İçeriğe geç

Ruh Ateşi

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Ruh Ateşi

Bölüm 2

I.

Gecenin simsiyah ayazında ayağında fırlamamış tek ayakkabısıyla koşuyordu. Kim veya nerede olduğunu bilmiyordu fakat gökyüzü sanki onu gecesine hapsetmek için büyük bir uğraş veriyordu. Arkasından onu takip edenlerin ellerinde tuttukları ateşin ışığı yaklaşıyor ve sesleri daha yakından gelmeye başlamıştı. Zaman kavramını kaybetmiş ve ne zamandan beri koştuğunu bilmiyordu fakat bendeni durması gerektiğini bağırıyordu. Gözlerinden akan yaşlar çenesinden yere düşüyordu.

Ciğerlerine hücum eden nefesi canını yakmaya başlamış aldığı her nefeste nefes borusuna iğneler batırılıyor gibi hissediyordu. Soluklanmak ve biraz dahi olsa dinlenmek için koca bir ağacın dibine çöktü, ağacın onu saklamasını umarak. Sesler daha yakından gelirken önüne biri geçti ve onu takip edenlerin etrafı aydınlatmak için ateş kullanmadıklarını öğrendi. Çöktüğü yerde sessiz nefesler alırken orada olduğunu görmemesini umdu. Yavaşça kafasını onun olduğu yere çevirerek tam gözlerinin içine baktı. Taktığı şapka ve maskeye benzer bir şeyden dolayı sadece gözlerini görebiliyordu. Bakışlarını ondan çekerek elindeki ışık huzmesini sağ tarafına doğru fırlattı.

"Koş Maria, koş!" Şaşkınlığını atamadan kadının dediğini yaparak boş olan taraftan ağaçların içine girdi tekrardan.

Koş.

Beyninin içinde yankılanan ses ona durmamasını yoksa orada öleceğini fısıldıyordu. Neyden kaçtığını bilmiyordu fakat arada önünü aydınlatan cılız ışıkların arkasından geldiğini biliyordu ve bu daha da korkmasına sebep oluyordu. Bilinmezliğe doğru koşarken yüzüne rüzgârın tatlı bir esintisi vuruyordu ve durdu. Rüzgârın hızını kontrol etti, bu imkânsızdı. Rüzgâr sanki ona zarar vermekten korkuyormuş gibi hızla esmesine rağmen onu es geçiyordu. Koş dedi tekrardan içindeki ses yoksa öleceğiz.

Tekrardan koşmaya başladığında ayak bileğine bir şeyin sarılmasıyla yere kapaklandı. Korkarak etrafına baktığında kimsenin olmadığını gördü ve uzaklardan ışıkların hala belirdiğini. Bileğine dokunduğunda hiçbir şeyin onu durdurmadığını görmesi daha da korkmasına sebep oldu çünkü bileğine sarılan şeyin soğukluğunu dahi hissetmişti. Ayağa kalktığında birkaç ışığın çok yakınında olduğunu gördü. Etrafına bakınarak nereye gitmesi gerektiğini anlamaya çalıştı fakat ormanın içi o kadar karanlıktı ki iki adım ötesindeki ağacı bile göremiyordu.

Koş.

Emre tekrarda itaat etti. Düşe kalka koşuyor ve ağaçların bedenine attığı çizikleri görmezden geliyordu ve zorlada olsa durdu. Sağına baktı, soluna baktı ve arkasına. Artık ona çok yakınlardı. Kayalara sertçe vuran dalgaları göremese de duyabiliyordu. Önündeki koca boşluk sonunun geldiğini haykırıyordu. Arkasından bir kadının kahkaha sesini duydu, bulmuşlardı onu.

"Kaçamazsın artık seni küçük fare!" Hışımla arkasını döndü ve ona doğrultulmuş olan ellere baktı. Hepsi onu öldürmek için can atıyorlardı. Bedenine hükmeden korku kendini bırakmış ve onun yerini huzur almıştı. Ölümün huzuru. Dudaklarına ufak bir gülümseme koydu.

"Asla size teslim olmam." Kıyısında durduğu uçuruma bıraktı kendini. Tenini delip geçen rüzgâr bu sefer ondan yana değildi. Gözlerini kapatmadı ölümü görmek istiyordu. Etrafı bir duman kokusu sardı ve kendini kayaların üzerinde değil de atan bir kalbin tıkırtısını duyarken buldu.

Ter içinde uyandığında tekrar tekrar gördüğü rüyayı merak etti. Hep aynı rüyayı gördüğünü biliyordu fakat bir türlü hatırlayamıyordu. Yattığı yerde doğrularak yanındaki şişeden su içti ve saate baktı. Dört diye fısıldadı. Bu sefer bir saat geç uyanmıştı. Ayağa kalkarak pencereden gökyüzüne baktı. Yıldızlar onu selamlarken yaşadığı yerin en doğru yer olduğunu biliyordu. Şehrin en sessiz ve en ışıksız alanıydı burası ve o yüzden yıldızlar kendilerini harika bir biçimde belli ediyorlardı. Elini gökyüzüne doğru uzattı sanki bir yıldızı tutup avucuna hapsetmek ister gibi. Bazen Laura'ya çok gıpta ederdi, sonuçta onun bir yıldızı vardı.

Uzaktan bir köpek havlaması duyuldu ve ona eşlik eden diğer köpeklerin. Ses bütün bloğu sararken yavaş yavaş önündeki evlerin ışıkları yanmaya başladı. Gözleri dışarıda bu sese sebep ararken kendi köpeği de onlara eşlik etmeye başlamıştı. Koşarak Apollo'nun yanına giderek onu susturmaya çalıştı. Çıkardığı sesler sanki acı çekermiş gibiydi ve bu onun ağlamasına sebep olmuştu.

"Ne oluyor oğlum? Hadi tamam, yanındayım geçti." Köpeğine sarılarak onu susturmaya çalışıyordu fakat o daha da hırçınlaşmış gibi onun kollarından kurtulmaya çalışıyordu. Derinlerden insanların seslerini duyuyor fakat köpeklerin havlaması onu bir hayli bastırıyordu. Bir anlık dikkatsizliğinden faydalanan Apollo koşarak kapıya gitti ve sanki yerde bir şey varmışçasına yeri eşelemeye ve kapıya kendini vurmaya başladı. Ne yapacağını şaşırmış bir şekilde korkuyla etrafına bakındı fakat ona yardım edebilecek hiçbir şey yoktu. Bir anda dışarıdaki köpeklerin havlamaları kesildi fakat kendi köpeği daha da hırçınlaşmıştı. Zaten eski tahta kapıya sahip olan bahçe kapısı Apollo'nun darbelerine daha fazla dayanamazdı. Aklına gelen sakinleştiriciyle kilere koştu, kendine zarar vermeden önce onu sakinleştirmeliydi. İğneyi kullanılmayan ama malzemeleri saklamak için kullandıkları soğutucuda zor bulsa da bulduğunda elmas bulmuş gibi sevinerek mutfağa koştu. Köpeği o odaya girer girmez yaptıklarını bırakarak ona doğru koştu ve pijamasının paçasından tutarak onu mutfaktan uzaklaştırmaya çalıştı. Ona ayak uydurarak götürdüğü yere gitti. Kilerin kapısını üstlerine kapatarak yere yığıldı. Ne yaptığını anlamdıramasada yere çökerek yaralanıp yaralanamadığına baktı. İçinden derin bir oh çekerek saniyesine uyuyan köpeğin üstünden atlayarak odasına gitti.

Hem korkudan hem de soğuktan titreyen bedeni sadece uyku istiyordu fakat bunu ona veremedi. Pencereyi kapatırken ileride ağaçların arasında bir insan silueti gördüğüne yemin edebilirdi fakat sadece bir köpek çıkarak koşarak uzaklaştı. Az önce yaşadıklarını sindirmesi gerekiyordu fakat yaşadığı o korkuyu hayatı boyunca unutamazdı. Bilgisayarını alıp oturma odasına geçerek yarım bıraktığı filmi izlemeye başladı.

Kapıdan gelen tıkırtılar annesinin geldiğini haber veriyordu. Bilgisayarın saati altı buçuğu gösterirken yattığı yerden doğrularak annesinin yanına gitti.

"Yine mi uyanıksın? Ne zaman bitecek bu hayatım?" Omuzlarını düşürerek annesiyle mutfağa girdi.

"Bilmiyorum ama bugün bir saat geç uyandım."Annesi getirdiği yemekleri masanın üstüne koyup önüne bir çatal bıraktı.

"Olanları duydun mu?" Yaptığı işi bırakarak tezgâha yaslandı.

"Hayır, ne oldu?"

"Yeni uyanmıştım, camdan bakıyordum bir anda blokta olan bütün köpekler havlamaya başladı ama normal bir biçimde değil sanki acı çekiyorlardı. Apollo çok korkuttu beni, kendini hem bahçe kapısına vuruyor hem de yeri eşelemeye çalışıyordu. Aklıma sakinleştiriciler gelince koşarak onları aldım ve yanına tekrar geldiğimde bu sefer paçalarımdan tutarak beni kendiyle kilere kapatıp hiçbir şey olmamış gibi anında uyudu." Açık saçlarını bileğindeki tokayla toplayarak annesine baktı, sadece bunun bir açıklamasının olmasını istiyordu.

"Garipmiş. Kendine zarar verdi mi?" Olumsuzca kafasını salladı.

"Ben yine de bir veterinere götürürüm sabah. James evde değil mi?"

"Hayır, mesaiye kalacakmış, mesaj attı bana."

"Evde olmadığını bilseydim daha erken gelirdim hayatım. Keşke haber verseydin bana!" Omzunu silkmekle yetindi ve önüne bırakılan görüntüsü pekte iştah açıcı olmayan çorbaya benzer ama fazlasıyla katı olan şeyi yemeye başladı. Görüntüsü gibi tadı da güzel olmayınca yavaşça kaşığını bıraktı.

"Beğenmedin mi?" Dudak büzerek kafasını salladı.

"Bırakıyorum tarif uydurmayı, başaramıyorum." Elinde tuttuğu kepçeyi sinirlenerek lavaboya attı.

"Neyse yatıyorum ben hayatım. Bu arada bugün ve yarın izinliyim istersen bir psikolog bulayım ona gidelim şu uyku düzensizliğinle alakalı."

"Olur, gideriz." Saçlarının arasına bir öpücük kondurup yatmaya gitti. Tekrar yalnız kaldığında etrafa bakındı fakat beyninin derinliklerinde hissettiği boşluk hissinden sadece bakıyordu, gördükleri beynine kazınmıyordu.

Koş!

Beyninde yankılanan sesle irkilerek kendine geldi. Korkuyla çevresine bakındı ve gözleri pencerede durdu, hava aydınlanmıştı. Cebinden telefonu çıkartarak saate baktı ve içinde kol gezen korku had safhaya çıktı çünkü saat sekize yaklaşıyordu. Uyumuş muydu oturduğu yerde? Kafasını olumsuzca salladı hayır biliyordu ki bilinci gayet açıktı. O zaman nasıl oldu da saatlerdir burada oturmuş ve ona sadece bir saniye gibi gelmişti?

"Uykusuzluk insansa neler yapıyorsun!" Hızla kalkarak geç kaldığı okuluna hazırlandı. Kitapları çantasına tıkıştırırken dışarıdan duyduğu havlama sesleriyle durdu fakat bu sefer sadece normal bir havlamaydı. Sessizce fakat hızla hazırlanmış olsa da veranda da durdu. Otobüsü çoktan kaçırmıştı ve gelecek otobüs tam iki saat sonraydı. Yürüyerek gitmeye kalkışsa ilk dersi kaçırırdı ve annesini uyandırmaya kalkışmayacaktı bile. Aklına gelenle giydiği ayakkabıları çıkartıp abisinin odasının kapısını çalarak içeriye girdi fakat daha gelmemişi. En rahat sporlarını giyerek hızla yürümeye başladı, ikinci derse yetişmeyi umarak.

Yolunu biraz daha kısaltmak için ara yolları seçmişti fakat ne kadar bu yollardan korksa dahi sadece amacı hızlı bir şekilde okuluna varmaktı. Dar sokaktan geçerken içini bir anda korku kapladı fakat bunun için herhangi bir sebebi yoktu. Nabzı gitgide hızlanırken önünde beliren bir gölge hızla kayboldu. Hızla arkasını döndüğünde ona doğru gelen iri bir köpek olduğunu gördü. Etrafına bakarak bir şeyler aradı fakat kendi bile ne aradığını bilmiyordu yine de önüne dönerek hızla yürümeye başladı. Birkaç adım atmıştı ki köpek yanından koşarak önüne geçti ve dar sokağın yarısını kapladı. Ona hırlamıyordu veya sardıracakmış gibi bakmıyordu sadece onun gitmesine engel olmaya çalışıyormuş gibiydi.

Kalbi hala hızla atıyor ve bu bakışlarına etki ediyordu, gözleri buğulanmaya başlamıştı. Parmaklarının ucu karıncalanırken karnında hissettiği acıyla hafiften öne eğildi. Karnından başlayan ve bütün bedenine yayılan acıyla bacakları onu taşıyacak gücü kaybetmişti. Bedeni kendini yere atarken köpek onun hemen altına girerek zemine vurmasını engellemişti. Bedenindeki acıya ilaven bir de başının ağrıdığını hissetti fakat bu normal bir ağrı değildi bu, bu beyninin patlatmak üzere olan bir ağrıydı. Bedenini esir alanın ağrı olmadığını bir süre sonra fark etmişti çünkü bu acı bir ağrı olamazdı, damarları içten içe yanıyor gibiydi. İçinde ince bir dal gibi yanmalarını duyuyordu. Ateş kalbinin olduğu yere yayılırken öleceğini hissetti, bunun sonu kesinlikle ölüm olmalıydı çünkü hiçbir insan bu ateşe dayanamazdı.

Çığlık atmaya çalıştı birilerinin ona yardım etmesi gerekiyordu fakat sesi bir anda yok olmuştu. Yerde kıvranmaya devam ederken gözü sokağın başındaydı sadece birinin geçip onu görmesini bekliyordu. Kendini altına atan köpek kıvranışlarından dolayı hareket ettiği için çıkmış ve önüne tekrar geçmişti. Köpek gözlerini ondan ayırmadan birazcık uzaklaşarak durdu ve bir anda insan bedenine büründü.

Gördükleriyle bedenini esir almış acıyı unutarak bir çığlık attı. AZ ÖNCE GÖZLERİ ÖNÜNDE BİR KÖPEK İNSAN OLDU!

Adam onun yanına gelerek ağını kapatarak susturmaya çalıştı.

"Çığlık atıp durma, biri merak edecek ve bu halini görecek." Korku dolu gözlerle ona bakarken bedeninin yaşadığı ağrı daha da arttı.

"Böyle olmamalıydı!" Durmadan bunu söylüyor ve boşta kalan eliyle de bileğini tutuyordu. Ateş kalbine ulaştığında artık dayanamayacağını hissetti. Ağzı ne kadar köpekten adama dönmüş kişi tarafından kapatılsa da boğuk bir çığlık daha attı çünkü bütün organlarının içinde patladığını sanıyordu. Elini cayır cayır yanan kalbine götürdüğünde teni bir lav misali erimişti ve parmakları doğruca içeri batıyor ve kemiklerine dokunabiliyordu. Teni fazlasıyla sıcaktı hatta içindeki alev dışarı çıkmış gibiydi. Sanki bir ateş tarafından eritiliyordu.

Bedeni yenilgiyi kabul etmiş bir şekilde kendini bırakırken fazlasıyla emindi bunun sonu ölümdü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.