İçeriğe geç

Ruh Ateşi

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Ruh Ateşi

Bölüm 4

III.

"Git!" gözlerinden akan yaşı silerek kafasını salladı.

"Sensiz gitmem. Beni buna zorlama lütfen." Sinirlenerek bağırmaya başladı.

"Git Maria, git. Ben onları oyalayacağım." Yaklaştıklarını haber veren meşaleler onu ikilemde bırakıyordu. Yaklaşıp sıkıca sarıldı ona. Karanlık ne kadar yüzünü görmesine engel olsa da yanağına ufak bir buse kondurdu.

"Sakın ölme!" Bedenlerini ayırıp koşmaya başladı. Ormanın karanlığı görüşünü düşürse de yine de koştu. Gözlerinden akan yaşlar çenesine uğrayarak yere düşüyordu. Ayakları durmadan bir şeylere takılıyor ya dengesini kaybediyordu ya da düşüyor ve acısını hiçe sayarak tekrar koşmaya başlıyordu. Ağaçların dalları yüzünü ve kollarını kesiyor ve durup akan kanlara hiçbir şey yapamıyordu. Koşması gerekiyordu sadece koşması ve hayatta kalması.

"Neredesin?" diye fısıldadı. "Sana ihtiyacım var!" Ciğerleri aldığı sık nefeslerden acımaya başlamış ve aldığı her nefes işkence gibi geliyordu. Yine de gücü tükenene kadar koştu. Gördüğü kocaman bir ağacın köklerine sığındı. Ağacın kökleri dışarıya doğru taşmış olduğu için toprakla kökler arasında onun girebileceği kadar bir boşluk vardı. Çamurun bedenine yayıldığını hissedebiliyordu. Sessizce nefeslerini düzene sokarak orada saklandığını belli etmemeye çalıştı. Önünden geçen kişiler onun orada olduğunu bilmeden onu arıyorlardı. O an meşale kullanmadıklarını fark etti. Ellerinde sadece ateş vardı. Ateşi çıplak elleriyle tutuyorlardı. Şaşırmamasına şaşırarak bir rüya da daha bilincinin yerinde olduğunu fark etti fakat uyandıktan sonra rüyalarını hatırlamıyordu.

Ne olduklarını bilmediği kişiler uzaklaşınca saklandığı kovuktan yavaşça çıkarak temkinli adımlarla kat ettiği yolu geri koşmaya başladı. Hafiften aydınlanan hava bu sefer yolunu daha iyi görmesine yardım ediyordu. Onu nerede bıraktığını bilmiyor ve ardında bıraktığı kişinin kim olduğunu da bilmiyordu fakat içgüdüleri geri dönmesini emrediyordu. Zikzak çizerek geldiği için ne tarafta olduğunu hatırlamıyordu fakat yine de koşmaya devam etti.

Duyduğu sesle durdu. Ses kayalara vuran dalgaların sesiydi ve ayrıldığı yerde buna ait bir ses hatırlamıyordu. Arkasında duyduğu kahkahayla hızla arkasını döndü. Sarı saçlı ve uzun ince bir kadının ona bakarak güldüğünü gördü. Üstüne giyindiği siyah cübbenin şapkası kapalıydı fakat saçları yanlarda salınmıştı.

Koş!

Emir açıktı fakat az önce gördüklerinden sonra onlardan korkmaya başlamıştı veya öyle sanıyordu çünkü içinde herhangi bir korku kırıntısı yoktu. Dudaklarına bir gülümseme yerleşti. Cübbenin şapkası arkaya doğru atarak sarı saçlarını ortaya çıkardı.

"Buldum seni küçük fa-re" Melodik sesi kahkaha atmasına sebep olmuştu. Onun gülmesini fark eden kadın yine kahkaha attı.

"Ölümün benim ellerimden olacak!" Sabırsız sesi her şeyin şu an olmasını ister gibiydi fakat olmayacağını da biliyormuş gibi. Ağaçların arkasından çıkan insanlar karşısındaki kadının aksine cübbelerine ek sadece gözlerini açık bırakacak maske gibi bir şey takmışlardı. Kadın arkadaşlarına bakarak yüzündeki gülümsemeyi büyülttü.

"İşte şimdi oldu." Ellerini ona doğru uzatan beş kişinin parmaklarından çıkan her birininki farklı renge sahip olan kıvılcımlar ona kaçması için bir işaretti. İçten içe biliyordu ki beş kişiyi alt etmesine imkân yoktu sonuçta onlara nasıl karşı çıkabilirdi. Bir anda onlara doğru bir ışık patlaması oldu.

"Koş Maria, koş." Kimin yaptığını bilmiyordu fakat gerçekten de hayatını kurtarmıştı duyduğu kadın sesi. Arkasını dönerek sık ağaçların arasından koşmaya başladı. Dinlenmiş bedeni daha hızlı koşmasına olanak sağlıyordu fakat gördükleriyle hızını düşürdü. Koştuğu yön uçuruma çıkıyordu. Uçurumun kenarında durdu ve yüksekliğine baktı. Arkasından gelen sesler çok uzakta değillerdi ve bir kişinin beş kişiyi yenmesine imkân yoktu. Son kez ormana baktı ve uçurumdan atladı. Bedeni buz gibi derin suya batarken suya düşme hızından dolayı bedeni kilitlenmiş ve bilincini kaybetmeye başlamıştı.

Boğazını tutarak kalktı. Nefesleri düzene girerken ilk defa bir rüyasını hatırlamanın garipliği içindeydi. Odası karanlığa bürünmüştü sadece uzaktan yanan sokak lambasının belli belirsiz aydınlanması vardı. Masa saati gece üçü gösteriyordu. Masanın üzerinde duran su şişesini alarak tek seferde bitirdi. Sanki gerçekten koşmuş gibi yorgun ve susamış hissediyordu. Sırtını yatağın başlığına dayayarak düşünmeye başladı.

"Şaka gibi!" Yaşadıkları gerçekten şaka gibiydi. Akıl sağlığını yitirdiğini düşünürken James'in anlattıkları, bedenindeki ağaç dallarına benzeyen iz. Her şey ona saçma geliyordu. Bunlar kitaplarda veya filmlerde geçen şeylerdi gerçek değillerdi. Onlar birinin hayal dünyasından çıkmışlardı fakat yaşadıkları. Onlar gerçekti, hem de fazlasıyla! Aklına gelenle odasının ışığını yaktı. O mektupta neyin nesiydi? Odasında bulamayınca salona geçerek attığı yere gitti ve oradaydı. Kimse dokunmak istememişti galiba, odanın ışığını açarak mektubun yanına gitti. Tiksinerek mektubu yerden aldı ve anlaşılmayan bir dilde yazılan yazılara göz gezdirdi. Ne demekti şimdi bu? Mektubu çevirerek baktı ama hiçbir şey yoktu. Sadece saçma yazılar ve saçma bir işaret vardı. Şeklin ne olduğunu anlamamıştı fakat gözleri şeklin üzerinde uzun bir süre gezindi. Sanki hatıralarında vardı fakat çok derinlerdeydi.

Duyduğu sesle arkasını döndü. Apollo yanına gelerek bacakların sürtünmeye başladı. Yere eğilip tüylerini okşadı.

"Sende bir insansan çekinmeden belli edebilirsin, alıştım ben!" dedikleri hiç umurunda değilmiş gibi şımararak kuyruğunu sallamaya başladı. Kendini yere atarak bedeninin kaşımasını istedi, gülerek köpeğinin istediğini yaptı.

"Neden sence, ben Apollo?" Aklında sadece bu soru vardı ve cevabını bulamıyordu. Bir anda ayağa kalkan köpeği koşarak yanından uzaklaştı. Arkasında hissettiği sıcaklıkla bedeni kaskatı kesildi çünkü arkasında biri vardı, bir saniye önce yokken. Kalbi normal hızının katlarıyla atarken cesaretini toplayarak arkasını döndü. Anılarından hatırladığı şekil değiştirebilen adam şu an evinde hatta fazlaca yakınındaydı. Yakınlıkları sebebiyle kalp atışı duyabileceğini bile düşündü. Koyu kahverengi gözlerini ona dikmişti. 1.90 boyu sebebiyle ona aşağıdan bakıyordu. Giyindiği tişört bütün bedeninin belli ederken fit ve yapılı vücudu onu bir kraker gibi kırabileceğini düşündürmüştü. Sert yüz hatlarıyla uyumlu boynundaki yara izi zaten korkan kalbi için deprem etkisi yaratmıştı. Yirmilerinin başında olduğu belli olan oğlan filmlerdeki savaşçılara benziyordu fakat bir eksik vardı ve bunu bulamıyordu.

"Sonunda benden bayılmayacak kadar korkmadığına sevindim." Erkeksi sesinde memnun olmuş bir hava vardı. Gözlerini ondan ayırmadan üçlü koltuğa oturdu. Karşısında duran adam her şeyin gerçek olduğunun bir diğer kanıtıydı ya da yine hayal görüyordu. Titreyen ellerini pijamasının ceplerine sokarak görmesini engelledi. James dedi içinden bir ses, o da gördü hayal falan değil.

"Biliyorum çok saçma olacak fakat bana yiyecek bir şeyler verme imkânın var mı acaba?" Kaşlarını çatarak ona baktı. Gerçekten bu boktan durumun içinde yemek mi istiyordu?

"Ne diye öyle bakıyorsun bana. Birkaç gündür dünyadayım ve beni gönderirken ne yapacağımı söylemedi bunak! O yüzden yanımda hiç şey ııı para yoktu." Dış görünüşüne tezat düşen aksanı ve kelimeleri doğru düzgün telaffuz edemeyişi kalbinin eski haline geri dönmesini sağlamıştı çünkü şu an korkutucudan fazlaca geriye gitmişti.

"Sana tek bir şartla yiyecek veririm. Bana ne olduğunu açıklayacaksın!" Gözlerini devirerek rahat oturuşuna bir son verdi. Eliyle koltuğun boş kısmını göstererek oturmasını işaret etti. Duyacaklarından korkan kalbi tekrar geri hızına dönerek gözlerinin önünden şeffaf baloncukların geçmesine sebep olmuştu.

"Bak bunları ben sana anlatamam çünkü hiçbir şey bilmiyorum. Bana sadece seni almam ve Gamanis'e götürmem söylendi. Çünkü" Açlıktan bağıran midesi durmasına sebep olmuştu. Lisa bunu duysa da görmemezlikten geldi.

"Çünkü Baş Büyücüler senin yaşadığını öğrendiler ve seni öldürmeye geliyorlar. Şanslısın ki onlardan önce buldum seni." Duydukları kanının çekilmesine neden olmuştu. Baş Büyücüler? Gamanis? Ölüm?

"Doğru düzgün anlat şunu!" Sesinin titremesine mani olamadı karşısındaki değişik adam onu öldürmek istediklerini söylüyordu açık açık. Belki de o da söylediği kişilerden biriydi.

"Bak sana anlattıklarımdan başka hiçbir şey bilmiyorum yani sorularının cevapları bende değil maalesef güzelim."

"Senin beni öldürmek için gelip gelmediğini nasıl anlayacağım?" Oturduğu koltuktan kalkarak kapıya doğru yavaş adımlar atmaya başladı. Genç adam bunu fark etmişti fakat çok umursamadı.

"Gerçekten mi? Seni öldürmek isteseydim sen zaten ölürken sana yardım etmez orada ölümünü izlerdim." Haklılık payını göz ardı etmedi.

"Gamanis ne?" Sağ eliyle yeni çıkmaya başlamış sakallarını sıvazladı.

"Yaşadığım gezegen ve yaşayacağın gezegen." Sorulardan sıkılmıştı. Arkasına yaslanarak bacak bacak üstüne attı. Görevi soru yanıtlamak değil karşısındaki korkudan titreyen kızı ihtiyara götürmekti.

"Bak aklında çok soru var fakat bunların çoğunun cevabı bende yok. Şimdi mutfağınıza gidiyorsun ve benim için bir şeyler getiriyorsun sonra aileni uyandırıp, vedalaşıp gidiyoruz." Söyledikleriyle sinirle bir adım öne gelerek bağıracağı sırada susturdu onu.

"Ölmek mi istiyorsun? Ruhunun bedeninden nasıl zorla çıkarıldığını mı öğrenmek istiyorsun? Eğer istemiyorsan benimle gelmek zorundasın ki sorularının cevabı ancak bu şekilde alabilirsin." Ne yapacağını bilmiyordu. Mutfağa geçerek dolapta hazır olan birkaç sandviçi alıp kucağına bıraktı ve iştahla iki dakikada beş sandviçi yemesini izledi.

"Zor biliyorum fakat sen buralı değilsin ve evine dönmen gerekiyor çünkü burada tehlikedesin Maria." Maria? Rüyasında kadında aynı isimle seslenmişti ona.

"Maria?" Saçma bir bakışla yüzüne bakmaya başladı.

"Ne Maria'sı? Nereden çıkarttın onu? Bu arada bu yediğim şey neyse enfesti, bunlardan birkaç tane götürmeliyiz. Tanesini altı gamoniden satabiliriz." Gülümseyerek lafı değiştirmeye çalışıyordu.

"Rüyalarımda bana Maria diyordu bir kadın." Bir anda yüzündeki gülümseme dondu ve ona kaşlarını çatarak sinirle bakmaya başladı.

"Rüya mı görüyorsun? Ne zamandan beri devam ediyor?" Bu kadar ciddi oluşuna şaşırarak tek kaşını kaldırdı.

"Bir ay vardır, neden?" Aniden ayağa kalkarak kolundan tutup oturduğu yerden kaldırdı onu.

"Ne yaptığını sanıyorsun?" Tutuşu canını acıtacak kadar sıkıydı.

"Gitmemiz gerekiyor hem de çok acil." Lisa'nın sesini duyan James ve Lily odaya girdiklerinde kesinlikle o manzarayı beklemiyorlardı. Lily 'Hırsız!' diyerek bağırmaya başladığında zaten karışık olan ortalık daha da karışmıştı.

"Bir hırsız olmadığım kalmıştı o da oldu!" James Lily'i sakinleştirirken kızını tanımadığı adamdan kurtarmaya çalışıyordu.

"Yeter!" Bağırışı herkesi susturup ona bakmasına sebep olmuştu. Dünyalıları kesinlikle sevmiyordu, aptalın tekiydiler. Aptal, bu kelimeyi geri dönünce kesinlikle kullanacaktı.

"Kızın burada birkaç saat daha kalırsa ölecek ve siz de öyle. O yüzden gidiyoruz!" tekrar kolundan tutacağı sırada Lily Lisa'yı çekerek adamdan uzaklaştırdı.

"Bakın hanımefendi kızınız büyük tehdit altında, lanet olsun!" Kalktığı yere tekrar otururken bakışlarını yere sabitlemişti. Kadın ona en sert bakışlarını yollarken James ve genç adam durumu kadına anlatmaya çalışıyorlardı. İlk önce James sakince gördüklerinden bahsetti sonra da genç adam kalan detayları anlattı. Lily duyduklarıyla ilk önce ufak bir sinir krizi geçirmiş sonra da sakince karşısına oturmuş yaşlı gözlerle gence bakıyordu.

"Ne şimdi o?" İlk sorusu bu olmuştu 'ne şimdi o?' Lisa bakışlarını kaçırırken içinde oluşan boşluğa engel olamadı. Yanında oturan James elini tutarak yanında olduğunu belli etti. Şaka gibi bir gece geçiriyordu.

"Büyücü." Her şeyi açıklayan her sorunun cevabı olan altı harf üç heceden oluşan ve hayatını boydan boya değiştiren o ufak kelime, büyücü. Kitaplarda görünce ne saçma dediği şey asıl benliği çıkmıştı.

"Büyücü diye bir şey yoktur!" Sabrı taşmak üzereydi ve bu aile hiçbir şeyi anlamak istemiyordu. Cebinden bir kese çıkartarak içinden birazcık mor bir toz aldı ve Lisa'nın elini açarak avucuna bıraktı.

"Bu toz yalancı büyücülerin gücünü ortaya çıkarmaya yarar. Büyücüler hariç kimse bu tozu aktifleştiremez." Masada duran dekoratif kozalağı alarak kucağına bıraktı.

"Şimdi sana söyleyeceklerimi söyleyerek tozu şu şeye dök." Kafasıyla onaylayarak elindeki toza baktı. Cebinden çıkarttığı kâğıttaki yazıyı okumaya başladı.

"Eligoh otaya elomorio remiat!" Sözcükleri tekrarlayarak tozu kozalağın üstüne döktü. Hiçbir hareket olmayan kozalak bir anda havaya doğru süzülerek olduğu yerde dönmeye başladı. Lily anında çığlık atarak ağzını kapattı. Gerçek olmadığını düşündüğü büyünün gerçek anlamda var olduğunu görüyordu gözleri. Bakışlarını zor da olsa kozalaktan çekerek genç oğlana baktı.

"Ne olacak kızıma?"

"Merak etmeyin onu olabilecek en güvenli yere götüreceğim." Lily şaşkınlığını atarak kalkıp kızına sarıldı. Gözlerinden akan yaşlar tişörtlerini ıslatırken en son düşünecekleri şeydi bu. Bırakmadı kızını uzun bir süre. Saçlarından öptü, yanaklarından, gözlerinden. Evladını daha güvenli bir yere gideceğini temenni ederek ağlamasını durdurmaya çalışıyordu fakat nafile.

Annesinden ayrılarak James'le de vedalaştı. Aklı ne kadar bunu yapmamasını söylese de ruhu oraya gideceği için huzurluydu. Şimdiye kadar içinde olan boşluk hissinin tamamlandığını hissediyordu.

"Eşyalarımı almama gerek var mı?"

"Hayır, emin ol yok. Giydiklerin fazla dünyasal." Ne demek istediğini anlamasa da umursamadı. Son kez odada göz gezdirdi.

"Daha gelebilecek miyim buraya?" Düşünür gibi gözlerini etrafta dolaştırdı.

"Eğer güvenliyse gelebilirsin." Bu bile bir umuttu onun için. Nasıl gideceklerini bilmiyordu fakat çok umursamadı. Son kez ailesine sarılıp genç adamın yanına geçti.

"Lincoln ve Sara'ya ne söyleyeceğiz?" Arkadaşlarını tamamen unutmuştu.

"Babamın yanına gittiğimi söyleyin, o zaman hiçbir şey sormazlar." James kafasıyla onayladı.

"Özleyeceğim seni cadı." Cadı, her zaman onu sinirlendirmek için söylediği şey gün gelip gerçek olmuştu.

"Ben de." Yüzünde beliren gülümsemede her şey barınıyordu. Huzur, mutluluk, üzüntü ama en çokta ailesinden kopmasının hüznü.

"Gözlerinizi kapatmanız hatta bu odadan çıkmanız gerekiyor." Yavaş adımlarla kapıya ulaştıklarında kapıyı kapatmadan önce annesi ona ufak bir öpücük göndermişti.

"En sevdiğim kısım." Nereden çıkarttığını anlamadığı tozu başından aşağı dökerek gözlerinin önünden kaymasını seyretti. Yerden başlayarak bedenlerini saran ışık huzmesi göz kanatacak kadar parlaktı. Refleksle elleri gözlerine giderken yerin ayağının altından kayarak yok olduğunu hissetti.

Hissettiği yerin sertliğiyle gözlerini açarak etrafı taradı. Onu getiren adam etrafı dolanıyordu. Sık ağaçların hüküm sürdüğü ormanın hemen kenarında yerde yatıyordu. Kurumuş yaprakların hışırtısı her hareket ettiğinde melodik bir ses oluşturuyordu. İleride gördüğü ve neredeyse göğü delip geçen dağların sivri uçları bulutların üzerinde kalıyor ve fazlaca korkutucu görünüyordu. Uçsuz bucaksız gibi görünen ovanın fazlaca uzağındaydılar. Gökyüzünden görünen gezegenler ağzının açık kalmasına sebep olmuştu. Gerçekten başka bir gezegendeydi. Bakış açısına giren ele tutunarak ayağa kalktı.

"Kimse geldiğimizi görmemişe benziyor. Şurada bir yerlerde sana getirdiğim kıyafetler olması gerekiyor." Gözleri durmadan etrafta dolaşıyor ve bıraktığı mavi bez çantayı arıyordu. Bakışları ona dönerken yüzünde aptal bir sırıtış belirdi.

"Gamanis'e hoş geldin." Daha birkaç saat önce varlığını bile bilmediği bir yerdeydi, Gamanis. Bakışları ormana kayarken ürperdiğini hissetti. Orada onu korkutan bir şeyler vardı sanki.

Bir hafta önce normal ve uykusuz bir hayatı varken hayat onu nerelere getirmişti. Dudaklarına bir gülümseme kondu. Ruhu çok huzurluydu, daha önce bu kadar huzurlu olduğunu hatırlamıyordu bile. Sanki hep buraya aitti ve buraya gelmesi bedenine ilaç gibi gelmişti. Büyücü dedi içindeki bir ses. Varlığına saçma dediğin şey aslında içinde olan bir unsurmuş. Bakışları gökyüzündeki gezegenlere kayarken burada olmak gerçekten onu mutlu etmişti. On yedi yıllık hayatında hiçbir zaman bu kadar mutlu ve huzurlu hissetmemişti.

Dudaklarına bir gülümseme kondu. Başına neler geleceğini bilmiyordu fakat hazırdı. Ne olursa olsun her şeye hazırdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.