İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 18 · 9 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 18

17. Bölüm

17. Bölüm:

"Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar

Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar"

-Erdem Bayazıt

❄️

Kumarhanede yılbaşı partisine son 15 saat...

"Beraber uyuyalım mı?"

Lan o nasıl bir soru? Böyle bir şey sormaya nasıl cüret eder? Bana, bana Bihter'ine?

Yakasından tuttuğum gibi içeri çektikten sonra kapıyı gürültülü bir şekilde çarptım. Bütün evi Mert'in kahkahası doldurduğunda ona kirpiklerimin arasından mahçup bir şekilde baktım. Düşünmeden hareket ettiğim için utanmıştım doğal olarak. Adam beni sapık zannedecek. Ayyyy ırzına falan geçerim zannedecek. Resmen adamı eve attım ben şu an!

Ama kendisi geldi, banane...

"Bende seni çok özledim." diyerek bana bir adım yaklaştıktan sonra sıcak avuçları iki yanağımı buldu. Kısacık, minicik ama çok tatlı bir öpücüğü alnıma bıraktığında dizlerimin bağı çözülecek ve yere yapışacağım diye çok korktum.

Hala ona çizmeli kedi animasyonundaki kedi gibi bakarken mırıldandım. "Biz şimdi beraber mi uyuyacağız?"

"Eğer sende istersen?"

Cümlesinin son hecesini daha söylememişti ki elinden tuttuğum gibi odama çekiştirmeye başladım. Lütfen beni ayıplamayın, bu yılların hasreti, bu yılların çaresizliği. Odama girdiğimizde bir buçuk kişilik yatağıma baktım. Tüh ya keşke eski, tek kişilik yatağım olsaydı. Daha iyi olurdu, böyle sıkış sıkış olurduk. Ben hala saçma sapan şeyler düşünürken Mert elimden çekip yatağa uzandıktan sonra beni de kollarına aldı. O hafif oturur bir pozisyondayken bende karnıma kadar onun göğüsüne yatmıştım. O beni, ben de onu sarıp sarmalamıştım.

Neydi o laf? Sarhoş olmaya ne gerek var ki? Sen sar, ben hoş olurum Mert Komiserim...

"Konuşmamız gerekiyor. Aklımda o kadar çok soru var ki..."

"Biliyorum güzelim. İstersen şimdi de konuşabiliriz ya da biraz uyuruz, uyandığımızda konuşuruz. Nasıl istersen."

"Şimdi konuşalım lütfen." O sıcacık, koyu kahverengi gözlerine bakarken bir an için içlerinde kaybolup gittiğimi hissettim. Birbirimize bakarken odada zaman durmuş gibiydi. O kadar yakındık ki nefesini tenimde hissedebiliyordum.

"Tamam. Ben anlatayım mı? Yoksa sen mi sormak istersin?"

"Sen bana anlat, sonra da ben sana anlatırım."

"Tamam." dedikten sonra anlatacaklarına hazırlanır gibi derin bir nefes aldıktan sonra kesik kesik geri verdi. "Annem Nil'e, annen de sana hamileyken..."

"Oha! Zigot halimden mi başlayacaksın?"

O kahkaha atarken bende elimle ağzımı kapatmış kıkırdıyordum. "Bir dur güzelim ya, anlatıyorum işte." Başımı yukarı kaldırdıktan sonra ağzımdaki hayali fermuarı kapatıp gülümsedim. "Neyse, işte annelerimiz hamileyken bana, Buğra ve Burak abine sürekli sizi korumamızı, size sahip çıkmamızı söylediler. Önce sen doğdun. Annen hastaneden taburcu olup eve geldiğinizde bizde seni görmek için hemen gelmiştik. Sen anne ve babanın yatak odasında beşiğinde uyuyordun. Buğra'nın tüm oyun oynayalım ısrarlarını geri çevirip sürekli seni kontrole gittiğimi hatırlıyorum. Nefes alıyor musun? Kustun mu? Yoksa uyanıp yalnız olduğunu görünce korktun mu?" Konuşmaya ara verip ensesini kaşırken ben de bakışlarımı ona dikmiş yüzümdeki tebessümle devam etmesini bekliyordum.

"Sonra uyandın. Seni salona getirdiklerinde koşarak televizyonun karşısındaki üçlü koltuğa oturup beklemeye başladım. Annen benim heyecanımı fark ettiğinde gülümseyerek geldi ve seni kollarıma bıraktı. Yüzüne baktığımda şunu düşündüğümü hatırlıyorum, Allah'ım, ne kadar da minik. Bu kızı korumalıyım. Yani kısacası seni korumaya çalışırken yaptığım bütün saçmalıkların nedeni bu. Küçükken kendime verdiğim söz, seni korumalıyım."

Sol el parmaklarım Göğüsünde hayali çizgiler çizerken konuştum. "Peki sonra? Beni ne zaman sevmeye başladın? Ya da beni ne zaman sevdiğini fark ettin?" Çünkü ben onu sevmeye başlamamıştım, bir öpücükle zaten sevdiğimi anlamıştım.

"7 yıl önce, henüz akademiden yeni mezun olmuştum ve tayinim çıkmadan önce yazı ailemle geçirmek için buraya gelmiştim. Akşam yemeğinden sonra Buğra eski günlerdeki gibi parkta oturalım dediğinde kabul ettim. Parka gittiğimizde sende orada, mahalledeki kız arkadaşlarınla bankta oturmuş çekirdek yiyordun. Tabi sen o zamanlar 17 yaşındaydın, reşit bile değildin. Ama sürekli bakışlarının beni bulduğunu fark ettim. Arkadaşlarınla bile konuşurken gözün bendeydi. Sonradan fark ettim ki her gözlerimiz buluştuğunda kalbim hızlanıyordu ve gözlerimiz buluşsun diye büyük bir çaba harcıyordum. Eve gidip yatağıma yattığımda dedim ki, oğlum sen salak mısın? O senin kardeşin gibi. Bu yaptığın erkekliğe sığar mı?" Derin bir iç çektiğinde anladım ki kendisini hala bu konuda suçlu hissediyordu.

Tam ağzımı açmış düşüncesinin saçma olduğunu dile getirecektim ki sıcak parmakları dudaklarımı bulup beni susturdu. "Sonra atamam çıktı. Gittim ama aklımında, kalbiminde bir yarısını burada bıraktığımı çok sonra fark ettim. O günden önce seni gördüğümde hiç bu şekilde hissetmemiştim. Bana birden ne olduğuna bir türlü anlam veremedim. Kendimi çok suçladım. Yaptığımın yanlış olduğunun farkındaydım ama kendime de, düşüncelerime de engel olamıyordum. Sonra Nil bana hep birlikte olduğunuz veya sadece Nil'le olduğun fotoğraflar gönderdiğinde, aileme değil de sadece fotoğrafları yaklaştırıp sana baktığımı fark ettim. Gülüşüne, gülünce kısılan gözlerine, sağ yanağındaki gamzene... Hepsini tek tek ezberledim. Kendimi cezalandırdım ve bir daha eve gelmedim."

"Gerçekten de çok saçmalamışsın." diye mırıldandığımda göğüsünden kahkahası gürledi.

"Öyle. Şimdi olsa bu şekilde düşünmem. Devam edeyim mi? Eğer uykun geldiyse sonra devam edebiliriz."

"Hayır, hayır. Lütfen devam et, çok merak ediyorum."

"Pekala... Sonra, gizlice mezuniyetine ve yemin törenine geldim." Aniden başımı kaldırıp yüzüne baktığımda tebessümle başını salladı. "Evet, gizlice çünkü hiç kimse görmeden seni uzaktan izledim. Ama sonra Buğra ile buluştuk."

Duraksadığında sert bir şekilde yutkundum. O günü hatırlıyorum. Yemin törenimizden sonra herkes evlerine dağılmıştı. Abim evde yoktu ama akşam eve geldiğinde tam bir sinir küpüydü. Her şeyden kavga çıkartıp bağırıp çağırmıştı. Hatta sürahiyi su içtikten sonra geri doldurmadım diye bana öyle bir bağırmıştı ki kolay kolay ağlamayan ben, ağlamıştım. "Biliyor değil mi?" diye fısıldadım. "Abim her şeyi biliyor." Bu bir soru değil de idrak etme cümlesiydi.

"Evet, ona o gün bir kafede buluşup duygularımı açtım. Sana karşı hoşlanmak bile denmeyecek kadar yoğun duygular hissettiğimi söyledim. En yakın arkadaşım olduğu için bunu ilk önce onun bilmesi gerektiğini söyledim. Ama o kabullenemedi. İlk önce bağırmaya başladı. Ardından masada ne var ne yoksa yerlere fırlattı." Sağ elini bana doğru uzattığında elinde daha önce fark etmediğim bir dikiş izi fark ettim. Hemen elini tutup endişeyle baktığımda devam etti. "Çay bardağından nasibimi aldığımda oldu. Bir kaçta yumruk yedim ama merak etme abine elimi bile kaldırmadım."

"Sen... sen deli misin? Çaksaydın da ağzına bir tane Mert abi." Yaptığım hatayı fark edince hızla elim ağzıma gitti.

"Abi deme, lazım olur."

Suratım istemsizce buruşunca kahkahasını yine patlattı. Onu hiç bu kadar gülerken görmemiştim. "Bu espiriyi yaptığına inanamıyorum. Ama alışkanlık işte, zamanla geçer."

"Geçer güzelim, geçer." derken eliyle başımı kendine doğru çekerek beni yine göğüsüne yatırdı. Bir yandan saçlarımı okşarken konuşmaya devam etti. "Ben o gün apar topar Mardin'e geri döndüm. Çok uzun bir süre de abinle konuşmadık. Geçen yıl beni arayıp dostluğumuz hatrına aradığını söyleyerek seni unutmamı istedi. Hem senin de sevdiğin, ciddi düşündüğün biri olduğunu söyledi."

"Ne!? Vay adi yalancı. Ulan benim hayatıma bugüne kadar bir erkek girmedi ki. Bir de ciddi düşünüyormuşum."

Ben kendimi kaybetmiş bir şekilde söylenirken Mert bileğimi tutup beni kendine çevirdi. "Hayatına hiç kimse girmedi derken?"

Biraz utansam da, "Benim hiç sevgilim olmadı. Sadece sen oldun, hayallerimde." diye mırıldandım.

"Ulan Buğra." Dişlerini sıkarak söylendiğinde bileğimi de bırakmıştı. "Ben nasıl yıkılmıştım o zaman biliyor musun?"

"Biliyorum. Bende evleneceğini duyduğumda yıkıldım."

Başımı öne eğip parmaklarımla oynamaya başlamıştım ki işaret ve baş parmağıyla çenemi kavrayıp başımı kaldırdı. "Sakın başını eğme. Öyle biri yok. Annemin sürekli kız bulup bana fotoğraf göndermesinden bıktığım için bir gün patladım ve benim zaten bir sevgilim var dedim. Annelerimizi biliyorsun, abartmakta üstlerine yok."

"Bilmez miyim?"

"Ama buraya gelip seninle biraz zaman geçirdikten sonra anladım ki hala bana o parkta ışıl ışıl bakan, 17 yaşındaki kızsın. Hala içinde saf sevgi olduğunu anladım. Sonra da işte dün olanlar oldu ve patladım, söyledim." Yine bakışlarımız buluştuğunda mırıldandı. "Sen gökyüzünden kopup gelen, tam yüreğime konan Kar Tanem'sin."

Her ne kadar şu an utancımdan bir pancardan farkım kalmadığını bilsem de elimi yavaşça uzatıp yanağına koydum. "Ne olursa olsun, bir daha benden vazgeçme olur mu? Söz ver bana."

Gözlerini sımsıkı kapattığında yanaklarına ve elime göz yaşları süzüldü. "Söz veriyorum Kar Tanesi. Senden asla vazgeçmeyeceğim."

"Söz veriyorum Mert, senden asla vazgeçmeyeceğim."

Bir süre o şekilde birbirimizin gözlerinin içine baktıktan sonra karnımda gök gürültüsünü anımsatan bir ses yükseldiğinde kıkırdadım. Fazla bile dayandı obur midem. "Hadi şu gürültücü karnını doyuralım." diyerek tek bir hareketle yerinden kalkarken beni de kaldırdı.

Mutfağa gidip hemen çaydanlığın altına su koyup ocağın üzerine yerleştirdim ve tost makinasını dolaptan çıkarttım. Ben bize bol kaşarlı tost hazırlarken Mert'te kaynayan suyla çay demledi.

"O zaman bende sana kendi hikayemden kısaca bahsedeyim." Arkamdan gelip belime sarıldıktan sonra çenesini sol omzuma dayadı ve onaylayan bir mırıltı çıkarttığında konuşmaya başladım. "Aslında hatırlarsın küçüklüğümden beri seni herkesten kıskanırdım. Yanında kız gördüğümde deliye dönerdim."

"Bilmez miyim? Bir keresinde sınıf arkadaşım Buse, proje ödevi için bize geldiğinde kızın saçının her yerine sakız yapıştırmıştın. Annem ne kadar uğraşsa da temizleyememiştir ve kız ağlayarak evine gitmişti. Ertesi günde okula 3 numara saçla gelmişti."

Kahkahama engel olamazken aklımın bir köşesine Buse'yi bulup helallik istemeyi not ettim. Ne ayıp etmişim kıza ama! Yelloz, ne işi varsa benim sevdiğim adamın yanında. "Neyse, neyse işte 13. Yaş günümde doğum günümü kutlamak için beni yanağımdan öptüğünde anladım. Kalbim o kadar hızlanmıştı bir an korktum ama izlediğim dizi, filmlerden yola çıkarak sana aşık olduğumu anladım. İşte o gün bugündür bu aşk benim kalbimde büyüyor da büyüyor."

"Bu kadar mı?"

Şaşkınlıkla omzumun üzerinden dönüp ona baktım. "Evet, bu kadar. Daha ne olmasını bekliyorsun ki?"

"Hiç aksiyon yok bir kere. Ben ne badireler atlattım aşkımız için farkında mısın?"

Dönüp şakayla omzuna vurduğumda ikimizde kahkahalara boğulduk. "Bu aşkın acı tarafını çeken sensin komiser Mert Karan. Bende sefasını süreceğim." Ufacık bir mutlulukla aklımdaki bütün kötü anılar, yaşadığım acılar silinmişti bile.

"Ben bu aşkın acısını da çekerim, sefasını da sürerim Komiser yardımcısı Berfu Arıkan."

Kıkırdarken "Eşek kafalı!" diye söylendim.

Tostlarımız hazır olduğunda tabaklara koyup masaya koyduğumda Mert'te çaylarımızı doldurmuş masaya yerleştiriyordu. Masaya karşılıklı oturup iştahla tostumdan bir ısırık aldım. "Bu gece gerçekten gidecek misin?"

Sorduğu soruyla birlikte lokmamı yutmam gittikçe zorlaşmıştı. "Evet, söz verdim. Gideceğim." Zorlada olsa yuttuğumda konuşmuştum. Başını sallayan Mert, başka hiç bir şey söylemedi.

Tostlarımızı yedikten sonra tekrardan yatak odama gidip yatağıma uzandık. Artık biraz uyumalıydık çünkü bu gece uzun bir gece olacak. Mert yatağa sırt üstü yatarken bende onun göğüsüne yerleşip kolumu beline sardım. Tüm hayallerim gerçek olmuştu. Mert'in kollarında uyuyordum ve artık onunda beni sevdiğine emin olmuştum. Rüyalarımda bile görsem inanmayacağım bir durumdayım şu an. Ve bozulacak diye ölümüne korkuyorum.

"Eğer," boğazımı temizleyip tekrardan konuşmaya çalıştım. "Eğer bu gece bir şeyler ters gider ve bana bir şey olursa... komidinimin çekmecesinde bir kitap var. Adı Uğultulu Tepeler. Onun arasında bir kâğıt var. Onu almanı istiyorum."

İrkildiğini hissettiğim Mert, bir süre hiç bir şey söylemedi. Cevap vermeyeceğini düşünerek tam uykuya dalacaktım ki, sonunda konuştu. "Kötü bir şey olmayacak, sana bir şey olmasına asla izin vermem Kar Tanesi. Yeri ve zamanı geldiğinde o kağıdı bana sen verirsin." Uykulu bir şekilde mırıldandıktan sonra bedenimi uykuya teslim ettim.

Hissediyorum, Son yaklaşıyor...

Ama bu... kitabın sonu değil...

Bölüm sonu

3 yorum