İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 13 · 6 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 13

12. Bölüm

12. Bölüm:

"Mutluluk bile haddini aşınca acıya dönüşür."

-Montaigne

❄️

Tahmin ettiğim gibi olmadı. Başım ve yastık birbirleriyle buluştuğu anda derin bir uykuya daldım. Hayret! Dün geceki aksiyondan sonra saatlerce düşünmeden uyuyabilmiştim. Halbuki huyumdur, gece yastığa başımı koyduğum anda 5-10 sene önceki olayları hatırlayıp "Keşke öyle deği de, böyle deseydim." diye hayıflanmak.

Evdeki herkesin henüz 50. rüyalarının 2. bölümünde olduğunu tahmin ederek sessizce yattığım, Mert'in yatağından kalkıp gece yere saçtığım kıyafetleri aldım. Dönüp yatağa baktığımda gece boyu onun kokusuyla uyuduğum aklıma geldi. Uykum bile huzurluydu be arkadaş. Yattığımda gözümü kapattım ve az önce açtım. O derece...

Üzerimi değiştirip odadaki boy aynasındaki yansımamda saçlarımı gelişi güzel düzelttim. Sessizce kapıyı açtıktan sonra da parmak uçlarımda dış kapıya doğru ilerledim. Tahminime göre annem uyanmış, abiciklerime kahvaltı hazırlıyordur. Sanırım usul usul kapıyı tıklatsam duyar. Ve en azından hesap vereceğim tek kişi olur. Zaten şu an bu aksiyona da Nefise sultan ve Nil'le karşılaşmamak için girdim.

Tam kapı kolunu tutmuş, yüzümde zafer gülümsemesi oluşmuştu ki... "Paramı da komidinin üzerine mi bıraktın?"

Anlamayışımla beraber kaşlarım çatılırken, bakışlarımı salon girişinde kolları Göğüsünde bağlı ve tek omzuyla kapıya yaslanmış Mert'e çevirdim. Çok şükür ki bu sefer üzerinde tişörtü vardı. "Anlamadım?" Oha! "Ne alaka!" diye tiz bir sesle cırladığımda tok bir şekilde kıkırdadı. Allah'ım, adamın kıkırdaması bile karizma.

"Ne bileyim, ben uyurken parmak uçlarında gizli gizli evden kaçıyorsun."

"Aşk olsun Mert abi."

İşaret parmağıyla burnunu kaşırken bakışlarını aşağı indirdi. "Bence sakıncası yok."

Ne dedi o? Ne dedi? Siz de duydunuz değil mi?

"Nasıl yani?"

"Şey, yani gizlice evden kaçmanın bir sakıncası yok. Sonuçta açıklama yapmak insanı bunaltır ve... annemleri biliyorsun." Bir an duraksadıktan sonra daha kısık bir ses tonuyla devam etti. "Sadece şaka yapmıştım."

Kafama dank eden gerçeklikle "haaa"

diye bir ses çıkarttım. "Millet uyanmadan ben gideyim. Dediğin gibi bir de açıklamayla uğraşmayalım Mert abi." Şu an kırgın hissetmem normal mi?

"Haklısın Kar tanesi, sen git. Birazdan emniyette görüşürüz."

Kapıdan çıkıp bir üst kata çıktığımda bizim kapının altından mis gibi kokan pişi kokusu suratıma bir tokat gibi çarptı. Annelerin bir tanesi be! Yüzümdeki gülümsemeyle kapıyı hafifçe tıklattım ve çok geçmeden annem bir elinde çatal, diğer elinde de mutfak beziyle karşımdaydı. Benim için fazla endişelenmiş olacak ki göz torbaları ve altındaki mor halkalar belirginleşmişti. Yüzümde buruk bir gülümseme oluşurken kalbimde küçük bir sızı oluştu. Annelik çok zor iş arkadaşlar. Annelik sürekli endişeli olmak, korkmak demek. Hele ki benim ton ton annemin işi çok daha zor. 2 evladı polis, bir evladı doktor. O endişelenmesin de kim endişelensin.

Kollarımı boynuna dolayarak yanağına bir öpücük bıraktım. "Seni endişelendirdiğim için çok özür dilerim anne. Dosya ile ilgili çok önemli bir gelişme olunca, sanırım kendimi heyecana fazla kaptırdım. Ardından da anahtarlarımı unuttuğumu fark edince, sizi uyandırmamak için alt katta kalmaya karar verdim."

"Önemli değil kızım. Sen iyi ol da, o bana yeter." Geri çekilip iki elimi yanaklarına yerleştirdiğim de dolu gözlerle bana gülümsedi. "Hadi git duşunu falan al, giyin gel. Pişi yaptım, sen çok seversin."

Bir kez daha sarıldıktan sonra boynuna bir öpücük bıraktım. "Tamam." diye mırıldandıktan sonra da banyoya doğru ilerledim. Ama tabi ki içeri giremedim. Neden? Çünkü içeriden benim işgalci abimin ıslık sesi geliyor. Mozart melodisi mi o? Bu 5 saat buradan çıkmaz şimdi. Topuklarımın üzerinde dönerek odama girdim. Bozulmamış yatağıma kendimi sırt üstü bıraktığımda ilk önce yüzümde sarhoş bir gülümseme belirdi, ardından da soldu. Çünkü ilk önce aklıma Mert'in yatağında, onun kokusuyla uyuduğum geldi. Sonra da son konuşmamız. Nasıl da kendi kendime yanlış anlayıp hayal kırıklığına uğradım.

Neden ümit etmekten vazgeçemiyorum?

Nefesimi hızla dışarı verirken gözlerimi sımsıkı yumdum. Vazgeçmeliydim, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Aklımdan çıkmış gibi görünse de onun hayatında birisi var. Yakında evlenip karşıma geçtiğinde ne yapacağım? Hala ah vah mı edeceğim? Benim de vazgeçip önüme bakmam gerekiyor. Belki inanırsam başka birinden hoşlanabilirim. Belki de birini sevebilirim. Acaba Hakan komiser olur mu? Baya da yavşıyor bana. Aman yok ya, adamın adı çıkmış 9'a inmez 8'e. Gözleri fel fecir okuyor. Resmen önüne gelene sempatik sempatik bakarak konuşuyor. Neyse biraz daha yalnızlığa mahkum.

Kalkıp üzerimi değiştirdikten sonra ailemin iştahla gömüldüğü kahvaltı sofrasına gittim. Ne kadar kalbim kırık olursa olursun, pişi dendi mi dünya durur. Bir bardak çay aldıktan sonra adeta pişiye balıklama daldım.

"Yavaş ye kızım, boğulacaksın."

"Karışma kıza Burak. Sen kendine bak."

Gözlerimi avucumdaki pişiden kaldırarak beni savunan anneme baktım. Vay anasını bugünleri de mi görecektim? Annem abime karşı beni savunmuştu. Gülümsememe gülümseyerek karşılık verdiğinde son lokmamı da ağzıma atarak ayaklandım.

"Sevgili ailem, sohbetinize doyum olmaz ama Berfu Arıkan artık huzurlarınızdan ayrılıyor. Kendinize iyi bakınız."

Annemin ve babamın yanaklarına birer öpücük bıraktıktan sonra abilerimin saçlarını karıştırıp, onlar bana daha çemkiremeden ceketimi, kaskımı ve çantamı alıp kendimi evden dışarıya attım. Arkadaşlar, "Yavaş ye" lafının intikamı başarıyla aşınmıştır. Apartmandan çıktığımda gözlerim Mert'in Subarusunu aradı ama çoktan gitmişti. Ne ara gitmiş bu ayaklı karizma acaba? Belki de sevgilisiyle buluşmaya gitmiştir.

Kafamda kurma seviyem ektedir.

...

Emniyetin otoparkına geldiğimde içimde garip his oluştu. Hala motorumun üzerinde, kaskımı bile çıkartmamış bir şekilde oturuyorum. Kalbim sanki kendi bağımsızlığını ilan etmiş, deli gibi atarken, ellerim ve ayaklarımda uyuşuktu. Bu garip hislerde nereden çıktı? Evet, mesleğimin vermiş olduğu bir 6. His kuvveti var ama daha önce hiç bu şekilde bir şey yaşamamıştım. Ensemdeki tüyler havalanırken izleniyor hissi tüm vücudumu sardı. Etrafı kolaçan ettiğimde, herkesin işinde gücünde olduğunu gördüm.

Kaskı başımdan çıkarttıktan sonra derin derin nefesler alarak önce kalbimi, ardından da beynimi sakinleştirmeye çalıştım. Sanırım sabah ki durumdan sonra yine Mert'i göreceğim için bu şekilde hissediyorum.

Emniyet binasına doğru ilerlemeye başladığımda etrafı gözetlemekten kendimi alamadım. Bir köşe de beni izleyen birilerini arıyordu adeta gözlerim ama görünürde böyle bir durum yoktu. Karşı yoldan Mert'in bana doğru geldiğini gördüğümde yine o lanet olası kelebekler ölüm uykusundan uyandı ve kalbimi boğazımda attırmaya başladı. Elinde köşedeki fırının poşeti olduğuna göre ya simit ya da poğaça almıştı. O da beni fark ettiğinde bana oldukça yaklaşmıştı. Yüzünde güzel bir gülümseme oluştuğunda bende ona gülümseyip sağ elimi kaldırarak garip bir şekilde selam verdim.

Bana yaklaştığında gözleri arkamdaki bir noktaya kilitlendi. Nereye baktığını anlamak için omzumun üzerinden arkama bakmaya başlamıştım ki, ne olduğunu anlayamadan ilk önce Mert'in "BERFU!" diye haykırdığı duydum. Ardından da sert bir cisimin bana çarpmasıyla kendimi emniyetin duvarında buldum. Çarpmanın etkisiyle gözlerim kapandı ve ciğerlerimdeki tüm hava tek bir nefesle boşaldı. Sırtımı çok kötü bir şekilde çarptım. Acıyla yüzüm buruşurken yavaşça göz kapaklarımı araladım. Beni duvara çarpan Mert'miş. Keşke biraz yavaş olsaydın, belki romantik olabilirdi. Zira şu an tüm vücudu vücuduma dayanmış bir şekilde, 5 cm önümde duruyordu. Neredeyse burunlarımız birbirine değecek şekilde. Derin bir soluk verdiğinde sıcak nefesini dudaklarımda hissettim.

"Güzelim, iyi misin?"

Az önce ne olmuştu? Bir motor sesi, ardından Mert'in haykırışı ve kendimi duvarda bulmam... Nasıl bu kadar hızlı davranabildi? Resmen hayatımı kurtardı.

1 dakika...

Gözlerim bir gözünden diğer gözüne mekik dokurken ağır bir şekilde dudaklarımı ıslattım. "Sormam gereken şeyi sorabilir miyim?"

Şaşkınlıkla kaşları çatılırken endişesinin daha fazla arttığının farkındaydım. Bir yandan başıyla onaylarken, "Sor. Tabi ki sor." diye mırıldandı.

"Güzelin miyim gerçekten?"

Bölüm sonu

7 yorum