İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 31 · 11 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 31

29. Bölüm

29. Bölüm:

Hani hayatta bazı anlar vardır ya, asla olmamasını dilediğiniz. Ya da gelecek felaketi hissettiğiniz ama müdahale etmek için hiç bir şey yapamadığınız anlar. İşte ben o anlardan birindeyim. Şu an bu uzun, ince toprak yolda, yanımda sevdiğim kızla birlikte o anlardan birine gidiyorum. Kötüyü çağırmak istemiyorum. Belki de hiç bir şey olmayacak. Belki de Berfu tereyağından kıl çeker gibi bu operasyondan çıkacak. Belki de bu operasyondan sonra Berfu'ya aklımdaki soruyu sorabilirim.

Benimle evlenir misin Berfu? Benimle birlikte küçük, sıcak bir yuva kurmak ister misin? Yaşlılıktan burnumun ucunu göremeyene kadar benimle olur musun?

Bunlar gibi sormak istediğim tonlarca soru var aklımda. Ama hepsi de aynı kapıya çıkıyor. Ömürlerimizi birleştirmeye. Kabul eder mi? Bence eder. O da en az benim onu sevdiğim kadar beni seviyor. Bunu gözlerinde, ruhunda görebiliyorum.

Yanımdaki başını cama yaslamış kara kara düşünen Berfu'ya kaçamak bir bakış attım. Fazlasıyla stresliydi. Gerçi bende de durum pek farklı değildi ama onu daha fazla germemek adına tavırlarımın rahat olmasına dikkat ediyordum. Gözlerim direksiyonu sıkmaktan beyazlaşan eklemlerime takıldığında hemen tutuşumu gevşettim.

20 dakikalık yolculuğumuz bittiğinde sonunda güvenli eve gelmiştik. Burada hazırlanacak ve peş peşe otele gidecektik. Konuşmadan arabadan indikten sonra Berfu'nunda peşimden geldiğini duymuştum. Konuşmuyorum çünkü eğer konuşursam gerginliğim sesimin titremesinden anlaşılabilirdi. Kapıyı şifremiz olan 3 tıklatmayla çaldıktan sonra çok geçmeden kapıyı Ahmet açtı. Gevşek Ahmet, ben kısaca ona öyle diyorum. O kadar rahat tavırları var ki, insanı çileden çıkartır.

"Geldiniz mi?" diye gereksiz bir soru yönelttikten sonra "Hadi geçin içeri" diye bizi içeri davet etti gevşet Ahmet. Sen bizi davet etmesen acaba biz ne yapardık bu karda, kışta, kıyamette, sokaklarda? Allah'ın gereksiz, gevşek Ahmet'i.

İçeri girdiğimizde Berfu'nun, Zeynep ve Hatice'yi görmesiyle biraz rahatladığını fark ettim. Kız dayanışması gibi bir şey sanırım. Ama kıskanmadım desem yalan olur. Sanki şu kıskanma işini biraz abartıyorum değil mi ?

"Eşyaların arka taraftaki oda da. Ne zaman istersen hazırlanabilirsin. Mert komiserim sizin eşyalarınız da o oda da." Zeynep bana imalı bir şekilde bakınca anladım ki ikimizin eşyalarını kasıtlı bir şekilde aynı odaya koymuşlardı. Ulan herkes her şeyi öğrenmiş de, resmen en sona Berfu kalmış. Şaka gibi.

Berfu odaya gittikten sonra Hatice'de saç ve makyajına yardımcı olacağını söyleyerek yanımızdan ayrılmıştı. Zeynep teknik aletlerin olduğu çantayı kontrol ederken de Ahmet sürekli bir elinde sandviç, bir elinde de meyve suyuyla salonda volta atıyordu. Artık onun bu yürüyüşüne dayanamayacağımı ve ağzına bir tane çakacağımı hissettiğim anda Hatice odadan çıktı. Berfu sanırım artık hazırdı. Giyinmek için gittiğimi bahane ederek odaya gittim.

Kapıyı tıklatmamla eş zamanlı içeriden Berfu'nun sesi geldi. "Gel de şu arkamdaki ipleri bağlamama yardım et." Sesi öfkeli geliyordu ama ben onum derdini biliyordum. Böyle süslenmek, elbiseler ve topuklu ayakkabılar giymek hiç onun tarzı değildi.

Arkasına sokulup ellerimi omuzlarına yerleştirdim ve ağır ağır ellerimi bileklerine kadar indirdim. Yumuşacık teni şimdiden buz gibi olmuştu. Eğilip boyun girintisinden ten kokusunu iliklerime kadar çektikten sonra "Tabi ki." diye boynuna doğru mırıldandım. Büyük ellerim ince belini bulduğunda ipleri büyük bir özenle bağladım ve kollarımı beline sardım. Ben anın etkisiyle kendimden nasıl geçtiysem Berfu da geçmişti çünkü başı omzuma düşmüştü.

"Şu an senden ayrılmak bana ölüm gibi ama geç kalıyoruz." Yine boynuna doğru konuştuğumda tüm tüyleri diken diken olmuştu. Onun üzerindeki bu etkim hoşuma gidince yüzüme bir gülümseme yerleşti. Çünkü o da aynı etkiyi bende bırakıyordu.

Berfu cesaretiyle beni şaşırtarak dudağıma bir öpücük bıraktıktan sonra alelacele çantasını ve ayakkabısını alıp odadan çıktı. Bir anlık anın şokuyla olduğum yerde kalakalsam da memnun bir şekilde üzerimi değiştirip Arap bir iş adamı olarak bende arkasından salona gittim.

Herkes çıt çıkarmadan beni izliyordu. Odadan çıkmadan önce aynaya baktığım için biliyordum ki oldukça tanınmaz bir hale geldiğim için şaşkınlardı. Sessizliği bozan benim sevdiğim oldu. "Bir Arap'ın kumarhane de ne işi var?"

Evet haklılık payı vardı. "Onlar her yerdeler. Ayrıca kumar oynamayacağım ki, hatta kumarhaneye de girmeyeceğim. Sadece otele girebilmek için."

Ahmet gereksizi yediği bilmem kaçıncı sandviçi bize de teklif edince ona ters ters bakarak asıl konumuza döndüm. "Berfu, senin aracın dışarıda. Aslında bir şoför tahsis etmeyi düşündük ama Dante seni önceden tek başına gördü. Tanımama ihtimalini göze alamayacağımız için aşırı zengin imajı vermek istemedik. Sonuçta onunla normal bir mahallede, normal bir vatandaş gibi karşılaştın. Ahmet'le birlikte gideceksin. Konuştuğumuz gibi, Ahmet iş adamı ve sen onun yeğenisin. Ahmet'in adını davetliler listesine yazdırdık. Kavalye olarakta seni götürmeye karar verdi. Sahte kimliklerinizi çıkarken vereceğim."

Anladıklarını anlamak için bakışlarımı Ahmet ve Berfu üzerinde gezdirdiğimde ikisi de beni başıyla onayladı. "Sen çıktıktan 10 dakika sonra da ben çıkacağım. Unutmadan," sandalyenin üzerindeki siyah spor çantama gidip Berfu için özellikle istediğim kamerayı aldım. "Bu broşta kamera var." Ardından çantadan Ahmet için olanı aldım. "Ahmet, bu da senin kameralı gözlüğün. Hakkı amir ve diğerleri sizi izleyecek. Bunlar da kulaklıklarınız, takın. Buradan sürekli iletişimde olacağız. Son olarak, bu gümüş kartlar kumarhane davetiyeniz. Bunlar olmadan içeriye giremezsiniz. Kapıdaki görevliye gösterin ve girin. İşte bu kadar."

Tüm ekipmanlar takılıp bir kaç deneme yaptıktan sonra hepsinin sorunsuz bir şekilde çalıştığına karar verdik ve ardından Ahmet ile Berfu güvenli evden çıkış yaptı. Zar zor geçirdiğim 10 dakikanın ardından bende evden çıkıp otele doğru yola koyuldum.

Otele vardığımda kapıdaki valeyle bir kaç kelime Ingilizce konuşarak arabamı teslim ettim ve girişteki güvenlik noktasından Hakkı amirin kulaklığımdan verdiği bilgiye göre "Eğlence" diyerek geçtim. Henüz yeni geçmiştim ki kulaklığımdan bu seferde "içerideler." sesi duyuldu. Hadi be güzelim, bu işin altından alnının akıyla çık da şu korkularımın gereksiz olduğu ortaya çıksın. Başka bir şey istemiyorum.

Asansörle -2. kata indiğimde ilk önce gözüme kumarhanenin kırmızı kapısı çarpsa da lobideki oturma grubuna oturup yanımda getirdiğim küçük çantamdan bir kitap çıkarttım ve okuyor gibi etrafımı gözlemlemeye başladım. Sürekli kumarhane bölümüne şık giyimli, pahalı mücevherli insan akışı vardı. Şimdiye kadar hiç tanıdık bir yüz görmemiştim ama emin ki Dante De Luca zaten içerideydi.

Ahmet ve Berfu'yu dinlediğimden anladığım kadarıyla henüz bir masaya oturmamış gözlem aşamasındaydılar. En sonunda Berfu Ahmet'e "Biraz poker oynamaya ne dersin?" diye sorduğunda az daha yerimden kalkıp o kumarhaneyi basacaktım. Çünkü ben o ses tonunu biliyorum. O cilveli ses tonu yılanı bile deliğinden çıkartır. Ve bana değil de Ahmet'e öyle konuşması.... Cinnet böyle geliyor işte. Tam derin bir solukla kendimi sakinleştirmişim ki Ahmet'in, "Tabi ki güzelim, sen nasıl istersen." dediğini işittim.

Sen, sen Ahmet! Benim güzelime, güzelim dersin he? Sen Ahmet, bu operasyon bittikten sonra kendine ölümlerden ölüm beğen koçum. Seni kulaklarından duvara çivilemez miyim ben? Bak bakalım senin üzerinde hangi yaratıcı işkence tekniklerimi kullanacağım.

Berfu masaya gidip kendini oyuna katmaya çalıştığında tabi ki red cevabı aldı. Bu beklediğim bir şeydi. Ne yazık ki insanlar çok çabuk dış görünüşe aldanıyorlar. Ama Berfu'yu bir bilseler... Ne yazık ki Berfu'nun cilveli bir şekilde kendisini oyuna kabul ettirme konuşmasını büyük bir acı içerisinde dinledim. Orada olamamak, ona yan bakanların gözlerini oyamamak içimde bir volkan patlamasına neden oluyordu.

"Bu bir poker masası prenses, git şansını slot makinelerinde dene. Burada seni yerler." Prenses mi? Of, şimdi kaşındın işte amca. Berfu o slot makinesini senin burnuna sokmazsa kendini şanslı say.

Berfu'nun tiyatrosuna öyle bir dalmışım ki Hakkı amirin "Adamımız mekanda Berfu. Ahmet sen biraz uzaklaş ki dikkat çekmeyin. İyi gidiyorsun Berfu, Dante saat 12 yönünde senin olduğun noktaya bakıyor." diye kulaklığımdan konuşmasıyla oturduğum yerde dikleştim. İşte şimdi oyun başlıyor.

Berfu, olağanüstü bir performans sergilerken gurur ve birazcıkta kıskançlıkla onu dinliyordum ki birinin "Dante." dediğini duydum. Gelmişti, sanırım tuzağa düşmüştü. Berfu'da sahte kimliğiyle kendini tanıttıktan sonra da Dante kalın sesiyle "Memnun oldum tesoro. Bende size katılacağım." dedi. Dişlerimi sıkılı bir şekilde kulaklığın tuşuna basarak aktive ettim ve "hazine demek." diye kısık bir sesle konuştum. Benim kar taneme hazine demişti. Ne yazık ki sonrasında da Berfu'nun Dante ile cilveli bir şekilde konuşmasını dinlemek zorunda kaldım.

İlk bir kaç el bilerek kaybettiğini biliyordum. Ve sonra kazanmaya başlamıştı. Kendimi poker masasına öyle bir kaptırmışım ki karşımda duran adamı belki de 2. kez seslenmesinde duydum. Bana İngilizce "Bir şey alır mısınız efendim?" diye sorduğunda buna hazırlıksız yakalandım. Araplar ne içer ki? Çay desem olmaz şimdi. En iyisi kahve istemek. Sonuçta Türkiye'ye gelen çoğu turist Türk kahvesini tatmak istemez mi zaten? Sadece bir Türk kahvesi siparişi verdikten sonra Berfu'nun oyunda oldukça iyi gittiğini fark etsem de şuh kahkahaları beni çileden çıkartıyordu.

Bir de bunlar yetmezmiş gibi Dante'nin Berfu'yu benzinlikte gördüğünü hatırlaması tuz biber oldu. Buna yanıt olarak Berfu'nun sahte şaşkınlığına yüzümü buruşturdum. Oldukça belli etmişti ama umarım mimiklerini iyi kullanmıştır. Oyun Berfu'nun galibiyetiyle bitince "Daha dünkü çocuğa kaybedemem ben!" diye bir ses yükseldi. Sesler devam ederken görebildiğim kumarhane kapısında bir hareketlilik oldu ve bir adam yaka paça dışarıya atıldığında anladım ki bu amcacık Berfu'nun pokerde yediği amcacıktı. Geçmiş olsundu, belki aşkta kazanır.

"Bu kız internet oyuncusu falan değil, benden söylemesi." Masadan başka bir adamın sesi yükseldiğinde gözlerimi devirdim. Bu saate kadar bunu anlamamanız zaten tam bir salaklıktı.

Garson kahvemi önümdeki sehpaya bırakırken gülümseyerek teşekkür ettiğim esnada sessizliğin ardından tekrar Dante konuşmuştu. "Yeni yıla girmemize az bir zaman kaldı. O zamana kadar barda bir şeyler içmek ister misiniz?" Yok hayatım ben senden elektrik alamadım. En iyisi Berfu seninle çay içmesin. Sıradaki talip gelebilir! Yani ben. Sonsuza kadar ben. İlla ki ben, tallahi ben.

Tabi ki Berfu kabul ettiğinde derin bir soluğu dışarı verip kahvemden bir yudum aldım. Başka çaresi yoktu, adamı kafalaması gerekiyor. O lanet kafandakileri durdur Mert, kafanda kurup durma. Barmenin "ne alırsınız?" sorusuna Dante, Berfu'ya

müsaade etmeden direk siparişi vermişti. Eminim ki Berfu buna içinden çok sinirlenmiştir ki haklı da. En sinir olduğum şeyler biridir, kadına tercih hakkı sunmadan ne isteyeceğine kendisi karar veren bir erkek...

"Doğru söyledim değil mi? Şahsi garsonunuz bundan vermişti size." Bir dakika, bu adam Berfu'yu kumarhaneye ilk girdiği andan beri izliyordu. Hakkı amir poker masasındayken mekana giriş yaptığını söylemişti ama en başından beri oradaydı. Ayrıca şahsi garson mu? "Ama sen özelsin tesoro."

Lanet olsun! Kulaklığın tuşuna basılı tutup kısık bir sesle, "şüpheleniyor." dedikten sonra etrafımı incelemeye aldım. İşler sarpa sarıyordu ve içeri girmem gerekiyordu. Ve bunun da tek yöntemi kapıdaki iki yarmayı indirmekten geçiyordu. Ama tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de Hakkı amirin sesi beyin hücrelerime doluştu. "Arkadaşlar büyük bir problemimiz var. Az önce biri emniyete gelip cinayetleri üstlendi." Şimdi de suçu üstlenecek bir kurban mı? Ne yapmaya çalışıyorsun Dante De Luca?

Kumarhane salonundan gelen 10'dan geriye saymaya sesleri Berfu ve Dante'yi duymamı engelleyince hızla ayağa kalkıp duvarlardaki tabloları izlemeye başladım. İçim içime sığmıyordu. Panik tüm vücudumu sarmıştı. Berfu tehlikede olabilirdi ancak şu an içeri dalıp ortalığı ayağa kaldırmak için bir sebebim yoktu. Tüm operasyonu mahvedersen operasyondan alınma gibi bir riskide göze alamazdım.

"Berfu'nun kamerasındaki görüntüyü kaybettik Mert, otel içerisine konumlandırılmış adamları sana yönlendiriyorum."

Hakkı amirin söylediğiyle birlikte artık duracak halim yoktu. Sert adımlarım kumarhane kapısına doğru giderken önünde dikilen adamların gözleri bana kilitlenmişti. Karşılarına dikildiğimde önce bana, sonra birbirlerine ve ardından tekrar bana baktılar.

"Ya habibi, yallah habibi." dedikten sonra diğerine göre daha ufak olan ama aslında hiç ufak olmayan adamın burnuna yumruğumu geçirdiğimde tüm lobiye çatırtı sesi yayıldı. Aynı şiddetle kel kafası arkasındaki kapıya çarptığında gözleri arkaya dönen adam, yavaşça kapıdan yere doğru kayıp yığıldı. Bakışlarım diğer adama kaydığında o da yerdeki adamdan bakışlarını kaldırıp şaşkınlıkla bana baktı. Omuzlarımı silkip "hello habibi." dedikten sonra sırıttım.

Adam bana doğru atak yaptığında arkamdan, sağımdan ve solumdan olduğum noktaya gelen koşma sesleri vardı. Umarım bunlar bizim adamlardır diye düşündüğüm esnada birisi beni ensemden tutup arkaya doğru savurdu. Yerde bir bir kaç metre kayarken beni çeken adama 3 kişi birden saldırınca anladım ki en azından bir taraftan gelenler bizim adamlarmış. Çok kısa süren bir kargaşanın sonunda elimde artık bir silah vardı ve hala kapıyı canı pahasına koruyan yarmayla baş başa kalmıştım. Diğerleri gelen diğer korumalarla dövüşüyordu. Benim artık kaybedecek zamanım yoktu çünkü artık Berfu'nun mikrofonundan da cızırtı sesi dışında bir ses gelmiyordu.

Anın verdiği adrenalinle bir yandan hızla koşarken bir yandan da avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Karşımdaki adam benim gelişimi yumruğuyla karşılamak istemişti fakat bilmediği şey şuydu; refleksleri mükemmel bir insanım. Tam zamanında eğilip yumruğumu kasık bölgesine indirdikten sonra iki büklüm olmuş adamın ensesine silahın kabzasıyla vurduğumda yere patates çuvalı gibi yığıldı. Patates çuvalı önemli bir detay arkadaşlar.

Artık tek engel bu karşımdaki lanet kırmızı kapıydı. Kapı kolunu kavrayıp açmaya çalıştığımda kilitli olması beni şaşırtmadı. Geriye doğru 2 adım attığımda iki yanımda da sivil polisler vardı. Ellerinde silahları burunlarından solurken yandan arkaya doğru baktığımda tüm adamları indirdiklerini fark ettim. Silahı kaldırıp tek atış yaptığımda kapı kolu darmadağın olmuştu. Kapıyı tekmeyle iki yana savurup içeri girdiğimizde içerideki insanların çığlıkları artık yarattığımız kargaşadan haberleri olduğunun habercisiydi.

Berfu nerede peki ? Gözlerim tüm salonu tararken sevdiğim kızdan bir iz arıyordum. Sonunda onu görebildiğimde kumarhane salonundan çıkmak üzereydi. Dante onu arka çıkıştan çıkartırken sadece dudaklarını oynatarak "Mert." diyerek bana yardım çağrısında bulundu. Gidiyordu, göz göre göre gidiyordu. 1 saniye bile duraksamadan koşmaya başladığımda önüme gelen tüm masa, sandalyelerin üzerinden atlarken bir yandan da önüme çıkan insanları yanlara doğru savuruyordum. Yetişmeliydim, öylece elimden kayıp gitmesine izin veremem.

Asansör kapısına benzer bir kapının önünde durduklarında çok az bir mesafem kalmıştı. Yetişmek üzereydim. Kapılar açılıp Dante ve Berfu içeri girdiğinde çok kolay bir şekilde bende içeri girebilirdim fakat hesaplamadığım şey, Dante'nin oradaki adama "vur." demesiydi. Berfu'nun "hayır!" diye haykırmasıyla aynı anda silahımı adama doğrulttuğumda bana bakan bir silah vardı.

Tam o anda iki silah patladı. Biri benim, diğeri karşımdaki adamın silahı. Sol tarafımda bir yanma hissi oluştuğunda gözlerimin anlık kararmasıyla birlikte dizlerimin üzerine düştüğümde asansörün kapanma sesini duydum.

Özür dilerim sevgilim. Zamanında yetişemedim ama ne olursa olsun geleceğim.

Ben Mert Karan, yıllarca seni hiç vazgeçmeden seven adam, seni bulacağım kar tanem...

Bölüm sonu

4 yorum