İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 17 · 8 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 17

16. Bölüm

16. Bölüm:

"Yanlış düşünebilir, yanlış anlayabilir veya yanlış yapabilirsin; ama yanlış hissedemezsin."

- Edith Wharton

❄️

Anın etkisiyle bileğimi çok sıkı tutmuş olacak ki canım acımıştı. Bakışlarımı anlık bileğime indirip yüzümü buruşturduğumda anladı ve bileğimin içini çevirip "özür dilerim." diye fısıldadıktan sonra acıyan yere minik bir öpücük bıraktı.

Ama ben tek bir şey düşünebiliyorum ve bunu dile getirecektim.

"Ne dedin sen?" Tekrardan şaşkınlıktan kocaman açılmış gözlerimle başımı Mert'e kaldırıp adeta donup kalmıştım. Doğru duydum değil mi? Mert bana seni seviyorum dedi. Küçücük bir kızken bile hayalini kurup durduğum, her anımı, her günümü onun hayalleriyle geçirdiğim adam bana seni seviyorum dedi. Bu bir şaka olamaz değil mi? Eğer bu bir şakaysa, gömün beni. Diri diri gömün beni çünkü 1 nefes daha almaya takatim olmaz.

Sağ eli sol yanağımı bulduğunda gözlerim kendiliğinden kapandı ve akmakla tehdit eden göz yaşlarım, soğuk yanaklarımdan aşağıya ılık ılık süzüldü. "Doğru duydun Kar Tanesi. Seni seviyorum. Hem de o kadar uzun zamandır seviyorum ki, hiç bir fikrin yok."

"Neden?" diye fısıldadım zoraki çıkan sesimle. "Neden şimdiye kadar hiç bir şey söylemedin?"

Hala yanağımda olan elinin baş parmağıyla yanağımı okşuyordu. Bana o kadar güzel bakıyordu ki içim bin parçaya bölündü desem yeri. "Çok uzun hikaye Berfu, çok uzun. Ailelerimiz bir gitsin, sana her şeyi anlatacağım." Başımı salladığımda, yanaklarımdan yaşlar hala süzülürken bir yandan da sessiz hıçkırıklarla ağlıyordum. Başımı kaldırdığımda Mert'in de gözlerinin ıslak olduğunu fark ettim. O da ağlıyordu, o da bizim için ağlıyordu. "Şimdi kendini toparla ve eve git. Annen şüphelenmesin. Zaten sabah 6'da yola çıkacaklar. Ondan sonra beraberiz, tamam mı?"

Yine başımla onayladığımda gözlerimdeki yaşları baş parmaklarıyla silip alnıma sıcak bir öpücük bıraktı. İyi olduğuma emin olduktan sonra da sırtımdan biraz destekleyerek beni binaya doğru ittirmişti ki aklıma gelen şeyle birlikte ayaklarım beton zemine çivi gibi çakıldı.

Ani bir hareketle ona döndüğümde kıpkırmızı olan gözleriyle bana yorgun bir şekilde bakıyordu. Acaba son zamanlarda ne kadar uyudu? "Ama... ama senin? Sevgilin?" Böyle de acı bir gerçek vardı işte.

Gözlerini kapatıp başını gökyüzüne kaldırdığında bende kendimi vereceği cevaba hazırladım. Tekrar bana baktığında yüzünde küçük bir tebessüm vardı. "Sevgilim falan yok benim. Annemleri susturmak içindi hepsi. Sen merak etme ve üzülme. Dediğim gibi yarın sana her şeyi anlatacağım."

Açın lan ordan bir tane Ankara havası. Ne duruyorsunuz gençlik? Oturmaya mı geldik ayol? diye bağırasım olsa da, sevincimi sonraya erteleyerek sakin bir şekilde başımı salladım. Çünkü ben, çok aklı başında bir kızım.

Tam dönmüş tekrar binaya doğru ilerleyecektim ki Mert kısık bir sesle "Kar Tanesi," dedi. Yüzüne baktığımda benim dışımda her yerde gözlerini gezdiriyordu. "Sen gelsene bir." diye montumun yakasından çekiştirip beni binanın duvarına dayadı.

Ay n'oluyo n'oluyo? Yetişin komşular! Irzıma geçiyorlar.... Ya da vazgeçtim, yetişmeyin. Ben halimden memnunum.

Mert beni duvar ve kendi arasına hapsettiğinde nefes almayı bıraktım. Yüzü bana milim milim yaklaşırken, eminim ki ona bir kedi yavrusu gibi bakıyordum. Çok yakın, çok yakın, çok yakın... Biraz daha yaklaştığında artık tüm vücudunu vücudumda hissediyordum. Acaba kalp atışımı duyabiliyor mudur? Çünkü kalbim her an göğüs kafesimden firar edecek gibi atıyor.

Nefesi dudaklarımı yalarken ikimizde birbirimize gözlerimizi kırpmadan bakıyorduk. Ve... ıslak dudakları soğuktan kurumuş dudaklarıma değdiğinde tüm dünya benim için durdu. Tüm vücudum karıncalanırken beynimde havai fişekler patlıyordu.

Bana çok kısa gelen bir zaman diliminde Mert geri çekildi ve alnı alnıma dayalıyken gözlerini yumdu. Ben mi? Ben kocaman açılmış gözlerimle mal gibi bakıyorum. Biraz da bu şekilde durduktan sonra en sonunda dudaklarını aralayıp konuştu. "Bunun için... bunun için ne kadar zamandır bekliyorum, ne kadar zamandır hayaller kuruyorum biliyor musun?" Ah Mert, sen benim hayallerimi bir bilsen. Şimdiye futbol takımını kurmuştuk. "Artık gitmelisin. Biraz daha bu şekilde durursak, seni kolundan tuttuğum gibi önce bu mahalleden, sonra bu şehirden, belki de bu ülkeden kaçıracağım. Hiç kimsenin bize karışamayacağı, bizi bulamayacağı bir yere..."

Allah'ım, eğer bu bir rüyaysa ne olur beni bir daha uyandırma...

Allah'ım, eğer öldüysem de ne büyük sevaplar işlemişim ben de bana bunları yaşatıyorsun...

Şimdi neden ağladığımı bilmiyorum ama gözlerimin doluluğu görüşümü engellerken yüzümdeki tebessümle sevdiğim adama bakmaya çalıştım. Çok seviyorum be Allah'ım. Ne olur bozma şu mutluluğumu. Artık benimde kalbim sıcacık olsun...

Bakışlarımı yere indirip Mert'in bedeniyle yarattığı toz pembe dünyamdan kopup apartman girişine doğru ilerledim. Gidiyordum ama aklımda, kalbimde hala bakışlarını sırtımda hissettiğim adamda kalmıştı. Binanın içine girdikten sonra gözlerimi tekrar silip derin bir soluk aldım. Anneme şu halimi belli edersem, ölüm fermanımı da imzalamış olurum.

Eve girdiğimde ekmeği mutfak masasına bırakıp çorba karıştıran anneme hiç bakmadan ve gereksiz olan "Geldin mi?" sorusuna cevap vermeden kendimi odaya kapattım. İlk önce şaşkınlıkla odamın duvarlarını inceledim. Sonra anlamsızca odamı toparlamaya başladım. Baktım olacak gibi değil, yüzüme yastık bastırarak çığlık atmaya ve olduğum yerde zıplamaya başladım. Ve sonra da.... Çalmadan oynar bizim ayılar misali odanın ortasında göbek atmaya başladım. Yandan, 60, 70, 80, 90, 100. Banyo da yüz, lavaboda yüz... oooh yandan yandan...

Deliliklerime bir son verdikten sonra da kendimi yatağın üzerine attıktan sonra yine sessiz kahkahalar atmaya başladım. Çok geçmeden telefonuma gelen bildirim sesiyle soluk soluğa kalkıp telefonumu yere fırlattığım montumun cebinden çıkarttım. Ondan! Vallahi de billahi de mesaj ondan!

Gönderen: Mert Komiserim

"Biraz daha tepinmeye devam edersen kendini odamda bulacaksın. Kollarımı açtım bekliyorum..."

Kendi kendime kıkırdarken parmaklarım telefon ekranında harekete geçmişti bile.

Gönderen: Berfu Arıkan

"Sen kollarını aç, ben nerede olursam olayım kendimi senin göğüsünde bulurum. Bu, odanın tavanını delmek olsa bile."

Gönderen: Mert Komiserim

"Benim kollarımda, göğüsümde yıllardır sana aç."

Allah'ım! Düşüyorum, kimse tutmasın beni...

Yazdığı mesaja cevap vermeyi biraz erteleyerek başımı yastığıma gömdüm. Eğer cevap yazarsam bütün aşkımı, sevgimi, hasretimi itiraf edeceğime eminim ve bu büyünün bunun yüzünden bozulmasını istemiyorum. Hala aklım beni nasıl sevdiğini almıyor. Evet, son zamanlarda bir iki belli eden cümlesi olmuştu ama bugüne kadar böyle bir belirti olmadığı için inanamamıştım. Acaba benim onu sevdiğimi, ters bir tepki vermeyeceğimi nasıl bildi? O kadar çok mu belli ediyorum?

İçimdeki bu mutlulukla hemen yerimden kalkıp komidinim çekmecesinden kırmızı bir balon alıp koşar adımlarla mutfağa gittim. Hala yemek yapmakla meşgul olan annemi es geçerek alt dolaptan un aldıktan sonra kap kacak dolabındanda yeşil, plastik bir kase çıkarttım. Unu içine boca ettikten sonra da içine biraz su koyarak cıvık bir hamur elde ettim.

"Anne? Huni nerede?"

"Sen yine ne pislik işlerin peşindesin Berfu?"

Yanağından bir makas aldıktan sonra dudaklarımı büzerek konuştum. "İntikam soğuk yenen bir yemektir anneciğim."

Annem kıkırdarken başını iki yana salladı. "Huni ikinci çekmecede."

İkinci çekmeceyi biraz karıştırdıktan sonra kırmızı huniyi sonunda bulabilmiştim. Yaptığım hamuru Huni yardımıyla balonun içine doldurduktan sonra pompa yardımıyla da biraz şişirdim. Balonun ağzını bağladığımda ise, yüzüme o meşhur sırıtmamı yapıştırmıştım.

Biraz televizyon izleyerek vakit geçirmeye çalıştıktan sonra artık zamanı gelmişti. Çalıştım diyorum çünkü aklım sürekli alt kattaki sevdiğim adama gidiyordu. Mutfağa geçip sandalyeye oturduğumda ayaklarımı da bir diğer sandalyeye uzatıp beklemeye başladım. Çok geçmeden dış kapının açıldığını duydum.

"Buğra abi? Sen mi geldin?"

"Eveeeet. Ben geldim."

"Abi, mutfağa gelir misin? Şu kavanozu açamıyorum da. Kaslı, güçlü kollarına ihtiyacım var."

"Ben olmasam haliniz harap." diye mırıldanarak mutfağa gelen adım seslerini duyuyordum.

Tam mutfağın girişine adım atmıştı ki, elimdeki dart okunu kapı girişinin üzerine bantladığım hamur dolu balona attım. Veeee.... Pat. Veeeee... şıllap. Bir eli havada kalmış saçlarından, yüzünden, omzundan hamur damlayan abime kahkahalarla gülüyordum.

Ayağa kalkıp yanından geçerken kulağına yaklaşıp fısıldadım. "Bu papağanın intikamıydı."

Sonra koşar adımlarla odama gidip kapıyı kapattıktan sonra kilitledim. Bu sırada abimin haykırışı evin tüm pencerelerini titretmişti. Oh be, intikam başarıyla alınmıştır arkadaşlar.

Abimin siniri geçtikten sonra annem haber verdi ve odamdan çıkabildim. Bu yaklaşık olarak 2 saat sürmüştü. Yine iyi bile bir zaman dilimi. Ben daha uzun sürer diye düşünmüştüm. Gerçi akşam yemeğinde bana öldürücü bakışlar atmıştı ama olsundu. Buna da şükür. Yemekten sonra ev ahalisi ile çay içip meyve yerken adeta yerimde duramıyordum. Ne televizyonda izlenen filmden bir şey anlıyordum ne de bana sorulan sorulara doğru düzgün cevap verebiliyordum. O yüzden erkenden yatağıma girip uyumaya çalıştım. Bir an önce sabah olsun da Mert'i göreyim istiyorum. Konuşalım istiyorum. Ona sormak istediğim o kadar çok soru var ki bazen düşünürken soruları birbiriyle karıştırıyorum.

Neyse ki çok zorlanmadan uyuyup sabaha karşı 5'te annemin sesiyle uyandım. Yola çıkacaklardı. Hep birlikte mutfak masasında oturmuş kahvaltılarını yaparlarken darmadağın olmuş halimle kendi sandalyeme oturdum.

"Anne, şarj aletini falan aldın mı? Bir şey unutmayın." Aman bir şey unutup geri falan dönersiniz!

"Merak etme kızım. Zaten 2 günlüğüne gidiyoruz. Ben sizin gibi zırt pırt telefona bakmadığım için şarjım da o kadar hızlı bitmiyor."

Gözlerimi devirdim. Anneler ve laf sokmaları... "Konu şarj aleti değil ki. Bir şey unutmayın diye hatırlatmada bulunmak istedim."

"Onu bunu boşver de kızım, sen tek başına iyi olacaksın değil mi? Aklımız sende kalacak."

Bu seferde endişeli görünen babama döndüm. "Merak etme babam, hem daha yazın memlekete gittiğinizde 1 hafta evde yalnız kaldım. Hiç de bir şey olmadı."

"Yumurta yaparken tavayı yakman dışında." Mırıldanarak konuşan annemi alttan cimcikledim. Ne gerek var şimdi o konuları açıp herkesi endişelendirmeye. Reels videolarına bakarken dalmışım İşte. Her genç kızın başına gelebilecek bir durum. Allah Allah!

Biraz daha annemin ve babamın, ardından da Burak ve Buğra abimin nasihatlarını dinledikten sonra onları yolcu ettim. Mert'in de evdekileri yolcu ettikten sonra geri yattığını tahmin ederek fazlasıyla cazip gelen sıcak, yumuşacık yatağıma kendimi bıraktım. Ama tam uykuya dalmış, güzel rüyalara kulaç atmaya başlamıştım ki, kapının usul usul tıklatılmasıyla gözlerim cin gibi açıldı ve ani bir hareketle yataktan kalkıp yere kapaklandım. Zorla bana savaş açan yorgandan kurtulup topallayarak kapıya gittim ve açtım.

Karşımda hayallerimin erkeği çarpık bir gülümsemeyle bana bakıyordu. "Beraber uyuyalım mı?"

Bölüm sonu

4 yorum