30. Bölüm:
"Dünya düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir trajedidir."
-Zygmunt Bauman
〽️
"Mert! Mert aç gözlerini. İyi misin? Konuş benimle."
Beni içine çeken karanlık bir uykunun ardından duyduğum sese cevap vermek istiyordum ama çok zordu. Uyumak istiyorum ama içten içe uyumamam gerektiğini de derinlerimde hissedebiliyorum. Ama neden?
Berfu... Berfu gitmişti. Kendine gel Mert! Kalkmak zorundasın! Berfu kaçırıldı, şu an bir katilin elinde. Allah kahretsin! Berfu şu an bir seri katilin elinde. Yüzüme yediğim sert tokatla aynı anda gözlerimi açtığımda karşımda Hakan vardı. İlk önce gözlerim şokla sonuna kadar açılsa da sonrasında hissettiğim acı bana tekrar gözlerimi sımsıkı kapattırmıştı.
"Hakan?" diye dişlerimin arasından mırıldandım. Onun olduğunu biliyordum fakat bulanık gören gözlerimle çokta net bir şekilde görememiştim.
"Kurşun yaklaşık olarak kalbinin 10 santim kadar üstüne girmiş gibi görünüyor. Bence hayati bir durum yok gibi ama kurşunu çıkartmalıyız. Ambulans geldi, görevliler şimdi burada olur."
Yattığım yerden hızla kalktığımda baş dönmesiyle birlikte gözlerimi bir kez daha sımsıkı yumdum. "Bırak şimdi ambulansı görevliyi, Berfu'yu bulmam lazım."
Ben adımlarımı birbiri ardına atıp kumarhaneden çıkarken Hakan'da söylene söylene peşimden koşuyordu. Her taraf resmî giyimli ve sivil polis kaynıyordu. İfadesi alınan insanlar, sakinleştirilmeye çalışılan insanlar, elleri kelepçelenen adamlar... peki ya neden kimse Berfu'yu bulmak için uğraşmıyordu? Giden gitti diye umursanmıyor mu?
Kendimi asansöre attığımda peşimden Hakan'da girmişti. Kumarhanedeki asansörün çatı katına ulaştığını bilincimi kaybetmeden önce gördüğüm için direk orayı tuşladım. Büyük ihtimalle Dante tahmin ettiğim şeyi yapacaktı, helikopterle gidecekti çünkü çatıya çıkmasının başka bir açıklaması olamazdı. Umarım zamanında yetişebilirim.
"Al." Hakan elime bir silah tutuşturduğunda yorgun bakışlarımı ona kaldırdım. "Merak etme onu kurtaracağız."
Söylebildiğim tek şey "biliyorum." oldu. Biliyor muydum? Bunu yapabilir miydim? Yapmak zorundayım. Canım pahasına da olsa sevdiğim kızı o adi şerefsizin elinden kurtarmak zorundayım.
Sonunda asansörün kat sesini duyduğumuzda açılmaya çalışan kapıları ellerimle ittirerek açılışını hızlandırdım. Dayanacak gücüm, bekleyecek sabrım yoktu. İlk basamağa adımımı atmamla o sesi duydum, helikopter sesi.
Hakan ile aynı anda "S*ktir." dedikten sonra merdivenleri 3'er 5'er tırmanarak çatıya çıktık. Artık aramızda çokça mesafe olan helikoptere bakarken göğüsümden başlayan bir haykırış gökyüzünü yarmak için dudaklarımdan döküldü. Başımı ellerimin arasına alarak yere çöktüğümde haykırışlarıma da engel olamadım. "Allah kahretsin, yetişemedim."
"Onu bulacağız Mert. Kendini bırakma sakın." Omzumun üzerinden Hakan'a baktığımda bir noktaya baktığını fark ettim. Elimin tersiyle ağlamaktan ve soğuğunda etkisiyle akan burnumu sildikten sonra bakışlarım Hakan'ın baktığı noktaydı. Orada birisi iki büklüm bir şekilde yatıyordu. Karanlık olduğu için kim olduğu belli olmayan kişiye koşar adımlarla ilerlemeye başladım. Bir yanım Berfu olabileceği için sevinirken bir yanımda onu öldürüp bırakmış olmasından deli gibi korkuyordu.
Titreyen elimi uzatmış yerdeki bedene dokunacağım anda Hakan benden önce davranıp omuzundan kavradığı kişinin yüzünü bize çevirdi. Yüzü gözü tanınmaz hale gelecek kadar dövülen kişi Ahmet'ti. Bu zamana kadar yokluğunu fark etmemiştim ama Berfu ve Dante o asansöre bindiğinde onun orada olmadığına adım gibi emindim. Peki ya ne zaman buraya çıkmıştı ya da çıkartılmıştı?
Ben düşüncelerimle boğuşurken Hakan da bir yandan telsizle çatı katına sağlık görevlilerini çağırıyordu. Bu işte bir iş var ama ne? Bakışlarımı helikopterin gözden kaybolduğu noktaya çevirdiğimde içimdeki bir parça daha yere düşüp bin parçaya bölündü. Tam ona sevgimden bahsetmişken, onu kazanmışken bir kez daha kaybettim. Hem de bir seri katile... Peki bunun nedeni neydi? Sırf Berfu ölen eşine benziyor diye mi? Yoksa altında başka bir şey mi var?
Helikopter güneye doğru gidiyordu ama bu tabi ki bir şaşırtmaca da olabilirdi. Yine de şimdilik elimdeki tek ipucuydu.
Hızla Ahmet'in başında dikilen Hakan'a döndüp elimdeki silahla yerdeki adamı işaret ederek öfkeyle konuşmaya başladım. "Bu adamı göz hapsinden çıkartmıyorsun Hakan. Ben şimdi gidiyorum ama bu Ahmet'te bir b*klar olduğunu düşünüyorum. Sakın gözünü üzerinden ayırma."
"Hop hop hop, nereye gittiğini zannediyorsun. İlk önce o omzundaki kurşun çıkartılacak. Serseri mayın gibi ortalarda dolanmana izin veremem." Çok net bir ifade kullanan Hakan işaret parmağını göğüsüme doğrulttu. "Öfkeyle kalkıp zararla oturma Mert komiser. Bu şekilde Berfu'ya yarardan çok zararın dokunur."
Lanet olsun ki haklıydı. Vücudumdaki adrenalin seviyesi yüzünden hiç bir acı hissetmiyordum fakat bu kan kaybettiğim gerçeğini de değiştirmiyordu. Usulca başımı salladıktan sonra basamakları hayal kırıklığıyla inerek asansöre bindim ve tüm katları inerek otelden çıkış yaptığımda karşımdaki 3 ambulanstan birine doğru ilerledim. Bana acıyarak bakan polislerin bir şeyler söylemek istediğini anlayabiliyordum ama hızla ilerlediğim için öylece bakmakla yetindiler.
Oteldeki tüm insanların eğlencesi birden bire mahşer yerine dönmüştü. Her yerde yanan kırmızı mavi ışıklar, aceleyle evlerine gitmeye çalışan insanlar vardı.
İçinde sağlık görevlisi olduğunu gördüğüm ambulansa girip bana şaşkınlıkla bakan adama omzumu işaret ettim. "Kurşunu çıkartır mısın?"
Arap olmadığımı anlamış olacak ki bir şey söyleyecek gibi olduktan sonra eldivenli elleriyle omzuma bakmaya başladı. "Komiser Mert Karan, gizli görevdeydim."
"Anlıyorum komiserim ama ne yazık ki kurşunu burada çıkartamam. Hastaneye gitmemiz gerekiyor. Steril bir ortama ihtiyacımız var."
Yanımdan ayrılıp ambulans şoförüne sesleneceği esnada bileğinden kavradım. "Burada yapmak zorundayız. Sevdiğim kız şu an bir seri katilin elinde. Sen beni bu kurşundan kurtardıktan sonra bende onu kurtaracağım." Yüzüme isteksizce bakan adama daha dikkatli baktım. "Canından çok sevdiğin biri var mı?" Hızla başını salladığında devam ettim. "O zaman beni anlaman gerek. Bütün sorumluluk bende, devam et."
İsteksiz bir şekilde de olsa beni sedyeyle yatırdıktan sonra ambulansın kapısını kapattı ve hazırladığı enjektörü koluma yaptıktan bir süre sonra kurşunu çıkartmıştı. Bu arada gelen ambulans şoförünü ve diğerlerini oyalayarak içeri almamıştı ve etrafta oldukça sakinleşmişti. Bu işime geliyordu çünkü daha fazla teselli edici bakış veya söz duymak istemiyorum.
Aracımı verdiğim valeye gittiğimde çok geçmeden kiralık aracımı alıp emniyetin yolunu tuttum. Herkesin orada olduğunu ve acil durum toplantısı yaptıklarını az önce Hakan'dan aldığım mesajla öğrenmiştim. Sabaha karşı saat 03:30'da emniyet binasına vardığımda acil durumlar için bıraktığım kıyafet çantamı dolabımdan alıp hızlıca üzerimi değiştirdim ve Hakkı amirin odasına girdim. Herkes toplantı masasına oturmuş hararetli bir şekilde tartışırken hala üzerimde bir soğukkanlılık vardı. Evet, şu an durum çok kritikti ama öfkeyle hareket edip hata yapmaktansa planlı bir şekilde ilerleyip Berfu'yu kılına bile zarar gelmeden kurtaracaktım.
Tek elimle kapıyı işaret ederken kaşlarım çatık, bakışlarım yerdeydi. "Herkes dışarı!" Kimseden ses çıkmasa da bakışlarının Hakkı amire döndüğünü ve ondan onay beklediklerini biliyordum. Ve onayı almış olacaklar ki herkes apar topar önlerindeki dosyayı alıp dışarı çıktı.
Serin kanlılıkla sandalyesine gidip oturan adama ağır adımlarla yaklaştım ve ellerimi masasına dayayarak ona doğru eğildim. "Berfu kaçırıldı. Şu an bir seri katilin elinde."
"Biliyorum Mert. Ve onu kurtarmak için herkesi topladığım ve analiz yaptığım toplantıyı az önce dağıtttın."
Gözlerim kısılırken sabrımın sonuna doğru yaklaştığımı hissedebiliyordum. Bu adam benimle t*şşak mı geçiyor? Bütün suç onun! Onu uyarmama rağmen, göz göre göre Berfu'yu bu gizli göreve gönderdi. "Onu bile bile ateşe attın Hakkı amir. Seni uyarmama rağmen onu o gizli göreve gönderdin. Avcı olduğunu sandın ama av olduğumuzu anlayamadın." Kelimeler sıkılı dişlerimin arasından tek tek dökülürken sinirlendiğini görebiliyordum. Ama umrumda mı? Hayır!
"Laflarına dikkat etsen iyi edersin Komiser Mert Karan. Yoksa Türkiye'nin en ücra köşesine gideceksin."
Elim sert bir şekilde masayı bulduğunda irkilmemişti bile. "Giderim. Türkiye'min en ücra köşesine de giderim. Sonuçta her karış toprağı benim memleketim. Ama önce Berfu'yu bulacağım ve hatası olan herkesin cezasını çekmesini sağlayacağım." İşte bu onun dikkatini çekmişti. Neler yapabileceğim kulağına gelmiş olmalıydı. Ellerimi dayadığım masadan geri çekilirken yüzüme bir gülümse oturmuştu. "Şimdi bana o partinin haberini veren muhbirden bahset lütfen."
Gözündeki gözlükleri çıkartıp masaya bıraktıktan sonra bir süre burnunun kemerini sıktı. "Üzgünüm, muhbir tanık koruma programında. Adını vermem yasak."
Hay ben böyle işi s*keyim. "O zaman o muhbirden haberi kimin getirdiğini söyle. Direk sana gelen bir bilgi miydi yoksa aracı mı var?"
Bir an düşüncelere daldığında bir şey yakaladığımı anladım. İşte bir açık. "Ahmet, Komiser yardımcısı Ahmet Kıraç. Onun muhabiriydi ve zaten sonrasında tanık koruma için dilekçe gönderende o oldu."
S*ktiğimin gereksiz Ahmet'i. Sende bir b*klar olduğunu tahmin etmiştim. Umarım gebermemişsindir de ben seni gebermekten beter ederim.
"İş birliğiniz için teşekkür ederim amirim." Karşısında oyuncu bir şekilde reverans yaptım.
"Kendi başına bir iş yapamazsın Mert komiser. Devlete bağlı bir memur olduğunu unutma. Gerekeni yapmaktan çekinmem." Oturduğu rahat sandalyesinden kalkmış ve bana hafifçe sesini yükseltmişti.
Dudaklarımdan tok bir kıkırtı çıktığında yavaş yavaş aklımı mı kaybediyorum diye düşündüm. "Görüyor musun? Az daha unutuyordum." Cüzdanımdan çıkarttığım polis kimliğimi, rozetimi ve belimdeki silahı çıkartıp masasına çarptım. "Elinizden geleni ardınıza koymayın lütfen Hakkı amirim."
Hakkı amirin odasından çıktıktan sonra üzerimden biraz yük kalktığını hissettim. Biraz çünkü Berfu o adamın elindeyken asla rahat olamazdım.
Arka cebimden çıkarttığım telefondan Hakan'ın adını bulup arama tuşuna bastım. İlk çalışta açılması zaten aramamı beklediğinin habercisiydi. "Mert otoparkta seni bekliyorum."
"Tamam." dedikten sonra telefonu kapatıp emniyet binasındaki insanların bana acıyan gözlerle bakmasını ve fısıldaşmalarını görmezden gelerek hızla binadan çıktım. Sanırım artık Berfu ile aramızda olan her şey açığa çıkmıştı. Nereden veya nasıl duydular bilmiyorum ama zerre kadar da umrumda değildi.
Deri ceketimin iç cebinden çıkarttığım sigara paketinden bir dal alıp titreyen ellerimle sigarayı yaktım ve emniyetin bana görev için verdiği arabanın yanına gittiğimde Hakan'ı beni beklerken buldum. "Hakkı amir ne dedi? Bir ipucu yakalayabildin mi?"
Fırlama falandı ama zeki adamdı bu Hakan. Görmesem de büyük ihtimalle toplantı esnasında o da oradaydı ve herkesi neden çıkarttırdığımı biliyordu. "Söylediğine göre partiyi haber veren muhbir tanık korumadaymış ama biraz sıkıştırınca Ahmet'in muhbiri olduğunu öğrendim." Sinirle ensemi kaşıdım. "Hakan bana o gereksizin gebermediğini söyle."
"Hayır, hayır. Gayet iyi. Dediğin gibi göz hapsine aldım ve her an yanındaydım. Ambulansla hastaneye götürüldü ve tüm kontrolleri yapıldı. Ufak tefek zedelenmeler ve burnunun kırılması dışında bir şeyi yok. Zaten taburcu edildi ve evine de ben bıraktım."
Sonunda güzel bir haber aldığımda biraz moralim yerine geldi. "Ve sende bana ev adresini söylersin değil mi?" Söyleyeceğini biliyordum. Yandan bir bakış attıktan sonra sigaramdan son nefesi çekip yere attım.
"Ayıp ediyorsun, tabi ki." O da benim gibi gülümsedikten sonra omzuma dostvari bir şekilde 2 kez vurdu.
Bu süreçte tek hissettiğim korku ve öfke olmuştu fakat vücudumun deli gibi ağlamaya da ihtiyacı olduğunu yavaş yavaş hissetmeye başlamıştım. Burnumun direği sızlamaya başladığında gözlerimde hafif bir şekilde buğulu görmeye başladı. Berfu benim tek gerçeğimdi. Onun ellerimden bu şekilde kayıp gitmesine müsaade edemezdim. Şimdilik katilin ona bir şey yapacağını düşünmüyordum çünkü aklıma gelen tek gerekçenin yani karısına benziyor oluşunun onu ölümden kurtaracağını düşünüyordum. Ne kadar doğru bilmiyorum ama aklıma gelen tek şey Berfu'yu karısının yerine koymak istediğiydi.
Artık ağlamamak için kendimi sıkmaktan ilk önce ellerim, ardından dizlerim, sonra da tüm vücudum titremeye başladığında omzuma sarılan kolları hissettim. Bu benim için patlama noktasıydı, bardağı taşıran son damlaydı. Fiziksel temasla birlikte gözlerimden yaşlar birbiri ardına dökülmeye başlarken hıçkırıklarıma da engel olamadım. Ben yere kayıp sırtımı arabaya yasladığımda Hakan'da benimle birlikte yere inmişti.
"Merak etme kardeşim, onu bulacağız. Berfu'yu sağ salim geri alacağız."
"Umarım."
