İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 33 · 10 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 33

31. Bölüm

31. Bölüm:

"Umut, uyanık insanların rüyasıdır."

-Aristoteles

〽️

Ne demiş çok kıymetli Nazım Hikmet Ran, "Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma! Umuda kurşun işlemez gülüm." Umut etmek hep vardı. Zamanı geldi umutlarımız söndü, söndürüldü. Ama yeri geldi ufacık bir mum ışığı o umutlarımızı tekrar yeşertti. Umut ediyorum, Berfu ile yaşayacağım o güzel günlere umut ediyorum. Hayal ediyorum, elinden tuttuğum ve gözlerinin ta derinlerine bakıp onu sevdiğimi söyleyeceğim günleri... İnancım tam ve bunu asla kaybetmeyeceğim.

Yolun sonu aydınlık...

"Atla, benim arabamla gidelim. Tahmin ettiğim üzere istifa ettin?"

Hakan'ı belli belirsiz başımla onayladığımda elleri ceplerinde başını gökyüzüne kaldırarak derin bir soluğu dışarı verirdi. İstifa ettiğim tahmin etmesi zor bir durum değildi. Hakkı amirden alabildiğim bilgiler ancak aramızda bir tartışmayla alınacak türdendi ve bunun sonucu da istifaya gidiyordu. İstifa etmekle hata mı ettim? Büyük ihtimalle cevabım evet. Ama Berfu'yu ararken bir yere bağlı olmam engelden başka bir şey değildi.

"Emniyetin tahsis ettiği arabayı kullanamazsın. İşimiz bittikten sonra seni güvenli eve götürürüm kendi aracını alırsın."

Hakan'ın arabasına bindiğimizde o kadar çok ağlamıştım ki beynim sanki kafatasımı kırıp dışarıya fırlayacak gibi zonkluyordu ve artık omzumdaki narkozunda etkisi geçemeye başlamıştı. Dirseğimi cama dayayıp alnımı da avucumun içine dayadım ve şakaklarıma belki yardımcı olur diye masaj yapmaya başladım.

Arabayı çalıştırıp yola çıkan Hakan yüzüme doğru bir pet şişe sallayınca dikkatimi ona çevirdim. "Al, torpido gözünde de ağrı kesici var."

Elinden şişeyi alırken dikkatli bir şekilde yüzüne baktım. "Özür dilerim Hakan, seni çok yanlış anlamışım. Sanırım şu dış görünüşe göre insan yargılamak meselesi." Torpido gözünü açıp bulduğum ilaç kutusundan bir tane çıkartırken tok bir kahkaha attı. "Sorun değil. Genelde insanlar bana hep ön yargıyla yaklaşır. Gerçi haklılık payları da var bir şey diyemeyeceğim."

"Hayır, gerçekten konuştuğun ve göründüğün gibi biri değilsin."

Gözünü yoldan ayırmadan parmaklarıyla direksiyonda ritim tutmaya başladı. "Çok zengin bir ailenin şımarık çocuğuyum. Sürekli her şeyi dalgaya alır ve gülerim. Ama içimde bambaşka bir insanım."

Biraz duygusallaştı mı o? Kesin bir hikayesi var. Berfu'yu sağ salim bulduktan sonra Hakan'la dertleşmeyi aklımın bir köşesine not alıp gittiğimiz yönü algılamak için etrafı incelemeye başladım.

Gayet gösterişli bir rezidansın önünde durduğumuzda şaşkınla dönüp Hakan'a baktım. "Burada mı yaşıyor?"

Hakan bakışlarını ön camdan yukarıya doğru kaldırıp yüksek binayı inceledi. "Memur maaşıyla böyle bir yerde yaşıyor olması oldukça ilginç değil mi?"

"Aslında şüphelerimde haklıysam pek de ilginç değil." Hakan da benimle birlikte araçtan inince "Sanırım sen gelmesen daha doğru olur Hakan. Ben artık bağımsız olabilirim ama sen öyle değilsin." dedim.

İki elini yukarı kaldırdığında yüzüne kendini beğenmiş gülümsemesi yerleşti. "Ben sadece meraklı bir izleyiciyim." Elindeki küçük eczane poşetini kaldırdı. "İçeri girebilmek için bana ihtiyacın var."

Ne demek istediğini içeri girdiğimizde anlamıştım. Ahmet'i hastane çıkışında getirdiği için elbette ki durumu biliyordu. Binanın girişinde bir resepsiyon ve bir kaç güvenlik görevlisi vardı. Büyük ihtimalle Ahmet'e haber verilmeden kimseyi içeri almıyorlardı. Zengin hayatı. Hakan'a dönüp göz kırptıktan sonra resepsiyona doğru ilerledik.

"Merhaba, ben yaklaşık 2 saat önce Ahmet Kıraç'ı getirmiştim. Sizde fark etmişsinizdir ufak bir kaza geçirmişti ve şimdi de ilaçlarını alıp getirdim." Resepsiyondaki sarışın kıza göz kırptığında gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Bu adam her işini cazibesiyle yapıyordu. Eh işin doğrusu çekimsiz olmasına rağmen fazlasıyla gideri vardı.

"Merhaba efendim, tabi ki hatırladım sizi. Müsaadenizle ben kendisine bir haber vereyim."

"Aslında," kızın telefona giden elini hızla yakaladı. "Ben kendisini eve bıraktıktan sonra bana anahtarını verdi. Uyuyacaktı ve eve girmemi istedi." Cebinden çıkarttığı anahtarları salladı. Az çakal değildi bu Hakan. Ahmet'in o anahtarların yokluğundan haberinin olmadığına yemin edebilirim ama kanıtlayamam.

"Ah," diyen kız hafif sersem bir şekilde elindeki Hakan'ın eline baktı. "Anlıyorum efendim. O zaman 12. Kat 72 nolu daire, asansörlerimiz şu tarafta."

"Biliyorum." Yüzündeki çarpık gülümsemeyle kıza tekrar göz kırptıktan sonra asansörlere doğru ilerlemeye başladık.

"Sadece izleyici olacağını sanıyordum."

Asansörde 12'yi tuşlarken bana içten bir şekilde baktı. "Ahmet'te bir b*kluk olduğunu bende senin gibi hissettim ve dediğin gibi onu gözümün önünden ayırmadım. Berfu'ya pek zaman geçirmemiş olsam da ben ikinizin gözünde de aşkı gördüm Mert. Size yardımcı olmak benim boynumun borcu."

Bu çocuk neden sürekli benim ağlama damarlarıma basıp duruyor? Ağlayacağımı hissettiğim anda kollarımı uzattım ve hiç düşünmeden yaklaşıp bana sarıldı. Ağlamamak için dişlerimi sıkarken asansör kapısının açılma sesiyle ayrılıp döndüğümüzde şaşkınlıktan ağzı bir karış açık bir kadınla karşılaştık. Garip garip bir asansörü bir arkasını gösterdikten sonra en sonunda arkasını dönüp geldiği yere gitti. Hakan'la birbirimize bakış attığımızda ikimizde de aynı yüz ifadesi vardı. "S*ktir!" ifadesi. Kadın sanırım yanlış anlamıştı ama çokta önemli değil.

72 nolu dairenin önüne geldiğimizde Hakan anahtarla kapıyı açtığında işaret ederek ilk önce onun girmesini sağladım. En azından Ahmet'le karşılaşma ihtimalimiz olursa Hakan bir süre onunla ilgilendiği için şaşırmaz ve doğal karşılardı.

Ama tahmin ettiğim gibi olmadı. Evin kapalı ışıkları ardında, sessizce evi kolaçan ettiğimizde en sonunda Ahmet'i yatak odasında uyurken bulduk. Adi şerefsiz. Yatağın yanındaki tekli koltuğa oturduğumda Hakan'da ışığı açıp kapının kenarındayken paşamızın uyanmasını bekledik.

Sersemlemiş bir şekilde yerinden doğrulan Ahmet "N'oluyo ya?" diyerek bize bakış attı.

"Günaydın hayatım. Kendini nasıl hissediyorsun?" Sırıtarak konuştuğumda beni daha yeni fark etmişti ve irkilerek sırtını yatak başlığına dayadı.

"Mert komiserim? Hakan komiserim? Sizin ne işiniz var burada?"

"Aşk olsun Ahmet, geçmiş olsuna geldik ama sen bize hesap soruyorsun." Sahte bir şekilde cık cıklayarak başımı iki yana salladım. Göz altları morarmış burnuna tampon yapılmıştı ve kaşının birinde de dikiş vardı. Sağlam dayak yemişti ama bu dayağın göz boyama olduğuna yüzde 99 emindim. Yüzde 1'lik kısım ise Ahmet hakkındaki düşüncelerimin yanlış olduğuydu.

"Estağfurullah komiserim. Sadece geleceğinizden haberim olmadığı için biraz şaşırdım. Şey, içeri nasıl girdiniz?" Bana sorgulayıcı bir şekilde bakarken Hakan'ın elinden anahtar sesi gelince bakışlarını ona çevirdi.

Ağır hareketlerle yerimden kalkıp yatağın etrafından dönerek tam Ahmet'in karşısında durdum ve ellerimi siyah kotumun cebine soktum. Başımı yerden kaldırdığımda gözlerindeki korku bana her şeyi anlatıyordu. Yapmıştı.

"Söyle bakalım Ahmet, kaç paraya sattın bizi?" Bir adım daha yaklaştım. "Bu ev için mi?" Etrafımda kısaca göz gezdirdikten sonra daha sert bakışlarla baktım bu sefer o gereksiz suratına. "Ev dışında neler aldın? Yüklü miktarda para? Araba? Yat? Ne vaat ettiler sana?"

Hızla yerinden kalkarken hiddetle başını iki yana saklıyordu. "Hayır, hayır. Öyle bir şey yok. Kim söylediyse yalan söylüyor. Halimi görmüyor musunuz? Berfu'yu kaçırırken beni de dövdüler. Engellemeye çalıştım ama çok kalabalıklardı."

"En büyük özelliğim nedir Ahmet bilmek ister misin? Yalanı 10 kilometre öteden tanırım ve sen. yalan. söylüyorsun." Sonrası şöyle gelişti Ahmet'i boğazından yakaladığım gibi arkasındaki duvara çarptım ve yüzü morarana kadar boğazını sıktım. Artık son saniyelerine varmıştı ki elimi çektiğimde yere yığıldı. "Zaten beynine az oksijen gidiyordu giden kırıntıları da ben engelledim ama belki bu kanalların açılmasına yardımcı olur. Ne demişler: çivi çiviyi söker." İki elimle yerde öksürük krizlerine giren adamın yakasına yapıştım ve kaldırdığım gibi yatağına fırlattım. "Şimdi Ahmet efendi, bana bildiğin yaptığın her b*ku anlatacaksın. Buraya gelmeden önce istifa ettim. O yüzden senin karşında bir komiser değil de sevdiği kızı arayan bir adam var. Beni engelleyecek hiç bir durum yok. Kelimelerini ona göre seç."

Omzumda hissettiğim elle bakışlarımı yanımdaki Hakan'a çevirdim. "Sen istersen balkonda biraz hava al. Ben şununla kalırım." Gözleriyle hala öksürerek nefes almaya çalışan Ahmet'i işaret etmişti.

Sanırım fazla öfkeli görünüyordum ki Hakan'ı endişelendirmiştim. Gerçi haklı, fazlasıyla öfkeliyim ki öfkemle bu daireyi, hatta bu binayı yakabilirim. Balkona çıkıp bir sigara yaktıktan sonra biraz sakinleşmeyi bekledim. Ellerim öyle bir titriyordu ki sigaranın dudaklarımı bulması zorlu bir yolculuktu.

"Mert?" 3. sigaramı ayağımın altında ezerken Hakan balkon kapısında görünmüştü. "Adamımız kaymak gibi oldu. Hadi gel her şeyi anlatacak." Beni gönderip kim bilir adama neler yaptın Hakan?

Ahmet'in yatak odasına girdiğimde duvara yaslanmış zorla nefes alan adama hayretle baktım. "Ulan Hakan, adamı haşat etmişsin. Nasıl konuşacak bu?" Adamı Dante'den ya da adamlarından daha pis dövmüştü. "Sen beni sakinleşmem için balkona göndermedin mi?"

"Lan senin acın var, öldürebilirdin. Ben sadece yüzüne biraz renk kattım o kadar."

"Baya renkli olmuş lan bu." Yaklaşıp önünde eğildim. "Baksana mor var, pembe var, kırmızı var, yeşil var, sarı var. Gökkuşağı gibi olmuş mübarek." Eğer moralim yerinde olsaydı keyifli bir kahkaha atabilirdim. Ahmet'in bu hali içime biraz da olsa su serpmişti. Saçlarından tutup başını geriye doğru çektiğim adamın suratına tükürmemek için kendimi zor tuttum. "Şimdi konuşacak mısın?" Başını hiddetle sallayarak beni onayladı. "Anlat." dedikten sonra eğildiğim yerden kalkıp yatağın üzerine oturdum.

"Dante De Luca benimle iletişime siz sitenin ifadesini almaya gittikten 2 gün sonra geçti. Çok çok özür dilerim ben Berfu'yu kaçıracağını bilmiyordum. Sadece bana içeriden haber vermemi istedi. Ben sadece hakkında bulduklarımızı ve gizli operasyondan bahsettim."

Hakan dayanamayıp Ahmet'e bir tane daha vurdu. "Beynini s*ktiğimin gerizekalısı, adı üstünde gizli görev ve Allah aşkına sen polissin polis! Bir suçluya, bir seri katile yardım ettin."

Hüngür hüngür ağlayan Ahmet gittikçe sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Onu burada geberene kadar dövmemek için kendimi çok zor tutuyordum. "Suçsuz olduğunu söyledi."

"Salak," dedim. "Tabi ki suçsuz olduğunu söyleyecekti ama asıl konu bu değil. Ne kadar para aldın?"

"B-Ben." diye kekelemeye başladığında umrumda olmadığına karar verdim. Benim için tek önemli olan şey Berfu'yu sağ salim bulmaktı. "Berfu'yu nereye götürebileceği ile ilgili herhangi bir şey biliyor musun?"

Yine "B-Ben." diye kekelediğinde yumruğumu komidinin üzerine vurdum. "Göz yaşların zerre kadar umrumda değil Ahmet. Ne biliyorsan söylesen iyi edersin çünkü sabrımın son kırıntılarını yaşıyorum."

"İzmir tarafları olabilir. Adamı Zeno ile bir konuşmasına denk gelmiştim. Yunanistan üzerinden kaçmakla ilgili bir şey konuşmuştu."

Hızla ayağa kalkıp yakasından tuttuğum gibi ayakları yerden kesilecek şekilde yukarı kaldırdım. "Ve neden bunu senin yanında konuşsun? Sen beni salak mı zannediyorsun Ahmet?"

Ağzından anlamsız kelimeler çıkarken bir yandan da çırpınmaya başlayınca nefes alamadığını fark ederek ellerimi yakasından çektim. Yerde bir süre daha öksürük krizine girdikten sonra sakinleşince konuşmaya başladı. "Benim yanımda konuşmadı. Aslında benim yanımda konuştu ama İtalyanca konuştu. Lisedeyken İtalyan bir sevgilim vardı. İnternetten ve onun öğrettikleriyle biraz İtalyanca öğrendim."

"Doğru anladığına emin misin?"

"Her kelimesini anlayamadım ama anladıklarımı birleştirince sonuç bu çıktı."

"İkna oldum diyelim. Peki Hakkı amir de bu işin içinde mi?" Bu konu benim için önemliydi. O lanet herif bir virüs gibi içimize yayılmıştı ve her yerden onun bir adamı çıkıyordu.

"Hayır, bildiğim kadarıyla hayır. Dante sürekli verdiği emirlerde Hakkı amiri ikna etmemi söylüyordu." Utançtan mı bilmem ama artık sesi iyice kısık çıkıyordu.

"Seni şerefsiz. Bir de verdiği emirler diyor ya! Dante'nin or*spusu olmuşsun sen." Hakan sinirle yine Ahmet'e vuracakken elimi kaldırıp onu durdurdum. Geberip gidecekti artık. Sorun değil ama bu adinin pis kanının üzerimize kalmasına gerek yoktu.

"Peki ya muhbir?"

"Muhbir işi uydurma. Dante zaten operasyonun olduğu otelin gizli ortağıymış. Bir çalışanın ismini verdi ve ardından tanık korumaya aldırdım."

"İyi b*k yedin!" diyen Hakan vuramadığı için yataktan aldığı bir yastığı Ahmet'in suratına attı.

Bu şerefsize güvenmiyordum ama şu an için elimdeki tek ipucu da Ahmet'in söyledikleriydi. Hakan'la balkonda Ahmet'i görebileceğimiz bir noktadan kısa bir konuşmayla plan yaptık. Plan denemezdi ama bir yerden de başlamak gerekiyordu.

Öncelik olarak taksiyle güvenli eve gidip arabamı aldım ve ardından da mahalleye gittim. Benim için çok büyük bir işkenceydi, Berfu'nun şu an üst katımda olmadan, bir katilin elinde olduğunu bilerek bu eve girmek. Ama ailelerimiz gelmeden ihtiyacım olan şeyleri alıp onlara not bırakmalıydım. Utancımdan, Berfu'yu koruyamadığı için kimsenin yüzüne bakıp açıklama yapacak durumum yoktu.

Yatağımın altından çıkarttığım siyah spor çantama gardrobumda gizli olan glock tabancamı, kasaturamı ve biraz mermiyi koyduktan sonra 2 tane de tişört koydum. Nakit olarak birikimim olan biraz parayı da cüzdanıma sokuşturdum. Omzumdaki ağrı şiddetlenmeye başladığı için çıkmadan önce de mutfaktan bir bardak suyla 2 adet ağrı kesiciyi içtim ve tam çıkmak üzereyken fortmantoya asılı olan anahtara gözlerim takıldı, Berfu'ların evinin anahtarıydı. Annem ile Gülizar sultan acil durumlara karşı yedek anahtarlarını birbirlerine vermişlerdi.

Anahtarla birlikte eve çıktığımda aslında tek amacım Berfu gibi kokan bir kıyafetini yanıma almaktı ama odasına girer girmez burun deliklerime dolan kokusuyla çaresizlik ve hasret tüm gerçekliğiyle bir tokat gibi suratıma çarpınca ilk önce elimdeki çanta gürültüyle yere düştü. Ardından da ben dizlerimin üzerine düştüm.

Oldu mu be Kar tanem? Sensizliği fazlasıyla yaşamıştım ben ve tam kavuştuk derken yine sensizlikle cezalandırıldım. Ne suçum vardı benim? Ne suçum var da ceza olarak bunları yaşıyoruz? Üstelik şimdi bir de hayatın tehlikede. Kurtarabilecek miyim seni? Kurtaramazsam bende senin peşinden geleceğim, yemin ederim.

Aklıma beraber bu odada geçirdiğimiz gün gelince yüzümde acı bir tebessüm oluştu. Beraber uyumamız, konuşmalarımız, yememiz, içmemiz... ve gördüğü o garip rüya. Bir zürafa ve bir goril beni kaçırmıştı. Deli kız, onlar beni kaçırmadı ama seni bir seri katil kaçırdı.

Endişeleri vardı, endişelerim vardı ve bunun için bana komidinin çekmecesinde olan bir kağıttan bahsettiği geldi aklıma. Yerimden kalkıp çekmeceyi açtığımda o çok sevdiği Uğultulu Tepeler kitabını buldum. Bu kitabı ergenlik döneminden beri defalarca okuduğunu biliyorum. Sayfalarını karıştırdığımda bahsettiği kağıdı bulup elime aldım ama okumak istemediğime karar verdim. Berfu'yu bulacaktım ve bu kağıdı beraber açıp okuyacaktık. O yüzden kağıdı arka cebimdeki cüzdana yerleştirip Berfu'nun dolabından bir tişörtünü alıp spor çantama yerleştirdim.

İçimdeki umutla ve hayallerle önce odadan sonra da evden çıkıp arabama bindim. Şimdi gidiyorum, bilinmezliğe doğru... Sevdiğim kıza doğru...

Bölüm sonu

1 yorum