Kitabevinin kapısından dışarı adım attıklarında, haziran ayının o meşhur ılık yağmuru yüzlerine çarptı. Sokak lambalarının ışığı, ıslak kaldırımlarda parıltılı yansımalar oluşturuyor; Kadıköy’ün ara sokakları yağmurdan kaçan insanların tatlı telaşıyla şenleniyordu. Bir zamanlar gölgelerden ve karanlıktan korkan Stella, şimdi bu ani bastıran doğa olayının tadını çıkarıyordu.
Kael, ceketini Stella’nın omuzlarına doğru çekerken gökyüzüne baktı. "Yazdığım dünyada yağmuru sadece hüzünlü sahnelerin arkasına fon olsun diye yağdırırdım," dedi, sesi yağmur damlalarının sesine karışırken. "Karakterlerin ağlaması bittiğinde yağmur da dururdu. Ama bu... Bu tamamen bencilce, plansız ve harika. Sadece yağıyor, çünkü yağması gerekiyor."
Stella, Kael’in elini daha sıkı tuttu ve onu sokağın ortasına doğru çekti. "İşte buna yaşamak deniyor Kael. Hiçbir şey bir amaca hizmet etmek zorunda değil."
Birlikte yağmurun altında, sırılsıklam olana kadar yürüdüler. Her bir damla, geçmişin o eski kütüphane kokan, tozlu sayfalarını üzerlerinden tamamen söküp götürüyor gibiydi. Bir süre sonra sahil yoluna çıktılar. Deniz, yağan yağmurla birlikte dalgalanıyor, uzaktaki vapur düdükleri gecenin sessizliğinde yankılanıyordu.
Kael durdu ve Stella’yı kendine doğru çekti. Saçlarından süzülen su damlaları yüzünü parlatıyordu. Cebinden, az önce kitabevinde kapattığı o tamamen dolu beyaz defteri çıkardı. Defterin sayfaları yağmur yüzünden hafifçe ıslanmıştı ama Kael’in yüzünde en ufak bir pişmanlık yoktu.
Defteri sahildeki bir bankın üzerine bıraktı.
"Onu burada mı bırakıyorsun?" diye sordu Stella şaşkınlıkla.
"Bu defter bu şehrin insanlarına ait, Stella," dedi Kael, gözlerinde derin bir huzurla. "Biri gelip onu bulacak, okuyacak ve belki de kendi yarım kalmış hikayesini tamamlayacak. Benim artık kelimelere ihtiyacım yok. Benim hikayem zaten tam karşımda duruyor."
"Ve yazar, kelimelerin dünyasını tamamen terk etti. Çünkü artık biliyordu ki; en güzel aşk hikayesi yazılan değil, yağmurun altında, bir daha hiç silinmeyecek adımlarla beraber yürünendi."
Kael, Stella’nın alnına sıcak bir öpücük kondurdu. Yağmur yavaş yavaş dinerken, arkalarında bıraktıkları defterin sayfaları rüzgarla son bir kez hışırdayarak kapandı.
Artık ne bir yazar vardı ne de bir okuyucu. Sadece, İstanbul’un sonsuz gecesinde el ele yürüyen, kendi kaderlerini her saniye yeniden keşfeden iki gerçek insan vardı.