İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 39 · 11 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 39

36. Bölüm

36. Bölüm:

"Unutmayın ki, mumu bağrına bastığı ip eritir."

🖤

Ay ışığı solgun bedenime vururken tek düşünebildiğim "neden?" sorusuydu. Yerimde dikleşmeye çalışırken göğüsümdeki ağrı şiddetlenince ağzımdan bir çığlık kopup geceye karıştı. Arkamdaki ağacın sert yüzeyi sırtımda yaralar açıyordu ama en çok acıyan yerim kalbimdi.

Kalbimdeki hançer...

Başımı aşağıya doğru eğip hasarı görmeye çalıştım. Tam kalbimin üzerinde, ayın ışığıyla parlayan hançer, tüm ihtişamıyla orada duruyordu. Dante bana bunu neden yapmıştı? Çok güzel bir akşam yemeği yiyip şarkılar söylemiştik. Ardından birbirimize sarılmıştık ve beni kucağına çektiğinde de dudaklarımız hasretle birbirlerini bulmuştu. Öyle bir öpüşmüştük ki sanki günlerce, aylarca, yıllarca birbirimize hasret kalmışız gibi. Öpüşmemiz bittiğinde alnını alnıma dayamış hızlı soluklarının arasında bana gözleri kapalı bir şekilde gülümsemişti. Ardından da onun dudaklarının arasından çıkan, o duymaya bayıldığım iki kelime çıkmıştı. "Seni Seviyorum."

Sonra ne olmuştu? Nasıl ve neden olduğunu bilmediğim bir şekilde kendimizi bu uçsuz bucaksız, zifiri karanlık ormanda bulmuştuk. Karşımda dikilmiş bana gökyüzü kadar karanlık bakışlarla gülümsemişti. Ardından da elinde olduğunu daha önce fark etmediğim hançeri kaldırıp kalbime saplamıştı. Ve beni burada, kan içerisinde bırakıp gitmişti.

Arkasına bile bakmadan...

Şimdi burada, bu ağaca kalbimdeki hançerle sırtımı dayamış düşünüyorum. Hayatımı sorguluyorum. İyi bir eş, çocuğuma iyi bir anne olamamış mıydım? Bana bunu neden yapmıştı. Neden tam kalbimin üzerine hançeri saplanmıştı?

Artık gözlerim ağır ağır yenilgiyi kabul ederek kapanıyordu. Benim hayatımın sonu geliyordu... Bitiyordu... Ama neden hiç acı hissetmiyorum? Ve neden kalbimdeki o delikten hiç kan akmıyordu?

...

Derin uykumdan sıçrayarak uyandığımda terden yüzüme ve boynuma yapışmış saçları şiddetle çekmeye çalıştım. Bir rüya görmüştüm, sanırım kabus demek daha doğru olur. Büyük ihtimalle dün Dante'nin odasında gördüğüm infazın etkileriydi bu. Dün yaşadıklarım aklıma gelince içimden bir titreme koptu. Yaşadığım o sahneler, tercih yapmak zorunda kalmak hepsi ama hepsi bir korku filmi sahnesi gibiydi. Hala gerçek olmaması için dualar ediyorum ama ne yazık ki yaşandı.

O adamların yere yığılışını ve kıyafetlerinin kana bürünmesini dehşetle izledikten sonra artık titreyen ellerimi, öfkemi ve şokumu saklamak pek mümkün değildi. Arkamı döndüğüm gibi Dante'nin suratına tokatımı geçirmiştim. Hatta parmağımdaki yüzük yanağında derin bir yara açmıştı ama Dante bunu gülerek karşılamıştı. Hatta yanağında kanı işaret parmağıyla sildikten sonra bir de parmağını ağzına sokup kanı emmişti. İğrenç! Cani herif! Kendimi geçtim artık, böyle bir adamın Gizem gibi bir kız çocuğunun babası olmasından utanıyorum.

O ortamda daha fazla durmaya dayanamayarak işaret parmağımı var gücümle göğüsüne bastırmıştım ve "Her ne kadar hafızamı kaybetmiş olsam da, her ne kadar senin gibi bir insanı nasıl sevmiş olabileceğimi anlamamış olsam da ben senin gibi değilim. İşte bundan eminim." dedikten sonra Dante'nin odasından çıkıp kendimi odama zor atmıştım. Kendimi odamdaki banyoya kilitleyip saatlerce histerik bir şekilde ağlamıştım. Bu güçsüzlüğümden veya korkumdan değildi. Bir şey yapamama, o insanları kurtaramama çaresizliğindendi.

Ama bende Berfu isem, O Dante'ye bunların hesabını sorar, burnundan fitil fitil getiririm. Her ne kadar gerçek kimliğimi bilmesem de asıl Berfu'nun böyle yapacağını hissediyorum.

Yataktan kalktıktan sonra üzerimdeki saten, beyaz geceliği düzeltip adımlarımı pencere kenarına doğru atmaya başladım. Bu tarz kıyafetlerden hoşlanmıyorum ama dolabım bu ve benzerleriyle dolu. Bir süre pencereden uçsuz bucaksız ormanı ve ondan önceki çiçeklerle dolu bahçeyi izledikten sonra kapının önce tıklatıldığını, ardından da açıldığını duydum. Agatha'nın kahvaltımı getirdiğini tahmin ettiğim için hiç pozisyonumu bozmadan orman seyrime devam ettim.

Ama adımlar bana doğru gelip yanı başımda durunda gözlerimi kapatıp içimden 5'e kadar saydım. Kokusundan anlamıştım, o gelmişti. Gözlerimi açıp umursamaz bir tavırla pencereden dışarıyı izlemeye devam edince karşımdaki berjere geçip oturdu.

"Kocana günaydın demek yok mu Tesoro?"

Tesoronu eşekler kovalasın...

Kafamı kaldırdıktan sonra gözlerim kısık bir şekilde tam gözlerinin içine baktım. "Günaydın, gününüz aydın olsun anlamında kulanılır. Senin pek bir aydınlık tarafın olduğunu düşünmüyorum."

Başını yana çevirdikten sonra yüzüne büyük bir gülümseme oturdu.

"Amo questa donna."

(Ben bu kadını seviyorum.)

İtalyanca bir şeyler mırıldanınca ne dediğini anlamayarak kaşlarımı çattım. Küfür mü etmişti o öküz bana? Yüzüme baktığında çatık kaşlarımı gördü ve gülümsemesi daha da büyüdü. "Günün aydın olsun amore mio (sevgilim). Seninle konuşmak istediğim 2 konu var."

Sevgilin kadar başına taş düşsün inşallah!

Her ne kadar söyleyeceği şeyi merak etsem de umursamaz bir tavırla "Nedir?" diye sordum.

"Yakında bir balo olacak. Oraya davetliyiz, sen, ben ve kızımız Gizem."

"Gitmek istemiyorum." Kollarımı bağlayarak bakışlarımı yine camdan dışarı çevirdim. Sesim net, kararım kesindi.

Derin bir soluk verdiğinde onu kızdırdığımı anladım. Ben içimden zafer dansı yaparken o kısık ve tehlikeli bir ses tonuyla konuştu. "Hemen kestirip atmamanı tavsiye ederim. Gizem gitmek için çok heyecanlı. Uzun zamandır görmediği bir arkadaşı da gelecek."

Ah demek Gizem kartını kullanıyorsun adi şantajcı!

Yenilgiyi kabul ederek "2. söyleyeceğin ne?" dedim.

"2. si, bundan sonra benimle, yani kocan olan benimle uyumanı istiyorum."

Koca bir kahkaha attığımda yüzündeki ifade hiç değişmemişti. Sanırım benden bu tepkiyi bekliyordu. Ona doğru eğildiğimde sesim kendinden emin ve sertti. "Dün gece olanlardan sonra bunu benden istemen oldukça komik."

Ayağa kalktığında sadece gözlerimle onu takip ediyordum. Yüzünde yine o gülümsemesiyle elini cebine sokup cüzdanını çıkarttı. "Ah tesoro, eskiden olsa bu tarz şeyler seni rahatsız etmez aksine kendin yapardın."

"Ne demek istiyorsun sen?" Hızla ayağa kalktığımda bacaklarımın güçsüzlüğünden dolayı az daha düşecekken son anda koltuktan tutundum. "Sürekli bu şekilde konuşuyorsun. Ne demek istiyorsun? Ben geçmişte nasıl biriydim?"

"Benim gibiydin. Beni nasıl görüyorsan sende aynen öyleydin." Benim aksime oldukça sakin bir tavırla konuşmuştu ve cüzdanından çıkarttığı siyah kartı yatağın üzerine hafifçe attı. "Bugün Gizem ile birlikte kıyafet alışverişine çıkarsınız. Sınır yok, istediğiniz her şeyi alın."

Aman da koca yürekli Dante. Bu adamdan çöp kadar bir şey bile istemiyordum ama benim için şu an tek önemli olan şey Gizem. Hem belki odası içinde bir kaç şey bakabiliriz. Böylece gözlerindeki o mutluluk parıltısını yine görebilirim. Hiç bir şey söylemedim hatta ikinci bir defa yüzüne bile bakmadığımda odadan çıkıp gitti. Ara ara evden çıksa da çoğunlukla zamanını dün 3 adamı infaz ettiği ofis odasında geçiriyordu. Aklıma gelince yine ürperdim ve tüylerim diken diken oldu. Kollarımı bedenime sarıp odamdaki banyoya yöneldim ve Gizem'le geçireceğim gün için hazırlanmaya başladım.

...

Hava çok sıcak olmasa da artık güneş yüzünü gösterdiği için kendimi kalın kıyafetlerden arındırarak dar bir siyah kot üzerine beyaz bluz giyerek üzerine de siyah deri ceketimi aldım. Hiç kıyafet alışverişine çıkmamıştım ama dolap tıka basa kıyafet doluydu. Kimi sabahki gibi o iğrenç saten kıyafetlerden, kimi de daha çok hoşuma giden kot tişört tarzıydı. Sanırım kaza yapmadan önceki eşyalarımı da getirmişlerdi. Gizem'in odasına girdiğimde onu halının üzerinde bebekleriyle oynarken buldum.

"Civciv?" Bana döndüğünde ikimizin yüzünde de kocaman bir gülümseme vardı. Sanırım ona taktığım lakabı sevmişti.

"Anne!" diye şakıdıktan sonra yerinden kalktığı gibi üzerime atladı. Eğer bastonum olmasaydı eminim ki ikimizde yeri boylamıştık.

"Anne kız, kız kıza bir Alışverişe ne dersin civcivim?" Ah bu kızın yüzündeki gülümseme her şeye değer.

"Yaşasın!" diye çığlık atıp yerinde zıplamaya başladığında bende kahkahalarıma engel olamadım.

Gizem'e en sevdiği unicornlu eşofman takımını giydirdikdikten sonra saçlarını da iki kulak yaptığımızda hazırdık. Bu arada unicornun ne olduğu hakkında hiç bir fikrim yok ama sanırım

Gizem'in en sevdiği karakterlerden bilmem kaçıncısı. Hepsini tek tek saysa da sadece bir kaç tanesi aklımda kalmıştı. Hele ki o ponylerin isimlerini aklımda hiç tutamamıştım. Neyse zamanla öğreneceğiz artık.

Alt kata indiğimizde adının Zeno olduğunu öğrendiğim adam bizi evin dışına çıkartarak siyah bir Audi'nin arka kapısını açtı. Kendi başımıza gideceğimizi düşündüğüm için büyük bir hayal kırıklığı yaşasam da Gizem'in moralini bozmamak adına sessizce arabaya bindim. Ama sonuç olarak şoför ve yanındaki Zeno yetmiyormuş gibi bir de bizi arkadan takip eden 4 korumanın daha içinde olduğu bir araba vardı.

Uzunca bir süre sonra araba durdu ve camdan baktığımda Metropol Center diye bir Alışveriş merkezine geldiğimizi gördüm. Araçtan indiğimizde bizimle birlikte Zeno ve arka araçtaki 3 koruma da inmişti. Resmen bir ordu gibi geziyoruz. Gerçekten utanç verici bir durum. Aldırmamaya çalışarak Gizem'in elinden tutup Alışveriş merkezine giriş yaptım. Gizem pek umursuyor gibi gözükmediği için de böyle durumlara alışık olduğu belliydi.

Bir kaç mağaza gezip Gizem'e en pembesinden, tütülü bir elbise aldıktan sonra bir de ona uygun ayakkabı aldık. Sıra bana geldiğinde eskiden de böyle miydim bilmiyorum ama gördüğüm ve aklıma yatan ilk elbiseyi alıp çıktım. Beyaz, ince askılı bir elbiseydi. Yaka ve dizden 4 parmak kadar yukarıda biten etek kısımlarında inci detayı olduğu içinde gümüş, inci detaylı bir ayakkabı ve çantayla tamamlamıştım. Sade ama şık. Zaten baloya da gitmek istemiyordum ama sırf Gizem için. Kıyafet alışverişini hallettikten sonra Gizem'in odası içinde bir kaç dekoratif eşya, nevresim takımı, renkli yastıklar ve biraz oyuncaktan sonra alışverişimiz bitmişti. Aç karınlarımızı da doyurduğumuzda her şey tamamdı. Neyse ki aldığımız şeyleri taşıyan korumalar bir işe yaramıştı.

Tek sorunlu Zeno'ydu. Fazla somurtkan ve fazla kontrolcüydü. Sürekli etrafa bakıyor ve sürekli tetikte bekliyordu. Hatta bir ara az daha bana çarpacak olan 15-16 yaşlarındaki bir çocuğu ittirmiş yere düşürmüştü. Yaptığı şeyden utanç duyarak çocuğun kalkmasına yardım etmek istemiştim ama ona da izin vermeyip bir de çocuğu kendisi yerden kaldırmıştı. Bu Zeno'dan hoşlanmadım. Bunu bir kenara yazın.

Hava yavaş yavaş kararmaya başladığında eve dönüş yoluna geçmiştik. İçimdeki şüphe, korku, gerginlik ve huzursuzluğu bir kenara bırakırsam bugün Gizem'in yüzündeki mutluluğu görmek bana dünyaları vermişti. Keşke çocuklar hep gülse. Annelik duygusunu daha önce tatmış ve hatırlamıyor olsam da yeni yeni tekrardan yaşamak çok güzeldi. Keşke Gizem'in ilk adımlarını, ilk anne demesini veya ilk denediği gıdayı da hatırlayabilseydim. Belki zamanla onları da hatırlarım. Şimdi dizime yatmış mışıl mışıl uyuyan güzel kızımın her anını bilmek ve yüzünün hep gülmesini istiyorum.

Başımı cama yakaladığım esnada yanımızdan hızla geçen motorla birlikte için kıpır kıpır oldu ve gözden kaybolana kadar motoru arkasından izledim. "Ducati Monster" diye mırıldandığımda markasını bilmeme oldukça şaşırdım. Acaba motorları seviyor muyum? Her ne kadar bunu Dante'ye sormak istesem de sormamaya karar vererek içime bir soruyu daha attım. O adam, sözde kocam olan o adama güvenemiyorum. İçimde bir his var. Umarım yanılıyorumdur.

Eve vardığımızda Gizem'i yatağına yatıran ben olmak istesem de hala bacaklarımın güçsüz olmasından dolayı bu görevi Zeno'ya bıraktım ama bende peşlerinden gidip üzerinin iyice örtüldüğünden emin oldum. Bir süre bu güzel kızı uykusunda izledikten sonra yeni aldığımız oyuncaklarını yanına dizip dekorasyon için aldıklarımızı poşetiyle duvarın kenarına bıraktım. Odasını süsleme işini sabah birlikte yapmak onu daha çok mutlu eder.

Işığı kapatıp odanın kapısını usulca kapattıktan sonra koridorun diğer ucundaki odama yöneldim. Her ne kadar bir duş almak istesem de bunun için fazlasıyla yorgun hissettiğim için kısa bir diş fırçalamadan sonra pijamalarımı giyip yatağa uzandım. Uykum vardı ama gel gelelim uyuyamıyorum. Neden? Çünkü dünkü o görüntüler gözümün önünden bir türlü silinmiyor. O silahın patlama sesi, o adamların yere yığılışı ve Dante'nin yüzündeki o rahatlık. Bunu defalarca kez kendime sorsam da hala bir cevap bulabilmiş değilim. Ben nasıl böyle bir adamla evlendim ve üstüne üstlük bir de çocuk yaptım? Gerçekten de dediği gibi ben onun gibi olabilir miyim? Hayır! Hiç bir şey hatırlamasam da içimde böyle bir şey hissetmiyorum. Ben öyle biri olamam.

Yatakta kaç tur döndüm, kaç kez başarısız bir şekilde kendimi uyumaya zorladım bilmiyorum ama en sonunda oflayarak yatakta oturdum. Ağzımın içini çamur gibi hissettiğim için bir bardak su içmeye karar verdim. Çıplak ayaklarım soğuk zeminle temas edince tüylerim diken diken oldu. Aldırmayarak sürahinin olduğu masaya doğru ilerlediğimde sürahinin boş olduğunu fark ettim. Bu ilginç bir durumdu çünkü Agatha sanki içinde bir alarm kuruluymuş gibi sürahi her boşaldığında yeni bir taneyle kapımda biterdi. Mutfağa inmek zor gelse de zaten uyuyamadığım için biraz zaman geçirmek adına sabahlığımı üzerime geçirip odadan çıktım.

Ayağıma bir şey giymediğimi fark ettiğimde artık merdivenlere ulaştığım için böyle devam etmeye karar verdim. Yine bazı köşelerde bekleyen korumalar gördüm ama artık sanırım yavaş yavaş onlarında varlığına alışmaya başlamıştım. Ben yanlarından geçerken başlarını yana çevirip benimle kesinlikle göz göze gelmiyorlardı. Bu durumu biraz aşağılayıcı olarak görüyorum. Karanlık mutfağa ulaştığımda ışığı açmadan ay ışığının bana gösterdiği kadarıyla masanın üzerindeki sürahiden bardağa su doldurup kana kana içtim. İyi ki üşenmeyip inmiştim çünkü gerçekten de çok susamışım.

Mutfaktan çıktığımda koridorun girişinde bekleyen korumanın artık orada olmadığını fark ettim. İçimden söylenirken Dante'nin ofisinin olduğu taraftan bazı konuşma sesleri kulağıma geldi.

Ah hadi ama Berfu, bu kadar merak iyi değil. Geçen sefer neler oldu hatırlamıyor musun?

İç sesim ve ayaklarım her zaman ki gibi farklı mesai yaptığı için Dante'nin ofisine doğru bir kaç adım attım. Ayağıma bir şey giymeyi unutmam bir işe yaradığı için adımlarım oldukça sessizdi. Ama yine de fazlasıyla dikkatli bir şekilde duvara sırtımı dayayıp ilerledim. Daha önce girmeye fırsat bulamadığım odanın önüne geldiğimde ofisteki sesleri oldukça net bir şekilde duyabiliyordum. Her ihtimale karşı arkamdaki odanın kapısını açıp içeride gözlerimi gezdirdim. Burası bir spor odasıydı. büyük ihtimalle de Dante'ye aitti. Odanın güvenli olduğuna kanaat getirince bir adım geri atarak odaya biraz girdim. Çünkü Dante'nin sesi oldukça yakından geliyordu. Bu demek oluyor ki ofisinin kapısında duruyordu ve her an çıkabilirdi.

Tahmin ettiğim gibi de oldu. Ben konuşmaları anlamaya çalışırken birinin kahkahası eşliğinde kapı açıldı. Hemen spor odasına girip kapıyı aralık bıraktım ve dinlemeye başladım.

"Ama yüzündeki ifadeyi gördünüz değil mi? Her ne kadar gururlu bir duruş sergilemeye çalışsa da oldukça korkunç görünüyordu." Adam iğrenç bir kahkaha atınca odadan çıkarken de onun güldüğünü anladım.

"Bir an hepimizi seçeceğini düşündüm." Adamlar bir kaç adım koridora doğru attıklarında duvardaki apliklerden yayılan loş ışık yüzlerini aydınlattı. İçimden "nasıl?" diye çığlıklar atarken bir yandan da öfkenin içimde köpük köpük kabardığını hissedebiliyordum. Bu adamlar dün Dante'nin benim gözlerimin önünde öldürdüğü adamlardı.

Hepsi bir oyun muydu?

"Kes!" Dante peşlerinde odadan çıktığında öfkeden ellerim titremeye başlamıştı. "Sevdiğim kadın hakkında konuştuğunuzu unutmayın. Şimdi bir gören olmadan hemen evden çıkın. Uçak biletlerinizi Zeno mail olarak size gönderecek."

Sevdiğin kadın mı? Seni adi şerefsiz! Hangi adam sevdiği kadına böyle oyunlar oynar? Ulan Dante De Luca, ben senin oyunlarını bozmaz mıyım?

İzle ve gör...

Bölüm sonu

5 yorum