İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 35 · 5 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 35

33. Bölüm

33. Bölüm:

〽️

6 Ay Sonra

Hakan ile birlikte İzmir'deki adrese ulaştığımızda oranın bir dağ evi olduğunu gördük. Hatta Berfu'ya sahte ölüm filmini çektiği yeri bile bulduk. Ardından eve girdiğimizde tabi ki mekanı çoktan terk ettiklerini gördük. En ufak bir delil bile bırakılmamıştı. Ne yenilecek bir yiyecek vardı ne de Berfu'ya ait küçücük bir eşya. Her bir odayı karış karış gezerek ondan minicikte olsa bir iz aradım. Ama bulamadım.

Berfu'm bir hayaldi ve gözlerimin önünde toz olup doğaya karıştı sanki...

Videoyu gördüğüm günün üzerinden tam olarak 6 ay 12 gün geçti. Saatleri veya dakikaları artık saymayı bıraktım. Hatta artık her şeyi bıraktım diyebilirim. Ben, ben değilim. Bittim.

Hakan benimle birlikte 1 ay kadar daha Berfu'yu aradıktan sonra mecbur kalarak İstanbul'a döndü. Ne Berfu'nun ailesiyle ne de kendi ailemle tek bir kelime konuşmadım şimdiye kadar. İlk zamanlar çok aradılar, mesajlar attılar. Hatta Berfu'nun abileri buraya bile geldi ama karşılarına çıkacak yüzüm olmadığı için saklandım.

Ben işe yaramaz adamın tekiyim.

Sevdiğim kızı koruyamadım. Onun göz göre göre ellerimden kayıp gitmesine izin verdim. Onu benden almalarına izin verdim. Şu an yaşıyor mu onu bile bilmiyorum.

Çaresizlik, bir şeyler yapamamak çok kötü bir his...

Bir çok kez İzmir'den kaçak yollarla Yunanistan üzerinden çeşitli yollarla ülkelere gittim. Sokak sokak Berfu'yu aradım ama nereye gideceğimi bilmediğim için hep sonuç olarak buraya döndüm. Belki Berfu'm her neredeyse tekrar buraya gelir diye. Ama ondan hiç bir iz yok.

Uzun ve tiz sesle birlikte telefonumu gözlerimi karşımdaki uçsuz bucaksız denizden çekmeden arka cebimden çıkarttım. Arayan Hakan'dı, aradığında cevapladığım tek kişi. Çünkü hala bir yandan mobese kayıtlarında, hastane kayıtlarında Berfu'yu aradığı için haber bekliyorum. "Efendim Hakan?"

"Kardeşim nasılsın?" Elimi fazlasıyla uzamış saçlarımdan geçirdim. 6 aydır ne saç ne de sakal traşı olmuştum. Gerçi ne doğru düzgün yemek yiyorum ne de uyuyorum.

"Stabil. Sen nasılsın?"

"Aynı." Ahizeden Hakan'ın o meşhur iç çekiş sesi gelince arkamda kalan banka gidip oturdum. "Kağıdı hala açmadın mı?"

Berfu'nun odasından aldığım kağıdı söylüyordu. Açmamıştım çünkü Berfu'nun ağzından, ellerinden yazılmış sözcükler beni yine bin parçaya bölecekti, biliyorum. Ve nedense sanki o kağıdı okuduğumda Berfu'nun kaybını kabullenmiş olacağım gibi hissediyorum. Ama öyle bir şey yok, çıkart onu aklından Mert. Berfu bin yıl geçse de bana dönecek, biliyorum. Belki bu hayatta değil ama dönecek. Çünkü bizim aşkımız temiz, el değmemiş gerçek bir aşk. Hiç vazgeçmeden, savaşarak kazanılmış bir aşk bu.

"Hayır." O an kendime kanıtlamam gerektiğini hissettim. O kağıdı açacağım ve yine de Berfu'dan vazgeçmediğimi kendime kanıtlayacağım. "Aslında şimdi açacağım Hakan." dedikten sonra bir şey söylemesine müsaade etmeden telefonu kapatıp bankta yanıma bıraktım.

Titreyen ellerim arka cebimdeki cüzdanı bulduğunda açıp içinden minicik kalacak kadar katladığım kağıdı çıkarttım. Her katı açtığımda derin bir soluk alırken ellerimin titremesi de gittikçe artıyordu. Son katı açtığımda gördüklerim karşısında soluğum kesildi. Benim beklediğim Berfu'nun el yazısıydı ama bu yazı ona ait değildi. Beklediğim bir şiir ya da iç dökmeydi ama değildi.

Dante'den bir nottu, hatta bir mektup...

Sevgili Mert,

Sonunda bu kağıdı açmaya karar vermene sevindim. Umarım çok zaman geçmemiştir. Umarım senin için çok zaman geçmemiştir. Hazırladığım filme inanmadığını tahmin edebiliyorum. Senin için küçük ipuçları bırakmıştım. Neyse, konumuz zaten bu değil. Hayat ne yazık ki her zaman yüzümüze gülmüyor ve bazılarının gülmesi için bazılarının da ağlaması gerekiyor. Bu senaryoda gülmesi gereken kişi ben iken, ağlaması gereken kişi de sensin.

Sana son bir iyiliğim olacak. İlk ve son desek daha doğru olacak sanırım. Artık vazgeçip hayatına devam etmen için ilk ve son bir iyilik. Aşağıya bıraktığım adrese gel ve benim küçük, mutlu ailemin yaşantısını gör istiyorum. Gör ki, artık sende önüne bak.

Meşhur Seri Katil

Dante De Luca

Kanın beynime hücum ettiği esnada yerimden fırlayıp elimdeki kağıdı yumruğumun arasında buruşturdum. Hala oyunlar peşinde... Bir de mutlu, küçük ailelerini görüp önüme bakacakmışım. Adreste kısaca gözümü gezdirip daha önce gitmiş olduğum ama onları bulamadığım ülkeyi gördüm. Arnavut'luğun Elbasan ilçesi.

Daha önce illegal yollarına başvurduğum ve Yunanistan'a kaçak gitmeme yardımcı olan adamın numarasını telefonumda bulup aradım ve bu gece için bir yolculuk ayarladım. Sonunda onları bulmuştum. Kendi araştırmalarım sonucunda olmasa da bulmuştum. Bekle beni Berfu'm.

Fazlasıyla zahmetli bir yolculuğun ardından ilk önce Yunanistan'a, ardından da Arnavut'luğa gittim. Sonunda Dante'nin verdiği adrese ulaştığımda beni büyük bir bahçe içerisinde büyük, 2 katlı bir villa karşıladı. Etrafta hiç Dante'nin adamı olmaması beni işkillendirince elim silahımda ağır adımlarla bahçeden eve doğru ilerledim. Fazlasıyla karanlık görünse de evde bir kaç yanan ışık vardı ama oldukçada ürkütücü bir görüntü vardı. Burada şu an bir şeyler olduğunu hissedebiliyorum. Benim gelişimle mi ilgili? Yoksa benden bağımsız bir durum mu onu anlayamadım.

Evin içine girdiğimde uzun bir koridorda ağır adımlarla ilerlerken silahım önümde, tetikteydim. Mutfak olduğunu tahmin ettiğim odanın girişinde yerde yatan bir beden gördüğümde eğilip nabzına baktım, atmıyordu. Giyiminden anladığım kadarıyla siyah takım elbiseli adam Dante'nin adamıydı. Bir saldırıya mı uğramışlardı?

Kahretsin! Ne haltlar dönüyor burada?

2 katın tüm odalarını gezdiğimde bir kaç korumanın daha cansız bedeniyle karşılaştım. Hepsi de ateşli bir silahla tek atışla indirilmişti. 2. Katta son kalan odaya gittiğimde kapı kilitli olduğu için giremedim. Tam geri döndüğüm esnada kapının kilit dönme sesi kulaklarıma ulaştı. Silahımı kapıya doğrulttuğum esnada karşımda ağlamaktan harap olmuş bir kadın vardı ve bacaklarına sarılmış bir kız çocuğu. Fotoğraflarından tanımıştım, Dante'nin kızıydı bu.

Hemen silahımı indirip sakladığımda kadın fısıltıdan farksız bir sesle konuştu. "Bodrum katındalar."

Tek bir baş hareketiyle kadını onayladıktan sonra odayı işaret ederek tekrar içeri girmelerini istedim. Adımlarım bu sefer hızlı hızlı bodrum katına giderken kalbim boğazımda atıyordu. Umarım zamanında yetişebilirim.

Bodrum katına indiğimde yine karanlık bir koridorda ilerledikten sonra aydınlık büyük bir salona vardım. Burası aslında bir spor salonuydu ama şu an spor salonu değil de, işkence odasıydı. Duvarlara ve yerlere sıçramış kanlarda bakışlarımı gezdirirken yerde yatan iki cansız beden gördüm.

Bir hareketlilik hissedince salonun karşısına baktığımda ise önceleri beyaz olan ama şu an kandan rengi kırmızıya bürünmüş elbisesinin içinde, elinde silah, başını yana yatırmış bir şekilde bana bakan kadını gördüm.

Berfu'm...

Bölüm sonu

6 yorum