İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 29 · 8 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 29

27. Bölüm

27. Bölüm:

"Seni, sessizken sadece önemseyenler duyabilir."

-Bernard Shaw

〽️

"Hiç değişmemişsin ufaklık, hala yıllar önce tanıdığım o çılgın kar tanesisin."

Aklımdan onca geçen cümleye rağmen gidip yine ona ufaklık dedim. Aferin sana Mert. Sen katıksız bir salaksın! Ben o cümleyi kurduğumda gözlerindeki o ışık sönmüş içine kapanmıştı. Sürekli parmaklarıyla oynayıp bir yandan da yan camdan dışarıyı izliyordu. Her ne kadar bir şeyler söyleyip durumu düzeltmem gerektiğini bilsem de yapamadım, konuşamadım. Sessiz geçen yolculuğun ardından cinayetlerin işlendiği siteye sonunda ulaşmıştık.

İçimdeki suçluluk duygusundan ve ne söyleyeceğimi bilemeyerek sadece "Ben yürüyüş yoluna bakan evlerin sakinlerinden ifade alırken, sende arka kısımdaki evlere git. 30 adet villa var. 15'i sende, 15'i de bende." dedikten sonra torpido gözündeki ajandamı alıp arabadan çıktım. Daha da fazla batırmamak için susmam gerekiyordu. Ayrıca açıklama yapacak bir şey de bulamıyordum ki.

Kusura bakma Berfu, yıllardır sana sürekli seni kızdırmak için ufaklık diyorum ama aslında sana aşığım mı diyeceğim? Bu seferde istemeyerek söylemiştim. Dilimi eşek arısı soksaydı keşke de onun o gözlerindeki ışığın sönüşünü görmek zorunda kalmasaydım.

Peşimden Berfu da arabadan çıktıktan sonra ikimizde kendi yollarımıza doğru ilerledik. Her adımımla beynimdeki iç sesim beni yiyip bitiriyordu. Neden bu işi beceremiyorum gerçekten bilmiyorum. Halbuki yıllarca, buraya döndüğümde neler yapacağımı, neler söyleceğimi kafamda kurup durmuştum. Beynimle ağzımın farklı mesai yaptığı bir gerçek. Artık bunu anladım.

Yürüyüş parkına ve ormana bakan ilk eve karşıdan bir süre baktım. Evet, direk parkura bakıyordu fakat çam ağaçlarının boyundan dolayı yoldan kimin geçtiği veya orada bir cinayet işlendiği görülemezdi. Kendi etrafımda bir tur attıktan elektrik direğine sabit kamerayı buldum. Bizde ki raporlara göre yürüyüş yoluna bakmıyordu ama şu an direk yola bakmasının tek sebebi olabilirdi, o da düzeltilmişti. Cinayetler işlenirken biri müdahale edip yönünü mü çevirmişti? Yoksa bu olaylardan sonra mı parkura çevirmek akıllarına gelmişti?

Yaklaşan adım seslerini işittiğimde geldiğim yola baktım ve bana doğru gelen güvenlik görevlisini gördüm. "Merhabalar, karşılayamadım kusura bakmayın. Kameralarla ilgileniyordum. Cinayet bürodan değil mi?"

Sorduğu soruya başımı salladıktan sonra elimi uzattım. "Cinayet Büro Amirliğinden Komiser Mert Karan. Kameralarla ilgileniyordum demiştiniz. Nedenini sorabilir miyim?"

"Memnun oldum Komiserim, bende Gürkan Şen. Kameraların açılarıyla sürekli birisi oynuyor. Görüntülere yakalanan da yok, bir türlü anlayamadık. Onları tekrar doğru yönlerine çevirmekle uğraşıyordum."

Bir süre düşündükten sonra doğru olana karar verdim. "Kayıtları alması için bir kaç kişiyi göndereceğim. İş birliği içinde olabilirseniz sevinirim." Bu konu hakkında uzman bir ekibimiz vardı. Gözden kaçan en ufak bir ayrıntıyı bile yakalayabilecek en iyi ekip. Umarım bu görüntülerden bir şey çıkar.

"Tabi ki Komiserim, elimizden gelen her şeyi yapmaya hazırız." Başımla kısa bir onay verdikten sonra bakışlarımı tekrar ilk eve çevirip ilerlemeye başlamıştım ki durup tekrar Gürkan beye baktım.

"Kaç adet kamera var Gürkan bey?"

"Site içerisindeki belli noktalarda toplam 30 adet kameramız var." 30 adet kamera var ve birisi ya da birileri hiç üşenmeden tüm kameraların yönlerini değiştirmekle uğraşıyor. Enteresan.

İlk evin verandasındaki merdivenleri çıktıktan sonra zile basıp beklemeye başladım. Biraz uzun sürse de kapıyı 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu açtığında sert mizacım yok olup Berfu'nun yanındaki Mert'e dönmüştüm.

"Merhaba, annen veya baban evdeyse onlarla görüşebilir miyim?" Bu nasıl bir sorumsuzluktu? Sitede cinayetler işleniyor ve elini kolunu sallayarak ortalıkta bir katil dolaşıyor, insanlar çalan kapılarını çocuklarının açmasına müsade ediyor. Gerçekten pes! Şimdi bu çocuğun başına bir şey gelse kim sorumlu olacak?

Çocuk başını yana çevirip omzunun üzerinden "Anne!" diye seslendikten sonra ilk önce adım sesleri ardından da esmer bir kadın görüş alanıma girdi. Gündüz vakti ve evde olmasına rağmen oldukça şık görünüyordu.

Kadın bana kaşları çatık, kim olduğumu çıkartmaya çalışır bir şekilde bakarken gözlerimle çocuğu işaret ettim. "Anneciğim, ben bu amcayla konuşurken sende oyuncaklarını toparlayabilir misin?" Küçük kız çocuğu başını sallayarak masum masum uzaklaştıktan sonra "Buyrun?" dediğinde kadına güzel bir ayar çekmemek için kendimi çok zor tuttum.

"Ben Cinayet Büro Amirliğinden Komiser Mert Karan. İşlenen cinayetlerle ilgili bir kaç sorum olacaktı." Umarım bu sitede 3 cinayet işlendiğini hatırlatmak zorunda kalmam. Zira unutmuş gibi davranıyorlar.

"Ama biz zaten ifademizi vermiştik." Hep aynı cümleyle karşılaşmak zorunda mıyım acaba?

Yine de anlayışla başımı salladım. "Biliyorum, dosya ekibime devredildi. O yüzden tekrardan bir kaç soru sormam gerekiyor." Kadın bir içeriye bir bana baktıktan sonra ekledim. "Kapının önünde konuşabiliriz, sorun değil." Kapıyı hafif çekip bir adım dışarı çıktıktan sonra kollarını göğüsünde kavuşturdu. "Öncelikle isim soyisim alabilir miyim?"

"Zehra Taşpınar."

Cebimden çıkarttığım ses kayıt cihazının açma tuşuna bastıktan sonra elimde tuttuğum açık ajandamın üzerine bırakıp notlarımı almaya başladım. "Zehra hanım, merhumları tanır mıydınız?"

"Pek sayılmaz. Burada herkes birbirini tanır ama pek samimiyet yoktur. Sadece isim olarak tanıyorum ve bir kaç kez otoparkta veya davetlerde karşılaştığımızda selamlaşmışlığımız var." Sık sık saçlarını kulaklarının arkasına ittirip ardından da kollarını tekrar göğüsünde kavuşturuyordu.

"Peki, sitede samimi olduğunuz herhangi biri var mı?" Bu soru, soracaklarım listesinde yoktu tabi ki.

Yan eve baktığında bende bakışlarımı o tarafa çevirdim. "Sadece ailecek De Luca ailesiyle görüşürdük." Geçmiş zaman?

"Anlıyorum." diye mırıldandığımda bir de yan eve geçtiğimde bu konu hakkında konuşmayı aklıma not ettim. "Bu öldürülen 3 kişinin arasında herhangi bir bağlantı var mı sizce? Kendi aralarındaki düşmanlık olabilir veya başka bir kişi ile tartışmaları olabilir."

"Hayır, daha önce de dediğim gibi bu sitede iletişim sorunu var. Bir kaç kişi sadece bir kaç komşusuyla görüşür, konuşur o kadar. Vefat eden kişilerin hiç öyle bir durumlarıyla karşılaşmadım."

"Son olarak, Cinayet saatlerinde yani, 28 ekim sabah 07:00 civarında, 1 Kasım sabah 10:00 civarında ve 6 Kasım sabah 08:00 civarında nerede olduğunuza dair şahidiniz var mı?"

"28 Ekim saat 07:00'da evde oluyorum. Kendim iş için hazırlanırken kızımı da okul için hazırlıyorum. Eşim de bizimle aynı anda evden çıkıyor. Zaten annemde bizde kalıyor ve bir de yardımcımız var. 1 Kasım günü o saatlerde işte oluyoruz. Bir tek annem evde oluyor. Zaten o da 68 yaşında diz ağrıları olan bir kadın. Günün çoğunu oturduğu koltukta geçiriyor. 6 Kasım sanırım pazar gününe denk geliyor. Mutlaka o gün, o saatte uyuyorduk. Yine buna da aynı kişiler ve evde oluşumuzu evin içindeki bazı güvenlik kameraları şahitlik edecektir." Güler gibi olduğunda soğuk bir ifadeyle bakıp elimdeki kalemi hafif hafif ajandama vurup bekledim. Pek gülecek bir vakit değildi ve ne kadar şahidiniz olursa olsun evinizin önünde işlenen cinayetin şüphelisi olursunuz. Aksi kanıtlanana kadar.

Ses kayıt cihazının düğmesine bastıktan sonra ceketimin cebine koydum ve ajandamı kapattım. "İşbirliğiniz için teşekkür ederim Zehra hanım. Lütfen yurtdışına çıkmayın veya şehir dışına çıkmanız gerekirse mutlaka bize haber verin." Başımı bir kez aşağı salladıktan sonra topuklarım üzerinde dönüp veranda merdivenlerinden indim ve yandaki villaya doğru ilerledim.

Kapıyı çaldığımda kapıyı evin yardımcısı olduğunu tahmin ettiğim, beyaz gömlek ve siyah etekli, orta yaşlarda bir kadın açtı. "İyi günler hanımefendi, Ben Cinayet büro amirliğinden komiser Mert Karan. Ev sahibi ile görüşmem mümkün mü?"

Ellerini önünde kenetli bir şekilde duran kadın fazlaca duygusuz ve mimiksiz bir şekilde bakıyordu. "Üzgünüm efendim. Ev sahibi Dante De Luca bey, çok yoğun bir iş insanı olduğu için şu an evde değil." Nedense bu söylediği pek inandırıcı gelmemişti. Bu kadar detayı bir an da vermesi garipti. Notlarımda bu adamın önceki sefer de ifadesinin alınamadığını okumuştum ve ne yazık ki evde olduğunu tahmin etsem de yapabilecek bir şeyim yoktu. Bir arama iznine ihtiyacım vardı.

Yine de, "Peki ya eşi?" diye sordum. Yan villadaki kadın ailecek görüştüklerini söylemişti.

"Gamze hanım sizlere ömür efendim. Kendisini 7 ay önce bir trafik kazasında kaybettik."

"Ah," sol elimle ensemi kaşırken mahçubiyet yaşıyordum. Böyle zamanlarda konuşmayı pek beceremediğim için bir süre durduktan sonra devam ettim. "Başınız sağolsun. Dante bey tek mi yaşıyor peki?"

"Küçük bir kızı var."

"Anlıyorum. Geldiğimi iletebilirsiniz sevinirim. İfadesine başvurmamız gerekiyor."

"Tabi ki efendim. Ben kendisine iletirim." Yahu bu kadının içine robot mu kaçmış? Konuşma şekli adeta programlanmış bir robot gibi.

Bu işin peşine daha çok düşmeyi de aklımın bir köşesine not ederek geriye kalan 13 villayı tek tek gezdikten sonra sonunda herkesle konuşmayı başarabilmiştim. Ama ne yazık ki sonuç hep aynıydı. Herkes birbirini tanıyor ama samimi değil. Ve nasıl oluyorsa hiç kimsenin birbiriyle hiç bir problemi yok.

Otoparka gittiğimde henüz Berfu'nun dönmediğini fark ederek kaputun üzerine oturduktan sonra ajandamı açıp tüm ifadelerde tek tek göz gezdirmeye başladım. Bir yerde bir şey kaçırıyordum ama ne? Herkesin bu kadar masum, problemsiz, iyi geçiniyor olması bana oldukça garip geliyordu. Ya gizledikleri ya da korudukları biri olduğu beynimi kemirirken Berfu'nun o tatlı sesi kulaklarıma doldu.

"Komiserim geldim." İster istemez yüzümde oluşan gülümsemeyle ona baktığımda oldukça yorgun göründüğünü fark ettim. Belki de ilk defa bu kadar yoğun çalışıyordu ama ben üstesinden gelebileceğine adım gibi eminim. Çünkü o benim çılgın Kar Tanem.

"Kimse yokken bana böyle demek zorunda değilsin."

"Kendimi alıştırmak istemiyorum. Diğerlerinin yanında bir pot kırmamak adına." Senin o güzel düşüncene kurban olurum ben. Aslında haykırasım var aramızdakileri, kalbimdekileri ama hepsi seni korumak için güzelim.

Konuyu daha fazla uzatmak istemedim. "Neler buldun? Anlat bakalım?"

"Sadece ilk girdiğim evde, merhum Ayşe Kaplan'ın yakın arkadaşı olan Berna Kaya vardı. Geri kalan herkes birbirini tanıyor, ama samimi değil. Hep kalıplaşmış cümleler, kimsenin kimseyle bir problemi yok ve kimsenin de düşmanı yok."

Neden söyledikleri fazlaca tanıdık gelmişti acaba? "Al benden de o kadar." İçime derin bir soluk çektim. Aklımı kurcalayan çok soru vardı. "Sadece 4 numaradaki şahısla görüşemedim. Yardımcısından aldığım bilgilere göre, adam kızıyla birlikte yaşıyor. Karısı 7 ay önce bir trafik kazasında ölmüş. İtalyan iş insanı, Dante De Luca." Berfu'yu bir süre kaşları çatık bir şekilde düşünürken izledim. Sanırım o da benim gibi bu ismi daha önce duymuştu. "Onu daha sonra tekrar ziyaret ederiz. Ya da direk şirketine gideriz."

"Gelirken de elimiz de bir şey yoktu, şimdi de yok." Hayıflanmasına tok bir şekilde gülerek tepki verdim. Sabırsızdı ve hemen sonuca ulaşacağımızı düşünmüştü sanırım.

"Acele etme kar tanesi, serüvene daha yeni başlıyoruz."

...

Güneşin gökyüzündeki kaybolmaya yüz tuttuğu vakitte, Mert ve Berfu bir çift göz tarafından izlendiklerinden bir haberdi. Bir eli siyah kumaş pantolonun cebinde iki genci pencere önünden izleyen adam, viskisinden bir yudum daha aldı ve yüzüne o meşhur gülümsemesi yerleşti.

İlk başta benzerlik karşısında biraz şaşırsa da, içeride 40 tilkinin birbirini kovaladığı beyninde planlar şekillenmeye başlamıştı her zaman ki gibi. Kimilerini oldukça üzecek, kimilerini de oldukça memnun edecek planlar...

Bir adım geriye doğru çekildiğinde çatı katı odasının karanlığına karışmıştı ama arkasında hissettiği varlık ile bakışlarını ona çevirip yere tek dizinin üzerine çöktü.

"Artık her şey yoluna girecek mio angelo."

...

Bölüm sonu

2 yorum

  • teori: Bence berfunun giydiği montta o kan şeylerinden vardı ilacı da bilerek ölmüş gibi görünsün diye verdiler

    1Yanıt