İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 34 · 10 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 34

32. Bölüm

32. Bölüm:

〽️

Arabayı sahil kenarına çektikten sonra bir sokak satıcısından aldığım simiti kemirirken bir yandan da aklımda kırk tilki ile savaş içerisindeydim. Dante'nin şirketine ve evine gitme gibi bir planım vardı ama tabi ki onu bulamayacağımı biliyorum. 1. amacım belki çalışanların ağzından bir şey kopartabilmek. 2. amacım ise haber vereceklerini bildiğim için peşinde olduğumu bilmesi. Belki Berfu'mda duyar da onun için geldiğimi bilir ve ümidini kaybetmez. Vurulduğumu da gördüğü için şu an kendini kahrettiğini tahmin etmesi zor değil.

Telefonum yolcu koltuğunda titremeye başladığında bakışlarımı çevirip Hakan'ın aradığını gördüm. "Efendim Hakan?"

"Mert dediğini yaptım. Biraz zor oldu ama en sonunda Gamze De Luca'nın Bursa'da ikamet eden teyzesinin adresine ulaşabildim." Sonunda!

"Çok iyi. Mesajla bana adresi gönderirsen sevinirim."

"Bu arada Gamze hanımın annesi vefat etmiş babası da cezaevindeymiş." Bak bu ilginçti işte. Daha önce yaptığımız araştırmalarda karşımıza çıkmamıştı. Gerçi hep Dante üzerinden bir araştırmaya girmiştik.

"Peki annesinin neden vefat ettiği ya da babasının neden cezaevinde olduğu ile ilgili bir bilgi var mı?"

"Üzgünüm dostum, gizli dosya kararı verilmiş. Nedenini anlayamadım ama araştırmaya devam edeceğim." Nedense bu konudan bir şeyler çıkacak gibi hissediyorum. Umarım Hakan ne yapıp eder bir bilgiye ulaşır.

"Tamam. Bu arada Ahmet gereksizini ne yaptın? O işte tamam mı?"

Hattın diğer ucunda kıkırdadı. "Tamam tamam, Sen merak etme. Hakkı amirin önünde her şeyi itiraf edince bir de ondan dayak yedi." Derin bir soluk verdiğinde gelmekte olan bir konuşma olduğunu anladım. "Hakkı amir kendisine çok kızgın ve istifanı bildirmediğini, şu an yıllık izinde olduğunu söyledi. Berfu'yu sağ salim getirdiğinde seni işinin başında görmek istiyormuş."

Tok bir şekilde kahkaha attığımda bu kahkaha keyiften değildi. Aksine tüm hücrelerime akın eden öfkemdendi. "İstemez. Hakkı amir iyice araştırmadan ve uyarılarıma rağmen yaptığı bu hatayla benim gözümden düşüp bin bir parçaya ayrıldı."

"Neyse, bu şimdi konuşulacak konu değil. Sen ilk önce Berfu'yu evine getir, sonrasında oturup konuşuruz. Adresi şimdi atıyorum Mert. Kendine çok dikkat et ve ara ara bana haber vermeyi sakın unutma."

Hakan'ın şu an ki ses tonu birebir annemin ses tonuyla aynı olunca gözlerimi devirdim. "Peki anne."

Telefonu kapattıktan sonra çok geçmeden bildirim sesiyle adreste gelmişti. Telefonu arabaya bağladıktan sonra haritaya adresi girdim ve ekranda görünen bölgeye doğru yola koyuldum. Yaklaşık 2 saat sonra Bursa'ya vardığımda harita beni oldukça ara mahallelere yönlendirip sonunda bir eve ulaştığımda kapanmıştı. Ön camdan eve baktığımda oldukça kötü durumdaki ev canımı sıktı. Sen o kadar zengin ol, koskoca teknoloji şirketinin sahibi ol ama ölen eşinin akrabalarına çöp kadar faydan olmasın.

Arabadan inip evin kapısının önüne geldiğimde çalacak bir zil bile bulamayınca yumruğumu sert bir şekilde 3 kez kapıya vurdum. Çok geçmeden kapıyı 50'li yaşlarının ortasında olduğu belli olan kısa boylu, hafif toplu bir kadın açtı.

Kaşlarını çatıp beni baştan aşağı süzdükten sonra açtığı kapıyı biraz kapatıp küçük bir aralıktan konuşmaya başladı. "Kimsiniz?"

Ben kimim? Ne demem gerekiyor? Evet buraya geldim ama şimdi durumu nasıl anlatmam gerekiyor ki? Biraz garip sesler çıkarttıktan sonra en sonunda konuya ortasından giriş yapmaya karar verdim. "Rahatsız ettiysem özür dilerim ama yeğeniniz Gamze ve onun eşi hakkında bir kaç soru sormak istiyorum."

Gözleri aniden genişleyen kadın kapıyı biraz daha kapattı. "Konuşacak bir şeyimiz yok bizim. Gidin lütfen!"

Tam kapıyı en sonunda tamamen kapatacağı esnada ayağımı araya koyarak kapatmasını engelledim. "Bakın çok önemli bir konu. Yeğeninizi kaybettiğinizi biliyorum ama onun eski eşi benim nişanlımı kaçırdı." Berfu nişanlım sayılırdı değil mi? Evet kesinlikle.

Durgunlaşan kadın en sonunda bir adım geri atarak kapıyı açtıktan sonra beni içeri davet etti. Eve girdiğimde içerisinin de dışarıdan pek farkı olmadığını gördüm. Eski püskü eşyalar, boyası çatlamış duvarlar, kırılmış kapılar... "Eşim ekmek almaya kadar gitti 5 dakikaya gelmiş olur. Şöyle oturun lütfen." İşaret ettiği tekli koltuğa oturduktan sonra kadını gücendirmemek için etrafıma bakmamaya çalıştım. "Yeni çay demlemiştim içer misiniz?"

Yüzüme gerçek bir gülümseme geldiğinde başımı sallayarak "Lütfen." dedim.

Çayımdan ilk yudumumu aldığım esnada karşımda Zeynep hanım ve Kamil bey bana sorgular şekilde bakıyordu. Artık konuya girmeliydim. "Ben polisim, nişanlımda aynı şekilde. Bir dizi işlenmiş cinayetleri araştırırken yeğeninizin eşi Dante De Luca şüpheliler listesindeydi. Düzenlediğimiz gizli bir operasyonda da nişanlımı kaçırdı."

Karşımdaki karı koca birbirlerine baktıktan sonra konuşan Kamil bey oldu. "Valla oğlum, yıllardır yeğenimizi görmemiştik. O şerefsiz bize ölüsünü bile göstermedi. Her şeyi yapar inanırım. Hatta DNA testi yaptırmak istediğimizde bizi tehdit bile etti."

Kafam uğuldamaya başlayınca işaret parmağımı kaldırıp gözlerimi sımsıkı yumdum. "1 dakika, 1 dakika ölüsünü görmedik, DNA testi yaptırmak istedik derken ne demek istiyorsunuz?"

"Gamze," Zeynep hanım sert bir şekilde yutkunduğunda konuşmakta zorlandığını anladım. "Kaza yaptığı aracın içerisinde yanarak can verdi. Bedeni tanınmaz haldeymiş. Biz de belki o değildir umuduyla DNA testi yaptırmak istedik ama Dante bize izin vermedi. O kız kardeşimden bana yadigardı, onu da kaybettim."

Olabilir miydi? Bunu da yapmış olabilir miydi? Gamze De Luca yaşıyor olabilir mi? Peki ama neden?

Karşımda ağlayan insanlara ümit vermemek için bir şey söylemedim. "Eğer acınızı deşmiş olmayacaksam bir şey sormak istiyorum."

"Tabi." Hem sözlü hem de başlarını sallayarak onay verdiklerinde kendimi konuşmaya hazırlamak için derin bir soluk aldım.

"Gamze hanımın anne ve babasına ne oldu? Dosya gizli olduğu için ulaşamadım." Sonra hemen ekledim. "Eğer sorun olmayacaksa cevaplayın lütfen."

"Ne kadar doğru bilmiyoruz ama Gamze'nin babası kardeşimi öldürdü. Sözde onu aldatmış ama asla öyle bir şey yapacak bir insan değildi. Gamze'mi annesiz bıraktı o adam, hem de gözlerinin önünde öldürerek. Gamze'm daha 15 yaşındayken onu hem annesiz hem de babasız bıraktı. Onu ben büyüttüm." Artık hıçkıra hıçkıra ağlayan kadını kocası sakinleştirmek için kollarıyla sarınca hem onları daha fazla üzmemek hem de özellerine girmemek amacıyla oturduğum yerden kalktım ve Kamil beye baş selamı verdikten sonra evden çıktım.

Bu nasıl bir işti böyle?

...

2. Adımım olan yere, yani Dante De Luca'nın yaşadığı, çoğu cinayetin işlendiği siteye doğru yola koyuldum. Bu iş çok farklı bir yere gidiyordu ve eğer aklımdaki düşünceler doğruysa eyvahlar olsundu. Artık uykusuzluk yüzünden dönen başım bana müsaade etmeyince arabayı yol kenarına çekip 1-2 saat uyuduktan sonra tekrar yola koyuldum. Evet, Berfu o adamın elindeyken uyumak bana vicdan azabı veriyordu ama uykusuzluk yüzünden kaza yaparak Berfu'nun o adamın elinde ömür boyu kalmasına da müsaade edemezdim.

Ama ne yazık ki geç saatte gittiğim sitede in cin top oynuyordu. Güneşin doğmasına kalan bir kaç saati de site kapısının önünde yarı uyur yarı uyanık bir şekilde geçirdim. Sabah olduğunda ve siteden işlerine gitmek için çıkan bir kaç arabayı gördükten sonra gerindim, şişemden bir yudum su aldım. Zamanı gelmişti, umarım buradan da bir şeyler çıkar ama daha fazla aklımı karıştırmayacak şeyler.

Siteye giriş yaptığımda beni daha önce konuşma fırsatı bulduğum güvenlik görevlisi karşıladı. "Gürkan bey, kolay gelsin. Acil bir gelişme oldu da Dante De Luca ile görüşmem lazım." Tabi ki evde olmadığını biliyordum ama adamı olup olmadığını bilmediğim için ağız araması yapmam gerekiyordu.

"Üzgünüm komiserim, onlar sizin ifade almaya geldiğinizin ertesi günü yurt dışına çıktı."

Yurtdışına mı? Yurtdışına çıkma yasakları varken bunu legal yollarla yapmaları imkansız. Çatık kaşlarımla arabayı durdurup el frenini çektikten sonra adamın yanına indim. "Yurtdışına mı çıktılar?" Ayrıca o günden sonra Dante'yi kumarhanede de görmüştük.

"Evet komiserim, kızı ve kızının bakıcısı eşyalarını toparlayıp Dante beyin adamlarıyla birlikte gitti."

"Hangi ülkeye gittiklerini biliyor musun?" Bir umuttu benimki de işte.

"Hayır, yurtdışına gittiklerini de bakıcı söyledi zaten. O da onlarla birlikte gidecekmiş. Hatta önce kızı ve bakıcının gideceğini Dante beyin onlara sonra katılacağını söyledi. Başka da bir şey bilmiyorum."

Ensemi kaşırken içimden yaratıcı yaratıcı küfürler savuruyordum. Berfu'yu yurtdışına kaçıracaktı ve önceden gideceği yere kızını göndermişti. "Zehra hanım burada mı?" O kadında çok çelişkili davranmıştı. İfade aldığım zamanda şüphemi çekmişti.

"Onlarda buradaki olaylardan çok etkilendiklerini söyleyerek 2 gün önce taşındılar." Hay s*keyim ben böyle işi. Mecbur Hakan'ı arayacaktım ve ondan adresini bulmasını isteyecektim.

Gürkan beye teşekkür ettikten sonra elimde koca bir sıfırla 3. durağıma doğru ilerlemeye başladım. Dante De Luca'nın teknoloji şirketine. Dün geceden beri gezmediğim yerin, soru sormadığım insanın haddi hesabı yok ama hala elimde hiç bir şey yok. Ama vazgeçmek ya da hayal kırıklığına uğramak yok Mert.

Şirkete girdikten sonra resepsiyon görevlisi ve güvenlikle olan savaşımdan sonra yine elimde koca bir sıfırla iki güvenlik görevlisinin kollarında dışarı atılmıştım. Çoğu şirket çalışanı etrafımıza toplandığında bilen biri olabilir mi diye hepsine haykırmıştım ama hepsi de başlarını öne eğip susmayı tercih etmişlerdi. Ama bu burada kalmaz, ben Berfu'yu bulacağım ve buraya tekrar döneceğim. Ve döndüğüm zaman ise hesap sorma zamanı olacak. Herkesten tek tek yaptıklarının ya da yapmadıklarının hesabını soracağım. En başta da Hakkı amirden.

"Bakar mısınız?" Tam arabanın kolunu tutmuş buradan da gidecekken o ince sesi duydum. Döndüğümde karşımda önceki gelişimden Dante'nin asistanı olarak gördüğüm minyon kadın vardı. Telaşlı bir şekilde bir yandan etrafını kolaçan ederken bir yandan da yolun karşısından hızlı adımlarla bana doğru geliyordu. "Lütfen binin." diye arabayı işaret ettiğinde dediğini yaparak şoför koltuğuna oturduğumda o da yanımdaki yolcu koltuğuna yerleşmişti.

"Söyleyecek bir şeyiniz mi var?"

"Evet, evet." Elinde sımsıkı tutmaktan buruşmuş kağıdı bana uzattı. "Burada Dante beyin İzmir'deki evinin adresi var. Yaklaşık 3 gün önce bana o eve yiyecek içecek gibi malzemeler göndermemi istedi. Kız arkadaşınızla orada olabilir."

Öyle bir hissi ki içimdeki, küçücük bir çocuk gibi hüngür hüngür ağlayabilirdim. Elindeki kağıdı alıp açtığımda içindeki adresi gördüm. "Bunu neden yapıyorsunuz?" Sesim titrek ve çok güçsüz çıkmıştı. Sen ki "koca adam Mert" bir "kar tanesi" için ürkek bir çocuğa bile dönüşürsün.

"Sevmek ve çaresizlik nedir çok iyi bilirim." dedikten sonra dolu gözlerle bana gülümseyip arabadan indi ve gitti. Ardında hala içinde umut olan bir adamı bırakarak.

İzmir'e gidiyordum. Artık elimde bir adres vardı ve hala orada olmalarını dileyerek gidiyorum. Hakan'ı arayıp durumu bildirdikten sonra oradaki emniyette görev yapan bir arkadaşı olduğundan ve onu arayıp beni karşılamasını isteyeceğinden bahsetmişti. Ama şu an benim tek düşünebildiğim bir an önce gitmekti, Berfu'ma gitmekti. Omzumdaki ağrı yine şiddetlendiğinde bir mola yerinde durup ilaç öncesinde atıştıracağım bisküvi ve bir kaç şişe su aldım.

Sonunda açlığımı biraz bastırıp ilacımı da içtikten sonra başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım. Belki yarım saat kadar uyuyabilirdim. Berfu kaçırıldığından beri ne doğru düzgün bir şey yiyip içmiştim ne de doğru düzgün bir uyku uyumuştum ama zaman rahatlık zamanı değildi. Berfu'yu o adamın elinden aldıktan sonra beraber uyur, yer içerdik.

Telefonumdan bildirim sesi geldiğinde henüz uykuya yeni dalmış olmalıyım ki sıçrayarak uyandım. Bilmediğim bir numaradan medya gelmişti. Açtığımda karşımda elleri bağlı bir kadının ormanlık bir alanda görüntüsü vardı. Bu Berfu'ydu. Yerimde dikleştiğimde o şerefsizin sesi duyuldu. Kulaklarım uğulduyordu. Ne söylediğini tam olarak algılayamıyordum ama Berfu'nun kameraya bakışları bana çok şey anlatıyordu.

Berfu'm...

Kar tanem...

Gözlerimin önünde tek bir atışla vuruldu ve yere yığıldı. Boğazımdan bir haykırış koptuğunu hatırlıyorum. Ve ardından defalarca kez yumruğumun ve başımın direksiyonu bulduğunu. Arabanın etrafında insanların toplandığının farkındaydım ama tek yapabildiğim şey hıçkıra hıçkıra ağlamaktı.

Ağladım, ağladım ve ağladım...

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama başım direksiyona dayalı boş bakışlarla dururken arabanın camının 2 kez tıklatıldığında duydum. Ağır hareketlerle başımı kaldırdığımda bulanık gören gözlerimi bir kaç kez kırpıştırmak zorunda kaldım. Hava kararmıştı. Ne kadar zamandır bu şekilde duruyorum?

Kapıyı açıp arabadan indiğimde iki güçlü kol omuzlarıma sarıldı. "Çok üzgünüm Mert."

Hıçkırıklarımın arasından zorla konuştum. "Beni nasıl buldun Hakan?"

"İzmir yolunda bütün mola yerlerinde durup seni aradım." Beni bırakıp elleri omuzlarımda bir adım geri çekildi. "Hadi yola devam etmeliyiz."

Yüzümde acı bir tebessüm oluştu. "Sevdiğim kızın cansız bedenini almalıyız değil mi?"

Yüzüme inen tokatın canımı acıtması gerekiyordu ama hiç bir şey hissetmedim. "Videoyu bir kez izledin değil mi?" Yana dönmüş başımı Hakan'a çevirdiğimde yüzünde anlayışlı bir ifade vardı. "Defalarca kez izledim ve bilişimdeki herkese tek tek izlettim. Her bir kareyi tek tek izledik ve hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz. Berfu ölmedi. Hepsi bir oyun."

Zorla çıkan sesimle "Nasıl?" dedim.

"Bin arabaya da tekrar izleyelim sana göstereceğim." Yüreğimin ve ruhumun biraz sakinleştiğini hissettim. Gördüğüm şeyle birlikte yıkılmıştım ve ne inceleme fırsatım olmuştu ne de aklıma başka bir ihtimal gelmişti. Tek görebildiğim ve hissedebildiğimiz şey kalbimin öldüğüydü.

Arabaya bindiğimizde Hakan videoyu tekrar açıp bana izletti. Bu şekilde izlendiğinde her saniye fazlasıyla gerçekçiydi ama durdurarak ve yaklaştırarak izlettiğinde açık noktalar bir bir ortaya çıkıyordu. 1. si Berfu'nun duruşu ve bakışları normal değildi. Ayakta bile zor duruyordu. Büyük ihtimalle video çekileceği esnada bir şey yapmasın ve konuşmasın diye sakinleştirici verilmişti. 2. si ise atış sesinden 1-2 saniye önce montta kan lekesi beliriyordu. 3. sü ise iyice yakınlaştırılıp bakıldığında montta bir delik oluşmuyordu. Adam zekiydi kesinlikle bunu kabul etmek lazım ama onun karşısında da salak yoktu. Evet ilk etapta iyi düşünmeden kendimi kahretmiştim.

"Aslında şöyle düşünmem gerekiyor. Berfu'yu öldü göstererek onun peşini bırakmamızı istiyor. Ama böyle düşünemeyeceğim kadar çok açık vermiş. Bana kalırsa bu bıraktığı açık noktalar kasıtlı. Öldü gösteriyor ama ölmediğini de bilmemizi istiyor."

Kaşları çatılan Hakan bakışlarını ön camdan dışarıya çevirdi. "Haklı olabilirsin. Adam zeki ve bunca cinayeti işlemesine rağmen yakalanmadı. Bu kadar saçma deliller bırakacağını düşünmüyorum. Ama ne yapmaya çalıştığını anlayamadım."

"Şu elimdeki adrese bir gidelim önce ama tabi ki orada değillerdir. Peşinde olduğumuzu anladı ve böyle bir tezgah kurdu. Eminim ki çoktan bulunduğu konumdan ayrılmıştır."

"Kesinlikle."

Bölüm sonu

1 yorum