İçeriğe geç

Return Of Souls

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Return Of Souls

Bölüm 4

Partibozan

Odama girerek evde kimse olmamasına rağmen kapıyı arkamdan kapattım ve sonrasında da makyaj masama geçerek oturdum , tam karşımdaki aynadan doğruca kolyeme bakıyordum , nereden ve kimden geldiği belirsiz kolye . Şimdi anlamanın sadece bir yolu vardı .

Cebimden telefonu çıkarak hızlıca annemi aradım . Eğer bana bir hediye alınmışsa söylemelerinin tam vaktiydi . Yoksa bu konu beni iyice delirtecekti !

Telefon üçüncü çalışta en sonunda açıldı .

'' Anne sana sormam gereken bir şey var ! ''

─ Önemli mi kızım ?

'' Bekleyebilseydim eğer aramazdın . ''

─ Tamam acele et .

Aynada kendime ve kolyeye bir bakış attıktan ve düşüncelerimi kafamda topladıktan sonra boğazımı temizleyerek cevabını duymak için ölüp bittiğim o soruyu sordum .

'' Mavi taşlı altın bir kolye gördünüz mü ? ''

─ Ah Faith ! Sakına bana boynundaki şeyi evde aradığını söyleme !

'' Boynumda olduğunu biliyorum sadece ... ''

─ Sadece ne ? Kapatmam gerek Faith !

'' Siz mi aldınız ? ''

─ İyice delirdin sende . Kapatıyorum .

'' Bu da ne demek oluyor şimdi , alo ? Anne !? ''

Gerçekten suratıma mı kapatmıştı !? Bir cevap bile alamamıştım . Sadece aldım ya da almadım diyecekti , ne vardı ki bunda !?

Elim boynuma gitti . Çıkarıp kolye elimdeyken incelemek daha iyi olacaktı .

Kolyeyi çıkarmaya çalışırken tekrardan olanları anımsamıştım . Kolye taşı parçalanmış , mavi ışık ortaya çıkmış en sonunda taş küçük bir şey kalmış ve sonrasında da bir anda süzülerek boynuma kenetlenmişti . Kendiliğinden kolye boynuma girmişti , ben kolyeyi takmamıştım !..

Saçımı yan tarafa ayırarak kolyeyi çıkarmaya çalıştım . Hiçbir şekilde açamamıştım ben de kolyeyi çevirerek açma yerini önüme getirdim ve aynadan yardım alarak kolyenin klipsini açmaya çalıştım . Neden hareket etmiyordu ki !? Taş gibi sağlamdı adeta !

Bıkkınlıkla elimi kolyeye geçirdim . Madem açılmıyordun , koparmam gerekti .

Ne kadar asılsam da bir türlü kopmamıştı da . Asılmaya devam ettikçe zincir adeta ateş kazanına dönmüştü . En son var gücümle çektiğimde bir anda önümdeki ayna çatlamıştı . Kolyeyi çevirip baktığımdaysa taşın masmavi parladığını görmüştüm . Rüya değildi !?

Etrafıma baktım , saate baktım . Hiç uyumamıştım . Uyandım okula gittim okuldan geldim yemek yedim odama çıktım ve kolye ile uğraştım . Ama asla ama asla uyumadım !

Halüsinasyon olamaz , deliriyor muydum ? Bu yaşımda mı !? Bilinçaltımın bir oyunu olamaz !

Korkuyla sandalyeden fırladım , sandalye yere düşerken çoktan kapıyı açtığım gibi odadan fırladım . Gözlerimi tekrar açtığımda ise evin bahçesindeydim . Tek bir göz kırpmamla ne ara merdivenleri inmiş ve evden çıkabilmiştim !? kuldaki koşu yarışında da bir anda hızlanmam sebebiyle yere kapaklanmamış mıydım ? Nasıl bu kadar yüksek bir hıza ulaşabilmiştim , ne oluyordu bana ; Ve en önemlisi de kendimde miydim !?

Kendimi hiçbir şeyi umursamadan karın üstüne bıraktığımda tenime vuran soğuk beni biraz olsun rahatlattı . Gözlerim kapalı öylece dururken ve rahatlamaya çalışırken eminim yoldan geçen insanlar beni deli sanacaktı . Belki de öyleydim , kim bilebilirdi ki ?

Evde olanlar evde kalmıştı . Ne sinir ne de stres , şuan hepsi evin içerisindeydi . Kar hepsini alıp evde toplamış ve dışarısını huzurla doldurmuştu . En azından bu benim için böyleydi .

─ Faith Rachel Anderson !?

Gözlerimi şaşkınlıkla açarak tam da önümde duran ve bana tüm ciddiyetiyle bakan adama baktım . Tanımıyordum !? Ama o beni nereden tanıyordu !? Adımı nereden biliyor hatta ikinci adımı nasıl ve kimden öğrenmişti !?

Hızlıca ayaklanarak bir adım geriye gittim .

'' Adımı nereden biliyorsunuz, siz kimsiniz !? ''

─ Uzun hikaye , ebeveynlerin nerede onlarla konuşmam gerek .

'' Arkadaşları mısın ? ''

─ Boynundan büyük laflar ediyorsun küçük hanım ! Tek derdim ailenle konuşmak .

'' Yoklar . ''

─ Peki o zaman bende burada gelmelerini beklerim . Dikkat et kendine , ev kıyafetleriyle karın üstünde daha fazla yatmaya devam edersen hasta olacaksın .

'' Ne istiyorsunuz bir türlü anlamıyorum . ''

─ Ben Mr . Brown . Güzel bir okuldan gelen bir eğitmenim . Korkulacak bir şey yok yani . Sadece ailenle görüşmek istiyorum .

Şaşkınlıkla adamın suratına tekrar baktım . Nasıl bir yerden geliyordu , prestijli miydi , daha iyi bir okulda mı okuyacaktım , ailem şimdiden üniversitem için mi çalışıyordu !? Tüm bu soruları sormayı çok istiyordum kendisine ama yapamamıştım .

─ Artık cevabını aldıysan ben gideyim sende daha çok burada böyle durma eve gir . Akşam tekrar uğrarım ben .

Adamın bahçeden çıkıp sokağın sonuna kadar yürüyüşünü izledikten sonra hızlıca eve girerek kapıyı da kilitledim . Simsiyah takım elbise giymiş ve siyah bir şapka takmıştı . Elinde ise baston vardı . Saçları ağarmış ama yüzü gencecikti . Belki de saçlarını bile isteye griye de boyamış olabilirdi , kim bilir ?

Odamda çok saçma şeyler döndüğünden akşama kadar evin salonunda televizyon izleyerek vakit geçirmiştim . Hava karardığında ve kapının önünden sesler duyulmaya başlandığında evin zili çalmıştı . Hızlıca uzandığım yerden kalkarak kapının yolunu tuttum .Kapının deliğinden baktığımdaysa gelenlerin annem ve babam olduğunu görmüştüm . Hızlıca kapının kilidini çevirerek kapıyı açtım . Kapıdan çekildiğimdeyse annem ile babam ellerinde kutularla eve girmişlerdi . Onlar doğruca mutfağın yolunu tuttuğunda bende kapıyı artlarından kapamıştım . Sonrasında da peşlerinden mutfağın yolunu tuttum .

Annem poşetteki kutuyu çıkarıp açmıştı . En sevdiğimden ! Akşam yemeği için bir pizza . Babam da elindeki poşetin içinden bir kutu çıkarıp açmıştı . O da şaşırtmamıştı . O da tabii ki pizza idi . Babamın taşıdığı asıl büyük kutu ise tamamen sır küpü gibi tezgahtaki yerini almıştı ama ben tabii ki ne olduğunu biliyordum içinde , doğum günüm için harika bir pasta olduğu kesindi !

Annem ve babam pizzaları hazırlarken ben de dolaptaki içecekleri çıkarıp raftan aldığım bardaklarla masaya koymuştum . Artık her şey hazır olduğuna göre doyasıya yiyebilirdik . Ki öyle de yaptık .

Neredeyse pizzalarının yarısını ben bitirmiştim . Yanında da üç bardak Coca-Cola içmesem olmuyordu . Tıka basa doyduktan sonra gözlerim tezgahtaki kutuya kaydı . Babam bunu fark ettiğinde hafifçe gülmüştü . Daha sonrasında dayanamayarak tezgahtaki kutuyu alarak masanın tam ortasına , önüme koydu .

─ Aç bakayım beğenecek misin ?

Hemen ayaklanarak kutuyu açmaya başladım . Kutuyu açtığımdaysa gördüğüm karşısında ağzım açık kalmış , şoka uğramıştım . Bu pasta , çok harikaydı !

Hem en sevdiğim renk hem de en sevdiğim çeşitten . Yani tamamen en sevdiğim türden !..

Annem pastanın meydana çıkmasından sonra kutunun yanındaki mumları alarak pastanın üstüne koyup yaktı . Daha sonrasında da maytabı koymuştu . Mumlar yaşımı gösteriyordu . Tam da genç kızlara layık , artık kendi kararlarını verebilecek yaşta bir birey olmanın şerefine layık harika bir pasta ve harika bir kutlama !

─ Sakın dilek tutmayı unutma .

Annemin sözleri bana dilek tutmamı tekrardan hatırlatmıştı . Arkadaşlarımla kutladığım doğum günümde ne kadar basit bir şey dilemiş olsam da şuan tek istediğim şu durumdan kurtulmaktı . Deliriyor muydum yoksa ikna edici bir açıklaması var mıydı , her şeyi ama her şeyi öğrenmek ve anlamak istiyordum . Daha fazla katlanmak ve üstüne düşmekten yorulmak istemiyordum . Bir an önce çözüme kavuşmasını istiyordum . Böylelikle rahat bir nefes alabilecektim .

Dileğimi tutarak mumu üfledim . Annem ve babam alkışlarken tam o sırada kapı zili çalmıştı . Babam kapıya bakmaya giderken annem cebinden çıkardığı kutuyu bana uzattı .

─ Doğum günün kutlu olsun güzeller güzeli kızım !

Annemin bana bir hediyesi olduğuna göre ... O kolye olsa olsa babamın bana bir hediyesi olabilirdi . Tabii babam da bana şimdi hediye vermez ise !

Kutuyu açıp baktığımda mavi bir saatle karşılaştım , gerçekten çok şahane görünüyordu . Anneme sarılırken mutfaktan içeriye akşama doğru gördüğüm o adam girmişti . Adı neydi ... Mr. Brown ! Sadece soyadını bilmekteydim ...

─ Hayatım konuşmamız gerek .

Annem benden ayrılarak mutfak kapısının girişindeki adama baktı . Sonrasındaysa babama döndü .

─ Önce bir hediyeni verseydin kıza !

Babam annemin bu sitemiyle cebinden çıkardığı hediyeyi annemin eline tutuşturdu .

─ Biz salondayız .

Babam ile sadece soyadını bildiğim adam salona geçtiklerinde bende masanın üstündeki hediye kutusunu alarak açtım . İçinden mavi bir broş çıkmıştı . Sanki rastgele alınmış gibi ... Ruhsuz ir şekilde hediyeye bakarken annem güldü .

─ Hey sanırım o benim .

Şaşkınca anneme bakarken annem kutuyu elimden kaptığı gibi içinden broşu çıkararak yakasına taktı .

─ Erken yıl dönümü hediyesi . Senin hediyen buralarda bir yerde olmalı ... Tabii adamda kafa kalmadı . Aha bak işte şu kutuda !

Annemin işaret ettiği yere baktım . Kutu gerçekten de çok büyüktü . Hızlıca yere çömelerek kutuyu açtım . Kutunun içinden ayağımın bağlarının çözüldüğü başımı döndüren ve nefesimi kesen gerçekten nefes almakta fazlasıyla zorluk çektiğim bir şey ile karşılaşmıştım . Hiç kullanılmamış yepyeni bir kemandı bu ! Işıl ışıl parlıyordu ve gel eni çal deyip durmaktaydı adeta . Şuan babamı gördüğüm yerde sarılmalıydım hatta ne sarılması ona koca koca öpücükler vermeliydim !

Bende onun yerine anneme sıkı sıkı sarıldım .

─ Yavaş ol , boğacaksın !

Annemin yanağını öperek ondan ayrıldığım gibi kemanı elime aldım .

─ Sakına burada çalma . Bak sana bir dilim pasta keseyim onu yedikten sonra odana çıkar orada çalarsın bizde gelen beyefendiyle konuşuruz .

Mutlu mutlu geleceğimden habersiz başımı sallarken annemde pastayı kestiği gibi servis tabağına koymuştu çoktan . Ve ben vakit kaybetmek istemediğimden annem mutfaktan çıkar çıkmaz pasta tabağını ve hediyeleri aldığım gibi odama çıkmıştım . Pastayı büyük lokmalar halinde iştahla yedikten sonra hemen tekrardan kemanı elime almıştım . Tabii çalmadan önce kapıyı kapamayı da unutmamıştım .

Derste çalıştığımız o basit parçanın denemesini yapmıştım ama pek de başarılı olduğum söylenemezdi . Hala önümde büyük bir çalışma gerekliydi . Kemandan birkaç cızırtı sesi kulağımı tırmaladığında kemanı elimden bırakarak kutusuna koymuştum . Bugünlük bu kadar yeter , bir sonraki keman derslerinde daha iyi pratik yapar ve evdeki kemanı da daha iyi çalabilirdim .

Keman ile işim bittikten sonra odamdan dışarı çıktım . Koridor boyu ilerlerken Mr. Brown bir anda önüme çıkıvermişti . Tam çığlık atacakken susmak zorunda kalmıştım .

─ Seni büyük bir yükten kurtarmak içi geldim Faith !

Korkak adımlarla geri geri giderken ortam bir anda değişmişti .

─ Korkmana gerek yok . Sana cevapları getirdim . Bak etrafına , neredeyiz ?

'' Buzdağı ... ''

Gerçekten yine aynı yerdeydim . Yine mi düşüp bayılmıştım !?

─ Kuşkuya kapılma ! Her şey gerçek . 21 Mart , 21 Haziran , 23 Eylül ve 21 Aralık . Ruhlar tercihlerini yaptı , taşlar sahiplerini buldu . Buz taşı seni seçti Rachel . Ve böylece döngü tamamlandı . Ruhların değiş tokuşu son buldu ve güçler yeni sahiplerine aktarıldı !

'' Ne !? ''

Etrafıma bakınırken rüzgar tekrar tüm sertliğiyle esmeye başlamıştı . Adama bir anda dönerek karşılık verdim .

'' Ne saçmalıyorsun be !? ''

─ İnanmıyorsun demek , belki de inanmak istemiyorsundur ... En iyisi kendimi sana kanıtlamak !

Adam ellerini iki yana açtı ve ayaklarını da ellerine göre hizaladı . Şaşkınca onu izlerken bir yandan da geri geri adımlıyordum .

'' Ne yapıyorsun !? ''

─ Bekle , dikkatimi dağıtma !

Adam gözlerini kapayarak öylece beklemeye başladı ben de onu izlemekteydim . Çok geçmeden gözleri hala kapalıyken konuşmaya başladı .

─ Dünyamız biraz karışıktır . Doğuştan dünyamıza girenler ve seçilmişler ... Doğuştan dünyamızda var olanlar genelde daha kolay sihir yaparlar ama en güçlüler seçilmişlerdir , potansiyellerine tam anlamıyla ulaşabilirlerse ! Öğreneceğin çok şey var ama önce benimle akademiye gelmelisin . Leydi Margaret sizi bekliyor ve bu da size bana inanmanız için ilk ve son kanıtım ! Ve lütfen kaba kuvvet kullanmaya zorlamayın beni .

Adam gözlerini bir anda açık gözlerime baktı . O sırada gözlerinin gıpgri olduğuna yemin edebilirdim ! Elinden bir rüzgar çıkarıp yanımızdaki karlı ağacı hedef almıştı . O sırada elinden gri bir ışın çıkıp ağaca çarptı . Ağaçtaki tüm karlar yere dökülürken ağaca dikkatle baktığımda gövdesinde kesik izini fark etmiştim , adamın elinden çıkardığı ışının ağaçta bıraktığı derin yara !.. Şaşkınca adamı izlerken ortam tekrar değişmişti .

─ Bünyemin izin verdiği kadar potansiyelime ulaşmış bir büyücüyüm . Kökenlerimin sahip olduğu kadar enerjiye ve güce sahibim . Senin kökenlerin ise gelmiş geçmiş bütün buz taşını kullanmış kutsal ruhlar ! Yakında çok güçlü olacaksın ve boynundaki o kolyeyi çıkarabilecek hale geleceksin .

Tüm bu konuşma içinden sadece adamın son sözleri dikkatimi çekmişti .

'' Nasıl yani ? Bu boynumdakini çıkarmanın bir yolu var mı !? ''

─ Her şeyin bir çözümü vardır ! O halde hadi gidelim .

Gözlerimi kırptığımda tekrardan evin üst katında koridordaydık . Mr. Brown'a şaşkınlıkla bakarken çoktan merdivenlerin yolunu tutmuştu . Bende onu seri adımlarla takip ettim . Doğruca sal

ona gitmiştik . Gerçekten ayrılacak mıydım onlardan , sonsuza kadar mı ? Neden ben !? En değerlim nasıl bana bu denli bir kazık atabilmişti , kış nasıl beni kendisi için seçmişti !?

Bölüm sonu

1 yorum