Beyaz defterin ilk sayfası, Moda Sahili'nin ılık rüzgarında hafifçe dalgalandı. Stella, Kael’in omzuna yaslanmışken nihayet içindeki o sürekli tetikte olma hissinin, "Acaba başka bir karakter daha belirecek mi?" korkusunun tamamen kaybolduğunu fark etti. Artık hayat, bir aşk romanının abartılı zirve noktalarından ziyade, sakin bir pazar gününün huzurlu ritmine dönmüştü.
Kael, elindeki kahvesinden bir yudum alıp derin bir nefes çekti. "Gerçek dünyanın en güzel yanı ne biliyor musun, Stella?" diye sordu, gözlerini denizdeki vapur ışıklarına dikerek. "Kokular ve tatlar. Yazdığım dünyada her şeyi kelimelerle tarif ederdim. 'Kahvenin acı kokusu' derdim mesela. Ama o kokunun burnumu sızlatmasını, boğazımdan aşağı inerken bıraktığı o sıcak hissi asla gerçekten bilemezdim. Kurgu, gerçeğin sadece soluk bir taklidiymiş."
Stella başını kaldırıp ona baktı ve muzipçe gülümsedi. "Yani koskoca 'Yazar Kael', şimdi sıradan bir kahve bağımlısı mı oldu?"
"Sadece kahve değil," dedi Kael gülerek. "Sokak kedilerine, vapur arkasından atılan simitlere ve... senin o kitap okurken kaşlarını hafifçe çatmana da bağımlı oldum."
Stella’nın yanakları kızardı. Kalbi yine o tanıdık ritimle çarptı ama bu kez bu çarpıntı, sihirli bir mürekkebin değil, saf, insani bir duygunun eseriydi.
Günler haftaları kovaladı. Kael, o bembeyaz defteri gerçekten de insanların hikayeleriyle doldurmaya başladı. Kadıköy’deki eski sahaf amcanın gençlik aşkını, sokaktaki mısırcının memleket özlemini yazdı. O yazdıkça, insanlar sanki omuzlarındaki yüklerin hafiflediğini hissediyor, hayatlarına daha umutlu devam ediyorlardı. Kael artık dünyaları hapseden bir zindan gardiyanı değil, gerçek hayatın kırık dökük hikayelerini şifalandıran bir gözlemciydi.
Bir akşam, Stella odasında ders çalışırken penceresinin tıkırdadığını duydu. Yüreği ağzına gelerek pencereyi açtığında, Kael’i bahçedeki erik ağacına tırmanmış, elinde iki adet dondurmayla ona bakarken buldu.
"Ne yapıyorsun burada? Annemler görecek!" diye fısıldadı Stella, ama yüzündeki gülümsemeyi gizleyemiyordu.
"Klasik aşk romanlarında çocuk kızın penceresine tırmanır, Stella," dedi Kael, göz kırparak. "Hepsini okuduğunu söylemiştin. Ben de bir kez olsun bu klişeyi yaşamak istedim. Ama dondurmalar erimeden önce beni içeri alırsan sevinirim."
Stella onu içeri çektiğinde, ikisi de sessizce gülmeye başladı. Kael dondurmalardan birini ona uzatırken, cebinden o çizgili beyaz defteri çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. Defterin ortalarına kadar gelmişlerdi.
"Bak," dedi Kael, defterin yeni yazılmış bir sayfasını göstererek. "Bugün buraya ne yazdım biliyor musun? 'Ve zaman, en büyük sihirbazdı. İki farklı dünyaya ait olanları, tek bir gökyüzünün altında, sıradan bir dondurmanın tadında eşitledi.'"
Stella dondurmasından bir kaşık alıp Kael’in gözlerinin içine baktı. Gözlerinde ne bir gölge, ne de bitmemiş bir hikayenin korkusu vardı. Sadece yaşanacak uzun, öngörülemez ve muhteşem bir gelecek duruyordu.
Onlar, sayfaları dışarıdan çevrilen bir kitabın esirleri değildiler; kalem artık her ikisinin de elindeydi.