İçeriğe geç

Ruh Ateşi

Bölüm 3 · 12 dk okuma

Ruh Ateşi

Bölüm 3

II.

Rüzgâr teninin tüy gibi okşarken karşısında olan hayranlık uyandırıcı manzaradan gözlerini alamıyordu. Saçları rüzgârın etkisiyle yüzüne gelirken sarı saçlarını o an farkına varmıştı, kendi bedeninde değildi ve bir gariplik vardı bu sefer sanki bilinci yerindeydi. Ellerine bakarak parmaklarını saymaya çalıştı, on. Evet, bu sefer bilinci gayet yerindeydi fakat farklı bir bedendeydi. Etrafına bakınarak uzakta bir grup insan gördü ve yanlarına gitmek için ayağa kalkacağı sırada tekrar eski gördüğü rüyanın olduğu uçurumdan atlarken buldu kendini.

Rüzgâr bu sefer canını acıtacak kadar hızlı esiyordu. Kurtulacağını bildiğinden gözlerini kapatma gereksimi görmemişti. Her zaman kurtarıldığı yeri ışık hızıyla geçerken bu sefer bir tersliğin olduğunu biliyordu. Kulaklarını aniden dolduran tiz ses durmadan aynı şeyi söylüyor ve git gide kayalıklara daha da çok yaklaşıyordu. Ses anlamadığı bir dilde bir şeyler söylerken düşüyor olmasına rağmen elleriyle kulaklarını kapattı ve gözlerini sıkıca yumdu. Bir anda rüzgârın kesilmesiyle yumduğu gözlerini açarken havada asılı kaldığını gördü. Ses hala tiz bir şekilde devam ederken etrafının beyaz ışıklarla çevrelendiğini gördü. Son kez duyduğu ses sanki bu sefer onu huzura çağırıyordu.

"Molo efiha e hotne!"

Hızla gözlerini açarak etrafını algılamaya çalıştı hala oradaydı. Tenine işlenen suları fark ettiğinde yerden kalkacak dermanı bile yoktu. Bedenindeki yorgunluk orada uyumasını söylese de yağmur şiddetli bir biçimde yağıyordu. Nefes almaya çalıştıkça sırtında hissetti küçük iğneler bedeninin berbat durumunu gözler önüne seriyordu. Elini zorlada olsa kaldırdığında yavaşça tenine dokundu. Parmakları teninin delip geçmezken vücudunun hala yandığını hissedebiliyordu fakat bu sefer bu sanki olması gerekenmiş gibiydi, sanki doğasında bu vardı.

Yerden destek alarak sırtını ıslak duvara yasladı. Yağmur devam ederken yorgun gözlerini kapatarak gücünün birazda olsa geri gelmesini bekledi. Kapalı göz kapaklarını bürüyen şekille gözlerini açarak korkuyla etrafa baktı. Dar sokakta ondan başka biri yoktu. Elleriyle yüzünü kapatarak bekledi. Uykusuzluğu acaba delirmesinden miydi? Çünkü hatırladıkları bir insanın hayal dünyası için fazlaca gerçekti. Hafızasına üşüşen görüntüler çığlık atmasına sebep oldu. Korkuyordu. Delirmekten korkuyordu, hem de hiç olmadığı kadar. Belki de çoktan delirmişti çünkü bunların tek açıklaması o kapıya çıkıyordu.

Nefesleri düzene girerken ellerini gözlerinden çekti. Hafızasından silinmeyen görüntüler ne kadar onu korkutsa da eve gitmeliydi, evet sadece eve gitmeliydi. Duvardan destek alarak ayağa kalktı. Hala sırtında olan çantası yağmurdan ıslanmış ve daha da ağırlaşmıştı ya da öyle zannediyordu. Omzunda hissettiği elle irkilirken anında arkasını döndü. En fazla yirmilerin ortasında olan kirli sakallı, kendinden epeyce uzun olan, kahverengi gözlere sahip biriyle karşılaştı ki o da onun gibi yağmurdan sırılsıklamdı. Adam ona kaşları çatık bir şekilde bakarak sanki analiz yapıyor gibiydi.

"İyi misin?" Kesinlikle iyi değildi, delirmişti.

"Evet." Zorla çıkan sesi her şeyin bir yalan olduğunu haykırırken karşısındaki adam da fark etmişti.

"Bence iyi gibi görünmüyorsun küçük. Evin yakınlarda mı yardım edeyim gitmene." Yavaşça kafasını salladı.

"Teşekkür ederim gerek yok." Yüzüne içten bir gülümseme koydu.

"Korkma sana zarar verecek değilim ve sende perişan durumdasın. Yardım edeyim yürümene." Adamın zaten bakışlarından yardım etmek istediği anlaşılıyordu fakat yine de yardıma ne kadar ihtiyacı olsa da kabul edemezdi çünkü ne olduğunu sorarsa söyleyebilecek bir yalanı yoktu.

"Hayır, teşekkür ederim. Evim zaten yakın, teklifiniz için minnettarım." Bacaklarının onu hüsrana uğratmamasını istiyordu sadece.

"Sen bilirsin ama zaman akıyor Melida." Arkasını dönüp giderken uzunca bir süre boş sokağı izledi. Melida? Bu da ne demekti, ne saçmalıyordu o adam? Düşünmeyi bırakarak kendini dinledi. Bacaklarının onu hüsrana uğratmamasını istiyordu çünkü her adımında bedenindeki bütün kaslarını hissedebiliyor ve canını yakıyordu. Binaların duvarlarından veyahut çitlerden yardım alarak evine ulaştığında gerçekten perişan haldeydi. İç çamaşırına kadar ıslanmış ve kıyafetlerin ıslandıktan sonra ağırlıkları ona fazla gelmeye başlamıştı.

Son kalan gücüyle kapıyı çaldı ve dengesini yitirerek yere düştü. Bedeni ona inat bir şekilde istemediklerini yaparken açılan kapıyla abisine baktı. James onu ilk gördüğünde sırıtsa bile anında ne halde olduğunu anlamıştı.

"Ne oldu sana böyle? Tanrım fena halde ıslanmışsın!" Yere eğilerek onu kucağına aldı. Kollarını boynuna dolarken içinde oluşan boşluk hissiyle ağlamaya başladı. Başını James'in köprücük kemiğinin boşluğuna saklayıp ağlamaya devam etti. Var gücüyle bir kapıya vururken annesinin küfür ederek kapıyı açtığını duydu.

"Ne var? Hayatım?" Koltuğun üstüne bırakıldığında ağlamasını durduramıyordu. Yaşadıkları veya yaşamadıkları ona fazlasıyla ağır gelmişti ve sadece uyumak istiyordu. Ondan çalınanı geri istiyordu! Annesi ona dokunacağı sırada James elini tutarak kafasını olumsuzca salladı.

"Çok sıcak." Annesi ona adlandıramadığı bir bakış atarak elinin tersiyle tenine dokunmasıyla çekmesi bir oldu.

"Hayatım bu normal bir sıcaklık değil. Hastaneye götürmemiz gerekiyor seni ama ilk önce üstünü değiştirmemiz gerek." James'e üzgün bir bakış attı çünkü oğlunun bu sıcaklıkla temas etmesini istemiyordu. Kızı ateşin ta kendisi olmuştu sanki. James yine kucağına almak için ona uzandığında bağırarak geri çekildi. Vücudunun sıcaklığının farkındaydı ve kimseye zarar vermek istemiyordu.

"Sana zarar vermek istemiyorum." Hıçkırıklarının arasından söylediği kelimeler James'in geri çekilmesine neden oldu çünkü teni hala ateşe dokunmuşçasına yanıyordu.

"Hayatım hastaneye gitmek zorundayız ve sen yürüyemeyecek durumdasın." Lily tekrar oğluna bakarken James'in bakışları eline aydı ve gördüğüyle şoka girerken annesine gösterdi.

"Siktir! Lisa hayatım ne oldu sana?" James'in bakışları ellerindeydi çünkü elinin büyük çoğunluğu şimdiden su toplamıştı. Lisa hızlıca kafasını olumsuzca sallayarak gözlerini kapattı. Yaşlar dudaklarından çenesine doğru kayarken ailesinin ondan korkmamasını istiyordu.

"Hayatım anlatman lazım. James ilkyardım dolabında işine yarayabilecek bir ilaç var." James odadan çıkarken annesi yanına oturmuştu fakat etrafına bile fazlasıyla sıcak salgıladığı için koltuğun diğer köşesindeydi.

"Annecim, kızım korkma kötü bir şey olsa bile sorun olmaz sadece anlat ki çözüm bulalım." Gözlerini açarak annesinin korkarak ona bakan gözlerine baktı. Islak saçlarını ensesinden ayırarak bileğindeki tokayla özenesizce topladı, üstündeki ıslak kıyafetler bedeninin ısısından kurumak üzereydi.

"Anne ne oluyor bana? Tenim erimişti! Kemiklerime dokunabiliyordum, inanabiliyor musun kemiğime dokundum!" Bitmeye başlayan ağlaması tekrar başlarken Lily ne yapacağını bilmez halde sadece kızına bakıyordu. Böyle bir şeyin imkânsız olduğunu ikisi de biliyordu.

"Bir de," Sustu, nasıl açıklayabilecekti o gördüğü şeyi. Daha kendine bile açıklayamazken nasıl olacaktı da annesi onun aklını yitirmediğini düşünecekti.

"Söyle hayatım." Annesine sarılmak için ona doğru koltukta kayarken James'e olanlarla durdu. Kimseye zarar vermek istemiyordu.

"Anne ben delirmek istemiyorum." Dizlerini kendine doğru çekerek kafasını bedeniyle bacakları arasında kalan boşluğa gömdü.

"Delirmek istemiyorum!" Durmadan aynı şeyi tekrarlıyor ve kafasını sallıyordu. Bileklerine sarılan kollarla annesinin nazik dokunuşlarını hissetti. Kafasını gömdüğü yerden çıkartarak ona sıkıca sarıldı.

"Sorun yok hayatım, sorun yok." Annesinin desteğine ne kadar çok ihtiyacı olursa olsun ona bu kötülüğü yapamazdı. Onu kendinden uzaklaştırarak ayağa kalktı.

"Anne yaklaşma bana, lütfen." Bitkin bedenini sanki bir kuklaydı ve onu başka biri yönlendiriyormuş gibiydi. Yaptıkları ve söyledikleri sanki ona ait değil de başkasının kontrolündeymiş gibi. Annesini odada bırakarak zorlada olsa odasına gitti. Bedenini yatağa atarak yaşadıklarını sindirmeyi denedi. Gözlerini her kapatışında köpeğin insana dönüşümünü görüyor ve bunun gerçek olamayacağını kafasına vura vura anlatıyordu kendisine.

Gözlerini cama vuran yağmurun sesiyle açarken başındaki feci ağrıyı fark etmişti. Gökyüzü aydınlıktı bu da çok uyumadığı anlamına geliyordu. Karıncalanması hala devam eden parmakları alnında dans etmeye başladı. Şakaklarına uyguladığı güçle ağrısı birazda olsa geçmeye başlamıştı. Teni alevini kaybetmiş ve eski haline dönmüştü. Üstünde kuruyan okul formalarını çıkartmak içinde zorlada olsa yataktan kalktı. Bedeni hala bitkindi fakat ağrıları geçmişti. Yaşadıkları sadece bir soğuk algınlığı gibi bir etki bırakmıştı üzerinde. Kıyafet dolabından en rahat kıyafetlerini seçerek üstünü çıkardı.

Boy aynasında gördüğü beden kendi bedeni değilmiş gibi boş gözlerle ona bakıyordu. Sanki bu bedende bir yabancıydı. Kehribar rengi gözlerinin ışığı sönmüş, normalde pespembe olan dudakları bir ölününkinden farksız bir mora bürünmüştü. Uzun kahverengi saçları canlılığını yitirmiş ve orda mecburiyetten duruyormuş gibi bir etki bırakıyordu. Bakışları omzuna kayarken ince birkaç çizgi gördü. Parmakları omzuna giderken kabarmış derisinin sırtına doğru süzüldüğünü hissetti. Korkuyla aynaya sırtını döndüğünde bir ağacın dallarını andıran kabarmış derisine baktı. Sanki omzundan bir yıldırım çarpmış gibi kuyruk sokumuna kadar uzanan şekil sırtının büyük çoğunluğunu kaplıyordu. Pembe çizgilerin kol gezdiği sırtına uzun süre baktı. Artık hiçbir şeye şaşırmayacak duruma gelmişti.

"Neler oluyordu böyle? İlk önce o köpek," dedi fısıltıyla. "sonra eriyen bedenim şimdi de bu ağaca benzeyen şekiller." Unutma dedi içindeki bir ses birde o garip adam. Melida demişti ona, o da ne demekti? Hızlıca kıyafetlerini giyerek bilgisayarını açtı. Arama kısmına melida yazarak arattı. Haritalarda İspanya'da bulunan bir yerin adı ve bir anime karakterini gördü. Ne anlama geliyordu şimdi bu? Anime karakterine de benzemiyordu ki benzetti de söyledi diyebilsin. Deli diye geçirdi aklından sonra kendi durumuna güldü. Belki de artık o da deliydi. Hemen yanındaki telefonunun ışığı yandı. Karşılaştığı 10 arama ve 150 grup ve özel mesajlarla kaşlarını çattı. Sadece bir gün okula gitmemişti. Aramalar ve mesajlar arkadaşlarındandı. Hem ona özelden neden okula gelmediğini sormuş hem de ortak gruplarında teoriler üretmişlerdi. Bisiklet kazası -hiç bisiklete binmezdi-,akşamdan kalma, köpek saldırısı gibi saçma teorilerin arasında kısmen bir doğruluk vardı, köpek saldırısı. Gruba her şeyi çok abarttıklarını ve sadece uyanamadığı için gelemediği açıklayan müstehcen mesajlar atıp telefonunu sessize alarak ters çevirdi.

Bilgisayarda biraz daha araştırma yapıp sonuç alamayınca kapatıp odasından çıktı. Gelen televizyon sesiyle oturma odasına yöneldi. Annesi onu bıraktığı gibi aynı yerde oturuyordu ve televizyonda oynayan sitcomu izliyordu. Yanındaki boşluğa oturarak annesinin dizlerine koydu başını, rahatça. Kadının elleri kızının saçlarını okşarken yüzündeki yorgunluk her şeyi anlatıyordu. Her şeyden korumaya çalıştığı kızı sanki birkaç saatte on yıl yaşlanmış gibi bakıyordu gözleri.

"Daha iyi misin hayatım?" Gözlerini kapatıp açarak onayladı. Lily derin bir nefes çekti.

"Anlatmak ister misin?" Bakışları televizyona sabitlenmiş boş gözlerle bakıyordu. Aklından yaşadıkları geçerken annesine onları nasıl anlatabileceğini düşündü. Anlatacaktı fakat korkuyordu.

"Lisa bebeğim." Annesinin yalvaran ses tonu işleri daha da zorlaştırıyordu. Gözlerinden akan yaşlara mani olamadı.

"Anne," söyleyeceklerinin saçmalığından derin bir nefes aldı. "ben delirdim galiba." Bakışlarını annesinin gülümseyen yüzüne çevirdi.

"Bu kanıya nereden vardın hayatım." Görüntüler tekrar gözünün önüne gelirken gözlerini sıkıca yumdu. Anlattıklarından sonra annesinin ona bakışlarını görmek istemiyordu.

"Okula geç kalmıştım ve otobüsü kaçırdım, James'te daha gelmemişti o yüzden yürümek zorunda kaldım. Oyun parkına gelmeden önce ana yola çıkan kestirme oradan geçiyordum ve arkamda hissettiği hareketlilikle arkama döndüm. Neredeyse sokağın yarısını kaplayan bir köpek vardı. Neredeyse belimden yukarıya geliyordu boyu. Bana saldıracak veya benden korkmuş gibi durmuyordu o yüzden dönüp yoluma devam edecektim fakat yanımdan koşarak geçerek önümü kesti. Bana zarar vermek gibi bir niyeti yoktu sadece gözlerimin içine bakıyordu." Yutkunarak derin bir nefes aldı.

" Karnıma saplanan ağrıyla durdum ve ağrının bütün vücudumu ele geçirmesini izledim. Bacaklarım tutmayınca yere düşüyordum ki o köpek hızlı davranarak bedenimin altına girdi. Ağrım çok fazlaydı. Sanki biri içimde bir ateş yakmış gibiydi." Durdu ve annesinin korkmuş gözlerinin içine baktı.

"Sonra köpek bir anda karşımda belirerek birazcık uzaklaştı ve," kalbine oturan yumru ona anlatmaması için bir uyarı yolluyordu fakat anlatıp bunlardan kurtulmak istiyordu. "bir anda insana dönüştü. O köpek gözlerimin önünde bir insana dönüştü." Yattığı yerde cenin pozisyonu alarak ağlamaya başladı. Annesinin ellerini saçlarında hissediyordu fakat gerçek anlamda korkuyordu.

Lily kızının anlattıklarını adlandıramıyordu. Çocukken fantastik şeyler fazlasıyla ilgisini çekerdi fakat bunlar kitap karakterlerinden başka bir şey değildi. Kızının ateşine elinin tersiyle baktı çok az olsa bile hala ateşi vardı.

"Hayatım eve geldiğinde çok fazla ateşin vardı. Ateş insana halüsinasyon gösterebilir bebeğim ve bu çok normal bir şeydir. O yüzden korkmana gerek yok sadece çok fazla ateşin vardı." Duydukları çok mantıklıydı sonuçta böyle bir şeyin olma olasılığı vardı fakat sırtında oluşan o şekil. Hızla doğrularak tişörtünü çıkardı ve sırtını annesine gösterdi.

"Peki, bu ne anne? Orada oldu biliyorum!" Lily gördükleriyle şoka girdi. Kızının sırtının büyük çoğunluğunu kaplayan belirmiş damarlar bir yıldırımın çarpmasının habercisiydi.

"Lisa aman Tanrım yıldırım çarpmış sana!" Anında ayağa kalkarak odaları dolaşmaya başladı ve durmadan da ona laf yetiştiriyordu.

"Lisa hastaneye gidiyoruz. Yıldırım çarpmış Tanrım!" Lily arabanın anahtarını ararken elinde olduğunu bile fark etmemişti. Aklının içinden geçen düşünceler, Lisa ölebilirdi diye fısıldadı. Kızı ölümle burun buruna gelmişti. Ona farklı bakan kızının kolundan tutarak kapıya doğru sürüklemeye başladı.

"Anne bırak!" Kolunu ondan kurtararak annesinden uzaklaştı.

"Ne oluyor burada?" James yeni uyandığı belli olan bakışlarını onlara çevirmişti. Gözleri ellerine giderken sarılı olduklarını gördü.

"Yıldırım çarpmış!" Korkuyla ona dönerken gözleri irileşmişti.

"Yıldırım falan çarpmadı bana! Bu kendi kendi kendine oldu!" İnanmıyorlardı ona, tam da düşündüğü gibi. Belki o da vücudunda iz taşımasaydı yaşadıklarına inanmayacaktı.

"Bugün şimşek çakmadı anne." James burun kemerini tutarak yanına gelip kolunun altına aldı.

"Doğru söylüyor. Şimşek çakmadı bugün." Lily'nin aklı almıyordu ve başı ağrımaya başlamıştı. Elini duvara yaslayarak şakaklarına baskı yaptı. Kızına ne oluyordu böyle?

James'le odaya geçtiler. Abisi ayağıyla kapıyı kapatarak tekli koltuğa oturttu onu kendisi de karşısındaki orta sehpaya oturmuştu. Dirseklerini dizlerine koyarak elleriyle yüzünü sıvazladı. İkisinin de gördüğü şeyler vardı ve bunları toplamanın zamanı gelmişti. Derin bir nefes alarak Lisa'nın gözlerinin içine baktı.

"Lisa bana yaşadıklarını anlatman lazım." Kafasını çevirerek yağan yağmura baktı.

"Ana caddeye şu dar kestirme yoldan gidiyordum. Arkamda bir hareketlilik hissettim ve bir köpek olduğunu gördüm umursamayıp devam ettim fakat hızla önüme geçerek yolumu kesti. Bir anda karnıma saplanan acı daha da artarak bütün bedenime yayıldı ve bacaklarım gücünü yitirerek yere düştüm fakat o köpek hızlı davranarak altıma girerek zarar görmemi engelledi." Derin bir nefes alarak devam etti. "Köpek bir anda önüme geçti ve insan formunu aldı." James'in ona bakan bakışları değişirken umursamayıp devam etti çünkü içinden bir ses yaşadıklarının gerçek olduğunu bağırıyordu. "Bedenimi saran acı farklı bir boyuta oluşarak içimde bir yangın yanmaya başlamıştı. Harlı alevler kalbime ulaşırken artık dayanamayacağımı hissettim ve bir umut arayarak kalbime baskı uygulayacaktım fakat elimin derimin içine girdiğini hissettim, James kemiğime dokunmuştum!" Parmak uçları yine karıncalanırken gözlerinin önünden geçen anılara mani olamadı. Annesinin içeriden birine bağırış sesi gelirken onu umursayacak durumda değildi. James ellerini tuttu.

"Sen odana gittiğinde temizlemek için çantanı boşalttım ve" cebinden ne olduğunu anlamadığı bir şey çıkartarak ona verdi. "ve bu çıktı çantanın içinden. Lisa bu bir mektup ve bir hayvanın derisine kazınmış!" Söyledikleriyle tuttuğu mektubu anında yere bıraktı.

"Yazılanları anlayamadım farklı bir dilde yazılmış. Çeviriden baktım fakat herhangi bir dili algılamadı. Lisa sana inanıyorum. Gördüğün her şeye, anlattığın her şeye inanıyorum. Rüyalarını hatırlamadığını söylemiştin fakat Lisa sen bana bütün gördüğün rüyaları anlatın ve bunu transa girmiş gibi anlatıp geri uyuyordun. Bana durmadan ellerinden ışık fırlatan insanlardan ve şekil değiştirebilen insanlardan söz ettin." Nefes almadan onu dinliyor ve gözlerini kırpmıyordu. Kuruyan dudaklarını ıslatarak titreyen ellerini dizlerinin arasına soktu.

"Eve gelmeden önce biri geldi yanıma. Farklı görünüyordu giyimi, saç kesim şekli, İngilizceyi düzgün konuşamayan fakat kelime dağarcığı bizden geniş olan biri. Benden yardım istedi." Gözlerini Lisa'dan çekerek sarılı ellerine baktı daha doğrusu iyileşmiş fakat sarmaya mecbur olduğu ellerine. Lisa tek kelime edemiyordu. Sözde gördüğü rüyaları hatırlamıyordu fakat onları birine çoktan anlatmıştı.

"Neden yardım istiyordu?"

"Senin delirmediğini söylememi istedi." Aldığı nefes boğazında düğümlenmişti. İçindeki boşluk ne ağlamasına ne de herhangi bir tepki vermesini sağlayabiliyordu. Titreyen elleriyle ağrıyan başına güç uyguladı ve bakışlarını sinirle James'e çevirdi.

" Ya o delinin tekiyse de uyduruyorsa ve ben- anlatmışım işte sana rüyalarımı. Niye bana bir şey söylemedin! Yardım alabilirdim." Sesi sonlara doğru fısıltı halini aldı. James oturduğu yerden kalkarak kardeşine sarıldı.

"Lisa sen delirmedin çünkü senin gördüğünü ben de gördüm. Ona inanmam için gözümün önünde köpeğe dönüştü. Eve nasıl geldiğimi bilmiyorum ben de delirdim sandım fakat seni görünce ve şu mektubu." Kesilen nefesi başını döndürüyor ve kendine yüklenen ağır şeylerle birlikte onu karanlığa sürüklüyordu. Bedeni bir tüy misali kayarken James onu tutmuştu. Yaşadıkları, öğrendikleri ve rüyaları ona artık normal bir hayatının olmayacağını bas bas bağırıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.