26. Bölüm:
"Biz olsak, bir olsak, hayat olsak..."
-Komiser Mert Karan
〽️
Berbat bir uykunun ardından zorlukla gözlerimi açtım. Bir süre bomboş gözüken ama aslında üstünde sevdiğim kızın olduğu tavana baktım. Hiç ses olmadığına göre hala uyuyor olabilir miydi? Uzanıp komidinin üzerinde duran telefonumu aldıktan sonra saate baktım. Daha sabahın 6'sıydı. Havanın hala gri tonlarda olmasına şaşmamalı. Yatakta doğrulup oturduktan sonra yere gelişi güzel attığım tişörtü alıp başımdan geçirdim. Normalde fazlasıyla düzenli bir insan olmama rağmen bu aralar bir tişörtü katlamak bile çok zor geliyor.
Gerekli ihtiyaçlarımı giderdikten sonra kendime bir spor çantası hazırlayıp herkes henüz uykudayken evden çıktım. Spor yapıp kafamı dağıtmaya ihtiyacım vardı. Dün Berfu'lardan çıktıktan sonra mahalleden bir arkadaşımı arayıp gittiği spor salonunu öğrenmiştim ve ardından salonu arayıp kaydımı yaptırmıştım. Spor kafamı dağıtmak ve düşünmek için öncelik olarak tercih ettiğim bir şey.
Sporumu yapıp salonun duşlarında duşumu aldıktan sonra arabama atladım ve yeni görev yerime sürdüm, cinayet büro amirliği. Bakalım bu serüven bana neler katacak ya da benden neler alacak? Berfu ile karşılaşmaya hazır mıyım? Aslında onu istemeden de olsa üzdüğüm için kendime çok kızgınım. Ama artık her gün onu göreceğim için de deli gibi heyecanlı ve sevinçliyim.
Otoparka girdiğimde etrafa bakındım ama sonradan Berfu'nun aracını bilmediğim kafama dank etti. İnsan biraz gözlemler, sorar kafasız Mert. Umarım ondan önce gelmişimdir de beni gördüğünde sürpriz olur. Tabi bana çok kızgın değilse...
3. Kata çıkıp artık ezberlediğim tarzda olan Hakkı amirin kapısını iki kez tıklatarak "gel" sesini bekledim. Komutu duyduğumda ise kapıyı açıp içeri girdim ve beni 50'li yaşlarının ortasında, babacan görünüşlü bir adam karşıladı. Mardin'deki amirimle olduğu kadar yakın olabilir miydik bilmiyorum ama bana onu çok anımsattığını söyleyebilirim.
"Amirim." Selamımı verdikten sonra kendimi tanıttım ve işaret ettiği ofis masasının önündeki tekli koltuğa oturdum.
"Mert, eski amirinin senden övgüyle bahsettiği kadar varmışsın. Az önce dosyalarını incelemeyi bitirdim." Gözleriyle masadaki bir takım dosyaları işaret edince benimde gözlerim oraya kaydı. Ben buraya erken geldiğimi zannediyordum ama anlaşılan o ki Hakkı amir daha da erkenci. "Çok uzatmayacağım, bu kadar birinciliği ve başarısı olan adama ekibimize hoş geldin demekten başka bir şey söylenmez." Gururum okşansa da mahçup bir şekilde teşekkür mırıldandım. Masasındaki sabit telefonu eline aldıktan sonra bir kaç numara tuşladı. "Zeynep, kızım tüm ekibi benim odama toparla, toplantı yapalım."
Gelelim kuru fasulyenin faydalarına... Şimdi Berfu içeri girecek ve beni görecek. Bunu düşündüktükçe kalbim hızlanmaya başladı. Acaba kızgın mıdır? Üzgün mü? Belki de mutlu olur ya! Ekibin geri kalanı gelene kadar Hakkı amir, 6 yıldır burada olduğundan fakat bu ekibi yeni topladığından bahsetmişti. Aslında kesik başlı cinayetlerin ortaya çıkmasıyla özel kurulan bir ekipmiş. Bu dava çözüldükten ve katil demir parmaklıkları boyladıktan sonra başka görevler de almaya başlayacakmışız.
İlk önce kapının ardındaki koridorda adım sesleri yankılanmaya başladı. Ardından konuşma seslerinin uğultusu. Her ne kadar Hakkı amiri dinliyor gibi gözüksem de aklım kapının ardındaydı. En sonunda kapı yumuşak bir şekilde tıklatıldığında Hakkı amir tok sesiyle "gel." diye seslendi. Birden bir çok kişi odaya doluşup toplantı masasına yerleşirken benim gözlerim görmeyi istediğim tek kişiyi atıyordu. İçeri en son giren Berfu, sanki bir mıknatıs etkisinde gibi başını kaldırdı ve uğruna ölünesi o gözleri beni buldu.
Ama bakışları tahmin ettiğim gibi değildi. Soğuk ve uzaktı... Eminim şu an içinden "daha kötüsü olabilir miydi?" diye düşünüyordur. Bir an tüm moralim alt üst olsa da içimden destekleyici bir şekilde kendine gel Mert! dedim. Güçlü olmalısın... güçlü olmalısın ki ikiniz için de bu aşkı yürütebil. Yüzüme biraz kendinden emin bir gülüş yerleştirdim. Ağır hareketlerle yerimden kalkmaya çalıştım ama bu alçak, deri koltuktan bu boyla kalkmam pek havalı değildi. Emin adımlarla ilerleyip tabi ki Berfu'nun karşısına oturdum.
Her bir ayrıntısını ezberlemeye çalışır gibi gözlerimi bir süre yüzünde gezdirirken, masanın üzerinde duran kollarındaki koyuluklara takıldım. Bu dövmeleri neden dün fark etmemiştim? Tabi, uzun kollu vardı üzerinde. Acaba bir anlamları var mıydı? Benimde sol göğüsümden başlayıp sol koluma yayılan dövmelerim var. Hepsini Mardin'de her umutsuzluğa kapıldığımda yaptırmıştım. Aslında Akademiye girerken dövme olmaması şartı var ama sonrasında yapılan dövmelere kimse müdahale etmez.
"Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar. Bu ekibi toplamam biraz uzun sürdü. Ama sonunda beklediğimize değdi." Berfu üzerindeki transımdan zorla çıkıp bakışlarımı yeni amirime çevirdim. "Bu ekip henüz bir vakayla görevlendirilmedi ama artık bu durumun sonuna geldik. Artık aktif bir şekilde sahalardayız. Hepinizin birbirinizle tanıştığını düşünüyorum." Herkes olumlu mırıltılar çıkartırken veya başıyla onaylarken ben tepkisiz kaldım çünkü Berfu dışında kimseyi tanımıyordum. Ayrıca onu evvelden tanıdığımı da henüz kimseye söyleme gibi bir niyetim yok. Burada Hakkı amirden sonraki adam olduğum için kayırdığım düşünülüp Berfu'nun üzerine gidilmesini istemiyorum. Bu tarz şeyler bu meslekte çok oluyor ne yazık ki.
"Bugün sizleri aramıza en son katılan arkadaşınızla tanıştıracağım ve arkasından ilk vakamızı anlatacağım. Komiser Mert Karan'la tanışın. O, bundan sonra benden sonraki adamdır. Benim olmadığım yerde onun sözünü dinleyeceksiniz." İşte bu Berfu'ya büyük bir şok olmuştu. Şaşkınlıktan ağzı biraz açılınca masanın üzerinden uzanıp elimle kapatmak istedim. Aslında ağzımla da ağzını kapatabilirdim fakat... sanırım o şu an burada uygun olmazdı.
Hiç bitmeyeceğini sandığım bir şekilde tebrikleri kabul ettim. Sanırım arada bir kaç kişi 2-3 kez hoş geldin demişti. T*şak mı geçiyor lan bunlar benimle?
Sonunda Hakkı amir tekrar konuşmaya başladığında kurtuldum. "Gelelim ilk vakamıza. Çok da uzak olmayan bir ilçemizde bazı cinayetler işlendi. Bulunan ilk bulgulara göre, bir seri katilimiz var. Semt zengin bir semt ve lüks bir sitenin arazisinin içindeki ormanda işleniyor cinayetler."Slayt perdesine görüntüler yansımaya başlayınca dikkatler oraya döndü. Özetle, toplamda 3 cinayet vardı ve hepsinin işlenme tarzı aynıydı. Kesik bir baş ve sanki hiç kesilmemiş gibi yerine tekrar konmuştu. Tabi kopuk bir şekilde. Ayrıca hepsinin sol elinde keskin bir cisimle yapılmış X işareti vardı. "Zeynep hepinize detayları içeren dosyaları verecek. Dağılabilirsiniz."
Herkesin önüne tek tek dosyalar bırakılırken göz ucuyla Berfu'yu takip ediyordum. Amacım aynı anda odadan çıkmak ve koridorda biraz sohbet ederek yumuşamasını sağlamaktı. Ama ayağı takılıp tökezleyince adımlarım yarıda kesildi ve onu tutmakta geciktim. Çünkü biri zaten tutmuştu.
"Dikkat et güzellik, sen bize lazımsın." Lan! Lan! Lan sen kimsin? Sen kimsin benim güzelime güzellik diyorsun? Ben senin o kafanı tutup evirip çevirip g*tüne sokmaz mıyım?
Berfu o ite gülümseyip "teşekkürler." diye mırıldandığında yumruklarımı sıkmış alt dudağımı dişliyordum. Berfu başını kaldırıp beni fark ettiğinde eminim ki gözlerimden çıkan ateşleri de görmüştü. Bakışlarım bileğine kaydığında o hödüğün eli hala sevdiğim kızın bileğindeydi. Durumu fark eden Berfu hızla elini kurtardığında odadan çıkmak için bana doğru gelmeye başladı. Gel güzelim, gel. Yerimden kıpırdamayarak bana temas etmesini sağladıktan sonra öldürücü bakışlarımı Hakan denilen Şebek kılıklı herife çevirdim. Sarı çiyaaaaaan.... Yüzüne yan bir gülümseme oturduğunda görmemem için de başını eğmişti. Anlaman güzel bir şey Hakan komiser!
Berfu'nun arkasından koridora çıktığımda yolu yarıladığını fark edip "Berfu!" diye seslendim. Kar tanesi diyememek dilimde acı bir tat bırakmıştı.
Bana döndüğünde tüm öfkesini üzerime kusmaya hazırdı. İşte böyle bebeğim. Susma, susmak çare değil. Konuş benimle. "Ne işin var burada?"
Biraz salak rolü yapabilirim değil mi? "Buraya tayin olduğumu biliyorsun." Rahatlığım onu daha da sinirlendirmişti.
"Ondan bahsetmiyorum Mert abi. Neden bu ekiptesin? Sen terörle mücadeledeydin." Sebebi sensin diyorum neden anlamıyorsun? Gerçi bunu sürekli içimden söylüyorum anlamaması gayet doğal.
O vereceğim cevabı merakla beklerken anlamış gibi bir tavır takınıp gülümsedim. Babanda mı tiyatrocu be oğlum. Ne roller kestin be! "Yahu hani bahsetmiştim ya, amirim beni de buraya tayin ettirdi diye. Onun ekibinde yer yokmuş, Hakkı amirle de çok yakın arkadaşlar. Zaten dönem dönem benden bahsedermiş. Buraya tayinim çıkınca da beni de ekibe almak istedi bende kabul ettim." Neyse daha fazla zorlamayalım değil mi ama? "Sen onu diyorsun. Hayır, hayır. Senin bu ekipte olduğunu bilmiyordum. Tamamen tesadüf. Seni kontrol etme veya burada abilik yapma gibi bir amacım yok."
Abilik mi? Sanırım kusacağım, 1 dakika.
"Tamam." diyerek tam arkasını dönmüş gidiyordu ki koluna yapıştım. "Hesap sorma faslın bittiyse eğer, sana bir şey soracaktım. Kimdi o içeride kolunu tutan? Aranızda bir şey mi var?" Oğlum bu ihtimal dahilinde mi ya? Ben bunu neden şu an düşünüyorum? Ya sevgilisiyse?
Bana biraz daha atar yapıp lafları sokuşturduktan sonra o dallamanın sevgilisi olmadığına kanaat getirerek dövmelerini sordum ama onlar hakkında da kaçamak cevaplar verdi. Aklımın bir köşesine o dövmelerin sırrını çözmeyi not ederek şimdilik boş verdim. Havalara bak, bir de bana asker selamı vererek topuklarının üzerinde döndü ve kıvıra kıvıra uzaklaştı. O kıvırmanın cezası belli de, neyse...
Artık ofisim olacak olan odaya girdiğimde şansa bakın ki tek boş olan masaya, Berfu'nun yanındaki masaya yerleştim. Bu şekilde daha önce hiç çalışmamıştım. Her zaman kendi odam olmuştu ama Berfu ile birlikte olacaksam benim için sakıncası yok.
Herkes bir şekilde yerine yerleşmiş ve ilk vaka heyecanıyla elindeki dosyaya bakıyordu. "Evet arkadaşlar, dosyayı incelerken sesli yorum yapmanızı istiyorum. Beyin fırtınası yaparsak daha çok fikir edinmiş oluruz." dediğim de herkesten onaylayan sesler yükseldi.
"2 kadın, 1 erkek olmak üzere toplam 3 kurbanımız var. Hepsinin öldürülme biçimleri ve kullanılan cinayet aleti aynı." Bu sınıfın çalışkan tipi olan kızlar vardır ya hani, ona benzeyen bir kızdan geldi.
"Adli tıp uzmanının raporuna göre 3'ü de ilk önce öldürülmüş ve ardından başı gövdesinden muntazam bir şekilde kesilmiş. İlk darbenin henüz ne olduğu yazmıyor. Hepsinin de sol elinde X işareti var." Bunu adının Emir olduğunu öğrendiğim bir çocuk söylemişti.
"Bu işaretin bir anlamı var ama ne?" Berfu yanımda mırıldandığında benim aklım bu konuya girmişti. Tabi bir kaç ihtimal aklıma geliyor.
-Birine bir mesaj gönderiliyor olabilir.
-Adalet sağladığını düşünen ve ceza verdiğini düşünen biri olabilir.
-Bu işaret seri katilimizin imzası olabilir.
"Kamera kayıtları?"
"Sitede fazlaca kamera olmasına rağmen, ne hikmetse yürüyüş parkurunda hiç yok. Sadece parkurun girişini gören bir kamera var. Ama ne yazık ki her sabah, neredeyse tüm site sakinleri yürüyüşe çıkıyor." Çok zekisin değil mi sevgili katil? Belki de bu işi yaparken tek başına değilsindir?
"Madem o kadar kalabalıklar, nasıl hiç kimse cinayeti görmez?"
"Parkur çok uzun ve yollar dolambaçlı. İşte fotoğrafları dosya da var."
"Peki maktüllerin üzerinden her hangi bir not çıktığına dair bir bilgi var mı? Ben göremedim." Herkes aklındakileri bir bir söylerken bende bir yandan dosyayı karıştırırken bir yandan da atlamış olabilir miyim diye oradakilere sordum.
"Hayır, her hangi bir not bulunmamış." O zaman bu X işaretinin bir imza olduğu aklıma daha çok yatıyor. Bu şekilde zeki seri katiller mutlaka arkalarında bir iz bırakırlar. Bırakırlar ki ünleri duyulsun. Ünleri duyuldukça da insanlar ondan korksun.
"Hepsinin üzerinde spor kıyafetleri var. Ormanlık alanda da zaten bir yürüyüş parkuru varmış ve maktüllerde hep yürüyüş parkının etrafındaki ağaçlık alanda bulunmuş." diyen Berfu'ya bakışlarımı çevirdiğimde göz göze geldik ve bir an irkildi. Sanırım iş bakışım onu ürkütmüştü. Aslında her zaman, herkese karşı bu şekildeyimdir ama ona bakışlarım hep farklı olmuştu. Yine de ister istemez bakışlarım ona bakarken yumuşayınca bakışları bir süre gözlerimde takılı kaldıktan sonra yine dosyasına döndü.
"O zaman ilk iş olarak o parkurda sporu yasaklayacağız. Ardından komşularla biraz sohbet edelim."
Berfu, "Zaten yakın çevredeki tüm komşuların ifadesi alınmış. Dosya da hepsinin ifadesi var." dediğinde tekrar bakışlarımı ona çevirdim.
"Ama biz almadık." diye sadece onun duyabileceği şekilde mırıldanırken gözleri genişledi. Ellerini bir an masanın üzerinde amaçsızca gezdirip bir kaç kalemi masanın üzerinden yere doğru gönderince ifademi bozmadan bakmaya devam ettim. Tamam, kabul ediyorum. 3 numara olan seksi bakışımı atmıştım ve hayır, kesinlikle aynanın önünde bunu çalışmıyorum.
"Ben Berfu'yla beraber gidip tekrardan ifadeleri alırım." Ben senin ebenin ifadesini almaya gideyim diyorum Hakan ne dersin? Senden de selam iletirim.
Berfu'yla aynı anda odanın ortasında, elleri cebinde bekleyen adama baktığımız da yüzünde seksi sandığı yan bir gülümsemeyle bekleyen adama döndük. Bak mesela onunda bu gülümsemeyi aynanın karşısında çalıştığına yemin edebilirim ama kanıtlayamam.
Aslanım, senin bu gülüşüne çoğu kızın mest olduğuna eminim ama benim Berfu'm böyle numaralara düşmez. Dişlerini midene göndermeden önce uzasan iyi edersin. Demek için can atıyordum ama diyemiyorum. Neden? Çünkü hangi sıfatla? Abi sıfatı? Bunu yapmam Berfu'yu kendimden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Berfu'nun tam ağzını açmış kabul edeceğini fark edince hemen konuştum. Zaten kızcağızın itiraz etme gibi bir şansı da olamazdı. Hakan onun üstüydü fakat ben de Hakan'ın üstüyüm. "Sen burada kal Hakan. Dosyayı incelemeye devam edin. Ben Berfu ile giderim. İfadeleri kendim almak istiyorum."
İşte o kadar! Dağılabilirsiniz...
Yürek yemiş olan Hakan kaşları çatık bir şekilde bana bakınca gözlerimi kısarak bende ona karşılık verdim. En sonunda baş onayıyla geri dönüp masasına ilerlediğinde elimdeki kalemi kafasına atıp pekmezini akıtmamak için zor dayandım. İtici tip! Böyle kadın avcısıyım diye ortalıkta gezen maymun kılıklı heriflerden nefret ediyorum. Benimde annem, kız kardeşim ve sevdiğim bir kız var ve ister istemez onları şu Hakan'ın ağında düşününce delirecek gibi oluyorum.
Berfu'nun dalmış bir şekilde önündeki kağıdı karaladığını fark edince bir süre onu izledim. Acaba yine o güzel kafasından neler geçiyor? Saati kaçırmamak için seslenmek zorundaydım ama izlemeye de doyamıyordum. "Hazırsan çıkalım." dediğimde irkilince konuştuğuma pişman oldum.
Berfu hazırlanmaya başlayınca ben de kalkıp sandalyenin arkasına astığım deri ceketimi alıp giydim. Beraber sakin adımlarla emniyet binasından çıktıktan sonra sol elimi Berfu'nun bel boşluğuna yerleştirip arabama doğru yönlendirince hiç sesini çıkartmadan ilerledi. Hayret, ittirir veya bir gören olur diye çemkirir sanmıştım ama kuzu gibi ilerliyor bu.
Arabama yaklaştığımızda yanıma park eden motoru fark ettim. Çok iyi bir bebekti. Berfu'nun da motora baktığını fark edince "Motorları seviyorsun sanırım." derken bir yandan otoparkta gözlerimi gezdiriyordum. Hala bilmediğim aracını öğrenmem gerekiyordu. "Araban hangisi?"
Sorumla birlikte Berfu'ya döndüğümde yüzünde kendini beğenmiş, 32 diş bir sırıtma vardı. Kesin hava atacağı bir şey sormuştum. Küçükkende böyle yapardı bu ağzını yediğim. Beğeniyle baktığımız motora 2 kez pat pat vurduktan sonra konuşmaya başladı. "Bu bebek benim. Kendisi Kawasaki H2, ama adı Şukufe."
O bebek seninse, Sende benimsin bebek... Yine içimden yaptığım iğrenç bir espri daha. Zaten iyi ki bunları içimden yapıyorum çünkü insanlara bu kadar korku veremezdim.
"Güzel bebek. Adı da ayrı bir güzel. Tam senden beklenecek bir isim." Deli kız ya bir de motoruna isim koymuş. İsim de isim hani.
Arabaya bindiğimizde kemerimi taktıktan sonra kemerle cebelleşen kıza baktım. Saçları önüne düşmüş, takamadığı için dudaklarını uzatmış ofluyordu. Şimdi onu tutsam, şu büyük ellerimle yüzünü iki yanında kavrasam. Ardından bana şaşkınlıkla bakarken dudaklarına yapışsam. Onu öperken içimdeki tüm duyguları ağızlarımız yardımıyla onun içine akıtsam.
Biz olsak, Bir olsak, Hayat olsak.
Bana kızar mı?

