İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 20 · 8 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 20

19. Bölüm

19. Bölüm:

"Temiz elleri olan insanların da kirli düşünceleri vardır."

-S.Lec

❄️

Adımlarımı minik minik atarak otelin girişine geldiğimizde, Ahmet neredeyse beni sürükleyerek içeri sokacak moda gelmişti. Ara ara dişlerinin arasından homurdansa da rolümüz gereği yüzümüzdeki gülümsemeyi bozmadan ilerledik. Büyük, cam döner kapıdan içeri girdiğimizde bizi bir güvenlik noktası karşıladı. Üzerimdeki bıçağın varlığı beni rahatsız edince adımlarım biraz daha yavaşlamıştı fakat güvenlik görevlisinin gözlerimin içine bakıp başını hafifçe aşağı eğmesiyle anladım ki, bizim adamımızdı. Bana bu ayrıntıyı söylemeyi unuttukları için içimden evren aracılığıyla onlara ufak bir küfür salıverdim.

Sözde temiz olduğumuz anlaşılınca sonradan gelen bir güvenlik görevlisi yüzündeki fazlasıyla abartı olan gülümsemesiyle, "Parti mi eğlence mi efendim?" diye sordu.

Ben içimde kargaşa yaşarken Ahmet net bir tonda cevap verdi. "Eğlence."

"O zaman asansörlerimiz şu tarafta, -2'ye ineceksiniz. İyi eğlenceler." Bir elini asansörlerin olduğu tarafa doğru uzatmış konuşan adama kısa bir baş onaylaması gönderdikten sonra ilerlemeye başladık.

"Nasıl bildin? Bize bu konuda bir bilgi verildiğini sanmıyorum." diye ağzımı oynatmadan mırıldandım.

O sırada kulaklıktan gelen Hakkı amirin sesi bize ulaştı. "Çünkü böyle bir bilgimiz yoktu. Aferin Ahmet, iyi kurtardın"

Omuzlarını silken Ahmet, "Salladım tuttu." dedi. Neden buna inanamadım şu an? Ya bizi gece kulübüne falan yönlendirselerdi? Neyse ki Yıl başı partisinin çatı katında yapıldığını biliyorum da şu an doğru yolda olduğumuza eminim.

Asansöre binip -2'yi tuşladığımızda kamera olma ihtimalini düşünerek dayı yeğen gibi, havadan sudan kısa bir sohbet yaptık. Asansörün geldiğimizi haber veren sesi duyulduğunda Ahmet, dirseğinden kırdığı kolunu bana uzatınca kolumu geçirip jestine tebessüm ettim. Karşımızda çift kanatlı Kırmızı bir kapı vardı ve önünde de 2 siyah takım elbiseli iri adam.

Karşılarına dikildiğimizde esmer, keçi sakallı olan konuştu. "Hoş geldiniz efendim. Giriş biletlerinizi ve kimliklerinizi görebilir miyim?" Ben mini çantamdan çıkarttığım gümüş renkli kartı ve adımın Sıla olarak yazılı olduğu kimliğimi gösterirken, Ahmet'te arka cebinden çıkarttığı cüzdanından kimliğini ve gümüş kartını gösterdi. Adam elindeki küçük fenerin düğmesine bastığında mavi bir ışık çıktı ve ışığı kartların üzerinde gezdirdikten sonra kartları bize geri uzattı. "İyi eğlenceler efendim." dedikten sonra da iki adam aynı anda kapı kulplarını kavrayıp bize eğlencenin ilk adımını attırdılar. Demek ki boş sandığımız kartlarda gizli bir yazı vardı.

İçerideki kırmızı ağırlıklı ışıkları ve ortama hakim olan kargaşayı görmeden önce poker yüzümüzü takınarak ilk bir kaç adımımızı attık. Siyahisi, uzak doğulusu, yerlisi kısacası her çeşit insan, her yöne doğru hareket halindeydi. Gösterişli tüyler takıp sahne makyajı yapmış dansçılar, şık takım elbiseler giymiş iş adamları ve onların yanındaki pahalı mücevherli kadınlar...

İki yanı kırmızı kalın iplerle çevrilmiş kırmızı halılı uzun bir koridorda yürüdükten sonra büyük alana ulaşmıştık. Sıra sıra slot makineleri, Bingo makineleri, 21 masalarını geçtikten sonra rulet masasında durup oynayanları keyifle izlemeye koyulduk. İzliyordum fakat gözlerim odayı tararken poker masalarını arıyordum. Dante De Luca'yı henüz görmemiştim fakat onu pokerle etkileme gibi bir planım vardı. Umarım tutar.

Yanımıza yaklaşan garson, "İçecekleriniz efendim." diye mırıldandığında bakışlarımı yüzüne kaldırdım. Bir yandan gülümserken gözleriyle tepsideki bir bardak buzlu viskiyi ve kadehteki beyaz şarabı işaret etti. Sonra da çok zor duyabileceğim bir şekilde fısıldadı. "Sadece renklendiricili su." Cazibeli bir şekilde kaldırdığım elimle içkimi alıp teşekkür ettim. Ahmet garsonun dediğini duymamış olacak ki, sözde viskisinden bir yudum aldıktan sonra biraz homurdandı. Sanırım görev başında alkol alabileceğini düşünmüştü.

Sonunda bir poker masasını gözüme kestirdiğimde yüzümde kendini beğenmiş bir gülümseme oluştu. Akıllıca oynamam gerekiyordu çünkü masanın etrafına yerleşmiş olan yaşlı adamların, bu işin ehli olduğu belli oluyordu.

"Dayıcığım," diye cilveli bir şekilde mırıldandıktan sonra işaret parmağımla gözüme kestirdiğim masayı işaret ettim. "Biraz pokere ne dersin?"

Gözlerimi kırpıştırarak baktığım Ahmet, biraz sersemlemiş görünüyordu. Gözünü sıkıca yumup açtıktan sonra bir de derin bir nefes aldığında normale dönmüştü. Sanırım rolümü hakkıyla yerine getiriyorum. "Tabi ki güzelim, sen nasıl istersen."

Güzelim demesen olmaz mıydı sanki? Sen deme, Mert'im der.

Bir kaç adımla hedeflediğim masaya ulaşıp en cazibeli gülüşümü takındım. Yaşlı kumarbazların dikkatini çekebildiğimde ise konuşmaya başladım. "İyi akşamlar beyler. Size katılabilir miyim?"

Her yerinden beyaz kıllar fışkıran adam sigarasını dudağının sağ tarafına sıkıştırarak beni baştan aşağı süzdü. Acaba dövmelerimle bu kırmızı elbisenin içinde beni nasıl görüyordu? Hanım hanımcık mı? Serseri mi? Yoksa av mı? "Tabi ki ufaklık, bir sandalye kap ve gel. Poker nasıl oynanırmış sana göstereyim. Ağzını açma yeter."

Damağımı şaklatarak çıkarttığım olumsuz sesle birlikte şımarık bir kız gibi gözlerimi devirdim. "Yanlış anladınız, bende oynamak istiyorum." Gözlerimle arka tarafta kalan masaları işaret ettim ve bir sır verir gibi fısıldadım. "Diğerleri pek bir sıkıcı." Cümlenin sonunda dudaklarımı da uzattığımda tam olmuştu.

Artık masadaki bütün adamların dikkatini çekmiştim. Bu sefer bir başka adam konuştuğunda gözlerim onu buldu. Geniş göbeğini oturduğu sandalyeye yaymış bana iştahla bakıyordu. "Bu bir poker masası prenses, git şansını slot makinelerinde dene. Burada seni yerler." Cümlesinin sonunda iğrenç bir kahkaha attığında yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tuttum.

Tam o anda kulaklığımdan Hakkı amirin sesi duyuldu. "Adamımız mekanda Berfu. Ahmet sen biraz uzaklaş ki dikkat çekmeyin. İyi gidiyorsun Berfu, Dante saat 12 yönünde senin olduğun noktaya bakıyor."

Boş olan 2 sandalyeden birine oturup gösteriş olsun diye bacak bacak üstüne attığımda bacaklarım biraz açığa çıkmıştı. "İnternette hep poker oynarım ve oldukçada başarılıyım. Bir kez de şansımı burada denemek istiyorum." dedikten sonra çantamı açıp önceden içine yerleştirilen rulo halindeki dolarları çıkartıp masaya bıraktım. En başından beri sessiz duran kart dağıtıcıya dönüp "Biraz fiş alabilir miyim?" diye tatlı bir şekilde mırıldandım.

Masadaki adamlar bir bana bir de dolarlara baktıklarında anladım ki, bu iş oldu. Kart dağıtıcı, "Minimum giriş miktarı var efendim." dediğinde ne kadar dercesine elimi salladım.

Ama dağıtıcı yerine ilk konuşan adamdan cevap geldi. "Beş yüz hayatım ama bak dinle, seni buradan ağlayarak göndermek istemiyorum. Burası internette oynamaya benzemez. Emin misin?"

Ay ne kadar da koca yürekli bir dede!

Cevap vermeden, dağıtıcının verdiği fişleri masanın ortasına doğru iterken pervasızca omuz silktim. Bu iş ya olacaktı, ya da olacaktı. Dante'nin şu an ki konumunu merak etsem de bakışlarımı adamların üzerinden çekmedim. Adamlar tekrar birbirlerine baktıktan sonra dağıtıcıya işaret verdiler.

Adamlardan biri elini uzatıp "Mustafa," diye kendini tanıttığında bende elimi uzatmış tam tokalaşacaktım ki, elim bir başka el tarafından hapsedildi. Elimin üzerine değen sıcak dudaklarla bakışlarım o kişiye döndü ve bana kirpiklerinin arasından baktığında, "Dante." diye mırıldandı.

Sert bir şekilde yutkunmamaya çalışarak başarılı olduğunu düşündüğüm bir gülümseme gönderdim. "Bende Sıla."

Boş olan bir diğer sandalyeye oturduktan sonra, "Memnun oldum tesoro." dedi. "Bende size katılacağım."

Ben tesoro'nun anlamını düşünürken cevap kulaklığımdan geldi. "Hazine demek." Bu dişlerini sıkarak konuşan Mert'ten başkası değildi. Dışarıda fazlasıyla stresli olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam. Umarım yanlış bir şey yapmaz.

Adamlar beni zorladıklarının aksine Dante'yi hemen kabul ettiler. Pis ayrımcı dedeler! "İtalyan mısınız?" Kartlar dağıtılırken meraklı görünmeye çalışarak sormuştum.

"Si, İtalyan'ım." Bu adamın bakışlarında korkutucu bir şey vardı.

Başımı sallayarak sahte bir heyecanla ilk elin dağıtılmasını bekledim. Ardından ilk iki el bilerek kaybettim. Beni sövüşleyecekleri bir enayi olarak görmelerini ve ortaya tüm varlıklarını bırakmalarını istiyorum. Bunu yaptıklarında ise bingo! Tüm fişlerini alıp Dante'yi etkileyeceğim. Oyuna iyice konsantre olduğum için şu an Ahmet'in nerede olduğunu bilmiyordum ama beni görebileceği bir yerlerde olduğuna eminim. Dante'nin küçük sorgulamasında buraya dayımın davetiyle geldiğimden bahsetmiştim ve tahminen slot makinelerinde olduğunu söylemiştim. Yine de beni sahipsiz sanmasın değil mi? Dördüncü ele geçtiğimizde yavaş yavaş kazanmaya başladım.

"Ah tabi ya," Dante'nin sesiyle tüm bakışlar ona döndü. "Bende nereden hatırlıyorum diyorum. Geçenlerde sizi bir bezinlikte görmüştüm. Dondurma alıyordunuz."

Yüzüme sahte bir şaşkınlık yerleştirdim. "İnanmıyorum, gerçekten mi? O siz misiniz?"

"Si, si. Bu güzelliği nerede görsem hatırlarım." Pis yalaka! Tebessümle cevap verdiğimde devam etti. "Şimdi nasılsınız? Atlattınız mı?"

"İyiyim, o zaman da iyiydim ve şimdi de iyiyim." İlla beni ihanete uğramış yapacak adam. Takıntılı!

Bu arada oyunda gayet iyi gidiyordum. Kendisini Mustafa diye tanıtan adam bana gözlüklerinin üzerinden baktı. "İnternette oynuyorum demiştin değil mi?" Onaylayan bir mırıltı çıkarttığımda o da başını salladı. Durumu çözmeye başlamıştı.

Bir kaç el sonra rakiplerimin önlerindeki fişleri azalmış terlemeye başlamışlardı. Sadece Dante kaybetmesine rağmen oldukça keyifli görünüyordu. Gören de kaybetmekten zevk alıyor diye düşünecek. Dedelerden biri oflayarak kağıtlarını masaya bıraktı. "Pas!" Bir kaç kişi daha onu takip ederken Dante, "Floş!" diyerek Kartlarını masaya serdi. Gözlerimin içine bakarken yüzünde yan bir gülümseme vardı. Meydan okuyordu ama yanlış kişiye. Yüzümdeki kendini beğenmiş gülümsemeyle kartlarımı masaya özenle serdim. "Aslar ve sekizler!"

Mustafa bey amca sandalyesini arkaya devirerek ayağa kalktığında güvenlik görevlileri bize doğru harekete geçmişti bile. "Full mü? Bu ne b*ktan iş böyle!" diye bağırdı. "Daha dünkü çocuğa kaybedemem ben!"

2 güvenlik görevlisi adamın kollarına girdiğinde Dante'ye baktılar ve o da işaret ve orta parmağını birleştirerek zarif bir hareketle kapıyı gösterdi. Adam ağzından tükürükler çıkartarak bağırırken adeta sürüklenerek dışarı atıldı. Masadaki diğer adamların bakışları Mustafa amcadan bana döndüğünde içimde yaşadığım duygu karmaşasını bastırmak zorunda kaldım. Bu kadar tepki vereceğini tahmin etmemiştim. Belki aşkta kazanırdı?

İçlerinden biri, "Bu kız internet oyuncusu falan değil, benden söylemesi." diye mırıldandıktan sonra masadan uzaklaşınca diğerleri de onu takip etti.

Ha şunu bileydiniz!

"Yeni yıla girmemize az bir zaman kaldı. O zamana kadar barda bir şeyler içmek ister misiniz?" Ellerini siyah kumaş pantolonun cebine sokmuş sevimli diyebileceğim bir bakışla sormuştu bunu bana.

En sempatik gülümsemi takınarak "tabi ki" diye cevapladım Dante'yi. Ne de olsa amacım bu.

Bar sandalyesine elbisemle oturmam pek kolay olmadı. Hele ki Dante'nin önünde düşüp yere kapaklanmamak için oldukça büyük bir çaba harcadım. Hiç filmlerdeki gibi değil, hiç!

"Ne alırsınız?" diyen barmene döndüğümde Dante, benim konuşmama müsade etmeden cevapladı. "Ben bir buzlu viski, hanımefendiye de şampanya." Barmen yanımızdan uzaklaştığında "Doğru söyledim değil mi?" Keşke tercih hakkını bana bıraksaydın! Bence kaba bir hareketti. "Şahsi garsonunuz bundan vermişti size."

"Şahsi garson?" diye sorup kaşlarımı çattığımda gerçeklik yüzüme bir tokat gibi çarptı. Biliyordu! Bu adam bir şeyler biliyor. Burada kimsenin şahsi garsonu olamaz ve sadece bir garsonun bana servis yaptığını, diğerlerini geri çevirdiğimi fark etmişti. Yine de bozuntuya vermemek adına gülümsedim. "Burada herkese bir garson düşecek kadar çalışan olduğunu sanmıyorum sevgili Dante."

Hafif bir şekilde kahkaha attıktan sonra bakışları ciddileşti. "Ama sen özelsin tesoro."

Kulaklığımdan Mert'in "şüpheleniyor" diye söylemesinin ardından bu seferde Hakkı komiserin sesi duyuldu. "Arkadaşlar büyük bir problemimiz var. Az önce biri emniyete gelip cinayetleri üstlendi."

Neler olduğunu algılamaya başlarken kumarhanedeki insanların 10'dan geriye doğru saymaya başladığını fark ettim. Hem beynimde hem de ortamda çok fazla ses vardı. Ardından bileğimde sert bir tutuşu hissettiğimde önce ele, sonra da elin sahibi olan Dante'ye baktım. Kulaklık olmayan kulağıma yaklaşıp fısıldadığında kanımın donduğunu hissettim. "Amirin kulaklığından ne dedi tesoro?"

Bölüm sonu

5 yorum