İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 24 · 11 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 24

23. Bölüm

23. Bölüm:

"Her veda biraz buruk, her aşk imkansızdır biraz."

-Leyla ile Mecnun

❄️

"Gördün mü tesoro? Kendine ne yaptırdın. Bir de şimdi cezan var."

Küçük bir ıslık çaldığında bacağıma yapışmış halde duran köpek anında beni bırakıp Dante'nin yanında oturur pozisyona geldi. Dirseğimin üzerinde doğrulmaya çalışıp bacağıma baktım ama karşımdaki manzara içler acısıydı. Kot pantolonumun dizden aşağısı paramparça ve kandan rengi iyice koyulaşmıştı. Bacağıma gelecek olursam, acı bile hissetmiyorum. Sanki artık bacağımın dizden aşağısı yok gibiydi. Ufak ufak karıncalanma gibi bir hissin dışında.

Yaşadığım hayal kırıklığının gözlerime hücum ettiğini hissedebiliyordum. Gözlerimdeki yaşlarla öyle bir savaş veriyordum ki burnumun direği sızlıyordu. Tir tir titrerken vücuduma hakim olamıyordum. Dişlerim birbirine kırılacak gibi çarparken yumruklarımı sıktım. Tabi bir de havanın artık yavaş yavaş kararmasıyla, buz gibi olmaya başlayan ormanında etkisi büyüktü.

Hala karşımda köpeğiyle dikilen adamın yüzüne bakmamıştım. Gözlerimi onun dışında her yerde gezdiriyordum. Ne demişti o? Bir de şimdi cezam mı varmış? Ben cezanın kralını yaşıyorum. Gelsin gelebildiği kadar. Bana daha fazla ne kadar eziyet edebilir ki?

Dizlerimin altından ve sırtımdan geçen kollarla ağzımdan bir çığlık kaçtı. Kaçtı diyorum çünkü bu adamın önünde acınası görünmek istemiyorum. Pes etmiş görünmek hiç istemiyorum. Beni kucağına alıp ayağa kalktıktan sonra göğüsüne sayısız yumruk atıp ne dediğimi bilmeden bağırdım. Ne yerinden 1 santim oynamıştı, ne de her hangi bir tepki vermişti. Etrafımızda bir çok insanın olduğunu hissedebiliyordum ama hiç birine dönüpte bakmadım. Acaba bana acıyorlar mıydı? Yoksa Dante ne yapsa onaylıyorlar mı? En sonunda boşalan sinirlerimle birlikte hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımda Dante'nin kollarının daha da sıkılaştığını fark ettim. Beni iyice göğüsüne bastırmış yürümeye başlamıştı.

Her attığı adımla birlikte lanet kaderime, hapishaneme geri dönüyordum. Bir umuttu benimki, bir umut yolu bulacaktım. Bir umut yoldan geçen bir araba bulacaktım ve nerede olduğumuzu hala bilmesem de buralardan kaçıp gidecektim. Dante'den kurtulup Mert'ime kavuşacaktım. Koca adamımın kollarına atılıp her şeyi unutmayı dileyecektim. Bir daha asla ellerini bırakmayıp bana "gitme" dediğinde, hiç bir yere gitmeyecektim. "Gitme" demişti bana, "Gitme, içimde kötü bir his var." demişti. Nereden bilebilirdim ki içine doğduğunu. Nereden bilebilirdim ki hislerinin gerçekleşeceğini?

Özür dilerim sevgilim. Seni dinlemediğim, inat ettiğim için çok özür dilerim. Şimdi ikimize de acı çektiriyorum.

Günlerdir hapis kaldığım beton yapıya ulaştığımızda gözlerimi kapattım. Artık ağlayacak, bağıracak halim kalmamıştı. Hala sessiz sessiz hıçkırıklarım devam ederken Dante eve girip merdivenlere yöneldi. Aşağı kata iniyordu, Bodrum katına. Sanırım cezam oradaydı ama umrumda değildi. Hatta artık beni öldürmesini ve böylece bu çileden kurtulmayı düşünüyorum.

Aklınızdaki şu soruyu duyar gibiyim, Berfu bu kadar kolay pes eder mi? Şu an için pes etmiş durumdayım. Ama daha sonra, daha güçlü bir şekilde geri döneceğime eminim. Şu an sadece kabuğuma çekilip orada cenin pozisyonunda günlerce yatmak istiyorum. Gözlerimi hiç açmadan, konuşmadan, yemeden, içmeden...

O çok iyi bildiğim, her ayrıntısını ezberlediğim kapının önüne geldiğinde durdu ve arkamızdan gelen bir kişi öne geçip kapıyı açtı. "Hazır mı?" diye sorduğunu işittim fakat karşılığında bir cevap duyamadım. Belki de baş onayıyla falan cevaplanmıştı. Yumuşak bir zemine bırakıldığımı hissettiğimde gözlerimi açtım. Yine o depodaydım ama bir farkla, buraya tek kişilik bir yatak yerleştirilmişti. Çarşafı bile olmayan ferforje bir yatak. Etrafındaki demirleri siyah, iç yatağı bembeyazdı.

Ellerimin yukarı doğru kaldırıldığını hissettiğimde bulanık gören gözlerimle Dante'ye baktım. Yüzü öfkeden öyle bir kasılmıştı ki çenesindeki kasların hareketini görebiliyordum. Gözlerindeki öfkeyle ellerimi yatak başlığına kelepçeliyordu. Sesimi çıkartmadım çünkü şu an tamamen tükenmişlik sendromu yaşıyordum. Kuzu kuzu ellerimi kelepçelemesini bekledim. İşi bittikten sonra yüzüme bile bakmadan depodan çıkıp gitti.

Burası yine aynıydı, soğuk, karanlık ve rutubet kokulu....

Ellerimdeki kelepçenin müsade ettiği kadar yan dönüp dizlerimi karnıma çektim. Köpeğin ısırdığı bacağımı hareket ettirmek oldukça zor olsa da başarmıştım. Ne ilginçtir ki, canım fazla acımıyordu. İçimdeki duygu çökmesiyle birlikte sanırım hislerimi de kaybetmiştim. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama sanırım bir ara uyumuşum. Çünkü kapı açıldığında korkuyla yerimde sıçrayarak bacağımın acımasına neden oldum.

Kapıda artık kim olduğunu ezberlediğim o silüet duruyordu. Dante De Luca. Aynı içi gibi arkasından vuran ışıkla kapkaranlık görünüyordu. İçeri girip kapıyı kapattıktan sonra aynı anda ışık düğmesine de basmıştı. Kamaşan gözlerimi sımsıkı kapatmış beklerken yatağa oturduğunda ağırlığıyla yana doğru kaydım.

"Aç gözlerini." Başımı iki yana sallayarak dediğini yapmayınca bu sefer tepkisi bağırmak oldu. "Sana gözlerini aç dedim!"

Gözlerimi zorda olsa açtıktan sonra bir süre ışığa alışmayı bekledim. Görüş açım düzeldiğinde ise Dante'nin elinde dolu bir enjektör olduğunu fark ettim. Ceza bu muydu? Bana bir şey mi enjekte edecekti? Hastalık? Ya da beni yavaş yavaş öldürecek bir ilaç mı?

Enjektöre baktığımı fark edince hafif havaya kaldırdı. "Her ne kadar Silver'ın aşıları tam olsa da sana tetanoz aşısı yapmalıyım."

Cevap vermediğimde derin bir soluk alıp ağır ağır geri verdi ve enjektörü meşhur tahta sandalyeye bıraktıktan sonra yerinden kalktı. Pantolonun cebinden küçük bir anahtar çıkartırken pür dikkat onu izliyordum. Bileğime uzanıp tek elimi kelepçeden kurtardıktan sonra diğerini tekrar yatağa kelepçeledi. Tek ayakla buradan tekrar bir kaçma girişiminde bulunabileceğimi sanmıyorum ama aldığı tedbiri de haklı buluyorum. Elbet buradan kaçmanın bir yolunu bulacaktım ve o gün çok yakın.

Üzerimdeki uzun kollu siyah kazağın yakasından tutup aşağı doğru çektiğinde tek omzum açığa çıkmıştı. Tekrar enjektörü alıp aşıyı yaptığında gözümü bile kırpmadım. Aslında iğneden çok korktuğumu biliyor musunuz? Küçücük bir iğne için hastaneyi ayağa kaldırdığımı bilirim ama artık bu durumda iğne benim için bir karıncadan farklı değil.

Omzumu kapatıp zarif bir hareketle enjektörün kapağını kapatıttı ve tekrar sandalyenin üzerine bıraktı. Kapıya doğru gidip göremediğim birinden bir tepsi alıp her hareketini izlerken yanıma geldi. Tepsiden aldığı makasla pantolonumu kestikten sonra gazlı bez ve su yardımıyla yaramı temizlerken artık acı bacağıma gelmişti. Ara ara kirpiklerinin arasından bana bakarken bende dişlerimi sıkıyordum. İşi bittikten sonra bir krem sürüp bacağımı gazlı bezle sardı. Tepsiyi kapının yanına bırakıp yine bana doğru adımlamaya başladı.

Yanımdaki boşluğa otururken ikimizde birbirimizin gözlerine meydan okur gibi bakıyorduk. Ben şimdiye kadar tek bir kelime etmemiştim fakat ondan bir konuşma geldiğini hissedebiliyordum ki konuşmaya başladığında yanılmadığımı anladım.

"Tesoro, beni çok üzdüğünü bilmeni isterim." Aman çokta umrumda! "Ama onun yanı sıra öfkem, üzüntümden daha fazla. Aslında senin için çok güzel bir cezam vardı."

"Ama?" diye mırıldandığımda o kadar bağırmanın sonunda sesimin kısıldığını fark ettim.

"Ama şimdilik cezanı iptal ediyorum. Çünkü yarın için planladığım şeyler senin için cezadan farksız olacak."

Sanırım şu B planından bahsediyordu. "Yarın ne olacak?"

"Orasını zamanı gelince öğreneceksin ama gerçekleri hiç bir zaman bilemeyeceksin mio caro."

Her zaman olduğu gibi yine gizemli bir şekilde konuşup ayağa kalktı ve elini arka cebine sokup siyah bir kumaş parçası çıkarttı. Saçlarımı çekmemeye dikkat ederek siyah kumaşı gözlerime bağladıktan sonra unuttuğunu sandığım elimi tekrar yatağa kelepçelediğinde hayal kırıklığına uğradım. Bu şekilde yatmak, uyumak oldukça zordu.

Birden konuştuğunda nefesini kulağımda hissettim. "Yine de küçük kaçma girişiminin bir cezası olmalı değil mi?" Sonra adım seslerinin uzaklaştığını, ardından da kapının açılıp kapandığını duydum.

Bu muydu yani cezam? Zaten karanlık olan odada gözlerimi bağlamak mı? İçime çektiğim derin nefesi yavaş yavaş dudaklarımın arasından verdikten sonra biraz uyumaya karar verdim. Ama uyumak mümkün değildi. Kafamdaki düşünceler beni yiyip bitirirken bir de üzerine hareket edememek çok can sıkıcıydı. Burnum kaşınıyordu ve ben kaşıyamıyordum mesela. Evet ellerimi bağlamak büyük bir cezaydı diye düşünürken kulağımda hissettiğim nefesle irkildim. Burada mıydı? O his geçse de içeride birinin olduğu hissi geçmiyordu. Çıktığını duymuştum, çıkmamış mıydı? Benimle oyun oynuyordu.

Pür dikkat odadaki sesleri dinlemeye başladığımda sandalyenin olduğunu bildiğim yerden bir tıkırdı duyunca başımı oraya çevirdim ama bu seferde yatağın diğer tarafında o tiksindiğim sesi duydum. Duvara tırnak sürtme sesi. Tövbe estağfurullah ne var lan burada? Bacağımdaki bandajın üzerinde küçük bir dokunuş hissettiğimde bu benim için son nokta olmuştu.

Titrek bir şekilde, "Dante?" dedim ama odadaki tüm sesler kesilmişti. Uzun bir süre huzursuz ve korku dolu bir şekilde sesleri dinledim. Bir daha hiç bir ses gelmedi ama beni korkutmaya yetmişti.

Kapının açıldığını duyduğumda gözlerimle verdiğim savaşı artık kaybetmek üzereydim. Bu korktuğum seslerden değildi ama gelmesini hiç istemediğim birindendi. Adım sesleri yanıma gelip durduğunda bu sefer ne gelecek diye beklemeye başladım. Dün gece benimle bir oyun oynamıştı ve kazanmıştı. Ama kazandığını bilmesine izin veremezdim.

Gözlerimdeki siyah kumaş açıldığında bulanık gören gözlerimin önünde Dante vardı. Yüzü ifadesiz bir şekilde dikkatle beni izliyordu. "Güzel bir gece geçirdiğini umuyorum tesoro." Hay tesorona senin... Cevap vermediğimde dudağının sağ tarafı yukarı doğru kıvrıldı. "Ben de öyle tahmin etmiştim." Uzanıp ellerimdeki kelepçeyi çözdükten sonra kollarımdan tutup beni ayağa kaldırdı. O an da içeri giren daha önce mutfakta gördüğüm bir kadın elindeki poşetle bana yaklaştı. Dante, poşetten beyaz şişme bir mont çıkartıp "Bunu giy." derken bana doğru uzatmıştı. Bakışlarımı gözlerinden ayırmadan, ona meydan okuyarak sert bir şekilde montu elimden çekip aldım ve giydim. Kütük gibi ağır bir monttu ama pahalı bir şey olduğu belli oluyordu.

Sanırım bugün piknik yapmaya falan gidecektik.

Ani bir hareketle bileğimden tutup arkama geçti ve diğer bileğimi de kavrayıp kelepçeyi taktığında direnecek zamanım olmamıştı. Ama yine de "Seni adi or*spu çocuğu" diye dişlerimin arasından bağırmayı ihmal etmemiştim. Sanki kaçmaya çalıştım da garip garip aksiyonlara giriyor.

Ben hala kollarımı sanki kelepçeyi kopartabilecekmiş gibi çekiştirirken "Hadi bakalım gidiyoruz." dedi.

"Nereye?"

"Biraz orman havası alacağız." Roman havası falan olsa? Ormanda pek iyi zaman geçiremedim de...

Sanırım bunun B planıyla bir ilgisi vardı. Alalım bakalım orman havasını. Ve bakalım başımıza bu sefer neler gelecek...

Dante'nin yardım için uzattığı elini geri çevirerek topallaya topallaya ve kelepçeli ellerimle tutunma şansım olmadan ilk önce Bodrum katından, ardından da merdivenlerden çıkıp Dante'nin yönlendirmesiyle bahçeye çıktım. Yanımda oldukça sakin yürüse de ben fazlasıyla gergindim. Kötü bir şey geliyordu ama ne?

Karşıdan gelen kısa boylu, göbekli bir adam önce Dante'yi sonra da beni başıyla selamladı. Sanki selamını alacaktım da! Hepsi bu katilin adamlarıydı, para uğruna bir insanın kaçırılmasına ve işkence görmesine göz yuman adi birer pisliktiler.

Adam karşımıza dikildiğinde elindeki çantayı hafif kaldırarak gösterince Dante konuştu. "İlacı şimdi yapalım. Gösteri esnasında bir açık vermesini istemiyorum."

"Emredersiniz efendim." diyen adam çantasını açıp içinden bir enjektör ve sıvı bir ilaç şişesi çıkarttı. İlacı enjektöre çekerken başımı iki yana sallamaya başlamıştım bile.

Hayır ya! Yine mi? Önüne gelen iğne yapıp duruyor! Geri geri gidip direnmeye çalışsam da Dante arkamdan gelip belime sarıldı ve beni olduğum yere sabitledi. Öfkeyle ağzıma gelen tüm küfürleri yüzlerine bağırırken ikisinin de, ya da etrafımızda bizi izleyen siyah takımlı adamların da umrunda değildi. Hepinizin ben gelmişini geçmişini...

Üzerime giydirilen beyaz montun kol kısmını aşağı indiren adam kazağımı da çekip çoktan iğneyi koluma saplamıştı. Aferin size, iyi b*k yediniz! Acaba içinde ne vardı? Zehir gibi bir şey mi? Artık son geldi mi? Mert'i son bir kez daha görseydim bari! İncirler olana kadar kalsaydım bari...

Dante'nin beni çekiştirerek bir yere doğru götürdüğünü hissedebiliyordum ama artık sanki vücut benim vücudum gibi değildi. Nasıl yönlendirilirse o yöne doğru gidiyordum. Evden bir kaç metre sonra durduğumuzda beni eve doğru döndürüp bıraktı.

"İşte başlıyoruz tesoro. Sakin kıpırdama diyeceğim ama bunu yapabileceğini sanmıyorum." Yüzündeki gülümsemeye küfür etmek istesem de bunu yapamadım. Haklıydı, konuşamıyorum bile. Montun fermuarını sonuna kadar çektikten sonra mırıldandı. "Artık hazırsın."

Önümden çekilip biraz ileriye gittiğinde karşımda bir kamera düzeneği gördüm. Beni kayda alacaktı. Öldürürken mi kayda alacaktı? Kameranın arkasında duran adama başıyla onay verdiğinde adam, 3'ten geriye doğru saymaya başladı ve en son "kayıt" dedi. Gözlerim kapanmak için benimle savaş verirken bana ne yapacaklarını anlamaya çalışıyordum. Gözüm Dante'ye kaydığında başına siyah bir kar maskesi geçirdiğini gördüm. Ardından kameranın önüne gelip konuşmaya başladı. Akıllı adam, aslında kim olduğu bilinse de ellerine koz vermiyordu.

"Sevgili Mert komiser ve Hakkı amir, öncelikle nasılsınız? Umarım keyifleriniz yerindedir." Ses değiştirme cihazı kullandığı için sesi mekanik çıkıyordu. Bunu da düşünmüştü. Bir eliyle beni gösterdikten sonra devam etti. "Biz oldukça keyifli günler geçirdik. Sizi davet edemediğimiz için kusura bakmayın." Bu arada ses mekanik olduğu için İtalyan aksanı kaybolmuştu ve hiç İtalyanca bir kelime de kullanmıyordu. "Üzülerek söylemek isterim ki, eğlencenin sonuna geldik ve bunu size de duyurmak istedim. Ama sizi üzmemek için onu size son bir kez göstermek istedim." Ne kadar da ince düşünceli. Dur bir dakika lan! Son kez dedi, bu demek oluyor ki şüphelerimde haklıydım. Beni öldürecek.

Belinden silahını çıkartıp yan bir şekilde bana döndü. Artık ayakta çok zor duruyordum. Her an yıkılabilirdim. "Mert komisere ve Hakkı amire söylemek istediğin bir şey var mı sevgili Berfu!?" Tabi ki konuşamayacaktım. Tabi ki Mert'i uyaramayacaktım. Yine ve yine her şeyi önceden planlayıp bana sakinleştirici vermişti. Peki ya bunca zaman, her zaman olmasa da bana iyi olan o davranışları? Onlar da mı yalandı? Bir ara ciddi ciddi bana aşık olduğunu bile düşünmüştüm ama şu an beni gözlerini bile kırpmadan öldürecekti.

"Sanırım söyleyecek bir şeyi yok." dedikten sonra silahını kaldırıp göğüsüme doğru nişan aldı. Ağzımla konuşamıyordum ama gözlerimle deneyebilirdim. Kameranın merceğine bakarken Mert'in ardımdan çok üzülmemesini diledim. İntikamımı almasını diledim ve iyi olmasını diledim. Bu bir son değildi... Ben onu bu kadar çok severken belki başka bir evrende yine bir araya gelirdik. Belki yine onu sever, belki yine o kara gözlerinde kaybolurdum.

Elveda koca adam... Seni seviyorum...

Bir el silah sesini duyduğumda göğüsümde bir baskı hissettim. Yanma gibi bir ağrı tüm göğüs kafesimi sararken geriye doğru düştüm. Göz ucuyla beyaz montun kırmızıya bulandığını görünce bakışlarımı kaçırıp yukarı baktım. Gökyüzüne bakarken gözlerimin önünde sadece Mert'in bana gülümseyişi vardı.

Birinin "kayıt kesildi." sesi duyulduktan sonra yanıma doğru gelen adımları duydum. Görüş alanıma girdiğinde Dante'nin yüzünde yine o gülümseme vardı. Yanıma çömelip alnımdaki saçları kenara ittirdiğinde, eline bir tane vurmak istedim ama yapamadım.

"Bir sonraki hayatımızda görüşmek üzere tesoro."

Gözlerim kapanıp bilincimi kaybetmeden önce aklımda tek bir cümle vardı; Bir sonraki hayatına sokayım ben senin...

Bölüm sonu

1 yorum