İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 26 · 8 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 26

24. Bölüm

24. Bölüm:

"Ben üzgündüm.

Ama onlara yorgunum dedim."

-Küçük Prens

〽️

Uzun soğuk koridorda adımlarımın sesi yankılanırken gerginlikten yumruklarımı sürekli sıkıp bırakıyordum. Sonunda yazdığım dilekçenin sonucunu öğrenmek için çağırılmıştım. Bunca zaman sabredip beklemiştim, uzak durmaya çalışmıştım ama artık olmuyor. Artık dayanamıyorum. Zaman artık aleyhime işliyor...

Hedeflediğim beyaz kapının önünde durup yumruğumu havaya kaldırdıktan sonra derin bir soluğu umut olarak içime çektim. Yumruğum kapıyla buluşup üç kez tıklattıktan sonra kalbimin atış hızını yavaşlatmaya çalıştım ama nafileydi. Dağ gibi adamın içinde neler yaşadığını kim bilebilir ki?

İçeriden "gel." komutu geldikten sonra gıcırdayarak açılan kapı kolunu kavrayıp açtım. Masanın ardında duran, 2 yıldır bana babadan farksız olan adama bakıp "Amirim." diyerek selamımı verdim.

"Gel Mert, gel. Sonunda dilekçene yanıt geldi." Derin bir soluğu içine çekip yavaş yavaş dışarı verdikten sonra elindeki kağıdı masaya adete fırlattı. O kağıt yavaş yavaş süzülüp masaya konarken benim de umutlarım kağıdın hızıyla aynı anda soldu. Sanırım cevap olumsuzdu. Halinden bunu anlayabiliyordum.

Tekrar "Amirim?" diye mırıldandığımda kağıda hüzünle bakan adamın dikkatini üzerime çekmiştim.

Yüzündeki gülümsemeyle bana bakarken artık ne bekleyeceğimi bilemiyordum. Bir duygu karmaşası içerisinde mi? "Tebrik ederim Mert, senin için çok güzel ama bizim için oldukça kötü olan isteğin gerçekleşti. İstanbul'a tayinin çıktı."

Yüzümdeki gülümsemenin gözlerime kadar ulaştığını hissedebiliyordum. Boğazımı temizleyip doğal davranmaya çalışarak, "Teşekkür ederim amirim. Peki hangi büro?" diye sordum. Bu konuda amirim benim için araya adamlar sokmuştu ama işe yarayıp yaramadığını bilemiyorum. Umarım işe yaramıştır. Gerçi yaramasa da ben bir yolunu bulur, planlarımı gerçekleştiririm.

Masanın üzerinde duran ve artık tayin belgem olduğunu bildiğim kağıdı alarak bana uzattı. "Aklındaki soruları buradan duyabiliyorum Mert. Kızla aynı ekipte olacaksın." Artık o da bana yüzündeki geniş gülümsemeyle bakıyordu. Her ne kadar hüzünlü bir an olsa da bunu ne kadar istediğimi 2 yıldır biliyordu. Yerinden kalkıp bana sarıldığında, sırtıma iki kez babacan bir tavırla vurduğunda boğazımdaki yumruyu zorlukla yutkundum. İçimde biraz hüzün ve fazlasıyla mutluluk vardı.

"Eşyalarını bir an önce toparlayıp yola çıksan iyi edersin. Hakkı amir seni bekliyor. Önemli bir cinayet dosyasında çalışacaksınız. Kesik başlı cinayetler..."

Kesik başlı cinayetler...

"Desene gider gitmez olayın içine düşüyorum." Benim mırıldanarak söylediğim şey amirimin kahkaha atmasına neden olmuştu.

"Aynen öyle oldu Mert komiserim. Hadi git şimdi ve sevdiğin kızla birlikte şu cinayetlerin sırrını çöz."

Sevdiğim kız...

...

Mardin'de görev yaptığım süre boyunca kaldığım, 1 salon ve 1 yatak odasından oluşan eve girdiğimde heyecandan içim içime sığmıyordu. Dışarıdan bakılınca ve insanların hakkımda yaptığı yorumlara göre sert ve soğuk olan bana bu durum bir kaç beden büyük gibiydi. İlk iş olarak annemlere haber vermeye karar verdim. Annem de, babam da tansiyon hastası olduğu için onlara böyle sürprizler yapmaktan kaçınıyordum. Gerçi çok uzun zamandır ziyaretlerine bile gitmemiştim.

Telefon ikinci çalışında açılınca annemin sesi beynimde adete yankılanınca telefonu biraz uzaklaştırmak zorunda kaldım. "Annemm, kınalı guzumm. Nasılsın?"

"İyiyim Nefise sultan, asıl sen nasılsın? Babam ve Nil nasıl?" En son ne zaman aradığımı hatırlamaya çalıştım ama sanırım çok uzun zaman olmuştu. Hep onlar arardı ve ben açmayınca da mesaj atarlardı. İyi olduğumu kısa ve net bir şekilde cevaplayıp halini hatırlarını öğrendikten sonrada konuyu uzatmazdım. Neden böyle oldum tam olarak bilmiyorum ama zaman geçtikçe iyice hayırsız evlat olmuştum. Şimdi bu durumları düzeltmek için elime çok güzel bir fırsat geçti işte, tayinim.

Telefonun ahizesine doğru nefesini bıraktığında anladım ki, sitemli cümleler geliyor. "İşte, nasıl olalım ki? Seni özlüyoruz."

Haklısın be annem.

Yüzümde gülümseme oluştuğunda her zaman ki annem diye düşünmeden edemedim. "O zaman bu özlemi gidermeye ne dersin Nefise sultan?"

Annemin çığlıkları yüzünden tekrar telefonu uzaklaştırıp tok bir kahkaha attım. İyi ki tansiyonu var diye sürpriz yapmamıştım. "Sakin ol anne."

"Yoksa... yoksa ziyarete mi geliyorsun?" Nefes nefese konuşurken arkadan babamında "telefonu bana ver." derken sesi duyuluyordu.

"Ziyaret değil anne. Temelli geliyorum. İstanbul'a tayinim çıktı." Yine çığlıklar başladığında telefonu babam aldı. "Oğlum ne oluyor? Niye dellendi bu kadın yine?"

"Tayinim çıktı baba, dönüyorum."

...

Çocukluğumun, ergenliğimin geçtiği binanın önünde durup arabadan indiğimde vücudumu bir hüzün kapladı. Burada çok güzel zamanlar geçirmiş olsam da kötü anılarda vardı. Hele ki en son gittiğim gün, Berfu'nun akademiden mezun olduğu gün.

Aileme kimseye söylememesini, gelişimi abartmamalarını söylediğim için karşılamaya inmemişlerdi Allah'tan. Bagajdan çıkarttığım valimizi alarak eve girdiğimde her ne kadar kendilerini engellemeye çalışsalar da evde bayram havası vardı. En sevdiğim yemekler yapılmış, tatlılar alınmış, odam hazırlanmıştı.

Yemek sonrası hep birlikte salonda otururken çayımız eşliğinde tatlılarımızı yemeye başladık.

"Tabi ki gelmene, dönmene çok sevindik ama nereden çıktı bu tayin işi oğlum? Yıllardır izin alıp ziyaretimize bile gelmez olmuştun." Babamın söylediği şeyle birlikte ağzımdaki lokma büyümüş yutamamıştım. Nasıl açıklayacaktım şimdi durumu?

Neyse ki annem imdadıma yetişti. "Aman bey, nasıl soru o öyle? Hasretimize dayanamayıp tayinini çıkarttı belli ki. Ne kurcalıyorsun? Hem ben oğluma şimdi ne gelin adayları bulurum şimdi. Evlenip yuvasını da kurar burada. Torun severiz."

Al İşte, yine aynı mevzular. Hiç gelin adaylarıyla uğraşacak halim yok benim. "Anne boşuna uğraşma sen." Ne diyeceğim ben şimdi? Evlenmek istemiyorum desem kırılacak, sevdiğim var desem... "Benim zaten bir kız arkadaşım var Mardin'de."

"Ne!?" Annemin tiz sesi kulaklarımı acıtınca yüzüm istemsizce buruştu. Resmen abartı kraliçesi. "Ay benim oğlumun sevdiği varmış. Ay benim oğlum bize gelin getirecekmiş. Ay benim oğlum bize torun sevdirecek...."

Yuh ama anne ya! Utanmasan şimdi kalkıp düğün alışverişine çıkacaksın. Eminim ki çıkmışken torununa da kıyafet alırsın sen şimdi.

"Ne zaman tanışacağız gelinimle?" Hemen de gelini oldu. Bir bilse üst katımızdaki kar tanesinde gönlümün olduğunu...

"Biraz zaman geçsin ziyarete gelecek anne." Umarım bu durumu fazla abartıp bütün mahalleye yaymaz. Yerimden kalktığımda herkeste tek tek gözlerimi gezdirdim. Nil'in kız arkadaşım var dediğimde nasıl yüzünün düştüğünü fark etmiştim. Küçüklüğünden beri hep Berfu ile evlenin der dururdu. Hala öyle bir hayali olduğunu bilmiyordum. "Hepinizi çok özlemişim. Ama artık bana müsade, yol yorgunuyum."

"Yat oğlum sen, yat. Yarın sabah kahvaltıya üst kata gideceğiz. Az önce Gülizar'la mesajlaştık." Kalbim bir an hızlansa da belli etmemek adına doğal davranmaya çalışarak başımı salladım ve odama ilerledim.

Üst katım Berfu'nun odasıydı. Onun gezinme seslerini, dolap kapaklarını açıp kapatmasını ve detone sesiyle şarkı söylemesini yüzümdeki gülümsemeyle dinledim. Bana karşı bir hissi var mıydı? Varsa hala bir şeyler hissediyor mu? Bilmiyorum ama amacım onunla birlikte olmak. Kendimi uzak tutmayı başarabileceğimi sanmıyorum. Bunu denedim ama başaramadım. İlk önce biraz gözlemleyip ona göre hareket etmek daha doğru olacak sanırım.

Olmazsa... Uzaktan sevmeye devam edeceğim...

Üst katımdaki sevdiğim kızın söylediği şarkıyla uykuya dalıp sabah yine onun bağırma sesleriyle uyandım. Birine bağırıyordu. Ses dışarıdan gibi gelince kalkıp perdeyi araladıktan sonra perdeyi açtım.

"Sabah sabah ne kafa ütülediniz be! Kırmızı arabadaki düdük, az geri gidip yol versene adam da defolup gideceği yere gitsin." Kime atarlanmıştı bu yine? Görünmemeye çalışarak yola doğru bakınca ortaokul arkadaşım Mehmet'i Kırmızı arabada gördüm. Karşısındaki arabada da yine ortaokul arkadaşımız Ali vardı. Bunlar okul zamanı da sürekli atışırlardı ve büyük ihtimalle şu an da bilerek birbirlerine yol vermiyorlardı.

"Lastiklerini patlatıp g*tüne sokmamı istemiyorsan, bas geri." Berfu hala bağırırken Mehmet'e görünmek için biraz pencereye yaklaştım ve beni gören Mehmet'in gözleri irileşti. Okul zamanlarında bir kaç kez kavgamız olduğu için benden korkardı. Arabasına atlayıp kızla geri vitese taktığında Berfu'nun da pencereyi kapattığını duydum. Ters tarafından kalkmıştı ama neyse ki biraz yardımcı olmuştum.

Bu sefer de yukarıdan Gülizar sultanın bağırma seslerini duyunca yokluğumda pek bir şey kaçırmadığımı anladım. Herkes eskisi gibiydi. Berfu'nun ekmek almaya gideceğini duyunca hemen üzerimi değiştirmek için dolaba yöneldim. Yanlış anlaşılmasın evin ses yalıtımı o kadar da kötü değil. Sadece... bizim aileler böyle işte, fazla sesli.

Odamdan çıktığımda annemlerin yavaş yavaş uyanmaya başladığını, ihtiyaçlarını giderdiklerini veya üstlerini değiştirdiklerini fark ettim. Yakalanıp lafa tutulmamak için kapının ardından merdiven boşluğunu dinlediğimde küçük yuvarlanma seslerini ve sonra da merdivenlerden birinin sesli bir şekilde indiğini duydum. Bu kesin Berfu'ydu çünkü inen kişi hoplaya zıplaya ve şarkı mırıldanarak iniyordu.

Kapıyı sessizce açıp baktığımda fark ettiğim, üst kat merdivenlerine doğru saçılmış ayakkabılar kesinlikle Berfu'nun eseriydi. Yüzümdeki gülümsemeye engel olamadan "deli kız." diye mırıldandım.

Gittiğinden emin olduktan sonra önce evden ardından da apartmandan çıktığımda Berfu'nun elleri cebinde sağına soluna bakınırken fırına doğru ilerlediğini gördüm. Bir başka yola yönelerek fırın dönüşü karşısına çıkmayı planladım. Uzun zamandan sonra ilk karşılaşmamız olacaktı. Acaba beni gördüğünde ilk tepkisi ve bakışları nasıl olacak?

Ama tahmin ettiğim gibi bir karşılaşma olmadı. Fırının sokağına girdiğimde bir adamın bana doğru koştuğunu, arkasında da Berfu'nun bağıra bağıra onu kovaladığını gördüm. Adam da sanki kırk yıllık sporcu gibi depar atarak geliyordu. Gerçi Berfu'nun da ondan aşağı kalır yanı yoktu. İşin garip olan tarafı ise o güzel çenesi koşarken bile durmayıp sürekli bir şeyler söylüyordu.

Olduğum yerde durup adamın kollarıma gelmesini bekledim. 3 2 1 tam zamanında adam yumruğumla buluştuktan sonra yerdeydi. Ups! Sanırım burnu kırıldı. Ama hesaplayamadığım şey ise Berfu'nun hızını alamayıp adamın üzerine düşmeseydi.

Lan senin adamın üzerinde ne işin var güzelim?

Adeta bir patates çuvalı gibi kolundan kavradığım gibi adamın üzerinden kaldırıp ayaklarının üzerine bıraktım. Adama ilk önce bakıp yüzünü buruşturdu, ardından da pis pis sırıtmaya başladı. Ben mi? Ben gözlerimi bile kırpmadan bu deli kızı ve tepkilerini izliyordum.

Başını kaldırıp bana baktığında gözlerimiz buluştu. O güzel his tüm vücuduma akarken kollarımı bedenine sarmamak için kendimi çok zor tuttum. Çok özlemiştim. Hasreti öyle bir şeydi ki içimi parçalıyordu. Beni yakıp kül ediyordu. Sert bir şekilde yutkunduğunda dudağımın sağ tarafının yukarı doğru kıvrıldığını hissettim. Her şeyin planlı olduğunu anlamasın diye gülümsememi bozup gözlerimi irileştirip şaşkın bir yüz ifadesi takındım. Soluklarının hızlandığını göğüsünün hızla inip kalkmasından anlayabiliyordum. Hala bana karşı hisleri var. O parkta, o gün fark ettiğim gibi...

İstemsizce dudaklarımın arasından "Kar tanesi?" sözü bir fısıltı gibi döküldü.

Ama onun cevabına hazır değildim. "Mert?"

Hay ağzını öpeyim ben senin. Ne de yakıştı ağzına abisiz "Mert" demek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.