Eline tutuşturulan bardağın içindeki sarımtırak suya bakıyordu. Önündeki masada yemesi için önceden hazırlandığı belli olan kızarmış et fazlasıyla albeniliydi. Karşı sandalyesinde oturan William iştahla önündeki yemeği yerken yanına geldikleri adam ise geldiklerinden beri gözlerini onun üstünden çekmemişti. Gözlerindeki parıltı ve gülümsemesi fazlasıyla mutlu olduğunu gösteriyordu. Saatlerdir açtı belki ama ilk önce neden burada olduğunu merak ediyordu fakat sormaya çekiniyordu. Aklındaki olumsuz düşünceler kafasını kurcalasa da onları görmezden gelmeyi başarıyordu ama kesinlikle silmiyordu. Aynı evde bulunduğu insanların kim olduğunu bilmiyordu fakat içinden gelen bir his güvende olduğunu söylüyordu.
Acıkan karnı yemeğe daha bakmaması gerektiğini savunurken daha fazla dayanamayarak etten bir parça aldı. Ağzının içinde yayılan et beklediğinden güzeldi. Adının Richard olduğunu öğrendiği adam hala ona dikkatlice bakarken olduğu yerde rahatsızca kıpırdandı.
"Yemek çok güzelmiş, elinize sağlık." Gülümsemesi yüzünde daha da yayıldı.
"Afiyet olsun kızım." Ona neden ihtiyar dediklerini anlamamıştı. Gayet dinç duran vücudu, tek bir yaşlılık belirtisi bile olmayan yüzüyle fazlasıyla genç görünüyordu. Bardaktaki sıvıyı çaktırmadan koklayıp bir yudum aldı, tadı farklıydı daha önce tattığı hiçbir şeye benzemiyordu. Ekşi ve tatlının uyumunun bu kadar güzel olabileceğini düşünmemişti.
"Ovena adındaki bir bitkinin çiçeğinin özünden yapılıyor o çay, çok nadir bulunur. Bitki yaklaşık beş yılda bir açar ve bir haftada solar, şimdiye kadar sadece üç kere karşılaştım." Anlattıklarıyla gülümseyerek yavaşça kafasını salladı.
Yemeğinin bitmesiyle tabağını kaldırıp eski tek kişilik koltuğa oturdu. Dışı gibi evin içindeki eşyalarda fazlasıyla eski ve yıpranmıştı fakat bu onların hurdaya benzer olduğunu değil de sadece yaşanmışlık olduğunu gösteriyordu. Oturdukları yerin salon olduğu düşünülürse o odadan başka üç oda daha vardı ve biri mutfaktı. Kahverenginin ve siyahın yoğun olduğu oda iç karartmanın çok ötesinde ve huzurluydu. Oturduğu tekli koltuğun karşısında ve yanında iki koltuk daha vardı. Duvarları sarıp sarmalayan dolaplar kalabalıktan ziyade şık duruyordu. Duvarlara asılan gaz lambaları odanın birçok yerinde vardı ve ortama loşluk katıyordu. Koltuğa oturan adamla bakışları ona döndü.
"Soruların olduğunu biliyorum," Başıyla onayladı, fazlasıyla sorusu vardı. "fakat şu an onları cevaplamak için uygun bir zaman değil."
"Nasıl uygun zaman değil?" Oturduğu yerde doğrulup kaşlarını çatarak ona baktı. Richard bu çıkışından memnun görünmese de bozuntuya vermedi.
"Kızım her şey bir günde öğrenilmez. Birkaç saat önce ailenin evindeyken şimdi onlardan fazlasıyla uzaktasın. Bedenin yorgun bunu hissedebiliyorum, uyuman lazım. Sana şuradaki odayı hazırladım, git dinlen. Yarın olunca emin ol bilmen gerekenleri sana açıklayacağım." Gerçekten de çok yorgundu. Yaşadığı o olayın kalıntıları hala bedenindeydi ve saatlerce at üstüne sürünmesi onu fazlasıyla bitkin düşürmüştü. Aklı ne kadar orada kalıp her şeyi öğrenmek istese de bedeni galip gelerek gösterdiği odaya girdi. Diğer odaya göre daha ferah olan odanın çoğu eşyası beyazdı. Tek kişilik yatak, bir giysi dolabı, bir tane komodin, duvarın köşesine iliştirilmiş boy aynası ve bir tane aynalı şifonyer. Sanki dünyadaki herhangi bir yatak odasındaydı.
Eşyalardaki eski zaman işlemeleri düşündüğü şeyin doğrulunu kanıtlıyordu. Bu gezegen Dünya'nın birkaç yüzyıl gerisinde gibiydi. Yumuşak yatağa bedenini bırakırken yaşadığı olayların fazlalığı bünyesini ağır etkilemişti. Gerçekten başka bir gezegende ve ailesinden uzaktaydı. Gözlerinden akan yaşları silerek cama doğru döndü. Manzarası ağaçlarken bu görüntüden memnun kalmıştı. Karanlığa bürünmeye başlayan hava ışığını kaybetmeye başlamıştı.
Hayatı boyunca içinde var olan boşluğun dolduğunu hissedebiliyordu. Sanki ruhu ezelinden beri buraya aitti ama bir şeylerin eksik olduğunu da biliyordu. Eksik bir parçası vardı, eksik bir yönü vardı ve bu eksikliği bir türlü tarif edemiyordu. Gözleri aheste aheste kapanırken aklına gelen soruların ağırlığıyla uyukladı.
Gözlerini, gözüne vuran ışıkla açtı. Bedeni eski gücünü geri kazanmış ve ruhu yorgunluğunu atmıştı. İlk defa kâbus görmemenin dinçliği her yerini sarmıştı. Bakışları pencereyi bulurken aydınlanan hava uzun süredir uyuduğunun habercisiydi veya öyle ümit ediyordu sonuçta şu an olduğu gezegen hakkında en ufak bir fikri yoktu. Yataktan kalkarken düşen telefonu onu korkutmuştu. Telefonu yerden alarak zarar görüp görmediğine baktı, tamamen unutmuştu onu cebinde. Çalışmayacağını bildiği halde yine de annesini aramaya çalıştı. Telefonu çekmeceye koyarak kıyafet dolabını açtı. Gördüğü giysiler onu şaşırtırken boş bir dolap bekliyordu. Siyah bir pantolon ve ince bir mavi tişört çıkartarak giyindi. Şifonyerin çekmecelerini karıştırırken açtığı her çekmece onu şaşkına uğratıyordu çünkü iç çamaşırından çoraplarına kadar her şeyi vardı. Kıyafetlerin bedenine uygun olması bir tesadüften öte bir şey olamazdı değil mi? Şaşkınlığını üzerinden atarak saçlarını atkuyruğu yapıp odasından çıktı. Derme çatma mutfaktan gelen sesler Richard'ın orada olduğunu belli ediyordu. Derin bir nefes alarak mutfağa girdi.
"Uyanmışsın, yemek birazdan hazır." Farklı bir enerji seziyordu ondan fakat bunu adlandıramıyordu. Gülümseyerek salona geçti. William'ın ortalarda olmaması gerilmesine sebep olmuştu. Ona alıştığının farkına varması ürpermesine yol açtı. İnsanlara kolay güvenmezdi. Richard elindeki tabaklardan birini önüne bırakarak karşısına oturdu.
"Tamam, aklındaki sorular sor, cevaplayacağım." Yediği lokmayı hızla yutarak aklını kurcalayan ve canını acıtan soruyu sordu.
"Eğer ben buralıysam o zaman," derin bir nefes aldı. "o zaman dünyadaki ailem öz değil." Adam bu soruyu beklemiyormuş gibi sakallarını sıvazladı.
"Lisa bir nevi senin ailen. Ruhun burada doğdu ama bedenin dünyada var oldu." Duydukları omuzlarına ağır bir yük bırakmıştı.
"Ne demek oluyor bu?" Richard'ın da anlatmaya zorlandığı her halinden belliyi.
"Ruhun dünyaya gönderildi asıl bedenin ise öldürüldü." Öldürüldü? Boş bakışlar? İçindeki boşluk? Yapbozun eksik parçaları yerine oturuyordu. Asıl olması gereken bedende değildi, bu beden başkasına aitti, onun başka bir ailenin çocuğu olması gibi.
"Peki, bu bedenin gerçek sahibi?"
"Arafta." Ellerini başının yanlarına koyarak baskı uygulamaya başladı. Bunlar, öğrendiği şeyler çok ağırdı.
"Ne oldu o zaman ona öldü mü?"
"Eğer ruhun o dünyaya geldikten sonra yaşadığın bedene ulaşmışsa evet öldü ama anne hamile kalmadan ruh değiştirdiyseniz o hala orada veyahut direkt ölülerin yanına gitti. Bu konuyla ilgili pek bir şey bilmiyorum." Öldürmüştü onu. Bunun ne zaman gerçekleştirdiği önemli değildi o bedeninin asıl sahibini öldürmüştü. O dolaylı yoldan bir katildi. Nefes almakta zorlanan ciğerleri onu daha beter bir yola sürüklüyordu.
"Ben neden buradayım? Neden lanet yere getirdiniz beni? Ne istiyorsunuz benden? Kimsin sen?" Boğuk sesi ağlamamak için kendini tuttuğunun simgesiydi. Titreyen bedenini zapt edemiyor ve kalbi yerinden çıkmak istermişçesine atıyordu. Richard sandalyesini yanına çekerek titreyen ellerini tuttu.
"Lisa biliyorum bunları öğrenmek çok zor ama kabullenmen-" Sözünü kesere ellerini ellerinin arasından hızla çekti.
"Neyi kabulleneceğim, birini öldürdüğümü mü?" Elini boğazına götürerek orada oluşan yumrunun gitmesini umdu. Richard kollarından kaldırarak koltuğa oturmasına yardım etti. Yine yanına oturarak elini dizine koydu. Akmaması için direttiği yaşlar yüzünden gözleri kızarmıştı.
"Her şeyi anlat bana en ufak ayrıntısına kadar yoksa yemin ederim Dünya'ya dönmenin bir yolunu bulurum!" İkisi de biliyordu ki bu sadece boş bir tehditti.
"Burada olmanın sebebi burada olman gerektiği. Büyü gücün sana erken verildi ve bunun sebebini bilmiyorum. Normalde iki yıl sonra olması gerekiyordu çünkü bedeninin buna kendisini hazırlaması lazımdı. Normal koşullarda gücün parça parça verilecek ve yaşadıklarını yaşamayacaktın ama planlarım uymadı."
"Planların? Sen mi beni bana ait bedenimi öldürüp ruhumu başka bedene aktardın?"
"Anlatıyorum lafımı bölmeden dinlersen anlayacaksın." Sinirle ona baktı ama bir şey söylemedi.
"Lisa sen bir büyücü-şekil değiştiren melezisin ve büyücü melezleri burada kabul görmez. Yasak getirildiğinden beri sadece üç melez doğru ve sadece sen yaşıyorsun." Yaşamak, dudaklarına alaycı bir gülümseme yerleşti. Richard gözlerini bir yere odaklamış ve anlatacaklarını seçmeye çalışıyordu veya geçmişi düşünüyordu. İğneleyici bakışlarını çekerek camdan dışarıya baktı. Burada olmaması gerekiyordu. Burada olması büyük bir hataydı.
"Buradasın çünkü gücün sana bir anda verildi ve evrenin her yerinde hissedildi. Ben diğer büyücülerden daha güçlü olduğum için bedenine ulaşmadan hissettim ve William'ı gönderdim yanına ama o da seni bulana kadar geç kalmış. Eğer gücün bedenine geldiğinde burada olsaydın yaşadıkların yaşanmayacaktı." Masada bulunan sürahiden bardağa su dökerek içti.
"Baş Büyücüler gücün bedenine geldiğinde hissettiler. Lisa gücün çok fazla, melezlerin kabul görmemesinin bir sebebi de bu çünkü iki gücü taşır bedenleri."
"Sen bir büyücüsün?" kafasıyla onayladı. "O zaman duvarın diğer tarafında olman gerekmiyor mu?"
"Lisa ben bir Kadim Büyücüyüm. Normalde bir büyücü sadece bir alanda büyü yapabilir fakat ben bütün büyüleri yapabiliyorum. O yüzden bana karışamazlar." Neler oluyordu böyle? Baş Büyücülere bir de Kadim Büyücü eklenmişti. Başı öğrendiklerinin fazlalığıyla ağrımaya başlamıştı. Bunlar gerçekten çok fazlaydı. Durmadan başka bir şeyler çıkıyordu.
"Öğrenmek istediğin başka bir şey var mı?" Kafasını olumsuzca salladı şimdilik öğrendikleri yeterde artardı. "O zaman sana sormam gereken birkaç şey var." Tepkisizliğini kabul varsayıp devam etti.
"William rüyanda sana Maria dediklerini ve senin bu rüyaları hatırladığını söyledi doğru mu?"
"Evet ve sadece bir rüyamı hatırlıyorum?"
"Lisa gerçek adın Maria ve bunu rüyanda görmen fazlasıyla garip." Maria, adı bile farklıydı. Yalan bir hayatı yaşamıştı şimdiye kadar. Her şeyi sahteydi, her şeyi. Başkasının bedenini ve ismini çalmıştı. Yaşadığı o acıyı kendine hak görmeye başlamıştı.
"Sen nereden biliyorsun?" Anlattıklarının ağırlığının o da farkındaydı ve içindeki karmaşa yüzüne yansımıştı. Sorusuyla yüzüne ufak bir gülümseme kondu. "Çünkü adını ben koydum." Şaşırmıyordu artık hiçbir şeye. Bünyesi şaşkınlığı kabul etmiyordu artık. Tepkisizliği sessizliğe sebep olmuştu.
"Lisa sana Maria dememe izin ver. Lisa diyemiyorum garip geliyor bana." Maria diye fısıldadı. Asıl ona farkı geliyordu.
"Benim adım Lisa."
"Biliyorum, biliyorum fakat anla beni sana Maria adını verdim ve asıl ismin bu." Kafasını sallayarak kabul etti. Rüyalarındaki kadın ona Maria demişti ve asıl adı buydu, inkâr etmeyecekti. Bu adı taşımasının bir sebebi vardı. Aklına gelen isimle cama sabitlediği gözlerini Richard'a çevirdi.
"Melida ne?" Ona boş gözlerle baktı. "Dünya'da biri bana Melida dedi. Dediğiniz Baş Büyücülerden biri olabilir mi?" Biraz düşündü.
"Zannetmiyorum onlardan biri olsa seni orada öldürürdü. Öylesine demiş olmalı." Bakışlarını ondan çekerek tekrar cama sabitledi.
Hayatı tamamen değişmişti. Yaşadığı hayatın bir yalandan ibaret olması fazlasıyla canını sıkıyordu. Bacaklarını toplayarak kendine çekti. Kolları bacaklarına sarılırken tek umudu bunların bir rüyadan ibaret olmasıydı. Gördüğü rüyalara, uykusuz gecelere razıydı sadece bunların o kahrolası rüyalardan ibaret olmasını istiyordu. Richard onu yalnız bırakmak için bir şeyler alacağını söyleyerek çıkmıştı.
Saatlerce aynı yerde oturdu. Hava kararırken zamanın ne kadar olduğunu kavrayamamıştı. Richard'ın gitmeden önce yemesi için bırakılan yemek hala masadaydı. Canı hiçbir şey yapmak istemiyor sadece öğrendiklerini sindirmeye çalışıyordu. Bundan sonra bambaşka bir hayat yaşayacaktı ve buna hazırlıklı olmalıydı.
Tutulmuş ayaklarını koltuktan sarkıtarak saatlerdir durduğu pozisyonu bozdu. Yavaş adımlarla odasına gitti. Telefonunu bıraktığı çekmeceyi açarak telefonunu çıkarttı. Yüzde altmış olan şarjı yakında ondan olacağını haber veriyordu. Galerisine girerek ailesinin fotoğrafını açtı. Babasını bile özlemişti. Fotoğraflar biterken onları belki de hiç göremeyeceğini anlamasıyla kalbi burkuldu. Tehlikedeydi ve güvenli olamayacağı süre yanlarına gidemeyecekti. Hayatı mahvolmuştu. Neden ölmesine göz yumamamışlardı ki eğer onu bebekken öldürselerdi ne katil olacaktı ne de şu an bu hüznü hissedecekti.
Evin kapısının açıldığını duyduğunda şarjı bitmek üzere olan telefonu kapatarak tekrar aynı çekmeceye koydu. Odasından çıkarken gelenin Richard ve William olduğunu gördü. William elindeki çantaları mutfağa bırakırken onu görmezden gelmişti. Richard onu gördüğü zaman takındığı gülümseme yine dudaklarındaydı. Eliyle yananına oturması gerektiğini gösterirken gözleri yemediği yemekteydi.
"Yarından itibaren derslerin başlıyor."
"Ne dersi?" Onca olayın üstüne bir de okula mı gidecekti!
"Ben sana büyü gücünü kullanmayı öğreteceğim William ise şekil değiştirmende yardımcı olacak." Okul yoktu yine de.
"Bir de şu sırtında oluşan izin sebebini öğrenmeye çalışacağım normalde olmamalıydı." Nasıl gördüğünü sormak istese de sormadı. William hiçbir şey söylemeden evden ayrılırken o da odasına geçmişti. Bakışları yine camı bulurken yaşayacaklarını merak etti. Gözlerini sıkıca yumarak aklına gelenleri def etmeye çalıştı. İçinde garip bir his vardı ve bu iyi şeyler yaşamayacağını fısıldar gibiydi. Sadece tek temennisi vardı ki hissin doğru çıkmamasıydı.