İçeriğe geç

ROMANDAN AŞKA

Bölüm 14 · 2 dk okuma

ROMANDAN AŞKA

Bölüm 14

Zamanın akışı

Nolan’ın bıraktığı o küçük, gizemli hatıra, sanki geçmişe ait son pürüzü de temizlemişti. Günler ayları, aylar ise koskoca bir yılı kovaladı. Stella artık liseyi bitirmiş, üniversite sınavlarını geride bırakmış ve hayalini kurduğu edebiyat fakültesini kazanmıştı. Kael ise gerçek dünyaya o kadar iyi karışmıştı ki, Kadıköy’deki küçük bir kitabevinde çalışmaya başlamış, mahallenin çok sevilen, sakin ve derin bakışlı "Kael abisi" olup çıkmıştı.

​İstanbul’un o meşhur, serin haziran akşamlarından biriydi. Stella, üniversitedeki ilk yılının finallerini bitirmenin rahatlığıyla, ayakları onu doğrudan Kael’in çalıştığı kitabevine götürdü. İçerisi eski kitap, ahşap ve taze demlenmiş çay kokuyordu.

​Kael, en arkadaki masada oturmuş, o hiç yanından ayırmadığı beyaz defterine bir şeyler karalıyordu. Stella sessiz adımlarla arkasından yaklaşıp gözlerini kapattı.

​"Tahmin edeyim," dedi Kael, ellerini Stella’nın ellerinin üzerine koyarken. "Finalleri bitirmiş, artık tamamen özgür bir üniversiteli."

​"Doğru tahmin," diyerek güldü Stella ve masanın kenarına oturdu. Kael’in önündeki deftere gözü kaydı. Defter artık neredeyse tamamen dolmuştu; yüzlerce insanın sevinçleri, kırgınlıkları ve umutları Kael’in kalemiyle ölümsüzleşmişti.

​"Defter bitiyor," dedi Stella, içini kaplayan hafif bir hüzünle. "Son sayfalardasın."

​Kael defterin kapağını yavaşça kapattı, yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı. "Evet, bitti. Ama bu beni korkutmuyor Stella. Eskiden bir kitabın bitmesi demek, o dünyanın yok olması demekti benim için. Şimdi ise biliyorum ki bir defterin bitmesi, sadece yeni bir defter alacak yerimin açılması demek."

​Cebinden, o uğursuz gümüş dolma kalemi çıkardı. Artık ne parıldayan altın bir mürekkebi vardı ne de sihirli bir gücü. Sadece sıradan, hatırası olan bir nesneydi. Kael kalemi masanın üzerine bıraktı.

​"Bunu artık kullanmayacağım," dedi Stella’nın gözlerinin içine bakarak. "Çünkü ben artık başkalarının hikayelerini toplayan bir gözlemci olmak istemiyorum. Ben kendi hikayemi, seninle birlikte, anı yaşayarak yazmak istiyorum. Kelimelere dökülmeyen, sadece hissedilen cinsten."

​Kitabevinin kapısındaki rüzgar çanı tatlı bir sesle çaldı. Dışarıda hafif bir yaz yağmuru başlamıştı; damlalar pencerelere vururken sokak lambalarının ışığı altında parıldıyordu.

​Kael ayağa kalktı, Stella’nın elini tuttu. Bu kez gidecekleri yer gizli bir bahçe ya da sonu kötü biten bir romanın sayfaları değildi. Yağmurun altında, İstanbul’un kalabalığına karışacaklardı.

​Kelimeler susmuştu, mürekkep tamamen kurumuştu. Ama onların gerçek dünyadaki yürüyüşü, hiçbir yazarın hayal edemeyeceği kadar güzel bir ritimle devam ediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.