İçeriğe geç

Ruh

Bölüm 4 · 1 dk okuma

Ruh

Bölüm 4

Sarnıcın Sırrı

Tünelin sonuna geldiklerinde karşılaştıkları manzara, Barlas'ın mantığını tamamen altüst etti. Yerin metrelerce altında, suyun üzerinde yükselen devasa taş sütunlar, sanki yüzyıllardır orada, başka bir dünyaya açılan bir kapı gibi duruyordu. Ancak sarnıcın ortasında, loş bir ışıkla aydınlanan bir şey vardı: Bir yığın antika eşya ve aralarında Arel’in daha önce hiç görmediği, üzerinde tuhaf semboller kazınmış bir ayna.

Barlas, "Arel, bu imkansız..." diye fısıldadı, silahı hala elindeydi ama eli titriyordu. "Burası İstanbul'un haritalarında yok. Bu eşyalar... bunlar kurbanlara mı aitti?"

Arel, aynaya doğru yürüdü. İçindeki o tanıdık, soğuk karıncalanma şimdi tüm vücuduna yayılıyordu. "Bunlar sadece eşya değil Barlas," dedi Arel, parmaklarını aynanın soğuk yüzeyine yaklaştırarak. "Bunlar, Hayalet'in topladığı ruhların çapaları. Bir ruh bedenden ayrıldığında, dünya üzerindeki son bağlılığını bir nesneye mühürler."

Tam Arel elini aynaya koyacakken, sarnıcın derinliklerinden yankılanan bir ses, suyun sessizliğini bozdu: "Sonunda geldin, Arel."

Sese doğru döndüklerinde, gölgelerin içinden çıkan bir silüet gördüler. Yüzü belirsiz, üzerinde eski bir palto olan bir adamdı. Hayalet, elinde parlayan bir parça tutuyordu; bu Arel'in çocukluğundan beri aradığı, kendi ruhundan bir parçayı içeren o kayıp anıya aitti.

Barlas, "Arel, dur!" diye bağırdı, ancak Arel çoktan aynaya dokunmuştu bile.

Ayna çatlamaya başladığında, sarnıç bir anda zifiri karanlığa gömüldü. Arel, kendi geçmişinin tozlu sayfalarında, Hayalet'in kim olduğunu gösteren o korkunç gerçeği görmeye başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.