İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 19 · 9 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 19

18. Bölüm

18. Bölüm:

"Seni görmek gibi bir kaygım var.

Görsem sevgimden öleceğim,

Görmesem hasretinden..."

-Cahit Zarifoğlu

❄️

Mert ve ben bir sahilde, kırmızı beyaz kareli bir örtünün üzerinde oturmuş kırmızı şarabımızı yudumlarken gün batımını izliyorduk. Mert'in yaptığı bir espiriye gülerken denizden çıkmış bize doğru yürüyen gorili görünce ilginç diye düşündüm. Aralık ayında denize girilmez ki! Arkasından da gelen zürafayı gördüğümde anladım ki ben ayları karıştırıyorum. Tam Mert'e hangi ayda olduğumuzu sormak için dönmüştüm ki yerinde olmadığını fark ettim. Panikle ayağa kalkıp "Mert!" diye seslendim ama hiç bir geri dönüş alamadım. Deli gibi kendi etrafımda dönerken ondan en ufak bir iz aradım.

Aman yarabbi! Deminki goril ve zürafa çok şüpheliydi. Kesin onlar kaçırdı benim sevdiceğimi. Aralık ayında denize girmelerinden anlamalıydım!

"Güzelim? Kar tanesi? İyi misin meleğim?" Kulağımın yanından gelen sesle aniden gözlerim açıldığında refleksle sol elimle sağ tarafımdaki sese Osmanlı tokatını çaktım.

Oh olsundu!

Ay olmasındı!

"Mert! Ay çok özür dilerim. Alışık değilim ben, bir an korktum. Eve biri girdi sandım. Çok acıyor mu?" Sağ kulağını tutmuş kıvrım kıvrım kıvranan Mert'e ne yapacağımı bilemeyerek, başı kesilmiş horoz gibi çırpınırken bir yandan da derdimi anlatmaya çalışıyordum.

Ben bir süre sonra ağlamaya başlayınca Mert yatakta doğrulup kollarını bana sardı. "Bir şey yok güzelim. İyiyim, bir an canım acıdı ama geçti şimdi. Ağlama lütfen."

"Çok kötü bir kabus gördüm Mert. Çok korktum ve anın etkisiyle de sana vurdum. Çok özür dilerim."

Kaşları çatıldığında bakışları da endişeli bir hal almıştı. "Ne gördün meleğim rüyanda? Anlatmak ister misin?"

Hala kendime gelemediğim için titrek bir nefes aldım. "İkimiz bir sahildeydik. Güneşin batışını izlerken bir yandan da kadehlerimizdeki kırmızı şarabı yudumluyorduk. Sonra denizden bir goril ve bir zürafa çıktı. Sonra sana bir baktım, yoksun. Seni kaçırdılar Mert."

Büyük ihtimalle gülmemek için kendini sıkıyordu ve suratı kıpkırmızı olmuştu. Dayanamayıp bir kahkaha patlattığında bende gözlerimi devirip ona katıldım. "Goril ve zürafa beni kaçırdı öyle mi?"

"Evet, böyle anlatınca biraz saçma oluyor ama yaşasaydın sende en az benim kadar korkardın." 4 yaşındaki bir çocuk gibi dil çıkartıp kollarımı bağladım. İnsan sevdiğinin yanında çocuklaşırmış değil mi?

"Haklısın, bir goril ve bir zürafa seni kaçırsaydı bende çok korkardım."

Dudağının sağ tarafını sırf gülmemek için ısırdığında bakışlarım oraya kaydı. Artık ağlamam tamamen bitmiş farklı düşüncelere dalmıştım. Bir atak yapıp dudaklarına yapışsam yanlış anlar mıydı acaba? Ben derin düşüncelerle hala dudaklarına bakarken, o dudaklar bana doğru yaklaşmaya başladı. Artık dudaklarımız arasında milimler varken bir an duraksadı. Benden bir onay falan mı bekliyor bu? Bakışlarımı gözlerine çıkarttığımda, bana adeta bir kedi yavrusu gibi baktığını gördüm.

Yüzüme kendini beğenmiş bir gülümseme yerleştirdikten sonra elimi ensesine yerleştirip kendime doğru çektiğimde sonunda dudaklarımız buluşmuştu. Masum bir şekilde başlayan öpücüğümüz gittikçe alevlenmeye başlayınca parmaklarım Mert'in saçlarına dolandı. Gözlerim kapanmış anın muhteşemliğinde kaybolduğum sırada Mert geri çekilip alnını alnıma dayadı. Hala gözlerim kapalı, ellerim saçlarının arasında ve nefes nefese bir şekilde kendime gelmeyi bekledim.

O neydi kız?

"Seni seviyorum Kar Tanesi."

"Seni seviyorum koca adam." Ona taktığım lakabı duyunca gözleri aniden açıldı. "Ne yapayım? Kocamansın." Omuz silktiğimde o da ufak bir kahkaha attı.

"Sen ne dersen kabulüm küçük kar tanesi." Ben göz devirip bana küçük dediği için saçma sapan triplere girerken o yataktan kalkmıştı bile.

"Dün konuşma fırsatımız olmadı. Hakkı amirle bugünkü gizli görev hakkında konuştuk ve gereken şeyleri sana iletmemi istemişti."

Meraklandığım için bende ayağa kalkmış karşısına dikilmiştim. "Seni dinliyorum."

"Öncelikle senin evden mi, yoksa güvenli evlerimizden birinden mi çıkıp mekana gitmen konusunda biraz fikir ayrılığına düştük ama sonradan güvenli evlerden birinde hazırlanmanın daha uygun olacağına karar verdik. Oraya birazdan geçeriz. Yanına sadece acil ihtiyacın olan şeyleri alabilirsin. Onun dışında kıyafet, makyaj malzemesi ve silah türü şeyler oraya gelecek."

Söyledikleri mantıklı gelmişti. Sonuçta burası ailemin eviydi ve burada bir gizli göreve hazırlanmak uygun olmazdı. "Başka?"

Ensesini kaşıdığında hoşlanmayacağım bir şeyin geldiğini anladım. "Son anda bir karar aldık. Bizim ekipteki komiser yardımcısı Ahmet Kıraç'ı biliyorsun. O da kılık değiştirerek, senin dayın rolünde göreve gelecek."

"Tek başıma olsam daha iyi olurdu ama peki." Neden bu fikrin Mert'e ait olduğunu ve kabul ettirmek için oldukça uğraştığını düşünüyorum? Çünkü onu tanıyorum.

"Bir şey daha var."

Hep bir şey daha var arkadaş ya! "Nedir?"

"Bende kılık değiştirerek orada olacağım."

Şaşırttı mı? Tabi ki hayır!

"Anlamadım?" Ne saçmalıyor bu? Adamımızla bire bir, yüz yüze görüşme yaptı. Nasıl böyle bir risk alır. "Adam seni gördü!"

"Biliyorum, merak etme. Arap bir iş adamı kılığına gireceğim. Beni tanıyamaz. Hem zaten senden oldukça uzakta duracağım."

Pek aklıma yatmasa da başımla onayladım. Umarım orada da şu "koruma içgüdüsü" devreye girmez de, bizi ifşa etmez. Yoksa halimiz harap.

"Acıktıysan bir şeyler yiyelim, sonra da çıkalım."

"Hayır, acıkmadım. Bir duşa gireyim, sonra da çıkarız." Şu an fena şekilde stres basmaya başlamıştı. O yüzden bir lokma bile bir şey yiyebileceğimi sanmıyorum.

Ben banyoya doğru ilerlerken Mert komidinin üzerindeki telefonunu almış bir şeyler yapıyordu. "O zaman çocuklara haber vereyim de güvenli eve gelirken yanlarında sandviç falan getirsinler." Onaylar mırıltılar çıkarttığımda çoktan banyoya girmiş kapıyı kapatmıştım.

...

Kumarhanede yılbaşı partisine son 2 saat...

Uzun, ince, toprak yolda arabayla ilerlerken başımı cama yaslamış hayatımı sorguluyordum. Yıllardır platonik olarak birine aşıktım. Sonra bir gün gelip bana, aslında beni uzun zamandır sevdiğini söylüyor. Kanımdan canımdan olan abim, bize kıymıştı. Yıllardır sırf onun yüzünden ikimizde aşk acısı çekmiştik. Bunlar bir kenara, şimdi bir bilinmezliğe doğru yola çıkmış gidiyorum. Aslında her ne kadar bir sorun olmayacağını bilsem de içimdeki o küçücük kırıntı bana işlerin yolunda gitmeyeceğini söylüyor. Belki de sadece anın verdiği stresten, bilemiyorum.

Şimdi Mert'le birlikte, teşkilata ait olan 20 dakika uzaklıktaki güvenli eve doğru gidiyoruz. Orada hazırlanacağım ve ardandan katil olduğunu düşündüğümüz adamın yanına gideceğim. Araba 2 katlı bir evin önünde durduğunda cama yasladığım başımı kaldırıp evi inceledim. Şehrin pek dışında değildi ama sakin bir muhitteydi. Bir kaç ışığı yanan ev ve kendi halinde evinin yolunu tutmuş insanlar vardı. Bu gece yılbaşı gecesi olmasına rağmen oldukça sakindi.

Mert hiç konuşmadan emniyet kemerini açıp arabadan indiğinde bende yerde, bacaklarımın arasındaki siyah, küçük sırt çantamı alıp peşinden indim. Mert'in adımlarını takip ederek evin önüne geldiğimizde kapıyı 3 kez tıklattı ve çok geçmeden kapıyı Ahmet açtı. Yüzünde fazlasıyla gereksiz keyifli bir ifade vardı.

"Geldiniz mi?" Yok daha yoldayız. "Hadi geçin içeri." Allah razı olsun.

İçeri girdiğimizde evin gayet normal bir şekilde dekore edildiğini gördüm. Hemen girişte bulunan salonda beyaz üzerine pembe çiçekli bir koltuk takımı, ortada bir sehpa ve koltukların karşısında da bir televizyon ünitesi. Salonun diğer tarafında da bir Amerikan mutfak vardı. Tezgahın arkasında Zeynep ve Hatice'yi gördüğümde üzerime ister istemez bir rahatlama geldi. Ahmet'e göre onlarla daha yakındım.

"Hoş geldiniz." dediklerinde biz de onlara cevap verip koltuklara kurulduk. "Eşyaların arka taraftaki oda da. Ne zaman istersen hazırlanabilirsin. Mert komiserim sizin eşyalarınız da o oda da." Zeynep'i sadece başımla onayladım.

Gözlerim yine Mert'i bulduğunda bakışları endişeli olsa da bana güven verici bir şekilde gülümseyerek bakıyordu. Ben de ona gülümseyerek cevap verdikten sonra hazırlanmak için Zeynep'in işaret ettiği odaya doğru harekete geçtim.

Çok geçmeden kapı tıklatıldıktan yavaşça açılan kapıdan içeri Hatice girdi. "Berfu, saçlarını ben yapacağım. Şimdi mi yapalım yoksa elbiseni giydikten sonra mı?"

Dolap kapağında asılı olan elbiseye doğru ilerleyip baktığımda derin bir sırt dekolteli, bel kısmı ip ayrıntılı, saten, Kırmızı bir elbise gördüm. Elimi yüzeyinde gezdirdiğim de soğukluğu içimi ürpertti. "Yaka kısmı geniş, önce saç ve makyajı yapalım."

Beni başıyla onayladıktan sonra eliyle tuvalet aynasının önümdeki pufu gösterdiğinde gidip oturdum. Hızlıca çilek sarısı saçlarımı ensemden dağınık bir topuz yaptıktan sonra da yüzüme hafif bir makyaj yaptı. En çarpıcı detay ise, kan kırmızısı rujumdu. Hatice'ye teşekkür edip gönderdikten sonra tekrar elbiseme gidip elime aldım ve odanın ortasındaki çift kişilik yatağın üzerine bıraktım. Üstümdeki siyah eşofman altını ve siyah sweatshirtümü çıkarttıktan sonra iç bacağıma ince bir kemerle bıçak sabitledim. Ne yazık ki böyle bir elbiseyle üzerimde daha fazla silah bulunduramazdım. Ardından elbiseyi sütyensiz giymek zorunda olduğumu fark ettim. İçimden küfürler ederken onu da çıkartıp elbiseyi üzerime geçirdim. Elbise, üzerimden yağ gibi akıp vücuduma otururken kapı tıklatıldı.

Gelenin Hatice olduğunu tahmin ederek "Gel de şu arkamdaki ipleri bağlamama yardım et." diye söylendim. Hala sütyen giyemediğim için öfkeliydim. Çünkü onun yokluğu çok rahatsız edici geliyor. Adeta bir emniyet kemeri gibi.

Ama gelen Hatice değildi. Bunu omuzlarımdan bileklerime doğru inen sıcak, büyük ellerden anlamıştım. İçimde yine rengarenk havai fişekler patlarken gözlerim kendiliğinden kapandı. "Tabi ki." diye boynuma doğru mırıldandıktan sonra da parmaklarını belimde hissettim. İpleri büyük bir özenle, yavaş yavaş bağladıktan sonra belime sarılınca başımı omzuna koydum. Huzur buydu işte, sevdiğin adamın kollarında. Hele ki o da seni seviyorsa...

"Şu an senden ayrılmak bana ölüm gibi ama geç kalıyoruz." Hala yüzü boynumda olduğu için nefesi içimi ürpertmişti.

Söylediği şeyle gerçekliğe dönüp doğruldum. Ona baktığımda yine o güven veren gülümsemesi yüzündeydi. Başımı salladıktan sonra avucumu kirli sakallarının ev sahipliği yaptığı yanağına koyup baş parmağımla biraz okşadım. Artık yüzsüzlüğü de ele aldığım için parmak uçlarımda yükselip dudağına bir öpücük bıraktım. Ardından da yatağın üzerindeki siyah çantamı ve yerdeki siyah topuklu ayakkabılarımı alarak odadan çıktım.

Salona girdiğimde Ahmet, en az 20 yıl yaşlanmış bir şekilde karşımda duruyordu. Bir elinde koca bir sandviç, diğer elinde de vişne suyu vardı. O iştahla yerken gidip koltuğa oturdum. Bir süre sonra Ahmet ikinci sandviçine geçtiğinde yatak odasının kapısı açıldı ve Mert dışarı çıktı. Yerlere kadar uzanan beyaz bir kandura giymişti ve başına taktığı beyaz örtünün üzerine de siyah çember takmıştı. Takma, uzun sakalıyla bambaşka biri olmuştu.

"Bir Arap'ın kumarhane de ne işi var?" diye mırıldandığımda ellerini iki yana açtı.

"Onlar her yerdeler. Ayrıca kumar oynamayacağım ki, hatta kumarhaneye de girmeyeceğim. Sadece otele girebilmek için."

"Sandiviç ister misiniz?" İkimizinde bakışları Ahmet'e döndüğünde üçüncü sandviçini yediğini fark ettim. Stresten mi yiyor bilmiyorum ama umarım oralarda mide fesatı geçirmez.

"Berfu, senin aracın dışarıda. Aslında bir şoför tahsis etmeyi düşündük ama Dante seni önceden tek başına gördü. Tanımama ihtimalini göze alamayacağımız için aşırı zengin imajı vermek istemedik. Sonuçta onunla normal bir mahallede, normal bir vatandaş gibi karşılaştın. Ahmet'le birlikte gideceksin. Konuştuğumuz gibi, Ahmet iş adamı ve sen onun yeğenisin. Ahmet'in adını davetliler listesine yazdırdık. Kavalye olarakta seni götürmeye karar verdi. Sahte kimliklerinizi çıkarken vereceğim."

Anladığımı belli edercesine başımı salladığımda devam etti. "Sen çıktıktan 10 dakika sonra da ben çıkacağım. Unutmadan," dedikten sonra sandalyenin üzerindeki çantaya gidip içinden bir şey aldı. "Bu broşta kamera var." Yakama takarken diğerlerine bir şey belli etmemek için gözlerimi broştan almadım. "Ahmet, bu da senin kameralı gözlüğün. Hakkı amir ve diğerleri sizi izleyecek. Bunlar da kulaklıklarınız, takın. Buradan sürekli iletişimde olacağız. Son olarak," yine çantaya gidip geri geldiğinde elinde 2 tane gümüş renginde kart vardı. "Bu gümüş kartlar kumarhane davetiyeniz. Bunlar olmadan içeriye giremezsiniz. Kapıdaki görevliye gösterin ve girin. İşte bu kadar." Kartı elime aldığımda iki tarafında da hiç bir şey yazmayan, boş bir kart olduğunu anladım. Ne ilginç ve gizemli işler!

Kulaklığı elinden alıp kulağıma yerleştirdikten sonra bir kaç deneme yapıp sorunsuz çalıştığını onayladık. 5 dakika sonra da artık çıkma zamanımız gelmişti. Ahmet ve ben dışarıdaki siyah SUV'a binip yola çıktığımızda artık her şey başlamıştı. Arabayı Ahmet'in kullanmasına müsade etmiştim ama şimdiden pişman oldum. Çünkü aç karnına sert girdiği virajlar midemi alt üst etmişti.

Otelin girişine geldiğimizde etkilenmeden edemedim. Üst sınıfların tercih ettiği çok lüks bir oteldi. Yılbaşı için ışıklarla süslenmiş beton binaya hayran kalmamak elde değildi. Otelin girişinde inip arabayı valeye teslim ettiğimizde Ahmet'in koluna girip içime mümkün olduğu kadar derin bir nefes çektim.

İşte başlıyoruz...

Bölüm sonu

1 yorum