İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 14 · 7 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 14

13. Bölüm

13. Bölüm:

"İnsan, düşleri öldüğü gün ölür."

-Yaşar Kemal

❄️

"Güzelin miyim gerçekten?"

Sorduğum sorunun saçmalığını fark edince başımı aşağıya indirdim. Cidden mi? Böyle bir soruyu sormuş olamam değil mi? Allah'ım ne olur, bu da rüyalarım ya da hayallerimden biri olsun, lütfen!

Çenemi kavrayan işaret ve baş parmağının soğukluğuyla başım yukarı kaldırıldı. Dudağının sağ tarafı yana doğru kıvrılmış, uzun siyah kirpiklerinin arasından bana bakıyordu.

"O kadar uzun zamandır güzelimsin ki Berfu, hiç bir fikrin yok."

Veeeee sayın seyirciler, Berfu'yu bu dakikadan itibaren kaybettik. Allah rahmet eylesin, sevenlerine baş sağlığı diliyoruz. Allah taksiratını affetsin.

Ey cemaat, merhumu nasıl bilirdiniz?

Biraz salaktı ama iyi bilirdik hoca.

Eh iyi o zaman, akşam fıstıklı helva yemeye hepiniz davetliniz. Şimdiden afiyet olsun.

Tövbe estağfurullah, tövbe estağfurullah. Ne oluyor lan! Yemin ederim iyice kafayı yedim ben. Resmen kafamda kendi cenazemi yaptım, helvamı bile yedirdim. Yalnız fıstıklı helvada efsane bir şey değil mi ya? Şöyle tereyağında kavrulacak falan...

Bu Arada kusura bakmayın arkadaşlar, saf, hiç bir şeyden haberi olmayan watty kızının kimliğine bürünüyorum şu saatten sonra. Çünkü biliyorum ki, eğer öyle yapmazsam canım çok yanacak. Hem kız kardeşini de güzeli olarak görebilir, hem de kız kardeşi gibi gördüğü komşu kızını da....

"Komiserim, komiserim." Birbirimize kenetli gözlerimizi zorla ayırdığımızda az ileride bir polis memuru, birini yere yatırmış ters kelepçe yapıyordu. "Az önce Berfu komiserime çarpacak olan şahsı yakaladım komiserim. Ne yapalım bu iti?"

Mert'in göğüsünden hayvan hırıltısına benzer bir ses çıktığında gözlerim ardına kadar açıldı. Hala benim şok olmuş ifademin farkında değilken beni olduğum yerde bırakarak, koca ayak misali adama doğru ilerlemeye başladı. Bu kitap fantastik bir kitap olsaydı eğer, şu an yerin sallandığını, pencerelerin bir bir patladığını ve araba alarmların hiç durmadan öttüğünü söyleyebilirdim. Ama değil, o yüzden Mert güçlü adımlarla adamın karşısına dikilip yakasından kavradığı gibi yukarı kaldırdı.

Erkek yiaaaaa!

"Kimsin sen? Seni kim gönderdi?" Adamın sırtını emniyet binasının duvarına vurduğunda adamdan ince bir tıslama duyuldu.

"A-abi yemin ederim yanlışlıkla oldu. Ben gidiyordum ablayı fark etmedim. Yemin ederim." Gözlerini sımsıkı yummuş, eminim içinden son duasını okuduğunu düşünüyordu.

Yine Mert'ten hayvani bir ses çıktığında dayanamayıp ileri atıldım. "Mert abi, bence doğru söylüyor ama bırak içeri alıp bir sorguya çeksinler." Gözlerimi etrafta gezdirdikten sonra elimi koluna koydum. "Sokak ortasında olmaz." Sokaktan geçen insanların endişeli gözlerle bizi izlediğini fark etmiştim. Yine kükrediğinde dayanamayarak kolundan çekiştirdim. "Senin içinde Hulk falan mı var acaba? Ne biçim sesler çıkartıyorsun?" Bana baktığında yüzümdeki sırıtmayı fark etti ve o da gülümsedi. Yüzüme bakarken bıraktığı adam ise çoktan yere yığılmıştı.

Adamı 2 polis memuru kollarının altından kavrayarak içeri taşımasını izledim bir süre. Evet, adam doğru söylüyor olabilir fakat içimdeki o izleniyor hissini de yok sayamıyorum bir türlü.

"Hadi artık, içeri girelim." Mert'i başımla onayladıktan sonra son kez gözlerimi etrafta gezdirdim. Bu his gerçekten can sıkıcı olmaya başladı. Bir elini bel boşluğuma yerleştirip beni emniyet binasına doğru yönlendirdiğinde itiraz etmeden ilerledim.

Ofis odasına girip beyaz tahtada maktüllerin resimlerine bir süre göz gezdirdikten sonra geçip yerime oturdum. Ne yazık ki bakmak hiç bir şeyi değiştirmiyor. Bize güçlü deliller lazım. Çok geçmeden çaycı Ali gelip yüzündeki tebessümle masama bir bardak çay bıraktı.

"Sağolasın Ali abi. Çocuklar nasıl?" Şekersiz içtiğim için çay kaşığını tepsisine geri bıraktım.

"Afiyet olsun kardeşim. İyiler çok şükür ama şu grip salgınları hepimizi mahvetti. Okula giden oğlan hastalığı getirip evde hepimize bulaştırıyor. Biliyorsun kardeşi daha 2 yaşında, baya zorlanıyor paşam."

Ali abiyle aynı anda bu binada işe başlamıştık. Hikayesini amirimden duyduğumda bir hayli üzülmüştüm ama amirimiz adam gibi adam olduğu için ona sahip çıkmıştı. Çalıştığı iş yerinde mesai arkadaşı zimmetine para geçirip bütün okları da Ali abinin üzerine çevirmişti. Kısacası suçunu onun üzerine atmıştı. Ali abi cezaevine girip suçsuzluğu da kanıtlanınca çıkmıştı fakat gel gelelim artık içeri girmiş ve çıkmış bir insandı. Ve ona kimse iş vermeyince de Hakkı amirim sahip çıkmıştı.

"Çok geçmiş olsun. Bir ihtiyacın olursa söylemekten çekinme lütfen."

"Allah razı olsun senden. Daha önceki getirdiklerinin mahcubiyetini yaşıyorum hala."

"Ne bunu sen söyledin, ne de ben duydum Ali abi. Mahcubiyet falan yok, çıkar onu aklından."

Ali abi yanımdan uzaklaşıp Mert'in masasına çay bırakmaya gittiğinde gözlerim onu buldu. Sandalyesinde bana dönük, bacakları açık bir şekilde, sol dirseği sandalye kolçağında, parmakları ise alt dudağının üzerinde gezinirken beni izliyordu. "Ne var?" dercesine başımı salladığımda omuz silkmekle yetindi. Zaten her baktığımda içim gidiyor. Bana böyle bakmak zorunda mısın zalım?

"Hakkı komiserim 10 dakika içerisinde herkesi toplantıya bekliyor." Zeynep'in ofise girip duyuru yapmasıyla neyse ki bakışma yarışmamız bitmiş ona dönmüştük.

Ajandamı ve kalemimi aldıktan sonra ofisten çıkıp koridorda Hakkı Amirin odasına doğru ilerledim. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğimde ilk gelenin ben olduğumu fark ettim. Hakkı amir, toplantı masasının en başına oturmuş burnuna düşen okuma gözlüğüyle önündeki evrakları inceliyordu.

"Amirim, ben geldim. Diğerleri de geliyor şimdi."

"Gel Berfu, gel. Nasılsın?"

Gözlüğünü çıkartmış önünde duran kâğıt yığınının üzerine bırakmıştı. "İyiyim amirim, siz nasılsınız?"

"Ben de iyiyim güzel kızım. Toplantı bittikten sonra kalmanı istiyorum. Seninle konuşmak istediğim bir konu var."

Endişelensem de başımla oynaylayıp "tamam." dedim.

Çok geçmeden geri kalan herkes geldiğinde de Ali abi herkesin önüne çaylarını koymuştu. Çay bardağı ve kaşının birbirine vurma sesi bir süre toplantı odasında yankılandıktan sonra en sonunda Hakkı amir boğazını temizledi.

"Evet arkadaşlar, kesik baş cinayetinde ufak tefek şeyler dışında pekte ilerleme kat edemedik. Tüm oklar Dante De Luca'yı gösterse de henüz elimizde bir kanıt olmamakla birlikte bir türlü ifadesi de alınamadı. Beyefendinin asistanı her iletişime geçtiğimizde ya şehir dışında ya da yurt dışında olduğunu söylüyor. Ne şans ama! Neyse, sonuç olarak yarın kendisiyle bir randevu ayarlayabildim." Odada bir süre gözünü gezdirdikten sonra bakışları Mert'te durdu. "Mert, sen ve Hakan'ın gitmesine karar verdim. Sorgu işi sizde. Artık bize bir kanıt bulun ve gelin. Bu iş canımı sıkmaya başladı. Şimdi bana dosyadaki diğer gelişmelerden bahsedebilirsiniz."

Herkes sırasıyla dosyada ki görevlerinden edindikleri bilgileri aktarırken ben sessizce oturup tüm konuşulanları beynimde analiz ediyordum. Evet tüm oklar Dante De Luca'nın üzerindeydi ama biz bunu nasıl ispatlayacaktık?

"Toplantı bitti, dağılabilirsiniz. Berfu ve Mert, siz kalın lütfen."

Gerçekten mi amirim? Ben kalacaktım zaten Mert'e ne gerek vardı?

Herkes toplantı odasından tek tek çıktıktan sonra son kişinin de çıkmasıyla kapı kapandı. Bu kadar gergin hissetmem normal mi? Nedense duyacağım şeylerin hiç hoşuma gitmeyeceğini düşünüyorum.

"Mert ve Berfu, bir muhbirimizden edindiğimiz bilgiye göre, yılbaşında tanınmış bir otelde parti verilecekmiş." Bir yandan oda da volta atarken ellerinin hareketliliğinden içinde büyük bir savaş verdiğinin farkındaydım. Evet, kesinlikle duyacaklarım hiç hoşuma gitmeyecek. "Ama bizi ilgilendiren kısım parti değil, otelin zemin katında bulunan kumarhane. Muhbirin dediğine göre Dante De Luca'da, o gece o kumarhane de olacak."

"Bizden ne istiyorsun amirim?" Mert gergin bir şekilde konuştuğunda gözlerim onu buldu. Esmer teni mümkünmüş gibi daha da karamış, çattığı kaşlarıyla neredeyse gözleri görünmüyordu. Bu adama bugünlük bu kadar stres yeter bence. İyice siyah zeytine döndü.

"Berfu'nun o gece kumarhaneye gitmesini istiyorum."

"Hayır, Berfu olmaz. Ben giderim amirim."

"Sana fikrini sormadım Mert. Sadece sen benden sonraki adam olduğun için sana da bilgi veriyorum. Ayrıca sen yarın Dante'nin ifadesini almaya gideceksin. Artık tanınıyorsun fakat Dante'nin Berfu'yu hiç görmemiş olmasının yanı sıra ölen eşine benzediği de bariz belli. Bu da onu Berfu'ya çekecek. Duygusal bir bağ kurmanı istiyorum Berfu. Sana güvenmesini sağla ve çok acele etmeden ağzından laf alacağız." Bakışları Mert ve benim aramda gidip geliyordu. "Rol yeteneğinin iyi olduğunu biliyorum Berfu. Akademide ki öğretmenlerinle görüştüm. Hatta bir kaç kez yurt odasında poker oynamaktan ceza almışsın." Mahçup bir şekilde sırıtınca gelip elini omzuma koydu. "Utanmana gerek yok. Gizli poker partilerinin bir gün işimize yarayacağını kim bilebilirdi ki." Hakkı amir tok sesiyle kahkaha attıktan sonra eliyle kapıyı işaret ederek "gidebilirsiniz" dedi.

Mert önümden bir hışımla çıktığında bende ayaklarımı sürüye süreye toplantı odasından çıkıyordum. Ama koridora çıkmamla birlikte iki güçlü el mengene gibi kollarıma dolanıp beni duvara yapıştırdı.

"Gitmeni istemiyorum Kar tanesi."

Gözlerimi devirip kollarımı kurtarmaya çalıştım ama parmakları daha da sıkılaştı. "Ben bebek değilim Mert ABİ! Beni korumaya çalışmaktan vazgeç. Sen kendi işine bak bende kendi işime bakayım."

Şaşkınlığından faydalanarak yarattığı hapishaneden kurtuldum ve koridorda kendimden emin bir şekilde yürümeye başladım. Ama işin doğrusunu söylemek gerekirse, korkuyorum...

Bölüm sonu

3 yorum