28. Bölüm:
"Dünya'nın en güzel hissi, ölümüne sevdiğin insanla aynı duyguları paylaşmak."
-Komiser Mert Karan 🤭
〽️
Geçtiğimiz bir kaç gün, güzel şeyler olsa da biraz kafa karıştırıcıydı. Hatta berbat diyebileceğim şeylerde oldu. Mesela cinayetlerin işlendiği siteye gidip yaptığımız görüşmelerden sonra eve döndüğümüzde Berfu ile ilk kez bir mesajlaşma durumumuz oldu. Ben ona her mesaj attığımda yukarıdan gelen zıplama sesleri duyulmaya değerdi. Bana karşı boş olmadığını, hatta beni sevdiğini artık anladım. Ama ben sevgimi onunla nasıl paylaşabilirim? Duygularımı nasıl anlatacağım hiç emin değilim.
Nitekim adli tıpa giderken bana sorduğu soruyla donup kaldım. Bana sözde sevdiğim, evleneceğim kızı sormuştu ama ne cevap vereceğimi bilemedim. Mayın dolu bir bölgeye girersin, bir suçluyu kovalarsın, biriyle dövüşürsün veya başına silah dayandığında o silahı el çabukluğuyla elinden alıp karşındaki kişiye doğrultursun ama sevdiğim kıza onu sevdiğimi söylemek neden bu kadar zor? Neden yapamıyorum?
Bir de yetmiyormuş gibi yaptığımız araştırmaların sonunda Berfu'nun, Dante De Luca'nın eşine çok benzediği ortaya çıktı. İlk başta bunu dile getiren ben olsam da sonra bir felaketi fark ettim. Bunu kullanabilirler. Berfu'yu, eğer işler o raddeye gelirse yem olarak kullanabilirler. Benzerliği kullanarak önce Dante'yi şaşırtıp ardından da güvenini kazanmak için Berfu'yu ortaya atabilirler. Berfu'ya güvenmediğimden, başaramayacağını düşündüğümden değil. Sadece Dante De Luca'nın kim olduğunu bilmiyoruz. Ne kadar ileri gidebileceğini bilmiyoruz.
Umarım korkularım başıma gelmez diyeceğim ama geçen gece korkularımın ilk adımı da atıldı. Berfu'nun o adamla bir benzinlikte karşılaştığını öğrendim. Tesadüf olabilir mi? Tabi ki olabilir. O benzinlik çok işlek bir cadde de ve sonuçta herkese açık bir alan. İşin iyi yanı da şu; Berfu adamla polis kimliğiyle değil de sıradan bir vatandaş kimliğiyle, dondurma alırken karşılaştı. Bu herkesin başına gelebilecek bir olay. Ama tabi ki bunu beynim kabullenemiyor ve tüm koruma iç güdüm devreye giriyor. Sanki böyle Berfu'yu kollarından tutsam, kendime çeksem ve içime saklasam gibi onu. Hiç kimse göremese, dokunamasa, ona zarar veremese gibi.
Eminim ki Berfu bu düşüncelerimi duysa bana çok kızar. Çünkü o, küçüklüğünden beri onu korumaya çalışmamı abilik yapıyorum olarak gördü. Ah gerçekleri bir bilsen Berfu. Ah bir bilsen hepsini seni sevdiğim için yapıyorum. Hepsini seni gözümden bile sakındığım için yapıyorum. Keşke o sana pamuk şeker aldığımda gözlerinde oluşan hayranlık ve mutlulukla baksan hep bana.
Bu arada Berfu bu Dante bozuntusuyla karşılaşmadan önce bir de yeni bir kurbanımız oldu. Cinayet tamamen aynı şekilde işlenmişti. Sadece bir farkla, maktülün elinde bulduğumuz horoz gözü. Aslında bunun adı horusun gözü, Antik Mısır tasvirlerinde ilah Horus'un "Ay gözü" de denilen sol gözüne verilen ad. Zamanında bununla ilgili bir kaç bilgiye ulaşmıştım. Katil ya bir şeylerin üzerini örtmeye çalışıyor ya da kendi adaletini kendisi sağlıyor.
"Toplantı bitti, dağılabilirsiniz. Berfu ve Mert, siz kalın lütfen." Daldığım düşüncelerden Hakkı amirin sesiyle çıkınca elimde oynadığım kalem masanın üzerine yuvarlandı. Berfu ve ben mi? Neden? Herkes toplantı odasından ağır ağır çıkarken bakışlarımı Berfu'ya çevirdim. Gergin bir şekilde parmaklarıyla oynuyordu. Benim bilmediğim bir durum mu olmuştu acaba?
"Mert ve Berfu, bir muhbirimizden edindiğimiz bilgiye göre, yılbaşında tanınmış bir otelde parti verilecekmiş." Arkama yaslandıktan sonra kaşlarım çatık bir şekilde odada volta atan amirimi dinlemeye başladım. "Ama bizi ilgilendiren kısım parti değil, otelin zemin katında bulunan kumarhane. Muhbirin dediğine göre Dante De Luca'da, o gece o kumarhane de olacak."
Allah kahretsin! Umarım tahmin ettiğim şeyi söylemez. "Bizden ne istiyorsun amirim?" Sanki duyacaklarına hazırsın da Mert!
"Berfu'nun o gece kumarhaneye gitmesini istiyorum."
"Hayır, Berfu olmaz. Ben giderim amirim." 1 saniye bile düşünmeden konuşmuştum.
"Sana fikrini sormadım Mert. Sadece sen benden sonraki adam olduğun için sana da bilgi veriyorum. Ayrıca sen yarın Dante'nin ifadesini almaya gideceksin. Artık tanınıyorsun fakat Dante'nin Berfu'yu hiç görmemiş olmasının yanı sıra ölen eşine benzediği de bariz belli. Bu da onu Berfu'ya çekecek. Duygusal bir bağ kurmanı istiyorum Berfu. Sana güvenmesini sağla ve çok acele etmeden ağzından laf alacağız." Kafayı mı yedi? Bunu neden bu kadar basit bir şeymiş gibi anlatıyor? Bir günde, hatta bir kaç saatte olacak iş değil bu. Bu belki günler belki aylar sürecek bir plan olmalı. Ne yapmaya çalışıyorlar? Ayrıca Berfu'yu bezinlikte gördüğünü ona anlatmıştım.
"Rol yeteneğinin iyi olduğunu biliyorum Berfu. Akademide ki öğretmenlerinle görüştüm. Hatta bir kaç kez yurt odasında poker oynamaktan ceza almışsın." Aman ne büyük meziyet. Buna mı güveneceğiz? Bende biliyorum poker oynamayı ben gideyim işte! "Utanmana gerek yok. Gizli poker partilerinin bir gün işimize yarayacağını kim bilebilirdi ki." Hakkı Amir biraz da güldükten sonra çok şükür ki bizi azat ederek müsade verdi. Bu işi onunla çözemeyeceğim, belli. Eğer bu işin üzerine fazla gidersem görevden uzaklaştırma alırım ve bu durumda da Berfu'yu savunmasız bırakmış olurum. En azından Berfu'yu ikna edebilirsem reddetme şansı olabilir.
Daha fazla dayanamayarak odadan çıktıktan sonra kapının yanındaki duvara yaslanıp Berfu'yu beklemeye başladım. İnadına yapar gibi ağır ağır gelen adım seslerini duyabiliyordum. Kapıdan çıktığı anda iki kolundan yakalayarak kendime çektim.
"Gitmeni istemiyorum Kar tanesi." Sesim kararlı mı çıksın isterdim? Yoksa kızgın mı? Bilmiyorum ama çaresiz ve yalvaran bir şekilde çıktığına eminim. İstemiyordum, gitmesini istemiyordum.
Bana gözlerini devirdiğinde ona şaşkınlıkla baktım. Kaçmaya çalışıyordu ellerimin arasından ama müsade etmedim. Bu basit bir olay değildi. İnat yapamaz. "Ben bebek değilim Mert ABİ! Beni korumaya çalışmaktan vazgeç. Sen kendi işine bak, bende kendi işime bakayım."
Söylediği sözler kalbime bir hançer gibi saplanınca ister istemez kollarındaki tutuşum gevşediğinde önce bir adım, ardından iki, üç derken arkasında şaşkın bir ben bırakarak koridorda kayboldu. Abi kelimesini o kadar bastırarak söylemek zorunda mıydı sanki?
....
Karşımdaki ihtişamlı binaya bakarken sigaramdan bir nefes daha aldım. Allah kimilerine gerçekten yürü ya kulum diyordu. Eminim adam paraya para demiyordur. Sigaramdan bir nefes daha aldığım esnada yan tarafımdan yaklaşan figüre çevirdim bakışlarımı, Hakan komiser. Şu adamı sevsem mi sevmesem mi bir türlü karar veremiyorum. İyi niyetli görünmesinin yanı sıra aynı zamanda fazlaca da p*ç tipi var.
Israrla beni evden almak istemişti ama bende ısrarla reddetmiştim. Çünkü ne gerek var? Ne gerek var ki Berfu'nun bulunduğu, kız kardeşimin bulunduğu binanın önüne gelsin? Böylesi evlerden Irak.
"Sigara kullandığını bilmiyordum."
"Sadece canım sıkkın olduğu zamanlarda." Evet, sadece canım sıkkın olduğu zamanlarda. Canım sıkkın çünkü Berfu ile ilgili olan gelişmeler gerçekten de hoşuma gitmiyor. Bunlar yetmiyormuş gibi İçimde bir garip his var ama adını koyamıyorum. Resmen aramızda geçen o konuşmadan beri kusasım var. Ne yemek yiyebiliyorum ne de uyku uyuyabiliyorum.
Hakan'ın yüzüme pür dikkat baktığını fark edince "ne var?" dercesine başımı salladığımda susmayı tercih edince başımı tekrar aşağı eğmiştim ki "Berfu mu?" dedi. Hızla bakışlarımı ona çevirdiğimde ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Bana öyle bakma, çok belli ediyorsun. Herkese sert bakan bakışların onu görünce yumuşuyor. Herkese emirler verirken ondan hep rica ediyorsun. Yanına her hangi bir erkek yaklaştığında kan çıkartacak gibi bakıyorsun." Güldüğünde ben de karşılık verdim. Bu kadar belli ettiğimin farkında değildim. Peki ama Berfu neden fark etmiyor?
Yine de eline koz vermeyi reddettim. "Düşündüğün gibi değil. O benim çocukluk arkadaşım. Aynı mahallede, aynı binada büyüdük. Abileri en yakın arkadaşım. Onu korumak, kollamak benim görevim."
"Ben inanmadım Mert komiserim, umarım sende inanmıyorsundur." Bir eliyle binayı işaret edince bakışlarımı oraya çevirdim. "Adamımızla görüşmeye hazır mısın?"
"Fazlasıyla."
İçeri girdiğimizde her tarafta fazlaca teknolojik alet olduğunu fark etsem de, Hakan'ın aksine ben pek ilgilenmedim. Tamamen görevime konsantre olmuş bir şekilde bankodaki kızla görüştükten sonra sevgili Dante De Luca'nın odasına yönlendirildik.
Ofis odası yine türlü türlü teknoloji aletleriyle donatılmış ve renkli neon ışıklarla da ışıklandırılmıştı. Bu adam gerçekten de gösterişi seviyordu. Çalışma masasının arkasındaki adama bakışlarımı kilitlediğimde, duruşundan bu şatafatın ona yakıştığına karar verdim. Ben çok pahalıyım diye bağıran takım elbisesinin içinden bize bir bakış atıp tebessüm ettiğinde hiç bir mimiğim oynamadı.
Ayağa kalkan adama kimliklerimizi gösterdikten sonra işaret ettiği deri koltuklara oturduk. Konuya giriş yaptığımda iş birliği içerisinde olacağını da belirtti. Tabi ne kadarı doğru olur ne kadarı uydurma bunu bilemeyiz. Ama anlamak benim işim.
Cinayet tarih ve saatlerini tek tek sayarken beni dikkatle dinledi. Bu arada vücut dilini çözmeye çalışıyordum fakat pek bir şey yakalayamamıştım. Ya çok zeki olduğundan kendisini engelliyordu ya da tamamen "doğal" davranıyordu.
"Si, sabah saat 07:00'da genelde evde olurum. Buna evdeki yardımcım şahitlik edecektir. Saat 08:00'da şirkete gelmek üzere yolda olurum. Buna da şoförüm şahitlik edecektir. 10:00'da ise ofiste olurum. Buna da asistanım şahitlik edecektir. Yalnız sabaha karşı 04:00'te kesinlikle yatağımda uyuyordum. Eğer sorun olmazsa buna da 5 yaşındaki kızım şahitlik edecektir." Cümlesini bitirdiğinde dişlerini göstere göstere sırıttığında kendine çok güvenen bir tavrı vardı. Ellerim kendiliğinden yumruk olurken içimden 10'a kadar sayıp sakinleşmeye bekledim. Şahitleri vardı evet, ama onların hepsi de emrindeki paralı çalışanlardı. Bu benim için yeterli bir kanıt değil.
Prosedür gereği tüm şahitlerin karakola gelip yazılı ifade vermeleri gerektiğini anlatırken Hakan yerinden kalkıp odanın karşısındaki mini buzdolabına doğru gitti. Ne yaptığını anlamaya çalışırken 3 şişe su aldığını fark edince anlamıştım. Dante'yi test edecekti. İlk şişeyi bana attığında havada yakalamıştım ki diğer şişeyi de Dante'ye attığında o da sol eliyle havada yakaladı. Evet bu bizim için küçük bir kanıt ve ne yazık ki yeterli değil. Her iki elini de rahatlıkla kullanabilen insanlar var sonuçta.
Eşi hakkında da bir kaç soru yönelttikten sonra tepkilerini analiz ettim. Evet üzgün görünüyordu ama bu eşinin bir kazada öldüğünü kanıtlamazdı. Yaptığı, belki de yapmak zorunda olduğu şey için de üzülüyor olabilirdi. Veya tamamen rol de olabilirdi.
"Anladım. O zaman biz artık müsade isteyelim." diyerek ayaklandığımda Dante ve Hakan'da benimle birlikte kalmıştı. Dante masanın ardından yanıma doğru gelince aklımdaki 2. Oyunu oynamaya başladım. Ayakkabılarını beğendiğimi söyleyerek aslında 45 numara giymeme rağmen 42 numara olmasını ümit ettiğimi belirttim. Ama tahmin ettiğim gibi ayakkabılar 44 numaraydı. Aynı cinayet yerinde bulduğumuz 44 numara ayak izi gibi.
Dante zeki bir adamdı. Bu bakışlarından bile belli olsa da aynı zamanda mesleğinde bu kadar yükselmiş, bu kadar tanınmış bir adamın, üstüne üstlük altında bu kadar insan çalıştıran bir adamın salak olma ihtimali neredeyse sıfır. Yaptığı rolü yemedim ama yemiş gibi yapacağım. Elime kesin bir kanıt geçene kadar...
...
1 hafta... Koca bir hafta geçti. Hakkı amirin Berfu'ya partiden bahsetmesinin üzerinden ve bu konuyu Berfu'ya konuşmaya çalışmamın üzerinden tam 1 hafta geçti. Ondan köşe bucak kaçıyorum desem yeri. Ne söyleyeceğimi, nasıl ikna edeceğimi bulana kadar konuşmamaya karar verdim. Belki de onu cezalandırarak yıldırmaya çalışıyorum. Emin değilim.
Oturduğum sahil kenarındaki banktan kalkıp arabama doğru ilerlemeye başladım. Yorgundum, çok fazla yorgundum. Her gece yatağa yattığımda kumarhane ile ilgili başka bir kabus gördüğüm için gece uyanıp bir daha da uyuyamıyordum. Uyuyamadıkça ya spor yapıyordum ya da artık mekanım olan bu banka gelip denizi izlerken kara kara düşünüyordum.
Eğer Berfu'yu ikna edemezsem en kötü ihtimalle o partiye bende gidecektim. Kılık değiştiririm ama yine de giderim. Daha önce göreve giderken kılık değiştiren ajanlar görmüştüm. Öyle bir makyaj yapıyorlardı ki anneleri görse tanımazdı. Evet, evet hemen Hakkı amirle görüşüp bu fikrimi söylemeliyim. Bir de Allah'ın sevgili kuluymuşum ki ailem ve Berfu'nun ailesi, Buğra aracılığıyla Bursa'da bir otele yeni yıl kutlamasına gidecekler. Yoksa yılbaşı gecesi süslenerek çıktığımız operasyonu nasıl anlatırdık?
Hakkı amirle görüşmeden önce mahalleye gidip her şeyin yolunda olup olmadığını bir kontrol etsem iyi olacağını düşünerek yola koyuldum. Zaten bugün Berfu izinliydi ve büyük ihtimalle de evde Karalar bağlamış oturuyordur. Yani benim tanıdığım, bildiğim Berfu öyle yapar. Mahalleye girdiğimde sokağın sonunda ilerleyen Berfu'yu fark etmem zor olmadı. Büyük ihtimalle fırına ekmek almaya gidiyordu. Binanın yan tarafındaki boşluğa geçerek beklemeye başladım fakat dönüşü baya bir uzun sürmüştü. Kim bilir yolda kimleri gördü de konuşuyor? Deri ceketimin iç cebinden sigara paketini çıkartıp içinden bir tane aldıktan sonra yaktım. Görünen o ki daha bekleyecektim.
Berfu sokağın başında göründüğünde ilk önce yüzünde bir sırıtma vardı. Ardından kaşları çatılıp bakışlarını aşağı indirerek yürümeye başladı. Sonra da bir yandan dudakları söylenir gibi hareket ederken sanki el kol hareketleriyle de bir şeyler anlatıyordu. Ya bu kız iyice delirdi, ya da içinden benimle kavga ediyor. Evet, ikinci şık daha olası. Altında pijaması, üzerinde şişme montu ve yaptığı dağınık topuzuyla o kadar güzel, o kadar sevimliydi ki ciddi bir konuşma yapacağımız için gülümsememi zorla içimde tuttum.
Adımları beni gördüğünde dursa da çok uzun sürmedi. Elindeki ekmek poşetini sallaya sallaya sanki beni umursamıyormuş gibi apartmana doğru ilerlemeye başladı. Ah şu konumda olmasaydık Berfu hanım, ben sana yapacağımı bilirdim. Dudaklarına yapıştım mı o umursamaz tavrın kalıyor muydu görürdük. Artist seni!
Biten sigaranın izmaritini yere atıp ayağımla ezdiğimde Berfu'nun beni hiç sigara içerken görmediği kafama o anda dank etti. Nefret eder miydi? Ona pis kokar mıydım?
"Sen sigara mı içiyorsun Mert abi?" Hay senin abine!
"Nadiren." diye cevap verdiğimde sesim sanki içime kaçmış gibi çıkmıştı. Ellerimin titremesi normal mi?
Geldiğini görebilmek için çıktığım kısımı başımla işaret ettiğimde itiraz etmeden onayladı ve ellerini cebine sokuşturarak peşimden geldi.
"Ne- Ne işin var burada?" Gözleri genişledikten sonra devam etti. "Yani mesai henüz bitmedi ya, o yüzden sordum." Yanlış anlayacağımı düşünmüştü.
"Benim için bugünlük bitti. Seninle konuşmaya geldim."
Bana gözlerini devirdi. Bana yine gözlerini devirdi.
"Ne konuşacağız?" Bak bana sinir geliyor ufaktan ufaktan. Bu kız niye böyle beni tiye alıyor? Ciddi bir şey konuşmaya çalışıyorum burada. Şansımı son kez denemeye çalışıyorum.
Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Ellerimide kotumun cebine soktum ki aklımdan çok fena şeyler geçiyordu. Onlara engel olmam gerekiyordu. Mesela şöyle başını iki yanından tutup kendime çektikten sonra öpmek gibi. Ama ne yaptım? Yine o meşhur cümlemi söyledim. "Gitmeni istemiyorum Kar Tanesi."
Ve meşhur tepkiyi aldım. "Gitmeni istemiyorum Kar Tanesi mi? Sence de artık yetmez mi Mert Abi? Yok yok, artık yeter. Sen bana karışamazsın." Her bir kelimeyi tek tek vurgularken bir adım atıp iyice bana yaklaştı. Tehlikeli sularda yüzüyorsun Berfu! Aklımdan geçenleri bir bilsen.
"Karışmak mı? Karışmak değil bu Berfu! İçimde kötü bir his var. Gitmeni istemiyorum." Artık iyice sinirlenmeye başlamıştım bu duruma. Kulaklarım uğulduyordu.
"YETER ARTIK! Ben senin bildiğin o küçük komşu kızı değilim artık. Senin korumana ihtiyacım yok. Git kendine yeni küçük bir kız bul ve onu koru."
Bardak taşmak üzere. "Alakası yok Berfu. Sadece... sadece gitmeni istemiyorum." Bu sefer sesim sakin ve yalvarır şekilde çıkmıştı. Aslında haklıydı. Ama bende haklıyım.
"YETER, YETER, YETER. SÜREKLİ AYNI ŞEYİ SÖYLÜYORSUN. BEN ORAYA GİDECEĞİM VE SONUCU NE OLURSA OLSUN ÇEKECEĞİM. Sürekli aynı şeyi söylüyorsun. "Gitmeni istemiyorum." Neden? Neden istemiyorsun?"
Neden mi istemiyorum? O zaman dananın kuyruğu kopsun. Öfkeyle sağ bileğinden tuttuğum gibi kendime çektiğimde vücutlarımız birbirine yapışmıştı. Şaşkınlıkla attığı çığlık dudaklarımın 1 santim önündeydi.
"ÇÜNKÜ SENİ SEVİYORUM BERFU. NEDEN ANLAMIYORSUN? SENİ SEVİYORUM."
Oh be! Söyledim işte! Söyledim!
Adrenalin yükselmesiyle bileğini biraz sıkı tutmuş olacağım ki bakışlarını oraya indirdiğinde hemen elimi çekip özür diledikten sonra kızaran yere küçük bir buse bıraktım.
İçimde oluşan rahatlamaya ve onun yüzündeki şaşkınlığa kahkahalarla gülmek istiyordum. Ama duramam ve Berfu yanlış anlar diye kendimi sıkmak zorunda kaldım.
"Ne dedin sen?" diye fısıldadığında elimi uzatıp her zaman yeri olması gereken yanağına koydum. Kapanan gözlerinden yaşlar süzülmeye başladığında içimden bir parça koptu sanki. Benimde gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Titreyen sesimle, "Doğru duydun Kar Tanesi. Seni seviyorum. Hem de o kadar uzun zamandır seviyorum ki, hiç bir fikrin yok." diye fısıldadım.
"Neden şimdiye kadar hiç bir şey söylemedin?" Nasıl söyleyebilirdim ki güzelim? Ucunda seni sonsuza kadar kaybetme riski vardı. Korktum, hem de çok korktum. "Çok uzun hikaye Berfu, çok uzun. Ailelerimiz bir gitsin, sana her şeyi anlatacağım." Gözlerinden hala süzülen yaşları baş parmağımla sildim. "Şimdi kendini toparla ve eve git. Annen şüphelenmesin. Zaten sabah 6'da yola çıkacaklar. Ondan sonra beraberiz, tamam mı?"
Alnına tüm sevgimi anlatan bir öpücük bıraktıktan sonra arkasını dönüp binaya doğru bir kaç adım atmasını hayal kırıklığıyla izledim. Gitmesini istemiyordum. Durduğunda bir adım atarak bekledim. Belki koşup sarılırdı boynuma.
"Ama... ama senin? Sevgilin?" Ah be güzelim, takıldığın konu bu mu? Sadece sen varsın.
Başımı gökyüzüne kaldırıp içime derin bir soluk çektikten sonra yine sevdiğim kıza baktım. "Sevgilim falan yok benim. Annemleri susturmak içindi hepsi. Sen merak etme ve üzülme. Dediğim gibi yarın sana her şeyi anlatacağım." Bu nasıl bir rahatlamaydı böyle?
Tekrar dönüp binaya doğru bir adım attığında dayanamayacağımı anladım. Yapamazdım, öylece gitmesine izin veremezdim. "Kar Tanesi." Kısaca gözlerimi çevrede gezdirirken kalp atışlarım gittikçe hızlanıyordu. "Sen gelsene bir." diye montunun yakasından tuttuğum gibi binanın duvarına yasladım. Demek ki neymiş? Böyle sahneler sadece filmlerde olmuyormuş.
Berfu'yu bedenimle duvar arasına hapsettiğimde bakışlarında panik olsa da, sonra gözlerimin içine baktığında sevgisini iliklerime kadar hissettim. Dünya'nın en güzel hissi, ölümüne sevdiğin insanla aynı duyguları paylaşmak. Yüzümü yüzüne yaklaştırdıkça nefesinin sıklaştığını hissedebiliyordum. Nefesini dudaklarımda hissettiğimde ise artık her şey için çok geçti. Bu noktadan geri dönüşüm yok.
Yumuşak dudakları dudaklarımla buluştuğunda zaman durdu. Benim için her şey anlamını yitirdi. Bu aşk için çektiğim bütün acılar silinirken sevgim kat kat daha da büyüdü.
Ailelerimizden bir gören olmasın diye geri çekilmek zorunda kalsam da alnımı alnına dayayıp bir süre baş dönmemin geçmesini bekledim. . "Bunun için... bunun için ne kadar zamandır bekliyorum, ne kadar zamandır hayaller kuruyorum biliyor musun?" Zor da olsa fısıldayarak konuşabilmiştim. Ben konuşuyordum ama Berfu benden daha beter bir durumda, bana hala şok içerisinde bakıyordu. "Artık gitmelisin. Biraz daha bu şekilde durursak, seni kolundan tuttuğum gibi önce bu mahalleden, sonra bu şehirden, belki de bu ülkeden kaçıracağım. Hiç kimsenin bize karışamayacağı, bizi bulamayacağı bir yere..."
Berfu zor da olsa dayadığım duvardan ayrılıp binaya doğru ilerlerken arkasında hayallerine kavuşmuş, çok mutlu bir Mert komiser bırakmıştı.
