Odama girerek evde kimse olmamasına rağmen kapıyı arkamdan kapattım ve sonrasında da makyaj masama geçerek oturdum , tam karşımdaki aynadan doğruca kolyeme bakıyordum , nereden ve kimden geldiği belirsiz kolye . Şimdi anlamanın sadece bir yolu vardı .
Cebimden telefonu çıkarak hızlıca annemi aradım . Eğer bana bir hediye alınmışsa söylemelerinin tam vaktiydi . Yoksa bu konu beni iyice delirtecekti !
Telefon üçüncü çalışta en sonunda açıldı .
'' Anne sana sormam gereken bir şey var ! ''
─ Önemli mi kızım ?
'' Bekleyebilseydim eğer aramazdın . ''
─ Tamam acele et .
Aynada kendime ve kolyeye bir bakış attıktan ve düşüncelerimi kafamda topladıktan sonra boğazımı temizleyerek cevabını duymak için ölüp bittiğim o soruyu sordum .
'' Mavi taşlı altın bir kolye gördünüz mü ? ''
─ Ah Faith ! Sakına bana boynundaki şeyi evde aradığını söyleme !
'' Boynumda olduğunu biliyorum sadece ... ''
─ Sadece ne ? Kapatmam gerek Faith !
'' Siz mi aldınız ? ''
─ İyice delirdin sende . Kapatıyorum .
'' Bu da ne demek oluyor şimdi , alo ? Anne !? ''
Gerçekten suratıma mı kapatmıştı !? Bir cevap bile alamamıştım . Sadece aldım ya da almadım diyecekti , ne vardı ki bunda !?
Elim boynuma gitti . Çıkarıp kolye elimdeyken incelemek daha iyi olacaktı .
Kolyeyi çıkarmaya çalışırken tekrardan olanları anımsamıştım . Kolye taşı parçalanmış , mavi ışık ortaya çıkmış en sonunda taş küçük bir şey kalmış ve sonrasında da bir anda süzülerek boynuma kenetlenmişti . Kendiliğinden kolye boynuma girmişti , ben kolyeyi takmamıştım !..
Saçımı yan tarafa ayırarak kolyeyi çıkarmaya çalıştım . Hiçbir şekilde açamamıştım ben de kolyeyi çevirerek açma yerini önüme getirdim ve aynadan yardım alarak kolyenin klipsini açmaya çalıştım . Neden hareket etmiyordu ki !? Taş gibi sağlamdı adeta !
Bıkkınlıkla elimi kolyeye geçirdim . Madem açılmıyordun , koparmam gerekti .
Ne kadar asılsam da bir türlü kopmamıştı da . Asılmaya devam ettikçe zincir adeta ateş kazanına dönmüştü . En son var gücümle çektiğimde bir anda önümdeki ayna çatlamıştı . Kolyeyi çevirip baktığımdaysa taşın masmavi parladığını görmüştüm . Rüya değildi !?
Etrafıma baktım , saate baktım . Hiç uyumamıştım . Uyandım okula gittim okuldan geldim yemek yedim odama çıktım ve kolye ile uğraştım . Ama asla ama asla uyumadım !
Halüsinasyon olamaz , deliriyor muydum ? Bu yaşımda mı !? Bilinçaltımın bir oyunu olamaz !
Korkuyla sandalyeden fırladım , sandalye yere düşerken çoktan kapıyı açtığım gibi odadan fırladım . Gözlerimi tekrar açtığımda ise evin bahçesindeydim . Tek bir göz kırpmamla ne ara merdivenleri inmiş ve evden çıkabilmiştim !? kuldaki koşu yarışında da bir anda hızlanmam sebebiyle yere kapaklanmamış mıydım ? Nasıl bu kadar yüksek bir hıza ulaşabilmiştim , ne oluyordu bana ; Ve en önemlisi de kendimde miydim !?
Kendimi hiçbir şeyi umursamadan karın üstüne bıraktığımda tenime vuran soğuk beni biraz olsun rahatlattı . Gözlerim kapalı öylece dururken ve rahatlamaya çalışırken eminim yoldan geçen insanlar beni deli sanacaktı . Belki de öyleydim , kim bilebilirdi ki ?
Evde olanlar evde kalmıştı . Ne sinir ne de stres , şuan hepsi evin içerisindeydi . Kar hepsini alıp evde toplamış ve dışarısını huzurla doldurmuştu . En azından bu benim için böyleydi .
─ Faith Rachel Anderson !?
Gözlerimi şaşkınlıkla açarak tam da önümde duran ve bana tüm ciddiyetiyle bakan adama baktım . Tanımıyordum !? Ama o beni nereden tanıyordu !? Adımı nereden biliyor hatta ikinci adımı nasıl ve kimden öğrenmişti !?
Hızlıca ayaklanarak bir adım geriye gittim .
'' Adımı nereden biliyorsunuz, siz kimsiniz !? ''
─ Uzun hikaye , ebeveynlerin nerede onlarla konuşmam gerek .
'' Arkadaşları mısın ? ''
─ Boynundan büyük laflar ediyorsun küçük hanım ! Tek derdim ailenle konuşmak .
'' Yoklar . ''
─ Peki o zaman bende burada gelmelerini beklerim . Dikkat et kendine , ev kıyafetleriyle karın üstünde daha fazla yatmaya devam edersen hasta olacaksın .
'' Ne istiyorsunuz bir türlü anlamıyorum . ''
─ Ben Mr . Brown . Güzel bir okuldan gelen bir eğitmenim . Korkulacak bir şey yok yani . Sadece ailenle görüşmek istiyorum .
Şaşkınlıkla adamın suratına tekrar baktım . Nasıl bir yerden geliyordu , prestijli miydi , daha iyi bir okulda mı okuyacaktım , ailem şimdiden üniversitem için mi çalışıyordu !? Tüm bu soruları sormayı çok istiyordum kendisine ama yapamamıştım .
─ Artık cevabını aldıysan ben gideyim sende daha çok burada böyle durma eve gir . Akşam tekrar uğrarım ben .
Adamın bahçeden çıkıp sokağın sonuna kadar yürüyüşünü izledikten sonra hızlıca eve girerek kapıyı da kilitledim . Simsiyah takım elbise giymiş ve siyah bir şapka takmıştı . Elinde ise baston vardı . Saçları ağarmış ama yüzü gencecikti . Belki de saçlarını bile isteye griye de boyamış olabilirdi , kim bilir ?
Odamda çok saçma şeyler döndüğünden akşama kadar evin salonunda televizyon izleyerek vakit geçirmiştim . Hava karardığında ve kapının önünden sesler duyulmaya başlandığında evin zili çalmıştı . Hızlıca uzandığım yerden kalkarak kapının yolunu tuttum .Kapının deliğinden baktığımdaysa gelenlerin annem ve babam olduğunu görmüştüm . Hızlıca kapının kilidini çevirerek kapıyı açtım . Kapıdan çekildiğimdeyse annem ile babam ellerinde kutularla eve girmişlerdi . Onlar doğruca mutfağın yolunu tuttuğunda bende kapıyı artlarından kapamıştım . Sonrasında da peşlerinden mutfağın yolunu tuttum .
Annem poşetteki kutuyu çıkarıp açmıştı . En sevdiğimden ! Akşam yemeği için bir pizza . Babam da elindeki poşetin içinden bir kutu çıkarıp açmıştı . O da şaşırtmamıştı . O da tabii ki pizza idi . Babamın taşıdığı asıl büyük kutu ise tamamen sır küpü gibi tezgahtaki yerini almıştı ama ben tabii ki ne olduğunu biliyordum içinde , doğum günüm için harika bir pasta olduğu kesindi !
Annem ve babam pizzaları hazırlarken ben de dolaptaki içecekleri çıkarıp raftan aldığım bardaklarla masaya koymuştum . Artık her şey hazır olduğuna göre doyasıya yiyebilirdik . Ki öyle de yaptık .
Neredeyse pizzalarının yarısını ben bitirmiştim . Yanında da üç bardak Coca-Cola içmesem olmuyordu . Tıka basa doyduktan sonra gözlerim tezgahtaki kutuya kaydı . Babam bunu fark ettiğinde hafifçe gülmüştü . Daha sonrasında dayanamayarak tezgahtaki kutuyu alarak masanın tam ortasına , önüme koydu .
─ Aç bakayım beğenecek misin ?
Hemen ayaklanarak kutuyu açmaya başladım . Kutuyu açtığımdaysa gördüğüm karşısında ağzım açık kalmış , şoka uğramıştım . Bu pasta , çok harikaydı !
Hem en sevdiğim renk hem de en sevdiğim çeşitten . Yani tamamen en sevdiğim türden !..
Annem pastanın meydana çıkmasından sonra kutunun yanındaki mumları alarak pastanın üstüne koyup yaktı . Daha sonrasında da maytabı koymuştu . Mumlar yaşımı gösteriyordu . Tam da genç kızlara layık , artık kendi kararlarını verebilecek yaşta bir birey olmanın şerefine layık harika bir pasta ve harika bir kutlama !
─ Sakın dilek tutmayı unutma .
Annemin sözleri bana dilek tutmamı tekrardan hatırlatmıştı . Arkadaşlarımla kutladığım doğum günümde ne kadar basit bir şey dilemiş olsam da şuan tek istediğim şu durumdan kurtulmaktı . Deliriyor muydum yoksa ikna edici bir açıklaması var mıydı , her şeyi ama her şeyi öğrenmek ve anlamak istiyordum . Daha fazla katlanmak ve üstüne düşmekten yorulmak istemiyordum . Bir an önce çözüme kavuşmasını istiyordum . Böylelikle rahat bir nefes alabilecektim .
Dileğimi tutarak mumu üfledim . Annem ve babam alkışlarken tam o sırada kapı zili çalmıştı . Babam kapıya bakmaya giderken annem cebinden çıkardığı kutuyu bana uzattı .
─ Doğum günün kutlu olsun güzeller güzeli kızım !
Annemin bana bir hediyesi olduğuna göre ... O kolye olsa olsa babamın bana bir hediyesi olabilirdi . Tabii babam da bana şimdi hediye vermez ise !
Kutuyu açıp baktığımda mavi bir saatle karşılaştım , gerçekten çok şahane görünüyordu . Anneme sarılırken mutfaktan içeriye akşama doğru gördüğüm o adam girmişti . Adı neydi ... Mr. Brown ! Sadece soyadını bilmekteydim ...
─ Hayatım konuşmamız gerek .
Annem benden ayrılarak mutfak kapısının girişindeki adama baktı . Sonrasındaysa babama döndü .
─ Önce bir hediyeni verseydin kıza !
Babam annemin bu sitemiyle cebinden çıkardığı hediyeyi annemin eline tutuşturdu .
─ Biz salondayız .
Babam ile sadece soyadını bildiğim adam salona geçtiklerinde bende masanın üstündeki hediye kutusunu alarak açtım . İçinden mavi bir broş çıkmıştı . Sanki rastgele alınmış gibi ... Ruhsuz ir şekilde hediyeye bakarken annem güldü .
─ Hey sanırım o benim .
Şaşkınca anneme bakarken annem kutuyu elimden kaptığı gibi içinden broşu çıkararak yakasına taktı .
─ Erken yıl dönümü hediyesi . Senin hediyen buralarda bir yerde olmalı ... Tabii adamda kafa kalmadı . Aha bak işte şu kutuda !
Annemin işaret ettiği yere baktım . Kutu gerçekten de çok büyüktü . Hızlıca yere çömelerek kutuyu açtım . Kutunun içinden ayağımın bağlarının çözüldüğü başımı döndüren ve nefesimi kesen gerçekten nefes almakta fazlasıyla zorluk çektiğim bir şey ile karşılaşmıştım . Hiç kullanılmamış yepyeni bir kemandı bu ! Işıl ışıl parlıyordu ve gel eni çal deyip durmaktaydı adeta . Şuan babamı gördüğüm yerde sarılmalıydım hatta ne sarılması ona koca koca öpücükler vermeliydim !
Bende onun yerine anneme sıkı sıkı sarıldım .
─ Yavaş ol , boğacaksın !
Annemin yanağını öperek ondan ayrıldığım gibi kemanı elime aldım .
─ Sakına burada çalma . Bak sana bir dilim pasta keseyim onu yedikten sonra odana çıkar orada çalarsın bizde gelen beyefendiyle konuşuruz .
Mutlu mutlu geleceğimden habersiz başımı sallarken annemde pastayı kestiği gibi servis tabağına koymuştu çoktan . Ve ben vakit kaybetmek istemediğimden annem mutfaktan çıkar çıkmaz pasta tabağını ve hediyeleri aldığım gibi odama çıkmıştım . Pastayı büyük lokmalar halinde iştahla yedikten sonra hemen tekrardan kemanı elime almıştım . Tabii çalmadan önce kapıyı kapamayı da unutmamıştım .
Derste çalıştığımız o basit parçanın denemesini yapmıştım ama pek de başarılı olduğum söylenemezdi . Hala önümde büyük bir çalışma gerekliydi . Kemandan birkaç cızırtı sesi kulağımı tırmaladığında kemanı elimden bırakarak kutusuna koymuştum . Bugünlük bu kadar yeter , bir sonraki keman derslerinde daha iyi pratik yapar ve evdeki kemanı da daha iyi çalabilirdim .
Keman ile işim bittikten sonra odamdan dışarı çıktım . Koridor boyu ilerlerken Mr. Brown bir anda önüme çıkıvermişti . Tam çığlık atacakken susmak zorunda kalmıştım .
─ Seni büyük bir yükten kurtarmak içi geldim Faith !
Korkak adımlarla geri geri giderken ortam bir anda değişmişti .
─ Korkmana gerek yok . Sana cevapları getirdim . Bak etrafına , neredeyiz ?
'' Buzdağı ... ''
Gerçekten yine aynı yerdeydim . Yine mi düşüp bayılmıştım !?
─ Kuşkuya kapılma ! Her şey gerçek . 21 Mart , 21 Haziran , 23 Eylül ve 21 Aralık . Ruhlar tercihlerini yaptı , taşlar sahiplerini buldu . Buz taşı seni seçti Rachel . Ve böylece döngü tamamlandı . Ruhların değiş tokuşu son buldu ve güçler yeni sahiplerine aktarıldı !
'' Ne !? ''
Etrafıma bakınırken rüzgar tekrar tüm sertliğiyle esmeye başlamıştı . Adama bir anda dönerek karşılık verdim .
'' Ne saçmalıyorsun be !? ''
─ İnanmıyorsun demek , belki de inanmak istemiyorsundur ... En iyisi kendimi sana kanıtlamak !
Adam ellerini iki yana açtı ve ayaklarını da ellerine göre hizaladı . Şaşkınca onu izlerken bir yandan da geri geri adımlıyordum .
'' Ne yapıyorsun !? ''
─ Bekle , dikkatimi dağıtma !
Adam gözlerini kapayarak öylece beklemeye başladı ben de onu izlemekteydim . Çok geçmeden gözleri hala kapalıyken konuşmaya başladı .
─ Dünyamız biraz karışıktır . Doğuştan dünyamıza girenler ve seçilmişler ... Doğuştan dünyamızda var olanlar genelde daha kolay sihir yaparlar ama en güçlüler seçilmişlerdir , potansiyellerine tam anlamıyla ulaşabilirlerse ! Öğreneceğin çok şey var ama önce benimle akademiye gelmelisin . Leydi Margaret sizi bekliyor ve bu da size bana inanmanız için ilk ve son kanıtım ! Ve lütfen kaba kuvvet kullanmaya zorlamayın beni .
Adam gözlerini bir anda açık gözlerime baktı . O sırada gözlerinin gıpgri olduğuna yemin edebilirdim ! Elinden bir rüzgar çıkarıp yanımızdaki karlı ağacı hedef almıştı . O sırada elinden gri bir ışın çıkıp ağaca çarptı . Ağaçtaki tüm karlar yere dökülürken ağaca dikkatle baktığımda gövdesinde kesik izini fark etmiştim , adamın elinden çıkardığı ışının ağaçta bıraktığı derin yara !.. Şaşkınca adamı izlerken ortam tekrar değişmişti .
─ Bünyemin izin verdiği kadar potansiyelime ulaşmış bir büyücüyüm . Kökenlerimin sahip olduğu kadar enerjiye ve güce sahibim . Senin kökenlerin ise gelmiş geçmiş bütün buz taşını kullanmış kutsal ruhlar ! Yakında çok güçlü olacaksın ve boynundaki o kolyeyi çıkarabilecek hale geleceksin .
Tüm bu konuşma içinden sadece adamın son sözleri dikkatimi çekmişti .
'' Nasıl yani ? Bu boynumdakini çıkarmanın bir yolu var mı !? ''
─ Her şeyin bir çözümü vardır ! O halde hadi gidelim .
Gözlerimi kırptığımda tekrardan evin üst katında koridordaydık . Mr. Brown'a şaşkınlıkla bakarken çoktan merdivenlerin yolunu tutmuştu . Bende onu seri adımlarla takip ettim . Doğruca sal
ona gitmiştik . Gerçekten ayrılacak mıydım onlardan , sonsuza kadar mı ? Neden ben !? En değerlim nasıl bana bu denli bir kazık atabilmişti , kış nasıl beni kendisi için seçmişti !?
