımı zorladığını itiraf edebilirim ama kendimi tutacağıma da emin olabilirsin."
Ah çok şükür!
Başımı öne eğdim. Küçük bir açıklama yapma gereksinimi hissettim. "Aslında bu yaptıklarıma denemek dememeliyiz. Sadece bir şeyler deneyerek hatırlayabilirim diye ümit ettim. Yani şey, duygusal şeyler yaşarsak." Utangaç bir tavırla hala aşağı doğru bakıyordum ama gerçekten utanıyor muyum diye sorarsanız, yarı yarıya diyebilirim. En azından oyunumdan utanmıyorum, sonuçlarından utanıyorum. Sanırım daha çok hissettiğim şey ya kendine hakim olamazsa korkusu. Bir oyun oynuyorum ve ters tepmesi de ihtimal dahilinde.
Koca bir kahkaha attığında bakışlarımı kaldırdım ve yüzündeki kocaman sırıtmayla karşılaştım. Ne gülüyor lan bu? Açıkta bir şey mi gördü? "Bu durumun duygusal değil de oldukça seksi olduğunu düşünüyorum tesoro. Ama istediğin duygusallıksa veya beni tanımaksa yarın benimle randevuya çık. Eski günlerdeki gibi romantik bir akşam yaşayalım. Ne dersin?"
Eski günlerdeki gibi...
Sahte bir mutlulukla el çırpıp kucağından kalktım. "Tabi ki."
"Ama artık uyuma vakti, hadi." O da ayağa kalkıp bana elini uzattığında bir süre eline baksam da çaresizce sonuçta tuttum ve beraber ofis odasından çıktık. Aklıma ona beraber uyuyalım dediğim gelince ister istemez merdivenlerden çıkarken ecel terleri dökmeye başladım. Odama girer miydi? Ya da daha kötüsü, yatağıma girer mi?
Odamın kapısının önüne geldiğimizde elimi bırakıp ellerini yanaklarıma yerleştirdi. Gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki bizi dışarıdan gören bir insan birbirimize sırılsıklam aşık olduğumuzu düşünebilirdi. Peki ben bu şekilde düşünüyor muyum? İşin doğrusu Dante için bir parça bu şekilde düşünüyorum. Çok içten ve saf bir şekilde bakıyor. Sanki nefesiymişim gibi. Ama benim içimde ona karşı en ufak bir kırıntı bile yok. Sanki bir şeyler eksik...
"Her ne kadar bu gece kokunla uyumak istesem de bunu randevumuz sonrasına saklamak istiyorum." Bana küçük bir tebessüm verdiğinde bende aynı şekilde karşılık verirken başımı salladım.
"Randevumuz sonrasında birbirimize aitiz o zaman."
Birbirimize aitiz ne demek Berfu? Ne demek? Sen beni çıldırtmak mı istiyorsun?
Bakışları dudaklarıma kaydığında sert bir şekilde yutkunup gelecek felaketi bekledim. Uzun boyuyla biraz eğilip hafifçe titreyen dudaklarıma küçük bir buse bıraktıktan sonra dudaklarını çekmeden fısıldadı. "İyi geceler sevgilim."
Titreyen elimle arkamı yoklarak bulduğum kapı kokunu kavradım ve açıp kendimi içeri attıktan sonra hızlıca kapıyı kapattım. Kontrolün bende olmadığı elim usulca kalkıp dudaklarıma gittiğinde avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. Bu doğru değildi. Bu yanlıştı. Her şey baştan sona yanlıştı. Sırtımı dayadığım kapıdan yavaşça aşağı doğru kayıp yere oturdum. İçimden ilk kopan hıçkırığın ardından diğerleri de geldi. Hıçkıra hıçkıra ağlarken sesimin dışardan duyulmaması için iki elimi de ağzıma kapatmıştım. Göğüs kafesimdeki ağrının hiç bir tarifi yoktu. Canım yanıyordu, ruhum yanıyordu...
Ne kadar süre o kapıya yaslanmış bir şekilde ağladım bilmiyorum ama bir zaman sonra kalkıp yüzüme soğuk su çarptıktan sonra yatağıma girip huzursuz bir uykuya daldım. Zaten sabaha karşı yattığım için bir kaç saatlik uykudan rüyasız bir şekilde kalkıp hazırlandıktan sonra alt kata indim. Küçük civcivin cıvıltılı konuşmasını takip edince de kendimi mutfakta buldum. Agatha'yla birlikte bir yandan kahvaltı yaparken bir yandan da bir şeyler anlatıyordu.
"Küçük civcivim." dedikten sonra başının üzerine bir öpücük kondurup yanındaki sandalyeye oturdum. Dün gece olanlardan sonra modum tamamen düşmüş olsa da Gizem'in güler yüzünü görmek bana iyi gelmişti.
"Günaydın anne." diyerek yüzündeki kocaman gülümsemeyle sandalyesinden kucağıma atladığında kıkırdayarak bende içten bir şekilde ona sarıldım. "Günaydın civcivim."
Günün geri kalanında Gizem'le birlikte patlamış mısır eşliğinde disney prenseslerini izleyip kıyafetlerini eleştirdikten sonra Agatha'nın da yardımıyla limonlu cheesecake yaptık ve afiyetle yedik. Odasında beraber sulu boya yaptığımız esnada Agatha gelip Dante'nin beni akşam saat 7 de randevumuz için alacağı haberini verince saatimi kontrol ettim. 17:43'tü, hazırlanmak için Gizem'e iyi geceler öpücüğünü verdikten sonra odama gittim.
Kısa bir duşun ardından giyinme odasına girip elbiselere bakmaya başladım. Kırmızı mini bir elbise, beyaz saten bir elbise ve siyah askısız, bileğe kadar uzanan ama sol tarafındaki yırtmacı baldıra kadar ulaşan 3 elbise arasında kalıp hepsini yatağa serdim. Karşılarına geçip tırnağımı kemirirken hangisini giyeceğime karar vermeye çalıştım. En son siyah olanın bana daha fazla güçlü kadın havası katacağına inanarak onda karar kıldım.
Elbiseyi giydikten sonra saçlarıma iri dalgalar yaptım ve tek taraftan tutturarak tek omzumdan dökülmesini sağladım. Siyah ama çok belirgin olmayan bir makyajdan sonra siyah sivri topuklu ayakkabılarımı giyip siyah el çantamı elime aldım. Koyu kırmızı rujumu da sürdükten sonra işte hazırdım.
Odamdan çıkıp merdivenlere yöneldim. Aşağı inmeme bir kaç basamak kaldığında merdivenin başında beni bekleyen Dante ile karşılaştım. Gözlerini bile kırpmadan inişimi izleyen Dante, siyah bir takım elbise giyip beyaz gömleğinin üzerine de yine siyah bir kravat takmıştı. Boynunda ve ellerinin üzerinde görünen dövmeleri takım elbisesiyle harmanlanınca ortaya vahşi bir görüntü çıkmıştı. Tek kulağında da her zaman taktığı siyah top şeklindeki küpe değil de aşırı derece de parlayan bir elmas küpe vardı. Onu görünce aklıma hiç takı takmadığım geldi. Sanırım süslenmek bana göre değildi. Çünkü hazırlanırken de oldukça sıkılmıştım.
Yanına ulaştığımda tek kolunu uzatıp kısık ama bir o kadar da tehlikeli bir ses tonuyla "çıkalım mı?" diye sorduğunda başımla onaylayıp koluna girdim. Evden çıktığımızda beni kapıda bekleyen Land Rover'a doğru yönlendirip yolcu kapısını açtı. Yaptığı jestle tam arabaya bineceğim esnada kibarca beni kendine doğru çekip dudakları kulağıma değerken fısıldadı. "Bu gece fazlasıyla lezzetli görünüyorsun."
Yemek miyim lan ben!
İç sesimin tam tersi bir şekilde cilveli cilveli tebessüm ettikten sonra araca bindim. Dante'de şoför koltuğuna geçince çok geçmeden yola koyulduk. Yan aynadan görebildiğim kadarıyla arkamızda bizi takip eden 2 koruma arabası vardı. Ve ne yazık ki içindeki bir dünya koruma. Bu kadar önleme ne gerek var anlamasam da üzerinde çok fazla durmadım. Daha önce adam öldürdüğünü gördüğüm için karanlık işlerle uğraştığını düşünmüştüm ama adamların ölmediğini onları kanlı canlı karşımda görünce anlamıştım. Belki de işi dolayısıyla tehdit alıyordu. Ya da kim bilir, belki de şu benden sakladığını hissettiğim sırlarla ilgili olabilir.
Çok geçmeden bir İtalyan restoranının önünde durduğumuzda gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Hayır ne bekliyordum ki? Adam İtalyan. Işık hızıyla gelip kapımı açtıktan sonra elini uzatarak yardım teklif etti. Bu sefer çok düşünmeden elini kavrayıp arabadan indim. Restorana girdiğimizde Dante adını verdikten sonra garson bizi daha önceden rezerve edilmiş olan masamıza doğru yönlendirdi. Restoranın oldukça arka kısmına geldiğimizde burada masaların camekan bir bölüme kapatılan localardan oluştuğunu gördüm. Tahminimce iş konuşan insanlar için tasarlanmış bir bölümdü.
Pencere kenarındaki koltuğu gözüme kestirdikten sonra oturdum ve Dante'ninde oturmasıyla garsonun bıraktığı menüyü incelerken gözlerim fal taşı gibi açıldı. Fiyatlar çok yüksekti! Lan benim kocam zengin ben ne düşünüyorum ki? Kesin ruhum fakir benim. Sert bir şekilde menüyü kapattıktan sonra Dante'ye onun zevkine güvendiğimi ve tercihi ona bıraktığımı söyledim. Allah'ım inşallah pizza veya makarna falan söyler. İtalyanlar böcek tarzı şeyler yemiyordu değil mi?
Yemeklerimizi beklerken biraz etrafta gözlerimi gezdirdiğimde restoranın pekte dolu olmadığını fark ettim ama bizim korumaları her köşe başında nöbet tutarken görebiliyordum. Bu kadar abartmaya ne gerek var? Gören de İtalyan mafyası geldi zannedecek. Lan! Olabilir mi?
"Eeee tesoro, bana sormak istediğin her hangi bir şeyin var mı? Sonuçta bu bir tanışma randevusu." Dante'nin sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp yüzüne baktığımda arkasına yaslanmış rahat bir tavırla tebessüm ederken buldum onu. Tek eliyle masanın üzerinde duran bıçağı döndürürken diğer elinin orta ve işaret parmağını alt dudağında gezdiriyordu.
"Ah," diye mırıldandığımda panikle soracak bir şeyler düşündüm. "Bana senin ve benim ailemden bahseder misin?"
Bir an sanki gözleri karardı gibi olsa da çabuk toparlayarak tebessümle başını salladı.
Yaz kızım Berfu,
-Ailelerle ilgili konuşmalar Dante'yi geriyor.
"Anne ve babam İtalya da yaşıyor. Bir tane benden 3 yaş büyük abim var. Onun dışında pek anlatılacak şey yok. Çok samimi bir aile değiliz. Bağlarımız zayıf."
"Peki ya benim ailem? Ben ailemle samimi miydim? Uyandığımı bile onlara haber vermedik." Aslında henüz neler olup bittiğini bilmeden onlara haber verilmesini tercih etmezdim ama şu an laf olsun torba dolsun diye soruyorum.
"Seninde ailenle aran pek iyi değil aslında Berfu. Evlenmemizi istemedikleri için büyük bir tartışma yaşadınız ve o zamandan beri görüşmüyorsunuz."
Bir an göğüsümün üzerine öküz oturmuş gibi hissettim. Belli ki eski ben ailesine düşkün bir insandı ki şu an kendimi ağlayacak gibi hissediyorum. Burnumu çektikten sonra sormak istediğim diğer soruyu sordum. "Kardeşim var mı?" Anne ve babamı hatırlamıştım ama bir kardeş hatırlayamamıştım. Umarım bana bu konuda dürüst davranır.
"Evet." diye mırıldandığında heyecandan kalbimin atışı hızlandı. "2 tane abin var."
"Ne?!" Biraz sesim yüksek çıkmış olacak Dante etrafı kolaçan etti. Salak locadayız zaten, duymazlar.
"İşte öyle tesoro." diye mırıldandığında garson içeri girip söylediğine göre Fettuccine'lerimizi servis etti. Daha adını bile söyleyemediğim şeyin görüntüsüne bakıp suratımı astım. Lan bu bildiğin kremalı, mantarlı makarna!
Garson kadehlerimize şampanya doldurduktan sonra locadan çıktı. Dante'nin kadehini kaldırıp bana doğru uzattığını fark ettiğimde başımı incelediğim makarnadan kaldırıp yüzüne baktım. Tam kadehimi elime alıp tekrar bakışlarımı ona çevirdiğimde fark ettiğim şeyle birlikte kaşlarım çatıldı. Dante'nin ceketinin sol tarafında kırmızı, nokta şeklinde bir ışık vardı. Ona bunu söylemek için yüzüne baktığımda bir tane de alnının ortasında olduğunu fark ettim. Dante her şeyden habersiz hala kadehini havada tutup bana beklentiyle bakıyordu.
Sonrası çok hızlı gelişti. Lan ben neymişim dedirtecek bir refleksle Dante'yi yakasından yakaladığım gibi ikimizi birden masadan attım. Aynı anda camların patlama sesi ve ıslık sesiyle koltuklara, tabaklara, bardaklara saplanan mermilerin sesi duyulmaya başladı. Artık loca diye bir şey kalmadığı için restorandaki insanların çığlıkları ve inmeleri de duyuluyordu.
Kafamızın üzerinden mermiler bir bir geçerken biz devirdiğimiz masanın arkasına saklanmış öylece kalakalmıştık. Sadece Dante silahını belinden çıkartmıştı ama o kadar peş peşe ateş ediliyordu ki kıpırdayacak durumumuz yoktu. Aklıma korumalar gelince sadece boynumu çevirerek gözlerimle onları taradım. Ama ne yazık ki bir kaç tanesini yerde boylu boyunca yatarken, bir kaç tanesini ellerinde silahla sindikleri yerde gördüm.
Aklıma gelen şeyle birlikte hemen köşedeki korumanın elinde silahıyla yerde yattığı yere locanın kırılan cam parçalarının üzerinden sürüne sürüne biraz ilerledim ve elindeki silahı alıp aynı şekilde geri yerime döndüm. Dante bana ne yapıyorsun bakışı attığında omuz silkmeye yetindim. Daha önce tavanda olduğunu fark ettiğim ama artık yerde olan ayna parçalarından birini alıp masanın yan tarafına uzattım ve nereden ateş edildiğini görmeye çalıştım. İlk ateş edeni silahından çıkan hafif kıvılcımla fark ettim.
"İlk adamımız Saat 1 yönünde, çöp konteynırının yanında." diye Dante'ye söylediğimde gayet normal bir tavırla beni tek bir baş hareketiyle onayladı. Ardından atışın bir kaç saniye yavaşladığı esnada ayağa kalkıp tek atış yaptıktan sonra hızla eski konumunu aldı. Tekrar aynayı kaldırarak kontrol ettiğimde o noktadan atış yoktu. "İyi iş." Diye gülümseyerek mırıldandıktan sonra aynamla yeni av aradım. 1. Adamı indirdikten sonra atışlar biraz daha azaldığı için çok fazla adam olmadığını anladım.
2. Adamı gördüğümde Dante'ye bulduğumu işaret ettikten sonra mırıldandım. "Saat 11 yönünde, binanın duvarını siper almış." Ama Dante ayağa kalmasıyla aynı anda geriye savruldu. Onu yakalayıp eski yerine oturttuğumda ceketinin rengi koyulaşmaya başladı. Vurulmuştu, sağ kolundan. Etrafıma bakındıktan sonra elbisemden bir parçayı kopartıp hızlı hareketlerle sıkıca koluna bağladım. Elbisenin de kısalması biraz hareket edişimi kolaylaştıracaktı.
Tekrar aynayı elime alıp 2. Adamın yerini teyit ettim ve hızla ayağa kalkıp tek atış yapıp yerime döndüm. Dinlediğimde atışların biraz daha azalmasıyla vurduğumu anladım. BİNGO! Gözlerimi kapatıp tekrar dinlemeye başladım ve anladığım kadarıyla ateş eden tek kişi kalmıştı. Aynayı kullanıp onu bulmaya çalışsam da bulamadım. Ara ara şarjörü bittikçe dolduruyor hiç durmadan sıkıyordu. Bu kimdi ve bu kin niyeydi?
Bir kaç atış sonunda tüm sesler kesildi. Tuzak olma ihtimaline karşı öylece oturup bekledim. Dante'yi kontrol ettiğimde onunda benim gibi sessizce kolunu tutarken etrafı dinlediğini gördüm. Sanırım bitmişti.
Kısa bir süre sonra korumalardan biri eğilmiş bir şekilde yanımıza koşturarak geldi. "L'uomo è scappato. Qual è il tuo ordine?"
(Adam kaçtı patron. Emriniz nedir?"
Ne diyor lan bu?
"Tizi incompetenti. Se non fosse stato per Berfu, sareste morti tutti."
"Beceriksiz herifler. Berfu olmasaydı hepiniz gebermiştiniz."
Adımın geçmesiyle adamın irkilmesi aynı anda olunca ne konuştuklarını merak etmeden edemedim. Merakla Dante'ye baksam da göz temasını bozup bana hiç bir şey söylemedi. Ayağa kalkmaya çalışınca istemsizce onu tutup geri yerine oturtmaya çalıştım.
"Adam kaçmış tesoro. Artık endişelenecek bir durum yok."
Rahatlayarak başımı salladıktan sonra Dante'yle birlikte ayağa kalktım. Bir süre onun sağ kalan korumalara bağırıp çağırmasının emirler yağdırmasını izledim. Ama aklımdaki sorular beynimi yiyip bitiriyordu. Bize saldıran kimdi ve bizden ne istedi? Ayrıca benim içime Zeyna mı kaçtı? Aynadan adamın yerini saat yönüyle tarif etmeler. Tek atışla vurmalar falan.
Dante'nin omzunu tutarak bana geldiğini görünce bedenimi ona çevirdim. "Üzgünüm tesoro, ilk randevumuz berbat oldu. Ama telafi edeceğime emin olabilirsin."
Şu an randevu düşünecek halim yoktu. "Kim bize saldırdı bir bilgin var mı?" Aklımdaki ilk soruyu yönelttiğimde başını olumsuz olarak salladı. Şimdi sıra 2. Sorudaydı. "Ben kimim Dante? Sakin bana muhasebeci Berfu deme, yemem. Hiç bir muhasebecinin az önce yaptıklarımı yapabildiğini zannetmiyorum. Ben kimim? Bana açık açık söyle."
