Aklının dingin sularında kaybolmuş ve bedenini serbest bırakmıştı. Şelalenin melodik sesi kulaklarını doldururken gözlerinin önüne köpeğinin bedeninin her ayrıntısını getirmeye çalışıyordu. Köpeğinin bir kopyası gözlerinin önünde dans ederken yakaladığı anılardan onun bütün ayrıntılarını hatırlamaya çalışıyordu.
Bedeninde bir değişiklik olmasını bekliyor ve bunu umuyordu. William onu daha hava aydınlanmadan şelalenin yanına getirmişti. Uzun uzadıya nasıl şekil değiştirildiğinden bahsedip hepsini bir cümleye toplamıştı; Aklındaki her şeyi boşaltman ve gireceğin şekli düşünmen gerekiyor. Bunu o kadar basit bir şeymiş gibi anlatmıştı ki onu tanımadan. Tabii ki de ilk başlarda aklındaki düşüncelerden kurtulamamıştı. Daha oraya bile alışamamışken bir de başına eğitimler çıkmıştı.
Gözlerinin önündeki köpeği giderek yerini ruh emicilere bırakırken hayıflanarak kapalı gözlerini açtı. William derenin yanında bağdaş kurmuş ve elindeki taşları dar fakat derin alana atıyordu. Durmadan aklına saçma sapan şeyler geldiği için pes etmiş ve onu kendi başına bırakmıştı. Üstündeki ince kazağın kollarını çekiştirerek yanına oturdu. Hala normal sayılabilecek kadar çok erkendi ve hava neredeyse yeni aydınlanmıştı.
"Neden bu kadar erken geldik buraya?"
"Yakalanmak mı istiyorsun! Burası gizli bir yer değil. Nadirde olsa ziyaretçileri olur ve emin ol senin şekil değiştirmeye çalıştıklarını görürlerse başımıza büyük bir dert açarız." Zaten yaptığı her şey onun için büyük bir dert değil miydi? Oraya geldiğinden beri ona emirler yağdırıyor ve hiçbir şey yapmamasını istiyordu.
"Görse ne olur ki? Burada normal değil mi?" Karakteristik sesinden aşağılayıcı bir kahkaha firar etti.
"Hiçbir şey bilmediğini unutuyorum. Biz bunun eğitimini normalde okulda öğreniriz ve çok küçük yaşlarda bunu yapmaya başlarız. O yüzden senin gibi birinin şekil değiştirmeye çalışması anormal bir durum." Yavaşça kafasını salladı. Ne kadar oraya ait olsa bile kendini bir türlü ait hissedemiyordu. İçindeki bir ses durmadan kaçması gerektiğini söylüyor fakat orası hakkında hiçbir fikri olmadığı için bunun saçma bir fikir olduğunu biliyordu. Ariyeten orası kesinlikle Dünya değildi ve nasıl türlerin yaşadığını bilmiyordu.
"Neden isteyeyim ki şekil değiştirmek! Bunun çok acılı bir yol olduğunu söylemiştin." Elindeki taşı yine derin suya atarak bakışlarını ona çevirdi.
"Bunu isteyip istememen önemli değil. Bedenin buraya alıştı ve bunu zamanı gelince sana fazlasıyla acılı bir şekilde yaptıracak. Bizim amacımız sadece o zaman geldiğinde hazır olman."
"Nasıl yani?" Aldığı nefesi sesli bir şekilde vererek kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı.
"Şekil değiştirenlere zamanında bir lanet yapılmış ve bunun sonrasında herkes için farklı zamanlarda istesek de istemesek de bedenimiz kendi kendine şekil değiştiriyor." Duydukları gözlerini irice açmasına neden olmuş ve tüylerini dikenlendirmişti. Bu sonucu kesinlikle yaşamak istemiyordu.
"Kurtadamlar gibi mi? Dolunay çıktığında falan mı oluyor yoksa?" Kaşlarını çatarak ne demek istediğini anlamaya çalıştı.
"Onların ne olduğunu bilmiyorum." Yavaşça kafasını sallayarak kurtadamların varlığının olmamasını kabullendi. İçten içe onların da yaşayabileceği düşüncesi onu mutlu ediyordu.
"O zaman şimdiye kadar neden olmadı bende?" Omuzlarınız silkmekle yetinde, bilmiyordu. Hayatı hakkında kimse bir şey bilmiyor ya da saklıyorlardı. Bedeni umutsuzlukla çökerken William'da bir gariplik fark etti.
"Ne oluyor?" İşaret parmağını dudaklarına götürüp susmasını gerektiğini söylerken başını çevirerek ormana baktı. Yavaşça ayağa kalkıp bileğinden tutarak onu da kaldırmıştı. Neler olduğunu bilmiyordu fakat William'ın alnında beliren damar bir şeylerin ters gittiğini belirtiyordu.
"Suyun altında ne kadar nefesini tutabilirsin?" Olumsuzca kafasını salladı.
"Yarım dakika, en fazla bir, neler oluyor?" Sorusuna cevap alamadan kendini derinliğini kimsenin bilmediği derin suda bulmuştu. Soğuk su tenine bir bıçakmış gibi batarken gözlerini açarak William'ı aradı. Beklediğinden karanlık olan su ne kadar derinde olduğunu vurguluyordu. Bakışları dibi bulurken karanlığa daha da bürünen sudan korkmuştu. Ayak bileğinde hissettiği baskıyla kendini yukarı doğru atmak isterken yanında beliren William'la durdu. Eliyle ileriyi göstererek dar alanda arka arkaya yüzmeye başladılar. Gittikçe karanlıklaşan su onu tedirgin etmişti. Nereye yüzdüklerini bilmiyordu fakat artık nefesi tükenmeye başlamıştı. Gözleri kararmadan William'ın bacağını tutarak onu durdurdu. Eliyle boğazını göstererek nefesinin tükendiğini belli ederken artık nefesi son demlerini yaşıyordu. Nefes alışları sonuç vermezken yuttuğu suyun haddi hesabı yoktu. Gözleri kendini bırakırken hiçbir şey hissedemiyor ve duyamıyordu.
Ölüm kendini belli ederken ne beyaz bir ışık vardı ne de hayatı gözlerinin önünden kayıp gitmişti, sadece karanlık. Ölümün soğuk kollarına bırakırken kendini hissettiği, duyduğu, gördüğü sadece karanlıktı. O an aklına ne ailesi geldi ne de yaşadıkları, aklında beliren tek anı kendi anısı bile değildi. Uyuyan bir çocuğun uyumadan önce gördüğü silik bir hatıraydı. Ona gülerek bakan adamın içten gülümsemesi ve sessiz ninnisi doldurdu kulaklarını. Üşüyen bedenine sarılan ince bir örtü ve onu sıkıca sarmış o adam. Ne o adamı tanıyordu ne de gördükleri ona aitti.
Bedeni ona nefes almasını emrederken bunun olamayacağını bildiği için cesaret edemiyordu. Dudaklarında hissettiği baskı Azrail'in öpücüğü olabilir miydi? Genzinde hissettiği yanma ona öksürmesini gerektiğini anlatırken nefes borusunda hissettiği soğuklukla öksürmeye başladı. Yuttuğu sular ağzından çıkarken yavaşça gözlerini açtı fakat hiçbir şey göremiyordu. Avuç içleri soğuğu belli ederken ıslanmış olan bedeni titremeye başlamıştı.
"William?" Sessiz çığlığı yardım dilenir cinstendi.
"Buradayım, korkma." Kolunda hissettiği sıcaklıkla korkusundan biraz uzaklaşmıştı.
"Boğuluyordum aptal! Nefes almama izin verseydin eğer-" Cümlesini yarıda kesmesinin nedeni kolunda olan elin etini sıkmasıydı.
"Şu durumdan kurtulduktan sonra sövebilirsin istediğin gibi."
"Ne durumu?" Tuttuğu kolundan tutarak ayağa kaldırdı. Az önce yaşananların yorgunluğu bedenini ele geçirirken tek bir adım atabilecek gücü yoktu.
"Büyücüler." Tek bir sözcük bütün kanının çekilmesine sebep olmuştu. William bileğinden tuttuğu gibi koşmaya başlayınca ne bedeninin yorgunluğu umurundaydı ne de boğulması çünkü gelenler onu öldürmemek için o bahaneleri kullanmaz ve anında canına kıyarlardı.
Nerede olduğu hakkında bir fikri yok ve karanlıktan dolayı hiçbir şey göremiyordu. William'ın eli hala bileğinde ve onu o yönlendiriyordu. Hızlı nefes almasından dolayı yanmaya başlayan ciğerleri durması gerektiğini belli ediyordu. Ne kadar veya ne zamandır koştuklarını bilmiyordu fakat oldukları yer sanki mümkünmüş gibi daha da karanlığa bezeniyordu. William'ın bir anda durmasıyla bedenine çarpması bir oldu. Ani bir atakla onu belinden yakalayarak düşmesine engel olduktan sonra boşta kalan eliyle ağzını kapatmıştı. Hızlı nefeslerinden dolayı göğüsleri birbirine çarparken tek görüş açısı karanlıktı. Hala tehlikede olduklarını gerilen kol kaslarından anlamıştı.
"Peşimizdeler hâlâ!" Belindeki elini çekerek tekrardan bileğini kavradı fakat bu sefer koşmadılar yine de hızlı adımlarla ilerliyorlardı.
"Neredeyiz?"
"Şelalenin arkasında bulunan bir mağaradayız." Göremese bile yavaşça kafasını salladı. Karanlık mağarada hiçbir şey görmeden yürüyorlardı.
"Nasıl bu kadar karanlık bir yerde hiçbir şeye takılmadan koştuk."
"Baykuş." Ne demek istediğini başta anlamasa da anlayınca mantıklı gelmişti. O bir şekil değiştirendi ve bedenine girdiği hayvanların güçlerini alabiliyordu. Tekrar durduklarında William'ın nefesini saç köklerinde hissetmişti.
"Burada küçük bir geçit var. Burayı takip et ilk düştüğümüz yerdeki ormana çıkıyor. Aisha'yı bul o seni saklayacak. Ben yanına gelene kadar sakın geri dönme!"
"Gelmiyor musun? Gel!" Yalvaran ses tonu ona muhtaç olduğunu belli ediyordu. William topuzundan kaçmış birkaç tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Kim olduklarını öğrenmem gerekiyor. Eğer gelmezsem sakın geri dönme. Aisha ne yapacağını biliyor, güven ona." Kafasını hızla salladı.
"Sensiz gitmem!"
"Adım sesleri yaklaşıyor ve sen kalamazsın yaydığın enerjiden burada olduğunu anlarlar." Onu göremediği bir oyuğa sokarak içine doğru ittirdi.
"Koş, sadece koş, durma! Uzun bir mesafe ama sen yaparsın. Merak etme oyuğu kapatacağım arkandan gelemeyecekler." Olduğu yere mıhlanmıştı ne adım atabiliyor ne de konuşabiliyordu. Nerede olduğunu tahmin ettiği William'a son kez yalvardı.
"Lütfen."
"Git Maria. Döneceğim, söz." Bacakları sanki bu sözü duymayı hedefliyormuş gibi anında atağa geçerek koşmaya başladı. Koştuğu girinti çok dardı ve durmadan bir yerlerini taşlara vuruyordu. Ayağına takılan taşla yüz üstü düşerken alnında hissettiği sızı ve onu takip eden sıcaklık saç diplerinden boynuna kadar uzanıyordu. Kayadan aldığı destekle tekrardan ayağa kalkarken başının döndüğünü hissetti. Zifiri karanlıkta bunu pek anlayamasa da gözlerindeki sızlama bunu tasdikliyordu.
Islanan kıyafetleri üstünde çoktan kurumuştu fakat terinden tekrardan nemlenmişlerdi. Saç diplerinden akan terler açılmış yarasına geldikçe yakıyor fakat durmuyordu. Ne zamandan beri koştuğunu bilmiyordu fakat bedeni iflas etmek üzereydi. At üzerinde saatler süren yolu o koşarak gitmeye çalışıyordu. Hala karanlık ve dar olan geçit ona umut olmak yerine daha beter fütursuzluğa yönlendiriyordu fakat yine de koşmaya devam etti. Çok uzakta gördüğü ince bir ışık ona yoldaş olurken tekrar yüz üstü düştü. Karın boşluğuna gelen kayayla birkaç saniye nefes alamadı. Sırtını duvara yaslayarak dar geçidin izin verdiği kadarıyla bacaklarını uzattı. Eli karın boşluğuna baskı uygularken aldığı nefeslerin başını döndürdüğünü fark etti, çok yorulmuş ve bitap düşmüştü.
Bakışları uzaktaki cılız ışığı bulurken aklına gelenler dudaklarından bir küfür firar etti. Yolu kapalı olabilirdi ya da onun bilmediği bir yaratık kapatıyor olabilirdi. Korku bütün vücudunu ele geçirirken geldiği yola baktı. Geri dönemezdi hem çok yorgun hem de çok susamıştı eğer yolu kapalıysa ne yapacağını kestiremiyordu. Olduğu yerde doğrularak yavaş adımlarla ışığa doğru yürümeye başladı. Her adımında karnın boşluğundaki ağrı artarken tenine sıcak bir şeyin yayıldığını hissetti. Eli tekrar karnına giderken hissettiği sıvıyla gözlerinden birkaç yaş aktı. Yarılan derisi ayağa kalktıktan sonra açılmış ve kanamaya başlamıştı. Alnındaki yaranın hala kanadığını hissedebiliyorken bir de karnındaki eklenmişti.
Nefesleri düzene girerken ciğerlerine batan iğnelerden kurtulmuştu fakat bu sefer de her nefes almasında karnındaki yara acımaya başlamıştı. Adımları ışığa daha da yaklaşırken yüzünde acı dolu bir gülümseme ortaya çıktı. Sarmaşığın kapattı mağara girişi otların çokluğundan içeriye sadece cılız bir ışığın girmesine izin veriyordu. Sarmaşığı elleriyle ikiye ayırarak sakin ormana adım attı. Gözleri saatlerdir karanlıkta olmasından mütevellit ışığı görünce kamaşmışlardı.
Bakışları ağaçların üstünde dolaşırken Aisha'yı nasıl bulacağına dair hiçbir fikri yoktu. Mağaranın girişinden uzaklaşarak etrafına bakındı. Dışarıdan bakan biri kesinlikle orada bir girişin olabileceğini göremezdi. Sarmaşıkların kamufle ettiği kaya sanki bir mağara girişi değil de sarmaşıkların sarıldığı sıradan bir kaya gibi duruyordu. Karnına saplanan acıyla en yakınındaki ağacın altına çöktü. Giyindiği bordo renk kazağı kandan dolayı siyahlaşmaya başlamıştı. Yavaşça kazağını kaldırarak yaraya baktı. Çok derin gözükmese de büyük bir kesikti ve yaranın içi taş ve toprak doluydu. Temizlenmediği takdirde onu bayağı uğraştıracağı belliydi fakat olduğu koşullarda temizlemesi bayağı güçtü.
Parmakları kazağını bırakarak alnındaki yaraya gitti. Ufak dokunuşlarla nasıl olduğunu anlamaya çalışırken arkasında hissettiği hareketlilikle olduğu yerde dondu. Önünde aniden beliren ve ağaçtan kendini sarkıtan Aisha'yla birlikte aldığı derin nefesi rahatça geri verdi. Anlatsalar inanmayacağı yaratığı gördüğüne sevindiği için içinden gülse de rahatlamıştı. İri gözleriyle onu incelerken bakışları kazağındaki ıslaklıkta durdu. Kendini yere bırakarak ona yaklaştı. Şeffaf uzun parmaklarıyla kazağını kaldırarak yaraya baktı. Bakışları yaradan yüzüne kayarken küçük bedenini bacaklarına çıkartıp alnındaki yaraya baktı.
"Sakıncalı." Titrek sesine karşı yumuşak olan tonu görüntüsüyle tezat düşüyordu. Birkaç santim ilerisinde olan ve şeffaflığı yüzünden ileriye bakarken sanki kahverengi cam gözlüklerden etrafı izliyormuş hissi uyandırıyordu.
"Ne sakıncalı?" Kucağından inerek ondan biraz uzaklaştı.
"O tehlikede mi?" Bakışlarını yere indirerek öyle olmamasını umdu.
"Bilmiyorum." İri gözleriyle etrafına bakındıktan sonra ona bir şey demeden koşarak uzaklaşmıştı. Arkasından hayretle bakarken hızına şaşırmıştı, bu yaratık çitayı bile geçebilirdi. Aldığı her nefeste yarası da acıdığı için yarım nefesler almaya başlamıştı. Titreyen elleriyle kazağını tekrar kaldırdığında yaranın hala kanadığını gördü. Kırmızıya boyanan elleri kendi kanından başka bir şey değildi. Kazağını kapatarak yerden bir avuç toprak aldı. Toprakla ellerindeki kanı gidermeye çalıştı. Hala el çizgileri arasında izleri kalsa da büyük çoğunluğu temizlenmişti.
Bir anda kucağına atlayan Aisha'yla dudaklarından ufak bir küfür kaçtı. Hiç umurunda olmadan küçük elleriyle kazağını kaldırarak parmaklarını yaranın üstünde dolaştırdı. Daha yeni fark ettiği sırt çantasından ufak ince bir tüp çıkartarak yaranın üstüne döktü. Aynı anda başlayan yanma hissi dayanamayacağı kadar fazlaydı. En içten gelen çığlığı ormanı sararken kendiliğinden dökülen yaşlara mani olamadı. Gözleri kucağından inmiş yaratığa bakarken acıdan dişlerini birbirine çarptı.
Yarasındaki acı hafiflerken dudakları şaşkınlıkla açıldı. Yarada bir karıncalanma hissediyordu. Kazağı yukarıya doğru sıyrılmış olduğu için yarası açıktaydı ve çok net görebiliyordu. Bir dakika önce kanayan yara şimdi iyileşmiş ve sadece ince bir çizgi kalmıştı. Farkında olmadan uzandığı yerden elleriyle destek alarak sırtını tekrardan ağaca yasladı. Gözlerini ayırmadan inceleyen yaratık ona meraklı bir çocuğu anımsatmıştı.
"Neydi yaraya döktüğün?" Konuşmasını fırsat bilerek tekrar kucağına çıktı. Küçük boyu yüzünden bunu yaptığını biliyordu.
"Bilmiyorum. William vermişti bana. Buraya yaralı geldiğin sürece onu dökmemi istemişti." Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Yürüyebilecek misin?" Birkaç santim uzağında ve direkt gözlerine bakıyordu. Görünüşü gibi davranışları da çok farklıydı.
"Evet." Ağacın dalından destek alarak ayağa kalktı. Alnındaki yara kaşlarını çattığı için sızlarken bakışları bedenini çoktan ağacın dallarında sallandıran Aisha'ya kaydı.
"O ilaçtan daha var mı yanında."
"Var fakat sadece bir yarada kullanmamı söyledi. Onun dediklerini yaparım senin değil!" Ani çıkışını anlamasa da bir şey demedi. Durmadan gözden kayboluyor ve arkasında bitiyordu. Ağaçların dalları ona yol olurken o sık ağaçlı ormanda yol bulmaya çalışıyordu. Tekrar gözden kaybettiğinde etrafına bakındı. Biraz uzakta iki ağacın arasında sallanırken görünce bedenine tekrar zarar vermeden yanına ulaştı. Yanına gittiğini gördüğü an yine ışık hızıyla kaybolurken yakınındaki büyük bir ağacın yanında buldu onu. Gözleri ağacı tararken fark edilmesi güç ince bir çizgi gördü. Bakışları ona dikkatlice bakan Aisha'ya kayarken ağacın yanına gidip eliyle ince çizginin altını ittirdi. Normal bir kapı gibi açılan ağaç gövdesi onu şaşkınlığa uğratmıştı.
İri gözleriyle ona tekrardan bakarak ağacın içine girdi. Etrafına bakınarak ağacın içine bir adım attı. Kapıyı arkasından kapatırken yakın aralıklarla koyulmuş mumlar ona yolu aydınlatıyordu. Dikkatlice uzun merdivenleri inerken başını eğmek zorunda kalıyordu çünkü küçük alanın Aisha için yapıldığı bariz ortadaydı. Merdivenler biterken gün ışığından farksız bir şekilde aydınlanan ve merdivenlerin dar alanına rağmen oldukça büyük ve geniş odaya baktı. Normal bir evi andıran yerde bir evde olması gereken her şey vardı. Küçük bir mutfak, iki tane koltuk, küçük bir masa ve üç tane sandalye derken odanın her yeri doluydu. Şöminenin hemen yanında küçük bir kapı vardı. Aisha tavanda olan birkaç ağaç köküne tutunmuş ve sarkarak ona bakıyordu.
"William'ın odası şurası," uzun parmaklarıyla yerde olan ve dikkatini çekmeyen yer kapısına baktı. "Orada kalacaksın çünkü öyle söyledi. Şuradaki gaz lambasının yanındaki dolapta yiyebileceğin birkaç bir şey var fakat tatlarından emin değilim uzun zamandır orada. Ben sizin gibi beslenmiyorum o yüzden sizin yiyeceklerinizle işim yok. William için çok önceden bulmuştum. Burası benim odam," küçük kapıyı işaret etti. "bir şeye ihtiyacın olursa kapıyı çal. Uyumam ben o yüzden istediğin zaman çalabilirsin." Konuşması bittiğinde ev hakkında bilgiler vermeye başlamıştı. William'ın ilk geldiği gün söyledikleri aklına geldi ve hiç susmuyor.
Kendini odaya atarken başı ağrımaya başlamıştı. Saatlerdir ona hiç susmadan bir şeyler anlatmış ve başının ağrımasına sebep olmuştu. Dik merdivenleri inerken karanlık odaya adım attı. Elindeki kibrit benzeri şeyi alevlendirdikten sonra cılız ışıkla odadaki mumları bulup yaktı. Sadece bir yatak bulunan odada duvara gömülü bir de dolap vardı. Dolabı açarken içinde kıyafet bulmayı umuyordu. Özenle dizilmiş kıyafetler onu şaşırtmıştı. William'ın orada ne yaptığını çok merak etse de Aisha'ya soramazdı yeni kurtulmuşken. Uzun kollu siyah bir tişört alırken ince eşofman tarzı pantolonlardan da en küçüğünü seçerek tekrar merdivenleri tırmandı. Odada kimseyi göremezken anında banyoya girdi.
Toprağın altında olmasından kaynaklı çok soğuk olan eve inat banyonun içi sıcacıktı. Bunu sağlayanın büyük bir fıçı dolusu su ve ağzına kadar dolu olan bir küvet olduğunu görürken istemsizce gülümsedi. Laf arasında duş almasını söylerken Aisha sıcak su sağlayabileceğini söylemişti ve unutmamıştı. Kana bulanmış kıyafetlerinden kurtularak üryan bedenini sıcak suyla buluşturdu. Suyun değdiği küçük kesikler yanarken yorgun vücudunun sıcak suyun etkisiyle mayıştığını hissetti.
Gözleri dolarken William'ın ne yaptığı zihninin her köşesine yayılmıştı, yaşların yanaklarından süzülmesine izin verdi. Yaşadıklarını kaldırabilecek kadar güçlü değildi. Peşinde büyücüler varken o daha büyü yapmayı bile öğrenememişti. Eğer orada olmasaydı Richard ona büyü yapmayı öğretiyor olacaktı. Bedenindeki kan suyu kirletirken alnındaki yaraya su değdirmeden saçlarını yıkadı. Bu gezegenin en sevmediği yanı şampuan veya sabun bulunmamasıydı. Şampuan yerine değişik ve kokusuz sıvılar kullanıyorlardı. Bir gün köpüğü özleyebileceğini hiç düşünmemişti.
Temizlenen bedenini Aisha'nın onun için bıraktığı havluya sarmaladı. Sıcaklığını kaybetmeye başlayan oda bedeninden bir titremenin geçmesine yol açmıştı. Hızlıca kıyafetleri giyip banyodan çıktı. İçine düştüğü kıyafetleri toparlayabilmek için eğilerek pantolonun bacaklarını kıvırdı. Tişörtünde kollarını kıvırarak yerde bulunan kare kapıyı açarak odaya indi. Bedeninin yorgunluğu onu yatağa götürürken William'ın dönmesini istiyordu. Kimseye güvenmeyen tarafı güvenmemesini söylerken onu susturdu. Onun için canını tehlikeye atmıştı ve böyle bir durum için Aisha ile anlaşmasını göz ardı edemezdi. Güveniyordu ona, verdiği sözü yerine getireceğine güvendiği gibi.
Yukarıdan gelen seslerle birlikte gözlerini açtı. Bilinci yerine gelirken ışık hızında odaya giren Aisha delirmiş gibiydi.
"William tehlikede! Onun yanına gitmen gerekiyor! Ben o mağaraya giremiyorum ama sen onu alıp buraya getirebilirsin. Hadi kalk." Hızlıca odaya girdiğinde çıkardığı ayakkabılarını giyerek odadan çıktı. Büyük salonda her yer birbirine girmişti. Gözlerini odadan ayırarak merdivenlerin başında onu bekleyen Aisha'nın yanına koştu.
"Onu mağaradan çıkarman yeterli gerisini ben hallederim." Elindeki küçük çantayı ona uzattı.
"Sende kullandığım ilaç var içinde. Unutma sadece bir yaraya uyguluyorsun en kötüsünü seç ve tüpün hepsini boşalt." Kafasıyla onaylayarak ağaç kapıdan çıktılar. Sık ağaçların dalları yüzüne çizikler atsa da bunu durdurmadı. Bir an önce yanına gitmeliydi. Aisha bu sefer birazcık önünde ilerliyor ve ona yolu gösteriyordu. Sesindeki endişe ve korku onu korkutmuştu.
Sarmaşıkların gizlediği geçide bir saniye bile düşünmeden girdi. Bu sefer Aisha onun için sarmaşığı tutarak önüne biraz ışığın düşmesine yardım etmişti. Mağaranın bir anda sapmasıyla önündeki ışıkta giderken kendini zifiri karanlıkta bulmuştu. Fütursuzca attığı adımlarla kayalara takılsa da düşmeden dengesini sağlıyordu. Karanlık onu içine hapsederken William'ın ne halde olduğunu veya onu nasıl göreceğini bilmiyordu. Arada durup etrafındaki sesleri dinliyor ve ondan küçükte olsa haber almayı umuyordu. Nefesleri koşmaktan düzensizliğe girerken elini mağaranın duvarına yaslayarak soluklandı. O an mağarada yankılanan öksürük sesi ona umut olmuştu.
"William?" Seslenmesine karşı yanıtsızlık onu bozguna uğratırken yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Her adımına dikkat ediyor ve yerde olması durumuna karşı zarar vermekten sakınıyordu.
"Üstüme sakın basma!" Korkuyla bir adım geri attı. Karanlıkta onu göremese bile onun görebildiğini biliyordu.
"İyi misin?" Sorusunu takip eden öksürük bir cevaptı.
"Biraz uzaklaşırsan daha iyi olacağım!" Cevabına takılmadan yanına diz çöktü. Bu hareketine karşı aldığı nefesi sesli bir şekilde verdi. Ne durumda olduğunu bilmiyordu fakat cebinden çıkardığı tüpü ona uzattı.
"Yaran var mı?"
"Alnına ne oldu?" Çatılan kaşlarıyla yarası sızladı. Eli istemsizce alnına giderken kafasını salladı.
"Boş ver, yaralandı mı?" Elindeki tüpü alarak sesten açtığını anladı.
"Evet, ama şimdi geçer." Hızlanan nefesinden sıvıyı yaraya döktüğünü anlamıştı. Neler yaşadığını sormak için can atsa da dilini ısırarak sözcükleri yuttu.
"Alnına ne olduğunu sormuştum." Mutluluktan yoksun bir şekilde gülümsedi.
"Düştüm."
"İlacı neden kullanmadın?"
"Başka yaraya kullandı." Aldığı sesli nefesle omuzlarını düşürdü. Sessizlik ortamı sararken William'ın hareketlendiğini hissetti. Kolunda hissettiği baskı onu ayağa kaldırmıştı.
"Gidelim." Kafasıyla onaylayarak geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Arkasından gelen William'ın yavaş adımları durumunun iyi olmadığının göstergesiydi. Aisha hala sarmaşığı tutarak onlara ışık sağlarken mağaradan çıktılar. Bakışları arkasından gelen William'a kayarken gördükleriyle şok oldu. Yüzü dâhil yer yeri kan içindeydi. Kendi kanı olmadığı belli olan kanlar arkasında bıraktığı yerde hiç iyi şeyler olmadığını vurguluyordu. William'ın boynuna sarılan Aisha durumunu pek umursamıyor gibiydi.
"Ne oldu sana?" Şaşkınlıktan aralanan dudaklarına çatılan kaşları eklenmişti. William'ın yorgun gözleri ona bulurken gözlerini yavaşça kapayıp açtı. Bu sonra anlatırımın vücut diliydi.
"Aisha eğer biraz daha sarılırsan nefessizlikten öleceğim." Anında geri çekilerek bir koluyla ağaçtan sarkıttı kendini.
"Ölmeyeceksin, sadece dinlenmen gerekiyor." Kafasıyla onaylayarak tasdikledi onu. Ne zaman yere attığını bilmediği çantaya uzanarak sırtına geçirdi. Kafasını öne uzatarak yürümelerini işaret ederken bakışları ona takılmıştı. Neler yaşanmıştı orada? Aklından geçen binlerce soruyu sormak için listelerken sonraya attı. Elbette anlatacaktı sonuçta, anlatmasa bile anlattıracaktı.
Aisha önden giderek onlara kapıyı açarken gözlerini William'dan alamıyordu. Kapıdan en son o girerken kapıyı kapatıp merdivenlerden indi.
"Benim gitmem gerekiyor." Aisha elindeki kendisinden büyük çantayı ona uzattı. "O yaralarını saramaz yardım et ona." Kafasıyla onaylayarak banyonun kapısını kapatan William'a baktı. Aisha anında ortalıktan kaybolurken bitkin bedenini koltuğun üstüne bıraktı. Düşünceleri mağarada olanlara kayarken milyonlarca senaryo yazmıştı.
Banyonun kapısı açılırken bakışları arkaya kaymıştı. Üstünde sadece pantolon olan William'ın çıplak göğsündeki taze yaralardan bakışları oraya kaymıştı. Karın kaslarının üstünde hala kanayan yaralar vardı. Aceleyle Aisha'nın verdiği çantayı karıştırdı. İçindeki sıvıların ne işe yaradığını bilmese de hepsini koltuğa boşalttı. Büyük bezden birkaç tane küçük bez parçası yırtarak diğer koltuğa oturan William'ın yanına gitti.
Hiçbir şey söylemeden yaraları temizledi. Tüpleri William'a göstererek hangisini kullanacağını sordu. Sıvıları parçalara dökerek yaraların üstlerine sürdü. Her dokunduğunda kasılan vücudu canının acıdığını belli etse de durmadı. Sargı bezinin olmasına şaşırsa da yaraların üstlerine kapatarak döktüklerini çantaya tekrar koydu.
"Neler oldu orada?" Bakışlarını ondan çekmeden oturduğu yerde kayarak yattı. Kolunu yastık yaparken pazıları gerilmişti.
"Baş Büyücülerle başın dertte. Seni öldürmek için arıyorlardı. Adamlarını seni bulmaları için göndermişler." Aldığı nefes boğazında bir yumruya dönüşürken bacaklarını kendine çekerek orada yok olmayı diledi.
"Ormanı nasıl aştıklarını bilmiyorum."
"Ne?" Bakışlarını ondan çekerek tavana bakmaya başladı.
"Richard'ın evinin bulunduğu orman büyülü üçümüzden başka hiçbir canlı giremez. Hiç neden hayvan olmadığını merak etmedin mi?" Etmişti fakat sormaya gerek duymamıştı.
"Baş Büyücüler tehlikelidir Maria. Seni öldürmek istiyorlarsa eğer daha da tehlikelidir. Yıllardan beri senin gibi melezleri yok etmek için yaşıyorlar ve meclis yüzyıllardır bir melezle karşılaşmadı." Yutkunamadı, nefes alamadı. Bakışları yere değerken nasıl bir şeyin içine düştüğünü sorguluyordu.
"Merak etme hiçbir haber götüremezler." Yerdeki bakışları onu bulurken kaşları çatıldı.
"Sakın aklımdan geçeni yaptığını söyleme!" Yükselen sesine aldırmadan ona bakarak kahkaha attı.
"Gülme! Öldürmedin değil mi onları?" Sırıtan yüzüne en sinirli bakışlarını yolluyordu.
"Dört tane büyücüyü nasıl öldürebilirim! Bıçağımı saplamadan toza dönüştürürler beni, hayır öldürmedim. Sadece onlara ufak bir ısırık bıraktım ve hafızalarının bir kısmını sildim fakat yine de fark ettiler beni. Öldüremeden hafızları silindiği için şanslı olmalıyım." Ne zaman kalktığını anlamadığı yerine tekrardan oturdu.
"Ne yapacağız şimdi?" Olduğu yerde kıpırdanarak gözlerini kapattı.
"Uyuyacağım." Rahatlığına kaşlarını çatsa da canı acıyınca kendine içinden bir küfür etti. Karnı açlıktan guruldarken saatlerdir hiçbir şey yememişti. Oturduğu yerden kalkarak Aisha'nın yemekleri gösterdiği dolabı açtı. Ne olduğunu bilmediği otlar değişik renkteydiler.
"Sakın yeme onları!" Kafasını çevirip William'a baktı.
"Acıktım." Gözleri tekrardan açılırken bakışlarının hedefinde o vardı.
"Biraz daha sabret dinlenince bulurum bir şeyler." Ümitsizce açtığı dolabın kapağını geri kapatıp kalktığı yere oturdu. William gözleriyle onu takip ederken huzursuzlanmıştı.
"Uyusana! Neden beni izliyorsun!" Dudaklarına belli belirsiz bir gülümseme yerleşti.
"Yakışmış." Ne demek istediğini anlamadan bakarken kafasıyla üstündekileri gösterdi. Bakışları giysilerine giderken unuttuğu için kendine kızdı. Yanakları iltifattan dolayı kızarırken bu kadar güçsüz olduğu için kendine kızmadan edemedi. William gözlerini tekrar kapatırken düşünceleriyle yalnız bırakmıştı onu. Peşinde büyücülerin en güçlüleri vardı ve onu öldürmek istiyorlardı. Daha güçlerini bile kazanamadan kaçmaya başlamışlardı. Yorgun bedeni ona uyumasını söylerken itiraz etmedi. Oturduğu yerde gözlerini kapatırken içini saçma bir huzur kapladı. Gözlerinin önüne yine o silik anı gelirken sonunu merak ederek uyumaya başladı.