Kütüphanenin zeminindeki soğuk taşlar, üzerlerine çöken o devasa yükün kalkmasıyla birlikte sanki daha katlanılabilir geliyordu. Stella, Kael’in omuzlarındaki gerginliğin ilk defa tamamen yok olduğunu hissetti. Sarılışları, iki dünya arasında sıkışıp kalmış iki ruhun nihai kurtuluş ilanı gibiydi.
Kael, Stella’dan yavaşça ayrılarak masanın üzerinde duran "Gölge Aşkı" kitabına baktı. Kitap artık sadece eski, yıpranmış bir kağıt yığınından ibaretti. İçindeki ne geçmişin o karanlık gölgesi kalmıştı ne de yarım bırakılmış Nolan’ın sızısı.
"Sonunda," dedi Kael, gümüş dolma kalemi masanın üzerine bırakırken. "Sonunda kelimeler beni yönetmeyi bıraktı."
Stella doğruldu, Kael’in elini tutarak onu ayağa kaldırdı. "Hadi," dedi kütüphanenin çıkışına doğru bakarak. "Burada kalmak istemiyorum. Gerçek dünyada yapacak çok işimiz var."
Kütüphaneden çıktıklarında gece yarısını çoktan geçmişti. İstanbul’un serin gece havası yüzlerine çarptığında, ikisi de derin bir nefes aldı. Sokaklar artık o kadar da tehditkar gelmiyordu; aksine, keşfedilmeyi bekleyen devasa bir labirent gibiydi.
Birkaç gün sonra Stella, her şeyin başladığı kütüphaneye tekrar döndü. Tabii bu sefer yalnız değildi. Kael, üzerinde sıradan bir kot pantolon ve tişörtle, elinde iki kahve bardağıyla kütüphanenin bahçesinde onu bekliyordu. Stella, onun bu dünyaya ne kadar hızlı adapte olduğunu gördükçe içten içe mutlu oluyordu. Artık o gizemli ve ulaşılamaz roman kahramanı değil, Stella'nın hayatındaki en gerçek insandı.
"Sana bir şey göstermek istiyorum," dedi Kael, kahvelerden birini Stella’ya uzatırken.
Bahçedeki ahşap banklardan birine oturdular. Kael, sırt çantasından tamamen yeni, çizgili bir defter çıkardı. Defterin kapağı bembeyazdı.
"Bu nedir?" diye sordu Stella merakla.
Kael gülümsedi. "Nolan’a verdiğim sözü düşündüm. Ve bu dünyadaki insanları... Herkesin bir hikayesi var ama bazen doğru kelimeleri bulamıyorlar. Ben de artık kurgu yazmamaya karar verdim. Gerçek insanların, yarım kalmış hikayelerini yazacağım. Onlara hak ettikleri sonları ya da başlangıçları vermek için."
Defterin ilk sayfasını açtı. Sayfanın en üstünde, Kael’in o çok iyi bildiği, artık büyü taşımayan ama hala çok estetik olan el yazısıyla tek bir cümle yazıyordu:
"Bu defter, kendi kaderini kendi yazan cesur bir kıza ve onun peşinden dünyaları aşan bir yazara aittir. 1. Sayfa: Yaşamak."
Stella, gözleri parıldayarak başını Kael’in omzuna yasladı. Bir aşk romanının içinde kaybolan o sıradan lise öğrencisi, şimdi kendi hayatının başrolündeydi. Mürekkep kurumuştu, eski sayfalar kapanmıştı; ama onların hikayesi, o bembeyaz defterin ilk satırıyla birlikte asıl şimdi başlıyordu.