11. Bölüm:
"Siz sıradan bir insan değilsiniz, siz güzelsiniz, kuvvetlisiniz, siz roman kahramanlarına benziyorsunuz."
-Sartre
❄️
Evimizin bulunduğu mahalleye hızla girip motoru park ettim ve koşar adımlarla Mert'lerin dairesine çıktım. Evdekileri ürkütmemek için bir kez zile basıp elimdeki dondurma poşetiyle beklemeye başladım. Şu an çok saçma bir görüntüm olduğunun farkındayım ama panik tüm vücudumu sardığı için aklıma başka bir şey gelmeden kendimi burada buldum. Kapı açıldığında kesinlikle bunu görmeyi beklemiyordum. Mert, üstü çıplaktı ve altında sadece siyah bir basketbolcu şortu vardı. Uykudan kalktığı için gözleri hafif şiş ve saçları dağılmıştı. Göğüsünün sağ tarafından başlayıp omzuna, oradan da koluna yayılan dövmede takıldı bir süre gözlerim. Ardından bakışlarım daha da aşağı inip onu süzerken elinde tuttuğu silahı fark edip sırıttım. Normal bir insan değilim ki normal bir saatte geleyim.
Şaşkın, beni inceleyen gözlerine baktım. "Saat kaç?"
"Onu sen söyleyeceksin kar tanesi? İyi misin? Herkes iyi mi?" Tek kaşı havada, endişeli ifadesine iç çekmeden edemedim. Düşüncesizdim ve panik olmasına neden olmuştum.
"Yok yok, herkes iyi. Bir şey söylemek için gelmiştim." Ağırlığımı bir ayağımdan diğer ayağıma verirken amacım onu rahatlatmak olsa da, aslında rahatlamaya ihtiyacı olan bendim.
"Sabahı bekleyemez miydin?"
"Hayır, önemli."
Arkasını dönüp başıyla gidin gibi bir işaret yaptığında anladım ki, tüm ev halkını telaşlandırmıştım. Aslında kapıyı çalarken bunu hiç düşünmemiştim. Kapıyı biraz daha açıp bana yol gösterdi. "İçeri gel." İçeri girerken arkamdan tekrar konuştuğunda nefesini ensemde hissedip ürperdim. "Senin için sakıncası yoksa odama geçelim. Annemler rahatsız olmasın."
"Yok sorun olmaz." Her ne kadar odasında yalnız kalacağımız için bir an panik olsam da sakin bir şekilde cevap verebilmiştim.
"Kız Berfu, ödümüzü koparttın valla. İyi misin? Annenlerin burada olduğundan haberi var mı?"
Nil ve Nefise sultana baktığımda annemin haberi olmadığı kafama dank etti. Kesin aramıştır ve ulaşamayınca da çok merak etmiştir. "Şimdi haber vereceğim Nefise sultan. Siz yatın hadi, dosyada bir gelişme oldu da Mert abiye onu anlatmaya geldim. Sonra hemen giderim."
Ev ahalisi odalarına çekildiğinde bende Mert'in odasına girmiş, odanın ortasındaki çift kişilik yatağa yeni gelin gibi ellerim önümde kenetli oturmuştum. Dolabına gidip siyah bir tişört aldıktan sonra üstüne geçirdi. "Poşette ne var? Neredeydin sen?"
"Dondurma!" Mert'e sırıttığımda o da bana göz devirdi. "Nerede olduğumu anlatacağım Mert abi. Ben annemi ararken sende bize kaşık getirir misin?"
Dondurmalar ziyan olacak. Bari konuşurken yiyelim, değil mi ama?
Başını sallayıp odadan çıktığında bel çantamdaki telefonu çıkarttığımda annemden gelen 15 adet cevapsız çağrıyı fark ettim. İçimden küfür ederken annemin adının üzerine bastım. Daha ilk çalışın yarısında annemin sesi duyuldu. "BERFU, neredesin sen?"
"Anne bağırma, babamı ve abimleri uyandıracaksın. Ben alt kattayım, Nefise sultanlarda. Dosya ile ilgili bir gelişme oldu da, Mert abi ile onu konuşmaya geldim."
Verdiği derin soluk telefonun ahizesine çarpmıştı. "Ah Berfu ah, nasıl merak ettim biliyor musun?"
"Biliyorum anne, haklısın. Özür dilerim. Sen yat ben 1-2 saate gelirim."
"Tamam kızım çok geç kalma."
Telefonu kapatıp yatağın üzerine bıraktığım esnada Mert'te elinde iki tatlı kaşığıyla içeri girmişti. Yatakta karşıma gelecek şekilde oturduğunda poşeti açıp bir kutu dondurmayı çıkarttım ve kapağını açtıktan sonra ona uzattım. Ardından kendime de bir kutu dondurma açıp uzattığı kaşığı aldım. Bir süre hiç konuşmadan bu kış ayında iştahla dondurma yedik. Mert'in artık anlatmam için sabırsızlandığını fark ediyordum fakat hala şoku atlatamadığım için beynimde bir çok soruyla da boğuşuyordum.
"Buraya dondurma yemek için gelmedin değil mi?"
Bir süre kaşığı dudaklarımın arasında tutup Mert'in gözlerinin içine baktım. Ardından bakışlarım dudaklarına kaydığında dondurmadan dolayı kıpkırmızı ve ıslak olduklarını fark ettim. Sert bir şekilde yutkunurken, onu öpmenin nasıl bir duygu olacağını düşündüm. Acaba dudakları yumuşak mıydı? Sanırım bunu hiç bir zaman öğrenemeyeceğim.
"Biraz kafamı dağıtmak için motorla bir gezintiye çıktım. Ardından canımın dondurma istediğine karar vererek bir benzinliğe girdim ve aldıklarımın ücretini ödemek için kasaya gittiğimde... Dante De Luca ile karşılaştım."
Mert şaşkınlıkla bir iç çektiğinde dondurmayı kaşıklarken izleyen gözlerimi ona çıkarttım. "O olduğuna emin misin?"
"Evet, fotoğraflarını gördüm. Ayrıca bu olaydan öncede bir kaç dergide ve sosyal medyada fotoğraf veya videolarını görmüştüm."
"Peki konuştunuz mu?"
"Evet. Bana zor bir gece olup olmadığını sordu. Yani elimdeki dondurmaları kastederek zor bir gece geçirip geçirmediğini sordu. Ayrılık acısı mı yoksa ihanet mi dedi."
"Sen ne dedin?"
"İkisi de değil dedim. Kalabalık bir aile olduğumuzu ve ancak yettiğini söyledim. Ardından kalabalık aileleri sevdiğini söyledi ve bana görüşmek üzere diyerek gitti."
"Görüşmek üzere mi?"
"Evet, bunu bende garipsedim. Neden bir benzinlikte hiç tanımadığın sadece 2 kelime konuştuğun bir insana görüşmek üzere dersin ki?"
Mert çenesindeki sakalları kaşırken bakışları yerdeydi. Aniden kalkıp pencerenin önüne gittiğinde ise bakışlarım hala üzerindeydi. Bir süre kara kara düşünmesini ve ara ara sanki kafasının içinde kendisiyle yaptığı bir tartışma için ellerini oynatmasını izledim. En son bana döndüğünde ise gözlerinde korku vardı.
"Seni gözüne kestirmiş olmalı. İsmini falan sordu mu? Kendinle ilgili herhangi bir bilgi verdin mi?"
Şiddetle başımı iki yana salladım. "Hayır,
Sadece sana anlattıklarımı konuştuk. Başka hiç bir şey yok."
"Tamam, şimdilik bekleyelim bakalım, bir daha seninle iletişime geçecek mi? Senin Gamze De Luca'ya benzediğini fark etmiştik ve eminim ki o da bu yüzden seni gördüğünde konuştu. O da benzetmiş olmalı."
İçimi bir korku sararken artık dondurma yiyecek halim kalmamıştı. Kötü biri olup olmadığını bilmiyorum ama faili meçhul bir şekilde ölmüş, İtalyan iş adamının karısına benzemek hoşuma gitmemişti. Adam zengin, güçlü ve belki de bir seri katil.
Kendine gel Berfu! Sende boş değilsin kızım. Bugüne bugün komiser yardımcısı Berfu Arıkan'sın sen. Korkmak falan yok. Biraz daha oturup ikimizde sessiz sessiz düşündükten sonra eve gitmek için ayaklandım.
"Mert abi, gece gece seni de uyandırdım kusura bakma ama bir an panik yaptım işte."
"Saçmalama kar tanesi. Doğrusunu yaptın. Hatta gelmeseydin o zaman kızardım. Bu önemli bir gelişme. Seni o adamın göz önünden uzak tutmalıyız." Ensesini kaşıyıp yerdeki bakışlarını tekrar gözlerime çıkarttı. "Katil olup olmadığını bilmiyoruz. Eğer öyleyse ve eşinin ölümünde de parmağı varsa seni takıntı haline getirebilir." Birden kalbimin soğuduğunu ve üşüdüğünü hissettim. "Endişelenme, ben her zaman senin yanında olup seni koruyacağım." Yüzündeki içten gülümsemeye bende tebessüm ettim.
"Ben artık gideyim. Sabah mesai var." Apartmanda uğraşmamak için bel çantamı açıp anahtarımı aramaya başladım ama bir türlü bulamıyordum. Halbuki kapıyı açtıktan sonra her zaman çantama geri koyarım ama yoktu. Mert'in dönüşü benim aklımı iyice Allah bullak ettiği için oluyor bunlar hep.
"Anahtarın mı yok?" Onaylayan bir mırıltı çıkartırken hala çantamı kurcalıyordum. "Burada kal, annenler yatmıştır. Şimdi kapıyı çalıp herkesi korkutma." Lanet olsun ki haklıydı ve ben burada kalmak istemiyordum. Çünkü bana iyi gelmeyecek ve bana duygusal bir çöküntü yaşatacaktı. Aynı evde uyumak, aynı havayı solumak...
"Peki." Yemin ederim ağzım ve beynim farklı mesai yapıyor.
"Tamam, sen benim yatağımda yat." Derken bir yandan gardrobunu karıştırıyordu. Ardından bana uzattığı beyaz bir tişört ve siyah eşofman altından sonra beni baştan aşağı süzdü. "Çok büyük gelecekler ama başka çaremiz yok. Nil'de uyumuştur, odasına giremem."
"Sorun değil." Fazla konuşmamaya çalışıyordum çünkü sesimin titremesinden korkuyordum. Elinden kıyafetleri aldığımda burnuma götürüp onun gibi kokup kokmadığını test etmemek için kendimi çok zor tuttum.
Tekrar dolaba dönüp bir yastık ve battaniye aldı. "İyi geceler." diye gözleri aşağıda mırıldandıktan sonra da odadan çıktı.
Derin bir nefes vererek kendimi arkamdaki yatağa bırakıp oturdum. Artık şu elimdekileri koklayabilirim değil mi? Burnuma götürüp derin bir nefes çektiğimde gözlerim kapandı. Onun gibi kokuyordu, yağmurdan sonra ki toprak, fırtına sonrasındaki orman kokusu gibi.
Hala gözlerim kapalı yüzümdeki tebessümle tişörtü koklarken kapı açıldı ve öylece donup kaldım. Lanet!
"Şey, temizdi ama..."
"Yok yok temiz. Şey, yumuşatıcı güzel kokuyor da acaba hangi marka diye şey yaptım ben. En iyisi ben yarın Nefise sultana sorayım da, sonra anneme söyler o yumuşatıcıdan aldırırım. Çünkü gerçekten çok yumuşak bir koku." Yumuşak mı? Yumuşak ne Berfu? "Yani güzel bir koku."
Ensesini kaşırken yüzüne yamuk bir gülümseme yerleşti. Yedi mi acaba? Allah'ım ne olur yemiş olsun. Yoksa çok fena rezil oldum şu an. "Kapıyı çalmadığımı açtıktan sonra fark ettim. Özür dilerim. Telefonumu unutmuşum."
A-aaa Mert komiser, yoksa beni çıplak görmeyi mi ümit etmiştin? Sapık düşüncelerimi def edip başımı sallarken komidinin üzerindeki telefonunu almasını izledim. Ardından garip bir gülümseme ve garip mimiklerle geldiği gibi odadan çıktı. Tekrar derin bir nefes alarak ayağa kalktım ve üzerimdekileri çıkartarak yumuşak kokulu tişört ve eşofmanı giydim.
Bu gece benim için çok uzun olacak çoooook!
Gerçi zaten sabah oldu değil mi?



