İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 15 · 8 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 15

14. Bölüm

14. Bölüm:

Komiser Hakan Sarıca Anlatımıyla...

Alarm sesiyle birlikte açmaya kıyamadığım mavi gözlerimi daha sıkı yumdum ve el yordamıyla bulduğum telefonun her bir noktasında parmağımı gezdirdim. Sonunda alarmı kapatabildiğimde soluğumu hızla dışarı vererek sağ yanıma döndüm ama elimin çıplak bir bedene çarpmasıyla gözlerim kısık bir şekilde açıldı. Lanet!

Ciğerlerimdeki havayı hızla dışarı verdikten sonra bezginlikle konuştum. "Sana sabah uyandığımda burada olmayacaksın demedim mi?" Zaten bariton olan sesim, uykudan daha da kalınlaştığı için yanımdaki kızıl afet sıçrayarak uykusundan uyandı.

"Ama... ama dün gece güzel vakit geçirdiğimizi düşünmüştüm."

"O dündü hayatım. Dün yaşandı ve bitti. Şimdi eşyalarını toparla ve evimden defol." Yanağından bir makas aldıktan sonra çıplaklığımı umursamayarak hızlı bir hareketle yataktan çıktım.

Adını hatırlamadığım kadın debelenerek yataktan çıktıktan sonra göğüslerini beyaz çarşaflarımla kapatmaya çalışıyordu ki bir de ayağı dolanıp yere kapaklandığında kahkahamı tutamadım. "Hayatım, boşuna oranı buranı saklamaya çalışma. Umrumda değilsin."

Banyoya doğru ilerlerken şaşkınlığını atmış olacak ki cırlamaya başlamıştı bile. "Seni şerefsiz, seni adi köpek. Resmen beni kullandın. Sen nasıl bir insansın he...." Banyo kapısını kapatıp kapıyı kilitledim ve hiç zaman kaybetmeden düşün suyunu açtım. Ve böylece içerideki kızıl afetin de sesi hiçliğe karışmıştı.

15 dakikalık ılık duşun ardından çeşitli nemlendirici ve yağlarımı sürüp saçlarıma şekil verdikten sonra banyodan çıktım. Giyinme odama girdiğimde bir tur etrafımda dönüp çeşitli kıyafetlere baktım. Bugün Mert Komiserle birlikte Dante De Luca'nın ifadesini almak için şirketine gidecektik. O tarz yerlere aşina olduğum için çok zorlanmadan en pahalı siyah kotlarımdan birini ve siyah bir gömleği üzerime geçirdim. Babamın geçtiğimiz doğum günümde aldığı Armani saati de taktıktan sonra hazırdım.

Alt kata indiğimde yardımcım Hülya kahvaltıyı çoktan hazırlamış son olarak masaya bir fincan filtre kahvemi koyuyordu.

"Günaydın Hakan bey."

"Günaydın Hülya. Var mı yeni haberler?"

"Efendim sabah ki hanımefendi biraz sorun çıkartsa da korumaların yardımıyla evden gönderebildik. Bir de sabah babanız aradı. Bu akşam aile yemeği yapmak istiyorlarmış. Gün içerisinde haber vermenizi bekliyorlar."

Sevgili babam... daha 15 yaşındayken limanlarda hamallık yaparken bir yandan da okuyormuş. Öyle hırslı bir insan ki şu an o çalıştığı limana gelen gemiciklerin neredeyse yarısı ona ait. Dünyanın dört bir yanına ithalat ihracat yapıyor. Kısacası paraya para demiyor. En büyük hayali benim işlerin başına geçmem ama ben hayallerimden, polis olmak istediğimden bahsettiğimde bana çok destek oldu. Ona göre elbet polislikten bir gün sıkılacak ve onun yerine geçecektim. Bakalım, bunu zaman gösterecek.

Filtre kahvemin son yudumunu mideme gönderdikten sonra telefonumu ve arabamın anahtarını masanın üzerinden alarak ayaklandım. Evin önüne park ettiğim siyah Range Rover'ımın kilidini açıp şoför koltuğuna yerleştiğimde ilk işim kemerimi takmak oldu. Uzaktan kumandayla demir bahçe kapısı açtıktan sonra da De Luca Tech'in yolunu tuttum. Her ne kadar Mert Komisere onu alabileceğimi söylesem de inatla ayrı gidelim demişti. Keyfi bilir.

Büyük, ihtişamlı teknoloji şirketinin önüne park ettiğimde Mert komiserin çoktan geldiğini ve arabasına yaslanmış bir şekilde sigara içtiğini gördüm. Sigara içtiğine hiç denk gelmemiştim. Arabadan inip uzun adımlarla yanına vardığımda başımla selam verip soğuk havanın ellerimi kurutmaması adına siyah kotumun ceplerine sokuşturdum.

"Sigara kullandığını bilmiyordum."

"Sadece canım sıkkın olduğu zamanlarda."

Dün kulağıma bir kaç haber çalınmıştı. Hakkı amir Berfu'yu, Dante De Luca'nın da katılacağı bir partiye gönderecekmiş. İçeri sızıp bilgi alması için. Her ne kadar ortada kesin bir kanıt olmasa da Mert komiserin bu halinin o haberden kaynaklandığını düşünüyorum.

"Berfu mu?" Adını duymasıyla birlikte yerde olan bakışları beni buldu. Bende öyle tahmin etmiştim. "Bana öyle bakma, çok belli ediyorsun. Herkese sert bakan bakışların onu görünce yumuşuyor. Herkese emirler verirken ondan hep rica ediyorsun. Yanına her hangi bir erkek yaklaştığında kan çıkartacak gibi bakıyorsun." Ben küçük bir kahkaha attığımda o da bana eşlik etti.

"Düşündüğün gibi değil. O benim çocukluk arkadaşım. Aynı mahallede, aynı binada büyüdük. Abileri en yakın arkadaşım. Onu korumak, kollamak benim görevim."

"Ben inanmadım Mert komiserim, umarım sende inanmıyorsundur." Bir elimle binayı işaret ettim. "Adamımızla görüşmeye hazır mısın?"

"Fazlasıyla." diye cevap verdiğinde binaya doğru yürümeye başlamıştı bile. Bende yüzümdeki sırıtmayla başımı iki yana salladıktan sonra peşinden binaya doğru adımlamaya başladım. İşim doğrusunu söylemek gerekirse, Berfu'yu ilk gördüğümde göz hapsine almıştım. Gerçekten çok sevimli ve seksi bir kız. Fazlasıyla tehlikeli iki özellik. Ama sonrasında Mert'in ona, onun da Mert'e bakışlarını fark ettiğimde uzaklaşmayı seçtim. Her ne kadar ünüm kötü olsa da, aşka saygı duyan bir insanım.

Binanın döner kapısından içeri girdiğimizde bizi geniş bir alan karşıladı. Teknoloji şirketi olmasından sebep her yerde gözünüze sokulur gibi dev ekran televizyonlar vardı. Hatta bazı televizyonların önünde oyun konsolları ve ellerinde joystick, oyun oynayan insanlar vardı. Çalışan olduklarını tahmin ediyorum, çünkü hepsinin de üzerinde siyah kot ve yakalı, beyaz tişört var. Böyle bir şirkette çalışmak ister miydim? Sanırım evet. Ne olurdu sanki babamın gemicikleri olmasaydı da teknoloji şirketi olsaydı...

Daldığım düşüncelerden Mert'in sesiyle çıktım. "Komiser Hakan, geliyor musun?"

Girişteki bankonun önünde durmuş kendisine gülümseyen, sahte sarışın resepsiyon görevlisi kıza bakıyordu. Adam bana bakmadan konuşuyor! İki büyük adımla yanına ulaştım. Kıza kimliğini gösterdiğini görünce de, ben de benimkini çıkarttım. Yanlış anlaşılma olmasın, kimliğimi arka cebimden çıkarttım.

"Ben Komiser Mert Karan, arkadaşım da meslektaşım Komiser Hakan Sarıca. Cinayet büro amirliğinden geliyoruz. Patronunuz olan Dante De Luca ile randevumuz vardı. Kendisinin ifadesini alacağız." Son cümleyi dişlerini sıkarak söylediği için güzel bir vurgu olmuştu.

"Hoş geldiniz. Ben kendisine haber vereyim." diyen sahte sarışın resepsiyon görevlisi kız, masasının üzerindeki iPhone'u alarak aramasını yaparken ister istemez gözlerim ardına kadar açıldı. Lan adam çalışanlarına şirket telefonu olarak son model iPhone mu veriyor? Bunu babamla konuşmalıyım. Çok geri kalmışız çooook. Telefonu kapatan sahte sarışın, yan tarafı işaret etti. "Sizi bekliyor efendim. Arkadaşım size eşlik edecek." dediğinde arkamda bir şey hissettim ve sıçradım. Hayvan gibi bir adam bana yukarıdan bakıyordu. Fark etmesem adam beni arkadan dürtecekti valla.

Gözlerimi kısarak güvenlik görevlisine baktığımda hiç konuşmadan o da bana bakıyordu. Bir süre daha bakıştıktan sonra başımla asansörü işaret ettim. Önden gidecekti, zira arkamdan gelmesine hiç gerek yok! Aynı şekilde asansöre geldiğimizde onu yana ittirip arka tarafa geçtim ve yüzümü kapıya doğru döndüm. Güvenlik görevlisi de Mert'ten sonra asansöre bindiğinde 8. Katı tuşladı.

Gözüm yana doğru kayıp Mert'e baktığımda "sen ne yapıyorsun?" der gibi bana bakıyordu. Bize arkası dönük olan güvenlik görevlisini işaret parmağımla gösterdikten sonra kendimi gösterdim, sonra da popomu işaret ettim. Hala anlamaz bir şekilde bana bakınca dudaklarımı oynatarak "popomu elleyecekti" dedim. Gözlerini tavana kaldırıp bezgin bir nefes verince omuz silktim. Ne yapayım yani? Zenginim, yakışıklıyım, polisim ayrıca yakışıklıyım yani, her zaman ellemek istiyorlar. Ben de kendimi koruyorum. Yakışıklı olduğumdan bahsetmiş miydim?

8. Kata ulaştığımızda akıllanan güvenlik görevlisi, asansörden çıkıp kısa koridorda önümüzden yürümeye başladı. Bu koridorda da her yerde televizyonlar ve oyun afişleri asılıydı. Çift kanatlı, kırmızı bir kapıya geldiğimizde ayı kılıklı, popocu arkadaş kapıyı tıklattıktan sonra kenara çekildi. İçeriden "gel" komutu geldikten sonra da kapıyı açıp sağ eliyle bize içeriyi işaret etti. Tam Mert'in ardından kapıdan giriyordum ki dönüp işaret ve orta parmağımla 2 yaptıktan sonra gözlerimi işaret ettim, ardından parmaklarımı güvenlik görevlisine işaret ettim. Ardından da içeri girdim. Belki birazcık bilerek popomu sallayarak girmiş olabilirim.

Ofis odasına ilk girdiğimizde bizi neon led ışıklarla dekore edilmiş, her türlü teknolojik aletin bulunduğu bir toplantı odası karşıladı. Ortadaki toplantı masası Hakkı Amirin odasındaki masadan en az 2 kat daha büyüktü. Oldukça büyük olan ofis odasını adımladıkça dev maun masasında oturmuş, gözlerini önündeki evraktan kaldırmayan adama doğru ilerliyorduk. Karşısına dikildiğimizde yüzündeki sempatik gülümsemeyle bakışları bizi buldu ve ayağa kalktı.

Önce Mert komiser ardından da ben kimliklerimizi gösterdikten sonra kendimizi tanıttık. Hala o yüzündeki o sempatik poker yüzüyle masasının önündeki siyah deri koltuğu işaret ettiğinde oturduk.

Rol olduğunu bildiğim ama değilmiş gibi gözüken bir şekilde Mert konuşmaya başladığında şimdilik ikinci planda kalıp gözlemlemeye karar verdim. "Biliyorsunuz ki yaşadığınız sitede bazı seri cinayetler işlendi. Tüm sitenin ifadesini aldık fakat size bir türlü ulaşamamıştık."

"Si Mert signore, son zamanlarda biraz yoğundum." İtalyan aksanı olmasa, oldukça Türklere benziyordu. "Sormak istediğiniz her şeyi cevaplayacağım." Öyle yapacaksın tabi ki!

"Cinayet saatlerinde yani, 28 ekim sabah 07:00 civarında, 1 Kasım sabah 10:00 civarında, 6 Kasım sabah 08:00 civarında ve son olarak geçtiğimiz çarşamba günü sabaha karşı 04:00 civarında nerede olduğunuzu ve buna şahitlik edecek birlerinin olup olmadığını söyler misiniz?"

"Si, sabah saat 07:00'da genelde evde olurum. Buna evdeki yardımcım şahitlik edecektir. Saat 08:00'da şirkete gelmek üzere yolda olurum. Buna da şoförüm şahitlik edecektir. 10:00'da ise ofiste olurum. Buna da asistanım şahitlik edecektir. Yalnız sabaha karşı 04:00'te kesinlikle yatağımda uyuyordum. Eğer sorun olmazsa buna da 5 yaşındaki kızım şahitlik edecektir." Kendinden emin bir şekilde sırıttığında Mert'in ellerini yumruk yaptığını fark ettim. İşin garip yanı da, tüm şahitleri paralı çalışanları.

O an da gözüme oturduğum koltuğun karşısındaki mini buzdolabı takıldı. Sakince yerimden kalktığımda Mert ve Dante hala nerede olduğu ve şahitler konusunda konuşuyordu. Şahitlerin emniyete gelip ifade vermesiyle alakalı. Mini buzdolabını açtığımda içinden 3 küçük pet şişede su aldım. Tekrar koltuktaki yerime doğru ilerlerken Mert'in bakışlarıyla karşılaştım. Bakışlarından ne yapmaya çalıştığımı anladığını biliyordum.

"Mert Komiserim." dedikten sonra ilk pet şişeyi ona fırlattım ve havada yakaladı. Hiç zaman kaybetmeden diğer suyu alıp Dante De Luca'ya attım. Sol eliyle havada yakaladığında içimden zafer dansı yapıyordum. "Konuşurken suya ihtiyacımız olur diye düşündüm."

Mert, yerime oturduğumda sırtıma iki tane hafif hafif vurdu. "Çok makbule geçti Hakan komiserim." Tebessüm ederken şişenin kapağını açıp bir yudum aldığımda Mert'te tekrardan Dante De Luca'ya dönmüştü. "Sevgili Dante, eşinizin vefatına ne kadar üzüldüğümü söylesem az kalır. Özellikle ortada bir de çocuk varken... Dava da herhangi bir gelişme var mı?"

Gayet rahat görünen adam bakışlarını aşağı indirip bir süre masasına baktı. Rol yapıp yapmadığını anlayamadım fakat Mert eşiyle ilgili soruyu sorduktan sonra oldukça üzgün görünmeye başlamıştı. "No, bir gelişme yok. Purtroppo." (Ne yazık ki.)

"Anladım. O zaman biz artık müsade isteyelim." Mert ayaklandığında bende kalkmıştım. Dante De Luca'da kalkıp masasının ardından yanımıza gelmişti. Mert bakışlarını aşağı indirdiğinde bende baktım. Ayakkabılarına bakıyordu. "Ayakkabılarınıza bayıldım. 42 numaraysa hemen el koymak istiyorum." Şakacı bir şekilde gülerek söylediği şeye rol gereği bende kıkırdadım. Bu bedenle ayak numarasının 42 olmasının imkanı yok.

"Ah signore, purtroppo 44 numara." Veee bingo!

"Buna gerçekten çok üzüldüm." derken Mert, yüzündeki sırıtmayla adamın omzuna iki tane hafif hafif vurdu. Birbirimize anlamlı bir bakış daha attıktan sonra emin adımlarla Dante De Luca'nın önce ofisinden, ardından da şirketinden çıktık.

Bölüm sonu

3 yorum