Karanlık, Stella’nın etrafını bir mürekkep denizi gibi sardı. Kulaklarında kitabın sayfalarının hızla çevrilme sesi yankılanıyordu. Gölgenin soğuk kolları onu dibe çekerken, yukarıda kalan son ışık hüzmesinde Kael’in ona doğru çaresizce uzanan elini gördü.
"Stella!" Kael’in sesi sanki kilometrelerce uzaktan geliyordu.
Stella, bilincini kaybetmek üzereyken içindeki o tanıdık tutkuya tutundu. O, hayatı boyunca sadece bir okuyucu olmamıştı; hikayelerin ruhunu hisseden, karakterlerin acılarını paylaşan biriydi. Bu kurgunun içinde pasif bir kurban olmayı reddetti. Parmak uçları tamamen silinmeden önce, tüm gücünü toplayarak karanlığın içinde bağırdı:
"Kael! Kalemi kullan! Hikayeyi bitir!"
Yukarıdaki ışık parıltısında Kael, Stella’nın ne demek istediğini anladı. Bu hikayeden kurtulmanın tek yolu, bencilce bir aşkla onu burada tutmak ya da gölgeye teslim olmak değil, hikayeye mantıklı ve adil bir son yazmaktı.
Kael, gümüş dolma kalemini kendi avucuna saplar gibi sertçe havaya bastırdı. Kalemin ucundan dökülen şey mürekkep değil, Kael’in kendi yaşam enerjisiydi; parlak, altın rengi bir sıvı karanlığı delerek aşağı süzüldü. Kael, havada asılı kalan son satırları büyük bir hızla çizmeye başladı. Yazdığı her kelime, Stella’nın zihninde birer emir gibi belirdi:
"Ve yazar, en büyük şaheserinin özgürlük olduğunu anladı. Karanlık, feda edilen bu aşkın ışığında eridi; kız, ait olduğu dünyaya doğru son adımını attı."
Altın sarısı harfler gölgenin gövdesine çarptığı anda, gölge acı bir çığlıkla buharlaşarak yok oldu. Stella’yı aşağı çeken o amansız çekim kuvveti bir anda tersine döndü. Stella, hızla yukarı, Kael’e doğru yükseldi.
Bahçeye geri döndüğünde, her yerin beyaza boyandığını gördü. Dünya, mürekkebi tükenmiş bir taslak gibi siliniyordu. Kael dizlerinin üzerine çökmüştü, vücudu parça parça ışığa dönüşüyordu.
Stella koşarak onun yanına gitti ve gitgide şeffaflaşan ellerini tuttu. "Başardık... Ama sen yok oluyorsun," dedi gözyaşları içinde.
Kael hafifçe gülümsedi. "Ben yok olmuyorum Stella. Ben özgür kalıyorum. Kitap bitiyor." Kael’in yüzü tamamen ışığa karışmadan önce son sözleri şunlar oldu: "Beni gerçek dünyada bul, Stella. Adım..."
Büyük bir beyazlık her şeyi kapladı. Stella gözlerini kırptı.
Kulaklarında kütüphanenin sessizliği, burnunda eski kağıt kokusu vardı. Stella başını masadan kaldırdı. Karşısında, kapağı yıpranmış "Gölge Aşkı" kitabı duruyordu. Ama bir fark vardı: Kitabın sayfaları artık tamamen boştu.
Stella hızla ayağa kalktı, kalbi sanki hâlâ o bahçedeymiş gibi çarpıyordu. Kütüphanenin çıkışına doğru koşarken, danışma masasının önünde sırtı dönük, uzun boylu, siyah saçlı bir çocuk gördü. Çocuk, görevliye kimliğini uzatıyordu. Görevli, çocuğun adını sisteme girerken yüksek sesle okudu:
"Kael... Girişiniz yapılmıştır."